Bizi Takip Edin

Diplomasi

Hürmüz Boğazı’nın açılması OPEC için çöküş getirebilir

Yayınlanma

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması Basra Körfezi’ndeki üreticileri memnun etse de piyasaya sunulacak ani petrol artışı OPEC’in zayıflayan etkisini tamamen kırabilir. ABD ve İran arasındaki savaştan bu yana yaklaşık 13 milyon varil günlük ihracat kaybı yaşayan bölge ülkeleri, bütçe açıklarını kapatmak için üretimi hızla artırmayı hedefliyor.

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması olasılığı Suudi Arabistan ve diğer Basra Körfezi üreticileri tarafından memnuniyetle karşılansa da bu durumun yaratacağı ani arz artışı, OPEC’in piyasa üzerindeki kırılgan etkisini tamamen baltalama riski taşıyor.

İran savaşı ve küresel petrol ile doğalgaz arzının neredeyse beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunun kapanması, kartel üyesi ülkelerin sevkiyat hacmini ciddi şekilde düşürerek Orta Doğu’nun enerji sektöründeki konumunu zayıflattı.

Suudi Arabistan’ın bu değişimlere karşı koyma imkanları ise oldukça sınırlı görünüyor. Boğazın ne zaman ve hangi koşullarla yeniden trafiğe açılacağı henüz belirsizliğini koruyor.

ABD Başkanı Donald Trump su yolundaki hareketliliğin savaş öncesi normale dönmesi konusunda ısrar ederken, İran ise bölgede belirli bir kontrol düzeyini elinde tutmaya kararlı bir duruş sergiliyor.

Bu nedenle deniz trafiğinin yeniden başlamasının ihtilaflar ve gerilimler eşliğinde yavaş ilerlemesi bekleniyor.

Ülkeler bütçe açıklarını kapatmak için üretime yönelecek

Piyasadaki belirsizliğe rağmen neredeyse kesin gözüyle bakılan tek durum; Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Kuveyt, Irak ve İran’ın savaş nedeniyle bütçelerinde oluşan devasa açıkları kapatabilmek için petrol ihracatını azami seviyeye çıkarmaya çalışacağı yönünde öne çıkıyor.

Savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana küresel arzın yaklaşık yüzde 13’üne denk gelen günlük 13 milyon varillik Orta Doğu ihracat kaybı, ROI hesaplamalarına göre 80 milyar dolardan fazla gelir kaybı anlamına geliyor.

Rafineriler, depolama tesisleri, tankerler ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri dahil olmak üzere enerji altyapısına verilen zararın boyutu da on milyarlarca doları buluyor.

Asya başta olmak üzere büyük enerji ithalatçılarının biriken talebi, üretici ülkeleri hızlı hareket etmeye zorluyor.

Bu bölgedeki hükümetler ve rafineriler, ABD ile İran arasındaki savaş sırasında enerji tüketimini keskin bir şekilde düşürdü ve rezervlerini tüketti. Birçok ithalatçının ilk fırsatta rezervlerini yeniden doldurmak isteyeceği tahmin ediliyor.

Ancak arz ve talebin eş zamanlı olarak toparlanması zor görünüyor. Orta Doğulu üreticilerin, durdurulan günlük yaklaşık 11 milyon varillik üretimin büyük kısmını geri kazanması aylar alabilir.

Ayrıca talebin ne kadarının kalıcı olarak yok olduğu, ne kadarının ise sadece ertelendiği henüz bilinmiyor. Jeopolitik gerilimlerin sürmesiyle birlikte yaşanacak düzensiz toparlanmanın tedarik zincirleri üzerinde baskı yaratması ve petrol piyasasında yeni bir dalgalanmaya yol açması bekleniyor.

Savaşın zayıflattığı OPEC bölünme yaşıyor

Geçmiş krizlerde üretimi ayarlayarak piyasayı stabilize etmeyi başaran OPEC ve Rusya dahil ortakları, bu kez benzer bir rolü üstlenmekte zorlanıyor.

