Avrupa
Ukrayna ile AB üyelik müzakerelerinde ilk aşama başlıyor

Ukrayna ve Moldova, Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinin ilk aşamasına pazartesi günü başlıyor. AB yetkilileri, müzakereler başlarken Kiev’in planlanan reformların henüz yüzde 15’ini tamamladığını belirtiyor.
Ukrayna ve Moldova, 15 Haziran Pazartesi günü Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakerelerinin ilk aşamasına başlıyor.
Ancak The Guardian gazetesinin haberine göre AB yetkilileri, Kiev yönetiminin Aralık 2025’te AB ile mutabık kaldığı 10 maddelik plan çerçevesinde öngörülen reformların şu ana kadar yalnızca yüzde 15’ini tamamladığını belirtiyor.
Söz konusu plan, yolsuzlukla mücadele kurumlarının bağımsızlığının güçlendirilmesini, bir yolsuzlukla mücadele stratejisinin kabul edilmesini, ayrıca hakim ve savcıların atama süreçlerinde reformlar yapılmasını içeren önlemleri kapsıyor.
Ukrayna ve Moldova, AB üyeliğine adaylık statüsünü 2022 yılında almıştı. Haziran 2024’te müzakerelerin açılması yönünde sembolik bir karar alınmasına rağmen, esasa ilişkin müzakereler eski Macaristan Başbakanı Viktor Orban tarafından engellenmişti.
Macaristan’da nisan ayında yaşanan hükümet değişikliğinin ardından, 12 Haziran Cuma günü AB üyesi ülkeler, hukukun üstünlüğü ve demokrasiyi kapsayan AB müktesebat başlıklarından oluşan “birinci fasıllar grubunun” (birinci küme) açılması konusunda oy birliğiyle onay verdi.
Bu fasıllar grubunun açılması; tek pazar, çevre, ekonomi ve sosyal politika gibi diğer alanlardaki müzakerelerin de önünü açıyor.
Cuma günü ortak bir açıklama yapan AB liderleri Ursula von der Leyen ve Antonio Costa, her iki ülkenin “karşı karşıya kaldıkları muazzam zorluklara rağmen reformları ilerletmekte gösterdikleri kararlılığı, cesareti ve yoğun çabayı” takdirle karşıladıklarını belirtti.
Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu eski danışmanlarından Heather Grabbe ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “AB yasalarının Ukrayna topraklarında kabul edilmesi, uygulanması ve bu yasalara uyulmasının sağlanması süreci kısaltılamaz. Bu durum zaman alacaktır ve idari kaynak gerektirecektir” ifadelerini kullandı.
Grabbe, bu müzakerelerin Ukrayna için bir sınav niteliğinde olması gerektiği görüşünü dile getirdi.
AB yetkilileri, yeterli irade gösterilmesi halinde Ukrayna’nın teknik müzakereleri yaklaşık dört yıl içinde tamamlayabileceğini öngörürken, üyeliğin nihayetinde siyasi bir karar olduğunu da kabul ediyor.
AB’ye katılım müzakereleri süreci, üyelik yolundaki temel hukuki aşamaları temsil eden ve altı grup (klaster) altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor.
“Temel Bilgiler” başlıklı birinci fasıllar grubu, hukukun üstünlüğü ve kamu yönetimi reformu alanlarında iki yol haritasının hazırlanması şartını içeriyor.
Mayıs ayında Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Ukrayna’ya Avrupa Birliği üyeliğine giden yolda ara bir adım olarak ortak üyelik statüsü verilmesini önermişti.
Merz, bu girişimin ülkeye tam üye olmadan blokla entegrasyon imkanı tanıyacağını savunmuştu.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ise Kiev’in Avrupa’yı “yarım önlemlerle değil, bütünüyle” koruduğunu belirterek Merz’in bu önerisini “haksızlık” olarak nitelendirmişti.
Avrupa
Fransa dijital özerklik için Palantir sözleşmesini feshetti

Fransa iç istihbarat teşkilatı DGSI, dijital özerklik sağlama hedefi doğrultusunda ABD merkezli Palantir şirketiyle olan sözleşmesini sonlandırarak Fransız ChapsVision ile anlaştı. Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, kararın dijital alanda yeni stratejik bağımlılıklar oluşmasını engellemek amacıyla alındığını açıkladı.
