Bizi Takip Edin

Avrupa

NATO, özel sektörü Rusya ile savaşa hazırlıyor

Yayınlanma

NATO, sabotajdan insansız hava aracı saldırılarına kadar her türlü tehdide karşı koymak için özel şirketleri ve askeri kaynakları devreye sokarak, Rusya’nın “hibrit saldırılarını” henüz gerçekleşmeden engellemeye çalışıyor.

NATO’nun inovasyon, hibrit ve siber konulardan sorumlu genel sekreter yardımcısı James Appathurai, POLITICO’ya verdiği röportajda şunları söyledi:

“Bunun amacı, artık ‘köstebek avı’ oynamaktan vazgeçmek. Rusya’nın hibrit kampanyası önemli boyutta, giderek büyüyor ve Ukrayna’da ne olursa olsun durmayacak.”

Avrupa, Batılı güvenlik yetkililerinin Moskova tarafından koordine edildiği öne sürülen bir “hibrit savaş” olarak tanımladıkları süreçte yıllardır siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları, sabotaj ve kesintiye uğratma eylemleriyle karşı karşıya.

Avrupa’nın doğu sınırında son zamanlarda yaşanan drone saldırıları ve GPS sinyal bozma olayları, Kıta hükümetlerini daha güçlü bir yanıt vermeye itti.

İttifak, geçen yıl kabul edilen bir hibrit stratejiyi uygulamaya koyuyor. Orduların hibrit tehditleri daha iyi izleyebilmesi için siber güvenlik şirketlerinden kamu hizmet sağlayıcılarına kadar özel şirketlerle ortaklıklar kuruyor.

Hibrit tehditlere yönelik daha kapsamlı tepki, liderlerin gelecek ay Ankara’da yıllık NATO Zirvesi için bir araya geldiğinde tartışma gündeminde yer alacak.

Yetkililer, Rusya’nın Avrupa’yı hedef alma konusunda giderek daha cüretkar hale geldiği konusunda uyarıda bulundu.

Appathurai, Moskova’nın “vatandaşlarımızın hayatını riske atmaya hazır olduğunu” belirterek, Aralık 2025’te Polonya’da 30’dan fazla rüzgar ve güneş enerjisi santralini ve yaklaşık yarım milyon kişiye hizmet veren büyük bir ısı ve elektrik santralini hedef alan bir siber saldırıya atıfta bulundu.

NATO jetleri kısa süre önce Letonya hava sahasına giren bir drone’u düşürdü. İttifak ayrıca geçen ay, ağlarını hackerlara karşı korumak amacıyla siber güvenlik liderleri Microsoft, Palo Alto Networks ve ESET ile ortaklıklar kurdu. 

Ayrıca geçen yıl, denizaltı kablolarına yönelik bir dizi şüpheli saldırının ardından NATO, “Baltic Sentry” operasyonu adı altında Baltık Denizine savaş gemileri ve uçaklar gönderdi.

Appathurai, ittifakın enerji sektörüne de daha fazla girerek, açık deniz enerji altyapısı çevresindeki insansız hava aracı saldırıları devam ederken petrol ve gaz şirketleriyle tehdit istihbaratını paylaştığını söyledi.

NATO yetkilisi, “Sensörlerini zaten askeri karargahımıza bağlıyoruz, birlikte tatbikatlar yapıyoruz… ve güvenlikleriyle ilgili uzun vadeli planlar üzerinde anlaşıyoruz,” dedi.

Aynı durum veri merkezleri için de geçerli. NATO, kendi güvenli, hava boşluklu bulut ağını kurarken kritik dijital altyapıyı korumaya yardımcı olmak için büyük ABD’li bulut sağlayıcılarıyla birlikte çalışıyor.

Appathurai, amacın basit olduğunu söyledi: Kritik bir sistem çökse bile veya ABD’den gelen desteğe güvenmek zorlaşsa bile NATO’nun çalışmaya devam edebilmesini sağlamak:

“İşler zorlaşsa bile… herhangi bir nedenle ABD’den gelen destek azalsa bile, sistemi yeterli yedekliliğe sahip olacak şekilde tasarlayabilirsiniz.”