ABD Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre, kartelin üretimi şubat ayındaki günlük 31 milyon varil seviyesinden nisan ayında ortalama 20 milyon varile geriledi. OPEC’in küresel üretimdeki payı da yüzde 22 ile tarihi en düşük seviyeye indi.

Nisan ayında BAE’nin kendi üretim artırma stratejisini izlemek üzere organizasyondan ayrılma kararı alması, hem OPEC’in birlikteliğine hem de Suudi Arabistan’ın liderlik konumuna büyük bir darbe vurdu.

Rusya’nın da rafinerilerinde ve diğer enerji tesislerinde meydana gelen kazalar nedeniyle OPEC+ ittifakı içinde dengeleyici bir rol oynayamaması baskıyı artırdı.

Bu koşullar altında Hürmüz Boğazı’nın açılması Suudi Arabistan’ı zor bir durumda bırakabilir. Gelir kaybı yaşayan diğer OPEC üyelerinin pazar payı kapmak için agresif bir rekabete girmesi, arzı artırarak fiyatlar üzerinde güçlü bir düşüş baskısı yaratabilir.

Riyad yönetiminin, fiyatları desteklemek için bu ülkeleri üretimi sınırlandırmaya ikna etmesi zor görünüyor. Suudi Arabistan’ın savaş sırasında ihracatının yüzde 60’ından fazlasını Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirerek yüksek fiyatlardan yararlanmış olması da Irak ve Kuveyt gibi alternatif rotası olmayan ülkeleri kısıtlamaya ikna etmesini zorlaştırıyor.

OPEC+ ittifakı üyesi yedi ülkenin pazar günü üretimi artırma yönünde uzlaşması da bu eğilimi doğruluyor. İttifak, 2023 yılında kararlaştırılan günlük 1,65 milyon varillik üretim kesintisini tamamen kaldırma yolunda ilerliyor.

Piyasada arz fazlası riski söz konusu

Arzın hızla eski haline dönmesi beklenmese de riskler piyasada ciddi bir fazlalık oluşacağını gösteriyor.

Rystad Energy’den Jorge Leon’un hesaplamalarına göre, OPEC varillerinin dönüşüyle birlikte ABD, Brezilya ve Venezuela’daki yüksek üretimin sürmesi, boğazın açılmasını izleyen aylarda küresel piyasada günlük yaklaşık 5 milyon varillik bir arz fazlası yaratabilir.

Ayrıca Körfez dışındaki üreticilerin kriz süresince konumlarını güçlendirmiş olması, bölge ülkelerinin pazar paylarını geri almasını zorlaştıracak.

Kartelin geçmişte fiyat savaşlarına girme eğilimi bilinse de son on yılların en büyük arz şokunun ardından yeni bir fiyat savaşı başlatmanın, süreci kontrolden çıkararak OPEC döneminin sonunu hızlandırabileceği belirtiliyor.

Diplomasi

Trump İran’dan tazminat talebinde bulundu

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın savaş tazminatı taleplerini reddetti ve bunun yerine Tahran’dan Amerikan askerlerinin ölümleri için tazminat ödemesini talep etti.

Trump, son on yıllarda hayatını kaybeden binlerce ABD askeri ve İranlı sivilin ölümleri nedeniyle İran’dan tazminat talep edeceğini açıkladı.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve İran’ın ordusunu ve ekonomisini yerle bir eden beş aylık savaşın zararı için İranlı müzakerecilerin benzer taleplerde bulunması üzerine savaş tazminatı talebinde bulunduğunu belirtti.

