Bizi Takip Edin

Avrupa

JPMorgan, Avrupa’nın en büyük pazarlarına açılmayı planlıyor

Yayınlanma

JPMorgan, dijital bankasının önümüzdeki beş yıl içinde en az beş Avrupa ülkesinde faaliyet göstermesini hedefliyor ve perakende bankacılık alanındaki hedefleri doğrultusunda kıtanın en büyük pazarlarına odaklanıyor.

Financial Times’a (FT) konuşan kaynaklara göre, Amerika’nın en büyük bankası, 2030 sonuna kadar Birleşik Krallık ve Almanya’daki mevcut faaliyetlerine en az üç ülke daha eklemeyi planlıyor.

Yöneticiler Fransa, İspanya ve İtalya’yı göz önünde bulunduruyorlar fakat hangi pazara yöneleceklerine dair henüz bir karar alınmadığını vurguladılar.

Bankacılık devi, CEO Jamie Dimon’un perakende hizmetlerini ilk kez ABD dışına genişletme yönündeki cesur planının ilk adımı olarak 2021 yılında İngiltere’de Chase’i piyasaya sürmüştü. Geçen ay Almanya’da perakende bankacılık faaliyetlerine başlayan banka, Kıtaya da ilk adımını attı.

Kendilerini geleneksel bankaların dijital rakipleri olarak tanıtan Monzo ve Revolut gibi neobanklardan farklı olarak, JPMorgan yöneticileri, müşterileri çekmek için bankanın köklü markasını ve büyük bilançosunu kullanabileceklerine inanıyor.

Planlara aşina bir kişi, “Chase, daha yenilikçi ve dijital odaklı bir banka olabileceği ama JPMorgan markasına gerçekten dayanabileceği bir orta yol bulmaya çalışıyor,” dedi.

İngiltere’de Chase, büyük ölçüde rekabetçi tasarruf oranları ve nakit iadesi avantajları sayesinde, 2021’den bu yana 3 milyondan fazla müşteri ve yaklaşık 30 milyar sterlin tutarında mevduat çekti.

Ayrıca pazarlama kampanyalarına önemli miktarda harcama yaptı: Şirket hesaplarına göre 2024 ve 2025’te toplam 233 milyon sterlin. Ayrıca geçen yıl Transport for London’ın resmi ödeme ortağı olarak Google’ın yerini aldı.

Buna karşılık, Goldman Sachs tarafından 2018’de İngiltere’de piyasaya sürülen uygulama tabanlı tasarruf ürünü Marcus’un yaklaşık 1 milyon müşterisi bulunuyor.

Fakat 35 milyar sterlinin üzerinde mevduata sahip bankaların perakende faaliyetlerini işin daha riskli kısımlarından ayırmasını gerektiren ülkenin ringfencing kuralları göz önüne alındığında, Chase’in İngiltere’deki büyüme potansiyeli sınırlı olabilir.

ABD’li kredi kuruluşu, İngiltere’deki faaliyetlerini yönetmesi için kısa süre önce İngiliz dijital bankası Monzo’nun eski yöneticisi Kunal Malani’yi işe aldı.

Avrupa’daki genişleme çabaları, JPMorgan’ın uluslararası tüketici bankacılığı başkanı Mark O’Donovan tarafından yönetiliyor. O’Donovan, bankanın Brezilyalı dijital kredi kuruluşu C6’daki %46 hissesini de denetliyor.

ABD’de 2,6 trilyon dolarlık mevduata sahip olan JPMorgan, düzenleyiciler ve rakipler açısından Avrupa’da daha parçalı bir pazarda yolunu bulmak zorunda. 

Fakat yöneticiler, ilk ve ikinci yurtdışı lansmanları arasında beş yıllık bir boşluğa neden olan düzenleyici ve teknolojik zorlukları aşabileceklerine inanıyor.

Avrupa

Alman savunma şirketi Renk, ilk tankını üretti

Yayınlanma

Tank şanzıman uzmanı Renk, faaliyet alanını genişletierek pazartesi günü ilk insansız tankını tanıttı.

Renk, söz konusu UGV’yi (İnsansız Kara Aracı) Finli savunma şirketi Patria ile işbirliği içinde geliştirdi.

Handelsblatt’ın haberine göre Renk, her tür tank için şanzıman tedarik eden önde gelen firmalardan biri.

Haziran başında şirket, Augsburg’daki ana üretim tesisinde Leopard 2 ana muharebe tankı için 4.000’inci şanzımanını üretti.

Renk yaklaşık iki yıl önce halka arz edilmişti. O zamandan bu yana hisse senedi yaklaşık yüzde 115 değer kazandı ve geçen yıl MDax endeksine dahil edildi.