Fransa iç istihbarat kurumu olan Genel İç Güvenlik Müdürlüğü (DGSI), dijital özerklik sağlama ve stratejik bağımlılıkların önüne geçme hedefi doğrultusunda, ABD merkezli veri analitiği şirketi Palantir ile olan sözleşmesini feshederek Fransız teknoloji firması ChapsVision ile çalışma kararı aldı.
Ülkenin en büyük teknoloji konferansı VivaTech’in açılışı öncesinde X sosyal medya hesabı üzerinden video yayımlayan Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, bu kararın “belirli ortakların iyi niyetine bağımlı kalmamak” amacıyla alındığını kaydetti.
Lecornu, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Dijital alanda yeni stratejik bağımlılıkları kabul edemeyiz” ifadesini kullandı. Yapay zekanın önemine de değinen Bakan Lecornu, bu alanda “deneyler döneminin sona erdiğini” vurguladı.
Sözleşme aralık ayında uzatılmıştı
ABD dahil olmak üzere birçok ülkede ağırlıklı olarak devlet kurumları, istihbarat servisleri ve büyük ticari şirketlerle çalışan Palantir, 2016 yılından bu yana Fransız iç istihbaratı DGSI ile işbirliği yürütüyordu. Kurum, son olarak geçtiğimiz yılın aralık ayında ABD’li şirketle olan sözleşmesini üç yıl süreyle uzatmıştı.
Fransa’nın aldığı bu karar, Avrupa genelinde benzer güvenlik ve bağımlılık endişelerinin yaşandığı bir döneme denk geliyor. Politico’nun nisan ayında yayımladığı habere göre, Almanya Federal Meclisi İstihbarat Denetleme Komisyonu Başkanı Marc Henrichmann, Palantir yazılımlarını “Avrupalı bir muadille” değiştirmeyi planladıklarını açıklamıştı.
Bu açıklamadan bir ay sonra Almanya Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) da tercihini Fransız ChapsVision firmasından yana kullanarak şirketin ArgonOS adlı yazılımını seçtiğini duyurdu.
ABD’nin yapay zeka kısıtlamaları Avrupa’yı harekete geçirdi
Avrupa genelinde yerli yapay zeka teknolojilerine yönelim, ABD’nin kritik teknolojiler üzerindeki kontrolünü artırmasıyla hız kazandı.
ABD yönetimi, 13 Haziran’da Amerikan yapay zeka şirketi Anthropic’ten, en gelişmiş modelleri olan Fable 5 ve Mythos 5’e yabancı kullanıcıların erişimini engellemesini talep etti.
Bloomberg’in haberine göre, ABD’nin bu kısıtlama kararının ardından Avrupa ve Kanada, “diğer güçlerin kararlarına bağımlı kalmamak” amacıyla acil olarak kendi yapay zeka modellerini geliştirmek üzere harekete geçti.
Öte yandan, Financial Times gazetesinin haziran başında kaynaklarına dayandırarak verdiği haberde, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) siber operasyonlar yürütmek amacıyla Anthropic tarafından geliştirilen Claude Mythos modelini kullanabileceği belirtilmişti. Kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin veya İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak amacıyla kullanılabileceğini aktarmıştı.
Avrupa
Sırbistan ve Macaristan merkezli MOL’den NIS için anlaşma

Sırbistan, Rus Gazprom Neft şirketinin petrol kuruluşu NIS’teki hisselerini satması durumunda yönetimin Macar MOL Group’a geçmesini öngören bir hissedarlar anlaşması imzaladı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, hisse devri müzakerelerini tamamlamak için ABD’den 15 günlük ek süre beklediklerini açıkladı.
Sırbistan hükümeti, Rus Gazprom Neft şirketinin Sırbistan Petrol Endüstrisi (NIS) şirketindeki hisselerini satması ve Macaristan merkezli MOL Group’un çoğunluk hissedarı olması durumunda, şirketin gelecekteki yönetimine ilişkin bir anlaşma imzaladı.
Sırbistan Madencilik ve Enerji Bakanı Dubravka Dedovic Handanovic ile MOL Group arasında imzalanan hissedarlar anlaşması, MOL’ün çoğunluk hissesini satın alması senaryosunda geçerli olacak yönetim esaslarını belirliyor.