Yıllar boyunca, Batılı hükümetlerin hibrit tehditlere karşı tepkisi caydırıcılığa dayanıyordu. Buradaki mantık, siber saldırıların kaynağını kamuoyuna açıklamak, yaptırımlar uygulamak ve kolektif direnci güçlendirmenin, düşmanları tırmanıştan vazgeçireceği yönündeydi. 

Fakat Rusya ile bağlantılı olduğu varsayılan ve tekrarlanan siber saldırılar, altyapı sabotajları ve etki kampanyaları bu mantığı sorgulatmış ve hükümetler giderek aktif savunma önlemlerine yöneltti.

Karada, denizde veya havada gerçekleştirilen geleneksel askeri operasyonların aksine, hibrit saldırılar genellikle gölgede gerçekleşir; bu da bunların arkasında kimin olduğunu ve neyi amaçladıklarını kanıtlamayı çok daha zor hale getirir.

NATO daha önce bu saldırıları belirli ülkelere atfetmekten kaçınmış, bunun yerine üye ülkeler kesintileri Rusya ve Çin devlet destekli aktörlerle ilişkilendirdiğinde destek vermişti.

Appathurai, ittifakın hibrit stratejisinin, NATO ve özel sektör ortaklarının krizden krize savrulmak yerine, kendi topraklarındaki hibrit faaliyetlerin tam kapsamını bir araya getirmelerine yardımcı olacağını söyledi:

“Hollanda’da bir trenin raydan çıkması veya bir fabrikaya yönelik bir kundaklama saldırısı olursa, bu sadece bir kundaklama veya raydan çıkma olayı olabilir. Fakat [bunlardan] yedi tane görürseniz ve bunların hepsi Ukrayna’ya verilen destekle ilgiliyse, o zaman bunun arkasında kimin olduğunu anlarsınız.”

Avrupa

Erich Vad, Ukrayna savaşını Verdun Muharebesi’ne benzetti

Yayınlanma

Almanya eski Başbakanı Angela Merkel’in askeri danışmanlığını yapan emekli Tuğgeneral Erich Vad, Ukrayna’daki askeri durumun çıkmaza girdiğini belirtti. Berliner Zeitung gazetesine konuşan Vad, tarafların yıpratma stratejisinin büyük can kayıplarına yol açtığını vurgulayarak acil diplomatik çözüm çağrısında bulundu.

Almanya Federal Cumhuriyeti’nde askeri ve stratejik analizleriyle tanınan, eski Başbakan Angela Merkel’in askeri politikalar konusundaki eski danışmanı emekli Tuğgeneral Erich Vad, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Berliner Zeitung gazetesine geniş bir mülakat veren Vad, Klaus von Dohnanyi ile birlikte kaleme aldığı Barış – Nasıl Olur? (Frieden – Wie geht das?) adlı kitabının yayımlanması vesilesiyle gerçekleştirdiği söyleşide, mevcut askeri stratejilerin sonuçsuzluğuna dikkat çekti ve uluslararası toplumu diplomasi kanallarını tamamen kapatmakla eleştirdi.

Tarihçi kimliğiyle de bilinen ve 2006-2013 yılları arasında Federal Başbakanlık bünyesinde grup başkanlığı, Federal Güvenlik Konseyi sekreterliği ile askeri danışmanlık görevlerini yürüten Vad, günümüzde yaşanan jeopolitik gerilimlerin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtti.

“Mevcut yıpratma stratejisi Verdun gibi bir kan değirmenidir”

Erich Vad, Ukrayna sahasındaki mevcut durumu askeri tarihin en kanlı çarpışmalarından birine benzeterek şu ifadeleri kullandı:

“Ukrayna’da askeri bir çözümün Ukrayna lehine gerçekleşmesi yakın gelecekte mümkün görünmüyor. Şu anda uygulanan yöntem, tarafların birbirlerinin geri hatlarını hedef aldığı ve karşı tarafın ne zaman pes edeceğini ya da müzakere masasına oturacağını beklediği bir yıpratma stratejisidir. Bu yıpratma stratejisi, 1916 yılındaki Verdun Muharebesi gibi adeta bir kan değirmenidir. Yüz binlerce genç Ukraynalı ve Rus hayatını kaybetti, koca bir ülke harabeye döndü.”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Rusya’nın Donbass ve Kırım’dan tamamen çekilmesini öngören maksimalist taleplerinin gerçekçi olmadığını kaydeden Vad, “Rusların bu bölgelerden çekilip barış yapacağını varsaymak bir illüzyondan ibarettir. Bu durum, Rusya’nın bölgedeki hayati stratejik çıkarlarına tamamen aykırıdır. Tarafların bu pozisyonlarından geri adım atamaması nedeniyle silahlar konuşmaya devam ediyor. Ancak bu savaşın topyekun bir Avrupa savaşına evrilme riski son derece yüksek ve işler bu şekilde gitmeye devam ederse gidişatın o yönde olduğu izlenimini taşıyorum” dedi.

Vad, askeri çözümlerin sınırlarına değinirken sadece Ukrayna’da değil, İran gibi diğer kriz bölgelerinde de benzer bir tablonun geçerli olduğunu kaydetti.

İran’a yönelik hava harekatlarının bir rejim değişikliği yaratamayacağını, 1500 kilometreyi aşan sahil şeridini ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için karadan müdahale etmenin ise bugün ABD ordusunun bile üstlenemeyeceği bir askeri maliyet gerektirdiğini ifade etti.

“Ukrayna’nın NATO hedefi Rusya için kırmızı çizgiydi”

NATO’nun doğuya doğru genişleme sürecini değerlendiren Vad, bu hamlenin Rusya tarafından batı etki alanlarının sınırlarını doğuya kaydırma girişimi olarak algılandığını belirtti.

Başlangıçta Polonya ve Baltık ülkelerinin Rus egemenliğinden çıkma taleplerinin anlaşılır olduğunu ve bu sürecin NATO-Rusya Kurucu Senedi ile NATO-Rusya Konseyi gibi diplomatik mekanizmalarla dengelendiğini hatırlatan eski askeri danışman, daha sonra Batı’nın bu dengeli yolu terk ettiğini vurguladı.

Vad, mülakatında şu analizi paylaştı:

“Batı daha sonra bu dengeli çizgiden saptı ve süreç tamamen Amerikan etki alanının doğuya doğru genişletilmesine dönüştü. Oysa Amerikalılar kendi etki alanlarında benzer bir durumu asla kabul etmezlerdi. Eğer Meksika yarın Rio Grande sınırında Rusya ve Çin ile ortak askeri tatbikat yapmaya kalkışsa, Amerikalılar soğukkanlılıkla ülkeyi işgal ederlerdi. Rusya küresel bir güç ve dünyanın en büyük nükleer gücüdür. Rusların dayanma gücünü ne hafife almak ne de gözümüzde büyütmek gerekir. Aynı durum Çin için de geçerlidir. Eğer Amerikalılar Tayvan’da bir hava üssü kurmaya kalkışsaydı, ertesi gün Üçüncü Dünya Savaşı çıkardı. Almanya’daki en büyük sorun, Rusya’nın bakış açısını anlama yönündeki çabanın tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Onları anlamaya çalışmak, yaptıklarını onaylamak anlamına gelmez; bu sadece durum analizinin bir gereğidir.”

2008 yılındaki Bükreş NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen üyelik perspektifini ve o dönemki tartışmaları da aktaran Vad, o dönem Başbakan Merkel’in heyetinde bizzat yer aldığını belirterek şunları kaydetti:

“O dönemki genel değerlendirme, Ukrayna kamuoyunun NATO üyeliği konusunda derin bir bölünme içinde olduğu ve çoğunluğun aslında üyeliğe karşı çıktığı yönündeydi. Dönemin ABD Moskova Büyükelçisi William Burns, bu adımın Rusya için koyu kırmızı bir çizgi olduğunu ve savaşa yol açacağını net bir şekilde rapor etmişti. Konuyu bilen herkes durumun farkındaydı. Bu nedenle o dönem Ukrayna’ya Üyelik Eylem Planı verilmemesi doğru bir karardı. Ancak yapılan büyük hata, bu üyelik hedefinin tamamen iptal edilmeyerek askıda tutulması oldu. Trump öncesi ABD yönetimleri Ukrayna’yı bu yöne çekmek için yoğun silah teslimatları, askeri danışmanlar, istihbarat faaliyetleri ve batı yanlısı sivil toplum kuruluşlarına yönelik büyük finansal destekler dahil her yolu denedi. Bu süreç Maydan protestolarıyla zirveye ulaştı. 2019 yılında NATO üyeliğinin Ukrayna anayasasına girmesi ise Rusya açısından bardağı taşıran son damla oldu.”