2026 yılının ilk çeyreğinde, Augsburg merkezli şirket 6,9 milyar avroluk rekor bir sipariş birikimi elde etti.

Paris’teki Eurosatory savunma fuarında tanıtılan paletli UGV, Patria’nın bir platformunu temel alıyor.

Renk, şanzımanın yanı sıra, direksiyon komutlarının kablo yerine radyo yoluyla iletildiği “drive-by-wire” mimarisini de tedarik ediyor.

Şanzıman, direksiyon, fren ve tahrik fonksiyonlarını dijital olarak kontrol edilen bir güç aktarma sistemi mimarisinde bir araya getiriyor.

Renk’e göre, bu sistem iki yıldan kısa bir sürede askeri standartlara uygun olarak geliştirildi ve onaylandı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümeti artık vicdani retçilerin sayısını açıklamayacak

Yayınlanma

Alman hükümeti, ülkede kaç kişinin askerlik hizmetini reddediyor olduğunu bundan böyle açıklamamayı düşünüyor.

Alman Barış Derneği – Birleşik Savaş Karşıtları (DFG-VK) tarafından pazartesi günü duyurulduğu üzere, bu durum Sol Parti’den (Die Linke) birkaç milletvekilinin sunduğu bir soru önergesine verilen yanıtlardan anlaşılıyor.

junge Welt’te (jW) yer alan habere göre bu ayın başlarında milletvekilleri, federal hükümete, 1 Ocak 2026’dan bu yana kendileriyle iletişime geçilen kişilerin kaçının vicdani ret başvurusunda bulunduğunu ve bu yıl içinde toplam kaç vicdani retçi tanıma başvurusu yapıldığını sordu. 

Hükümetin ise bu bilgiyi güvenlik seviyesi “VS—Sadece Resmi Kullanım İçin” olan gizli belge olarak sınıflandırıldı. Bu gizlilik, “kamu yararı” gereği zorunlu.

Bunun nedeni, devletin vicdani retçi sayısını, “yetkisiz kişilere ifşa edilmesi Federal Almanya Cumhuriyeti’nin veya eyaletlerinden birinin çıkarlarına zarar verebilecek” hassas bilgi olarak sınıflandırması.

Federal hükümete göre sorgulamaya verilen cevabın kamuya açık olması, talep edilen rakamlara dayalı olarak Bundeswehr’in [Alman Silahlı Kuvvetleri] genişleme kapasitesi ve personel ihtiyacı planlaması hakkında çıkarımlar yapılmasına olanak tanıyabilir.

Yine hükümete göre bunlar diğer bilgilerle birleştirildiğinde, “rakamların tam olarak yayınlanması, silahlı kuvvetlerin belirli yeteneklerinin gelecekteki yapılandırması ve personel hazırlığı, dolayısıyla da Federal Almanya Cumhuriyeti’nin savunma kapasitesi hakkında sonuçlar çıkarılmasına yol açabilir.”

Berlin, şimdiye kadar bu sayıları açıklıyordu. Pazartesi günü, DFG-VK, hükümetin vicdani retle ilgili güncel rakamları kamuoyuna sunmayı reddetmesini eleştirdi. 

DFG-VK’nın ulusal sözcüsü Cornelia Mannewitz için bu, “hükümetin şeffaflık konusunda yeni bir dip noktası.”

Sonuçta, onun iddiasına göre, bu “gizli konuşlandırma planları, silah sistemleri veya askeri yetenekler” ile ilgili değil, daha çok “vicdani ret hakkını kullanan insanlar” ile ilgili.

Şimdiye kadar federal hükümet bu bilgileri bu kadar kısıtlayıcı bir şekilde ele almamıştı. Son yıllarda, vicdani ret başvurularının sayısı hakkında hâlâ ayrıntılı rakamlar sunuyordu.

Örneğin 2024 için yaklaşık 3.000, 2025 için ise yaklaşık 7.700 başvuru bildirilmişti. jW’ye göre burada görülen artış eğilimi, muhtemelen hükümetin gizlilik politikasının nedeni.

Bu yıl için hükümet, sadece sağlık muayenesi öncesinde sunulan yaklaşık 110 vicdani ret başvurusunun reddedildiğini belirtmişti.

DFG-VK için, bilgilerin açıklanmamasının “kamu yararına” olduğu gerekçesi son derece sorunlu.

Dernek, vicdani ret hakkının “siyasi olarak marjinalleştirilmemesini” ya da “istatistiksel olarak görünmez hale getirilmemesini” savunuyor.