Republika.rs internet sitesinin haberine göre, Rus Gazprom Neft’in NIS şirketindeki yüzde 56,15’lik hissesinin satın alınmasına yönelik işlemler henüz sonuçlandırılma aşamasında bulunuyor.
Gelişmeye ilişkin açıklama yapan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Rus Gazprom iştiraklerinin elinde bulunan kontrol hisselerinin Macar MOL tarafından satın alınmasına yönelik müzakerelerin tamamlanabilmesi için Washington’dan NIS adına 15 günlük bir lisans uzatımı beklediklerini bildirdi.
Vucic, konuya dair yaptığı açıklamada, “Washington’dan 15 günlük bir uzatılma kararı alacağımızı tahmin ediyorum. Bugün yaptığım temaslar durumun bu şekilde gelişeceğini gösteriyor. Bu kısa bir süre ancak Rus tarafının bu anlaşmayı kabul edeceğini umuyorum” ifadelerini kullandı.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), mülkiyet yapısındaki Rus kontrolü nedeniyle Ekim 2025’te NIS şirketine yaptırım uygulamıştı.
Bu, ortaklık yapısının değiştirilmesine yönelik her türlü işlem için ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinin (OFAC) onayını zorunlu kılıyor.
OFAC, ortaklık yapısının değiştirilmesine ilişkin müzakerelerin yürütülmesine izin veren ilk lisansı Aralık 2025’te NIS şirketine vermiş, bu lisansın süresi daha sonra defalarca uzatılmıştı.
Düzenleyici kurum, mayıs ayı sonunda müzakere süresini 6 Haziran’a kadar uzatmıştı. OFAC, daha önce de NIS’in ticari faaliyetlerini sürdürebilmesine yönelik iznin süresini 16 Haziran’a kadar uzatmıştı.
MOL, Ocak 2026’da NIS’in yüzde 56,15’lik hissesinin olası satın alımı için Gazprom Neft ile bir çerçeve anlaşması imzaladığını duyurmuş ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli ADNOC şirketinin de azınlık yatırımcısı olarak sürece katılımının görüşüldüğünü açıklamıştı.
Gazprom Neft ise mayıs ayında NIS hisseleri için ikinci bir aday bulunması ihtimalini reddetmişti.
Avrupa
Almanya inovasyonda geriye gidiyor

Almanya ekonomisi, araştırma ve geliştirme harcamaları ve dolayısıyla bu harcamalardan elde edilen kârlar açısından rakiplerinin gerisinde kalıyor.
Ayrıca federal hükümet bir “yüksek teknoloji gündemi”ni desteklediğini iddia etse de, harcamalarını giderek daha fazla savunma sanayisine yöneltiyor.
Bertelsmann Vakfı adına Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) tarafından yapılan yakın tarihli bir araştırmanın gösterdiği gibi, Almanya’nın küresel araştırma ve geliştirme harcamalarındaki payı 2008’deki yüzde 8,5’ten 2021’de yüzde 5,6’ya düştü.
Almanya’nın küresel patent başvurularındaki payı da 2000’deki yüzde 21,9’dan 2022’de sadece yüzde 15’e geriledi.
Şirketler, araştırma departmanlarını giderek daha fazla yurtdışına taşıyor. Alman sanayisi, geleceğe yönelik kilit sektörlerde artan bir baskı altında kalıyor ve özellikle Çin’e karşı zemin kaybediyor.
Araştırma bütçesi federal bütçenin yüzde 4,15’inde kalır ve küçük ve orta ölçekli işletmeler inovasyon fonlarının durgunluğundan şikayet ederken, resmi savunma bütçesi şimdiden yüzde 15’in üzerine çıkmış durumda ve kısa süre içinde ikiye katlanacak.
ABD ve Çin karşısında göreli gerileme
Bertelsmann Vakfı adına Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) tarafından yürütülen Alman sanayisinin inovasyon gücü üzerine yapılan çalışma, endüstriyel inovasyon performansının temel göstergeleri olarak araştırma ve geliştirme harcamalarının yanı sıra patent başvurularının sayısını da ölçüyor.