Trump şunları yazdı:

“Şimdi ben de İran’dan, başlangıçta General Süleymani’nin önderliğinde, meşhur oldukları yol kenarı bombaları ve sayısız çatışmalarla öldürdükleri ve ağır yaraladıkları tüm insanlar için tazminat talep ediyorum; buna USS Cole gemisinde hayatını kaybedenlerin aileleri ve çatışmalarda ölen binlerce kişi de dahil. Ayrıca, son beş ayda öldürülen 52.000 kişiden bahsetmeye bile gerek yok, İran’ın son 50 yılda öldürdüğü yüz binlerce masum protestocunun ailelerine de tazminat ödenmeli.”

Trump, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün kendilerinde olduğunu söylerken, Tahran ise Washington taleplerini karşılayana kadar su yolunun kapalı kalacağını belirtiyor.

Diğer Körfez ülkeleri ise İran’ın olaylara ilişkin yorumunu destekliyor gibi görünüyor.

Yetkililer Wall Street Journal’a (WSJ), enerji altyapısı için risk teşkil eden yeni çatışmaların yaşanmasından ziyade Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünün tercih edilebilir olduğunu söylediler.

İran’ın Körfez’deki rakipleri, İran’ın bölgeye giren gemiler üzerindeki denetimini resmileştiren ve hayati önem taşıyan bu su yolunu açmayı amaçlayan, şu anda değerlendirilmekte olan anlaşmayı hoş karşılamıyor. 

Fakat Körfez yetkilileri, bölgenin bu anlaşmayı, Arap devletlerinin enerji altyapısını tehlikeye atacak olan ABD ile İran arasındaki yeni bir askeri çatışmaya tercih ettiğini belirtti.

Körfez ülkeleri, sakin dönemlerde daha fazla petrol sevk edebilmek ve bunu yurtdışında depolayabilmek amacıyla, boru hatlarını Kızıldeniz ve Umman Körfezi’ne uzatmanın yanı sıra depolama tesislerine yönelik yatırımları artırarak Hürmüz Boğazı’nı atlatmaya yönelik çeşitli planları şimdiden değerlendirmeye başlamış durumda.

Bu arada, üreticiler konum belirleme sinyallerini kapatarak Umman yakınlarından geçerek Hürmüz Boğazı’ndan sevk edebilecekleri kadar petrolü nakletmeye çalışıyorlar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ve müttefikleri Çin’in füze denemesine karşı ortak açıklama yaptı

Yayınlanma

Çin’in füze denemesinin ardından ABD ve müttefikleri, “Bir dahaki sefere 24 saat önceden haber verin” çağrısı yaptı. Pekin, Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

ABD ve müttefiki 40 ülke, geçen ay Pasifik’te gerçekleştirilen ve kaza ile askeri yanlış hesaplama risklerine ilişkin kaygıları artırdığını belirttikleri nadir bir Çin füze denemesinin ardından, uzun menzilli balistik füze fırlatmalarından en az 24 saat önce bildirim yapılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada hükümetler, ülkelere — özellikle de nükleer silaha sahip devletlere — kıtalararası balistik füzeler (ICBM), denizaltından fırlatılan balistik füzeler (SLBM) ve uzaya fırlatma araçlarının fırlatılmasından önce bildirimde bulunma çağrısı yaptı.

Açıklamada Çin’in adı verilmezken, “Pasifik bölgesindeki son füze deneme faaliyetlerinin” çoğu devlet tarafından benimsenen standart bildirim uygulamalarına uymadığı belirtildi.

Pekin ise açıklamayı reddetti ve Çinli bir büyükelçi Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

41 ülke, en az 24 saat önceden bildirim yapılmasının yanı sıra füzenin genel sınıfı, planlanan fırlatma zaman aralığı, fırlatma bölgesi ve hedeflenen yön hakkında da bilgi verilmesini istedi. Hükümetlerin ayrıca uçak ve gemilere, beklenen düşüş veya iniş bölgeleri konusunda uyarıda bulunması gerektiği belirtildi.