DFG-VK’ya göre bir “demokrasi”, kaç kişinin askerlik yapmak istemediğinin görünür hale gelmesine dayanabilmelidir.

Mannewitz, bu sayıyı gizli tutanlar için, “Ülkenin güvenliğini korumuyor, aksine militarizasyon ve askerlik hizmetinin toplumsal kabulü hakkında kamuoyunda tartışmaların yapılmasını engelliyorlar,” dedi.

Başka yerlerde de, Bundeswehr’in büyük tanıtım kampanyasının henüz hükümetin istediği gibi ilerlemediğine ve özellikle okullarda önemli bir dirençle karşılaştığına dair işaretler artıyor. 

Pazartesi günü, Brandenburg Eğitim ve Gençlik Bakanlığı, ordunun propaganda birimi olan “Bundeswehr Bilgi Merkezi” ile, ordunun gelecekte Brandenburg’daki öğrenci kitlesine “bağlayıcı erişim”ini garanti altına almak için bir işbirliği anlaşması imzaladığını duyurdu.

CDU’lu Eğitim Bakanı Gordon Hoffmann, “Okul, gençlerin siyasi muhakeme yeteneğini geliştirdiği ve barış, güvenlik ve sorumluluk konularıyla uğraştığı merkezi bir yer,” diye vurguladı. 

Bakana göre okullar ve Bundeswehr arasındaki işbirliği, bu “muhakeme yeteneğini” güçlendiriyor ve “devletin sorumluluğu hakkında içgörüler” sağlıyor.

Öte yandan bu kadar tartışmalara neden oldu. Eyalet meclisindeki BSW milletvekili grubunun eğitim politikası sözcüsü Falk Peschel, pazartesi günü jW’ye verdiği demeçte, meclisin bu anlaşmanın metni hakkında önceden bilgilendirilmediğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

NATO film yapımcılarıyla kapalı toplantılar düzenliyor

Yayınlanma

NATO’nun Avrupa ve ABD’deki dizi ile film senaristleri, yönetmenleri ve yapımcılarıyla kapalı kapılar ardında toplantılar düzenlediği ortaya çıktı. İttifakın sanatı kendi lehine propaganda yapmak amacıyla kullanmaya çalıştığını öne vurgulayan bazı sektör temsilcileri, söz konusu görüşmelere tepki gösterdi. The Guardian’ın ulaştığı bilgilere göre, daha önce üç kez bir araya gelen taraflar bu ay Londra’da yeniden buluşmaya hazırlanıyor.

NATO’nun Avrupa ve ABD’deki film ve televizyon senaristleri, yönetmenleri ve yapımcılarıyla kapalı kapılar ardında toplantılar düzenlediği ortaya çıktı.

The Guardian’ın ulaştığı bu gelişme, askeri ittifakın sanatı kendi lehine “propaganda” üretmek amacıyla kullanmaya çalıştığı yönünde suçlamaları beraberinde getirdi.

İttifak bugüne kadar Los Angeles, Brüksel ve Paris’te film ve televizyon sektörü profesyonelleriyle üç toplantı gerçekleştirdi.

“Samimi sohbetler serisi” olarak adlandırılan bu görüşmelerin bir sonrakinin, önümüzdeki ay Londra’da yapılması planlanıyor.

Bu toplantıda, Birleşik Krallık’taki profesyonel yazarları temsil eden Britanya Yazarlar Birliği (Writers’ Guild of Great Britain – WGGB) üyesi senaristlerle bir araya gelinecek.

Londra’da yapılması planlanan görüşme, davet edilen bazı isimler arasında rahatsızlığa neden oldu. Davetlilerden bazıları kendilerinden “NATO propagandasına katkıda bulunmalarının istendiğini” hissettiklerini belirtti.

Chatham House kuralları altında gerçekleştirilecek toplantıda, katılımcılar edindikleri bilgileri kullanmakta serbest olacak ancak konuşmacıların kimlikleri gizli tutulacak.

Toplantının gündemini “Avrupa ve ötesinde gelişen güvenlik durumu” oluşturuyor. Görüşmeye, eski NATO sözcüsü ve şu anda hibrit, siber ve yeni teknolojilerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olan James Appathurai’nin yanı sıra ittifaktan diğer yetkililerin de katılması bekleniyor.

Guardian tarafından görülen bir WGGB e-postasında, daha önce yapılan toplantıların halihazırda geliştirme aşamasındaki “üç ayrı projeye” ön ayak olduğu ve bu projelerin “en azından kısmen bu sohbetlerden ilham aldığı” belirtildi.