Çalışma, Alman sanayisinin araştırma ve geliştirme harcamalarının hafifçe artmış olmasına rağmen, Almanya’nın uluslararası karşılaştırmada önemli ölçüde zemin kaybettiği sonucuna varıyor.
Bunun nedeni, hem ABD’nin hem de Çin’in bu alandaki harcamalarını çok daha hızlı bir oranda artırmış olması.
Sonuç olarak, Almanya’nın küresel araştırma ve geliştirme harcamalarındaki payı 2008’deki yüzde 8,5’ten 2021’de yüzde 5,6’ya düşmüş durumda.
Almanya’nın küresel patent başvurularındaki payı da 2000’deki yüzde 21,9’dan 2022’de yüzde 15’e geriledi.
İlaç, kimya, elektrik ve otomotiv sektörleri bu düşüşten özellikle etkilendi. Yalnızca Alman makine mühendisliği sektörü, patent başvuruları açısından konumunu güçlendirmeyi başardı.
Anahtar teknolojiler üzerindeki yabancı kontrolü artıyor
Çalışma, patentler ve anahtar teknolojiler üzerindeki kontrol konusunu özellikle hassas bir mesele olarak ele alıyor.
Çalışmaya göre, 2000 ile 2022 yılları arasında Almanya’da üretilen tüm uluslararası patentlerin yüzde 29’u (yaklaşık 189.000 adet) çoğunlukla ABD’li, ancak giderek artan oranda Çinli şirketler de dahil olmak üzere yabancı sermayeli şirketler tarafından başvurulmuş.
Dolayısıyla bu patentler üzerindeki kontrol, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin dışında bulunuyor.
Buna karşılık, aynı dönemde yurtdışında başvurusu yapılan ve Alman şirketleri tarafından kontrol edilen patent sayısı sadece 102.000. Dolayısıyla net denge negatif.
Çalışma, bunun sonuçlarını açıklamak için savunma sanayisini örnek olarak gösteriyor. ABD’li Lockheed Martin şirketinden F-35 savaş uçaklarının satın alınmasına ilişkin tartışma, modern silah sistemlerinin yabancı kontrolündeki teknolojilere bağımlı olmasının potansiyel sonuçlarını açıkça ortaya koyuyor: ABD’nin onayı olmadan uçaklara yedek parça temin edilemez ve hatta uçaklar havalanamayabilir bile.
Almanya’da yurtdışından kontrol edilen patent başvurularının payı, yüzde 42 ile Hessen eyaletinde en yüksek. Buradaki başlıca faktörler, çok sayıda patente sahip olan ve Stellantis’in bir parçası olan Rüsselsheim’daki Opel fabrikaları ile Frankfurt am Main bölgesindeki ilaç endüstrisi.
Baskı altındaki önemli Alman sektörleri
Tek tek sektörlere bakıldığında, Alman ekonomisinin küresel karşılaştırmada ne kadar geride kaldığı açıkça görülüyor.
Örneğin, 2021 yılında Alman elektronik sektörü, araştırma ve geliştirme yatırımları açısından uluslararası sıralamada altıncı sırada kaldı.
Japonya, iki kat daha yüksek harcama ile beşinci sırada yer aldı.
Çin ise bu sektördeki küresel araştırma ve geliştirme harcamalarının yüzde 35’ini oluşturuyordu fakat ABD liderliğini korudu.
Makine mühendisliği alanında, Almanya’nın küresel araştırma ve geliştirme harcamalarındaki payı 2008’deki yaklaşık yüzde 13’ten 2021’de yüzde 8’in altına düştü.
Çin şu anda sektördeki küresel harcamaların yaklaşık yarısını oluştururken, ABD’nin payı yüzde 15.
Bununla birlikte, patent başvuruları açısından Alman makine mühendisliği sektörü lider konumunu korumaya devam ediyor.
Otomotiv sektöründe, Almanya’nın araştırma ve geliştirme harcamaları küresel harcamaların yaklaşık yüzde 20’sini oluşturarak üçüncü sırada yer aldı.
Çin yüzde 22’ye ulaşırken, Japonya yüzde 25 ile birinci sırada yer aldı. ABD ise yüzde 17 ile dördüncü sırada yer aldı.