Açıklamada, “Nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip balistik füze denemelerinin yeterli ön bildirim ve ayrıntı sağlanmadan gerçekleştirilmesi tehlikelidir” denildi ve bunun yanlış hesaplama riskini artırarak küresel istikrar ve güvenliği zayıflattığı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca ABD’nin, 145 ülkenin gönüllü olarak taraf olduğu Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış Kuralları doğrultusunda kendi füze fırlatmaları hakkında önceden bildirimde bulunduğu savunuldu.

Açıklamaya Avustralya, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Filipinler’in yanı sıra Palau ve Marshall Adaları gibi ABD’nin müttefikleri ve ortakları da imza attı.

Açıklama, Çin’in 6 Temmuz’da gerçekleştirdiği denizaltından fırlatılan stratejik füze denemesinin ardından geldi. Sahte bir savaş başlığı taşıyan füze, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanmasına ait nükleer enerjili bir denizaltıdan fırlatıldı ve Güney Pasifik Okyanusu’na düştü.

Pekin, denemenin yıllık askeri eğitim faaliyetlerinin bir parçası olduğunu ve ilgili ülkelerin önceden bilgilendirildiğini açıkladı.

Ancak uzmanlara göre eleştirilere yol açan asıl konu, bu uyarıların yapılma biçimiydi.

Parley Policy Initiative Direktörü Michael Bosack, Pekin’in yaptığı bildirimlerdeki eksikliklerin, 41 hükümetin yeterli ön bildirimin ne anlama geldiğine ilişkin daha açık standartlar talep etmesini açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Bosack’a göre Pekin, Japon yetkililere başlangıçta bildirimin uzay enkazıyla ilgili olduğunu söyledi ve farklı hükümetlere farklı koordinatlar verdi. Bazı hükümetler ise fırlatmadan yalnızca birkaç saat önce bilgilendirildi.

Bosack, “Ortak açıklamada beklentilerin bu kadar ayrıntılı biçimde tarif edilmesi önemli çünkü Çin hükümeti temmuzdaki fırlatma öncesinde gerçekten de bir tür ön bildirimde bulunmuştu” dedi.

Bosack, açıklamanın Çin’i kınayan “sembolik bir protesto mektubu” olmaktan ziyade “uygulanabilir bir beklentiler bütünü” ortaya koyduğunu savundu.

“Böyle bir şey gerilimin yüksek olduğu bir dönemde yaşanır ve birileri bir füze fırlatıldığını tespit ederse bunun yalnızca bir deneme olmadığını varsayarak karşılık verebilir” dedi.

Bosack, füzenin arızalanması ve parçalarının başka bir ülkenin topraklarına düşmesi halinde tehlikenin daha da artabileceğini söyledi.

Pekin: ABD olayı siyasallaştırıyor

Çin ise ortak açıklamayı reddederek Lahey Kuralları’na bağlı olmadığını savundu ve Washington’u, Pekin’in temmuzdaki deneme öncesinde gönüllü olarak yaptığı bildirimi siyasallaştırmakla suçladı.

Çin’in silahsızlanma işlerinden sorumlu büyükelçisi Li Chijiang, salı günü Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı açıklamada, Pekin’in fırlatmadan önce ABD’yi ve diğer ülkeleri bilgilendirdiğini ve başkalarının çıkarlarının zarar görmemesi için gerekli önlemleri aldığını söyledi.

Li, Washington’u “açıkça çifte standart uygulamakla” suçlayarak Çin’in Lahey Kuralları’na taraf bir devlet olmadığını ve bu nedenle kuralların bildirim yükümlülükleriyle bağlı bulunmadığını savundu.

Bosack ise, Çin’in daha ayrıntılı ön bildirim çağrılarına direnmesinin, bunun diğer ülkelerin Çin’in füze denemeleri hakkında istihbarat toplamasını kolaylaştırabileceği yönündeki kaygılardan kaynaklanabileceğini söyledi.

Bosack, “ABD ve müttefikleri bildirim sayesinde nereye bakmaları gerektiğini bilirlerse Çin’in füze sistemlerinin uçuş parametreleri ve kabiliyetleri hakkında veri toplayabilirler” dedi.