Sürecin gelişiminde ABD’nin küresel rekabet stratejisinin payı olduğunu savunan Vad, “Ukrayna meşru olarak kendi egemenliğini savunuyor ve Rus saldırısı şüphesiz bir devletler hukuku ihlalidir. Ancak küresel güçlerin uluslararası hukuku genel olarak nasıl kullandığına baktığımızda, bu durum maalesef istisnai bir örnek teşkil etmiyor. ABD, Rusya ile olan rekabeti çerçevesinde bu savaşa zemin hazırladı; bu nedenle en başından beri buna bir vekalet savaşı dedim” ifadelerini kullandı.

“Kendi altyapımıza yönelik terör saldırısına karşı sessiziz”

Almanya’nın mevcut güvenlik ve dış politika kararlarını eleştiren Vad, Berlin’in stratejik özerkliğini yitirdiğini ve ulusal çıkarlarını korumakta yetersiz kaldığını dile getirdi.

Federal hükümetin güvenlik politikalarında sorumluluğu tamamen Washington’a devretme refleksine geri döndüğünü belirten emekli general, geçmiş dönemlerdeki Alman başbakanlarının savunma yatırımlarını her zaman silah kontrolü ve yumuşama diplomasisiyle dengelemeye çalıştıklarını hatırlattı.

Vad, Almanya’nın kritik enerji altyapısına yönelik saldırıya da değinerek şu çarpıcı değerlendirmeyi yaptı:

“Almanya şu anda Ukrayna’nın en büyük destekçisi konumundadır. Ancak aynı zamanda, mevcut verilere göre kendi ulusal altyapısına yönelik, devlet destekli en büyük terör saldırısını da yine Ukrayna’dan almıştır. Kuzey Akım doğalgaz boru hattının sabotajla havaya uçurulması karşısında Alman siyasetinin ve medyasının sergilediği derin sessizlik son derece düşündürücü ve rahatsız edicidir. Kendi topraklarımızda cereyan edecek olası bir Avrupa savaşı Almanya için rasyonel bir seçenek olamaz. Bu nedenle Alman siyasetçilerden daha fazla ulusal çıkar odaklı bir politika izlemelerini bekliyorum. Mevcut siyaset tamamen Ukrayna odaklı hale geldi ve bu büyük bir hatadır.”

Avrupa ülkelerindeki iktidarların iç politikada yaşadığı zayıflıkların dış politikadaki saldırgan tutumu körüklediğini iddia eden Vad, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un siyasi olarak zayıflamasını, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın düşük halk desteğini ve Almanya’daki koalisyon hükümetinin üzerindeki iç siyasi baskıları bu durumun nedenleri arasında gösterdi.

Vad’a göre, dış tehdit algısının canlı tutulması iç politikadaki başarısızlıkları örtbas etmek ve büyük bütçeli savunma harcamalarını gerekçelendirmek için elverişli bir zemin sunuyor.

“Savaşın sürmesi için toplumsal nefret üretiliyor”

Askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in savaşı tanımlarken kullandığı “üçlü yapı” kavramına atıfta bulunan Erich Vad, savaşların sadece askeri kararlarla değil, toplumsal psikolojinin yönetilmesiyle sürdürülebildiğini açıkladı.