Kimya endüstrisinde Almanya, küresel araştırma ve geliştirme harcamalarının yüzde 9’unu oluşturdu. ABD yüzde 15’lik bir paya sahipken, Çin yüzde 42 ile küresel eğilimleri domine etti.
İlaç endüstrisinde de Almanya, 2000’deki yüzde 13,1’lik payından düşüş göstererek şu anda sadece yüzde 4,4 ile dördüncü sırada yer alıyor.
İlk sıraları ABD, Çin ve Japonya elinde tutuyor.
Ar-Ge yerine savunma harcamaları
Federal hükümet bu eğilime karşı çalıştığını iddia ediyor. Örneğin Şansölye Friedrich Merz, Alman sanayisini desteklemeyi amaçladığı “yüksek teknoloji gündemi”nden sık sık bahsetmeyi seviyor.
Nisan ayı sonundaki Hannover Fuarında, “Federal hükümet, Almanya’nın başarılı ve yenilikçi bir iş merkezi olarak kalmasını sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacaktır,” diye açıklamıştı.
Fakat yalnızca federal bütçedeki fon dağılımı bile Berlin’in önceliklerini farklı bir şekilde belirlediğini gösteriyor.
Toplam hacmi 525 milyar avro olan 2026 federal bütçesi, Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı’na 21,8 milyar avroluk bir harcama ayırıyor. Buna ek olarak, bakanlık “Altyapı Özel Fonu”ndan 1,1 milyar avro alıyor; bakanlığa göre bu fonlar, savunma sanayii için büyük önem taşıyan “özellikle Yeni Uzay sektöründeki” girişimlere yönelik.
İnovasyon harcamaları (“Özel Fon” hariç), federal bütçenin yalnızca yüzde 4,15’ini oluşturuyor.
Karşılaştırılırsa, 2026 bütçesinde Alman Silahlı Kuvvetlerine (Bundeswehr) 82,69 milyar avro ayrıldı. Buna ek olarak, Bundeswehr “Özel Fon”dan 25,51 milyar avro daha almakta olup, toplam tutar yaklaşık 108 milyar avroya ulaşıyor.
2029 yılına kadar, normal savunma bütçesinin 152 milyar avroya yükselmesi öngörülüyor.
Bundeswehr’in toplam federal bütçedeki payı (“Özel Fon” hariç) şimdiden yüzde 15,75 seviyesinde ve bu oranın hızla artması bekleniyor.
Şrketler Ar-Ge faaliyetlerini yurt dışına taşıyor
Bunun sonuçlarından biri de, denetim firması Deloitte ve Alman Sanayiciler Birliği (BDI) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, ankete katılan Alman sanayi şirketlerinin yüzde 13’ünün araştırma departmanlarını şimdiden yurt dışına taşımış olması.
Şirketlerin yüzde 35’i ise önümüzdeki üç yıl içinde bunu yapmayı planlıyor. Alman Sanayi ve Ticaret Odası’nın (DIHK) İnovasyon Raporu’na göre, Alman ekonomisinin inovasyona yönelik istekliliği 2008’den bu yana en düşük seviyede.
Bu durumun bir nedeni de, federal hükümetin (şansölyenin açıklamalarının aksine) Almanya’nın geleneksel olarak güçlü olan Mittelstand şirketlerini ihmal etmesi.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin ötesinde dünyada büyük ihracat pazarlarına sahip olan köklü aile işletmelerine de işaret eden Mittelstand için kilit öneme sahip finansman programları yıllardır durgunluk yaşıyor.
Özellikle, her ikisi de Ekonomi Bakanlığı tarafından yönetilen KOBİ’ler için Merkezi İnovasyon Programı (ZIM) ve KOBİ’lere yönelik Inno-Kom programı konusunda endişeler var.
Yenilikçi Şirketler Birliği (VIU), “Bu arada, büyük oyunculara daha fazla para akıyor,” diyor. Birlik Başkanı Uwe Möhring şu uyarıda bulunuyor: “Devam eden fon yeniden dağıtımı ışığında, hayatta kalmamız için hayati önem taşıyan proje finansmanının geleceği konusunda derin endişe duyuyoruz.”
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Çin’in yükselişi küresel kapitalizmin tüm dengelerini sarsıyor
Asya2 hafta önceJaponya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?