Açıklama, Pasifik Adaları Forumu’nun 18 üye ülkesini temsil eden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin, Fiji’nin Suva kentindeki bir toplantıda Çin’in denemesine karşı ortak bir tutum üzerinde anlaşamamasından birkaç gün sonra geldi. Görüş ayrılıkları, yayımlanacak açıklamanın özellikle Çin’in eylemlerini mi yoksa Pasifik’teki füze fırlatmalarını daha genel biçimde mi ele alması gerektiği konusunda ortaya çıktı.

Çin’in temmuzdaki fırlatması, Pekin’in Eylül 2024’te Pasifik’e bir kıtalararası balistik füze fırlatmasından iki yıldan kısa süre sonra gerçekleşti. Bu da Çin ordusu açısından alışılmadık bir başka uzun menzilli füze denemesi olmuştu.

Çin Pasifik’e füze denemesi yaptı, bölge ülkelerini alarma geçirdi

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kosova’dan Ukrayna’ya “bağımsızlık” tepkisi

Yayınlanma

Volodimir Zelenskiy’in Sırbistan’a yaptığı gezide Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını söylemesi Priştine’de tepki yarattı.

Zelenskiy, geçen cumartesi günü ilk kez, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım rejimine katılmayı reddeden Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’i ziyaret etti.

Ardından, Ukrayna’nın Sırbistan’ın eski bir eyaleti olan Kosova’nın bağımsızlığını tanımamaya devam edeceğini açıklayarak bölgedeki temel gerilimin ortasına daldı.

Kosova’nın tepkisi gecikmedi. 2022 yılından beri Priştine’nin ana caddesinde asılı duran, bir bina büyüklüğündeki mavi-sarı renkli “Özgür Ukrayna” pankartı derhal indirildi.

Belediye Başkanı Përparim Rama, “savaş, şiddet ve zulümle karşı karşıya kalan halklara” sempati duyduğunu fakat “saygının karşılıklı olması gerektiğini” belirtti.

Zelenskiy’in ziyaretinden bu yana Vučić, Kosova’nın baraj gölü kıyısındaki Sırplara ait evleri yıkmasına misilleme olarak, Sırbistan’dan Kosova’ya akan İber Nehri’nin akış yönünü fiziksel olarak değiştirmekle tehdit etti.

Böyle bir hamle, Kosova’nın su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve en büyük elektrik santraline hayati önem taşıyan soğutma kapasitesini sağlayan baraj gölünü kurutacak.

Buna ek olarak, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Djurić ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, X üzerinden sert sözler sarf ettiler.

Rama, Sırbistan’ı “siyasi bir balonun içinde” olmakla ve “Sırbistan’ın Kosova’yı uzun zaman önce kaybettiği gerçeğini inkar etmekle” suçladı.

Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti ve bugüne kadar ABD, Birleşik Krallık ve 27 AB üye ülkesinden 22’si dahil olmak üzere 100’den fazla ülke tarafından tanındı.

Ayrıca, Aralık 2022’de üyelik başvurusunu sunan Kosova, potansiyel bir AB aday ülkesi.

Kosova Dışişleri Bakanı Glauk Konjufca, Zelenskiy’in görüşlerini “üzüntüyle” not aldığını ve bu tür söylemlerin “Rusya’nın Kosova’yı bir emsal olarak gösterme girişimlerini” yansıttığını belirtti.

Sırbistan hâlâ Sovyet standardı kalibrelerde önemli miktarda mühimmat üretiyor; bu mühimmatı, NATO standardını kullanan Kiev’in Batılı müttefiklerinden temin etmek imkânsız.

Ukrayna ise Donbas ve ötesindeki çatışmalarda kilit öneme sahip olan Sovyet döneminden kalma ağır obüsleri ve tankları elinde tutuyor.

Rusya ilişkilerini sürdürmesine rağmen Vučić, bunları Kiev’e sessizce sağlamaktan memnun.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English