Siyaset, askeri-endüstriyel yapı ve toplum arasındaki ilişkinin önemini vurgulayan Vad, savaş dönemlerinde medyanın ve siyasi elitlerin üstlendiği rolü şu sözlerle eleştirdi:

“Savaşlar her zaman duygusal olarak beslenmek zorundadır; savaş nefret gerektirir. Bugün hem Batı’da hem de Rusya’da yürütülen yoğun bir bilgi savaşına tanıklık ediyoruz. Karşılıklı olarak yürütülen bu süreçte düşman şeytanlaştırılıyor, suçlu ilan ediliyor ve ahlaken değersizleştiriliyor. İnsanların zihninde bu nefret kökleşmeden, toplumların uzun süreli bir savaşı desteklemesi, kayıpları sineye çekmesi ve başka insanları öldürmeyi göze alması mümkün değildir. Siyasetin sadece askeri kategorilerle düşünmesi ve diplomasiyi tamamen dışlaması ülkemizi büyük bir felakete sürüklüyor. Kendi ülkemizin yıkımına yol açabilecek bu topyekun askeri destek anlayışı, geçmişte bizi felakete götüren gerçeklikten kopuk, siyah-beyaz Alman yaklaşımının bir tezahürüdür.”

Geleceğe yönelik riskler konusunda uyarılarda bulunan emekli Tuğgeneral, özellikle Ukrayna ordusuna sağlanan ve Rusya’nın derinliklerindeki askeri hedefleri vurabilen uzun menzilli insansız hava araçları ile füze sistemlerinin kontrolsüz bir tırmanmaya yol açabileceğini belirtti.

İngiltere’nin Ukrayna’ya sağladığı uzun menzilli muharip dronların üretim süreçlerine Avrupalı ve Alman şirketlerin de dahil olduğunu hatırlatan Vad, bu “derin saldırı” stratejisinin bölgesel çatışmayı her an küresel bir savaşa dönüştürebileceğini ifade etti.

Son olarak barışın ancak düşmanla konuşarak inşa edilebileceğini belirten Vad, İsrail’in eski yetkililerinden Moşe Dayan ve İzak Rabin’in geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat ile yürüttüğü müzakereleri örnek gösterdi.

Avrupa’da bugün bu düzeyde cesaret gösterebilecek siyasi liderlerin bulunmadığını savunan Vad, “Eğer bu şekilde devam edersek, bir gün kendimizi Ukrayna’nın arkasında Rusya ile doğrudan savaşırken bulacağız. Almanya’nın acilen radikal bir dış politika değişimine giderek askeri yardımları yapıcı diplomatik arabuluculuk girişimleriyle birleştirmesi gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İsviçre’de nüfus referandumundan “hayır” çıktı

Yayınlanma

İsviçreli seçmenler pazar günü, ülke nüfusunu 2050 yılına kadar 10 milyonla sınırlandırmayı öngören öneriyi reddetti.

Oy kullananların yaklaşık yüzde 54’ü girişime karşı çıktı.

Referandum Brüksel’de de yakından takip edildi. “Evet” oyu, İsviçre’yi AB ile çatışma rotasına sokacak ve ülkenin blokla olan serbest dolaşım anlaşmasını tehlikeye atacaktı.

İsviçre mallarının yüzde 60’ı AB’ye satılıyor ama bu ticaret karşılıklı anlaşmaya bağlı.

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi Başkanı Alman milletvekili David McAllister şunları söyledi:

“Bugün İsviçreli seçmenler güvenilirlik, açıklık ve ikili yolun devamı lehine güçlü bir sinyal gönderdi. İsviçre, Avrupa ile bağlarına bağlı kalmaya devam ediyor ve zorlukları pragmatik ve işbirlikçi bir şekilde ele almaya hazır.”

Referandum, ülkenin çevre ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı hafifletmeye yardımcı olacağını savunan sağcı İsviçre Halk Partisi tarafından önerildi.

Parti, göçmenlik karşıtı kampanyalar yürütme konusunda uzun bir geçmişe sahip.

“Hayır” kampanyası, göçün kısıtlanmasının, yabancı uyruklu işçilerin ağırlıklı olduğu sağlık gibi sektörleri nasıl etkileyebileceğine odaklandı.

Ayrıca, İsviçre’nin AB ile ilişkilerine yönelik riskleri ve istikrarsız bir jeopolitik ortamda daha geniş anlamda izolasyonun tehlikelerini vurguladı.

İsviçre’nin şu anki nüfusu 9,1 milyon olup 2040’ların başında 10 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.

Mevcut İsviçre nüfusunun yaklaşık yüzde 28’i yurtdışında doğmuş.

Nüfusun yüzde 59’unun katıldığı referandumda, teklifin lehine oy kullananların oranı yüzde 45 ile nispeten düşük bir farkla sonuçlanan oylamanın, hükümete, göç konusundaki kamuoyu tepkisini gidermek için daha koordineli adımlar atması yönünde baskı oluşturması muhtemel.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ABD savaş durumunda NATO’ya katkısını düşürecek

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, ABD’nin olası bir kriz veya çatışma durumunda kıtaya sağlayacağı askeri kaynakları yakın zamanda ciddi oranda azaltmasını bekliyor. Bu planlar karşısında endişelenen Avrupalı müttefikler, ABD desteği olmadan savaşma senaryolarını şimdiden ele almaya başladı.

Avrupa ülkeleri, olası bir kriz veya çatışma durumunda kıtayı desteklemek için kullanılabilecek ve aralarında tam anlamıyla Avrupalı muadili bulunmayan askeri teçhizatın da yer aldığı ABD askeri kaynaklarının yakın zamanda önemli ölçüde azaltılmasını bekliyor.

Bloomberg’ün konuyla ilgili görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, ABD tarafı NATO’nun siyasi ve askeri karargahlarında yapılan toplantılarda, acil durumlarda Avrupa’ya sevk edilecek personel ve teçhizat yapısını belirleyen “NATO Kuvvet Modelindeki” (NATO Force Model) payını ciddi şekilde düşürme planlarını sundu.

Üst düzey bir Batılı askeri yetkili, bu kesintiler kapsamında Avrupa ülkelerinin elinde bulunmayan stratejik bombardıman uçaklarının yaklaşık yüzde 30 oranında azaltılmasının öngörüldüğünü ifade etti.

Aynı yetkili, keşif ve saldırı amaçlı insansız hava araçlarının miktarında yüzde 75 ila yüzde 100, deniz kuvvetlerinde yaklaşık yüzde 50 ve savaş uçaklarının sayısında ise yaklaşık üçte bir oranında azaltmaya gidileceğini belirtti.

Söz konusu askeri yetkilinin aktardığı bu veriler, The New York Times (NYT) gazetesinin yayımladığı haberle de tutarlılık gösteriyor.

NYT’nin haziran ayı başında müttefiklere iletilen bir belgeye dayandırdığı haberinde ise daha somut parametrelere yer veriliyor.

Belgeye göre, NATO’nun Avrupa’daki operasyonları için tahsis edilen F-16 ve F-15E savaş uçaklarının sayısının 150’den 100’e, deniz keşif uçaklarının sayısının 26’dan 15’e düşürülmesi, daha önce Avrupa harekat alanı için ayrılan sekiz tanker uçağının tamamının ise tamamen çekilmesi planlanıyor.

Ayrıca ABD’nin, seyir füzeleri taşıyan bir denizaltı ile bir uçak gemisi görev grubunu başka yönlere kaydıracağı, Avrupa’nın savunması için ayrılan iki stratejik bombardıman uçağı grubundan birini de geri çekeceği belirtiliyor.

Bu planlar ve ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarının öngörülemezliği nedeniyle endişe duyan Avrupalı müttefikler, şimdiden ABD desteği olmadan savaş yürütme senaryolarını tartışıyor.

Bloomberg kaynaklarının aktardığı bilgilere göre bu konu, kendi kaynaklarıyla benzer askeri kabiliyetlere nasıl ulaşabileceklerini ele alan “Avrupa Beşlisi” savunma bakanları toplantısının da ana gündem maddelerinden biri oldu.

Kesintilerin takvimi resmi olarak açıklanmamış olsa da sürecin yakın zamanda başlaması bekleniyor.

NYT’nin değerlendirmesine göre, ABD’nin taahhütlerini azaltması müttefiklerin beklediğinden daha hızlı gerçekleşebilir. Bu durum, NATO’nun uzun menzilli saldırılar düzenleme, deniz keşifleri yapma ve Rusya’nın denizaltı faaliyetlerini takip etme kabiliyetlerini sınırlayabilir.

Bloomberg ise Trump yönetiminin, Avrupa ülkelerine kendi savunmaları için daha fazla sorumluluk almaları yönünde defalarca çağrıda bulunduğunu hatırlatıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English