E-postada ayrıca, etkinlik organizatörlerine dayandırılarak, NATO’nun “işbirliği ve uzlaşı ile dostluk ve ittifakların beslenmesinin ilerleme yolu olduğu inancı üzerine kurulduğu” ifade edildi.

Organizatörlerin aktardığına göre, “bu kadar basit bir mesajın bile gelecekteki bir hikayede yer bulması yeterli olacak.”

2026 İrlanda Film ve Televizyon Ödülleri’nde en iyi film seçilen “Christy”nin yazarı Alan O’Gorman, planlanan toplantıyı “haddini aşan bir durum” ve “açıkça propaganda” olarak nitelendirdi.

O’Gorman, “Bunun olumlu bir fırsat gibi sunulmasını son derece düşüncesizce ve çılgınca buldum. Benim de dahil olduğum pek çok kişinin arkadaşları, aileleri veya kendileri NATO üyesi olmayan, ittifakın dahil olduğu ve yaydığı savaşlardan zarar görmüş ülkelerden geliyor” dedi.

Toplantıların, NATO’nun “bazı mesajlarını film ve televizyon dünyasına sızdırma” girişimi olduğunu düşünen O’Gorman, “Şu anda tüm Avrupa’da savunma hatlarımızın zayıfladığına dair bir korku iklimi yaratılıyor. Bunu, medyanın ve hükümetin bir kısmı aracılığıyla NATO’yu olumlu gösterme ve kendimizi onlara daha fazla yaklaştırma çabasının olduğu İrlanda bağlamında da görüyorum. Bence İrlanda halkının büyük çoğunluğu yabancı topraklardaki savaşlarla hiçbir ilgisi olsun istemiyor” ifadelerini kullandı.

İrlanda’da savunma harcamaları, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından rekor seviyelere ulaştı. Bu artış partiler üstü bir destek ve kamuoyunun geniş onayıyla gerçekleşse de NATO üyeliğine yönelik destek hala düşük seviyede.

Geçen yıl yapılan bir Ipsos anketine göre, birleşik bir İrlanda kurulması durumunda İrlanda Cumhuriyeti’ndeki seçmenlerin yüzde 49’u ittifaka katılmaya karşı çıkarken, katılımı destekleyenlerin oranı yüzde 19, kararsızların oranı ise yüzde 22 seviyesinde kaldı.

O’Gorman, davet edilen diğer senaristlerin de “sanatın savaşı destekleyecek şekilde kullanılması karşısında oldukça kırgın hissettiklerini” ve kendilerinden “NATO propagandasına katkıda bulunmalarının istendiğini” düşündüklerini aktardı.

Sektörde 20 yılı aşkın süredir çalışan senarist ve yapımcı Faisal A Qureshi de “bu süreci ilk elden görmek için” toplantıya katılmak üzere başvurduğunu ancak takvimindeki çakışma nedeniyle çekilmek zorunda kaldığını belirtti.

Qureshi, “İstihbarat veya askeri bilgilendirmelerin bu kayıt dışı dünyasına adım atan her yaratıcı yazar için risk, artık gizli bir bilgiye sahip olduklarını düşünerek büyülenmeleridir. Yani, ahlak sınırlarının esnediği ve büyük bir iyilik uğruna yapıldığında insan hakları ihlallerinin kabul edilebilir görüldüğü gri bir dünyanın varlığına inanmaya başlayabilirler” dedi.

Bir yaratıcı yazarın bu tür toplantılarda kendilerine aktarılan bilgileri yeterince “sorgulayıp sorgulamayacağını” da sorgulayan Qureshi, “Halkla nadiren muhatap olan bir otorite tarafından kendilerine gerçek süsü verilmiş bir şeyler sunuluyor ve bu erişime sahip olmanın getirdiği bir ayrıcalık hissi oluşuyor” diye konuştu.

Öte yandan, NATO destekçileri sanat dünyasıyla daha güçlü ilişkiler kurulmasını savunuyor. Düşünce kuruluşu Avrupa Reform Merkezi (Centre for European Reform) bu yılın başlarında yayımladığı raporda, hükümetleri, savunma harcamalarının artırılmasına yönelik kamuoyu desteği sağlamak ve “savunma yatırımlarına neden ihtiyaç duyulduğu hikayesini daha iyi anlatabilmek” için senaristler ve film yapımcıları da dahil olmak üzere kültürel liderlerle işbirliği yapmaya çağırmıştı.

2024 yılında, aralarında “Friends” dizisinin yazarı ve yönetici yapımcısının da bulunduğu sekiz senarist, güvenlik politikaları hakkında bilgi edinmek üzere Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından NATO’nun Brüksel’deki genel merkezine davet edilmişti.

Uzun soluklu polisiye dizisi “Law and Order”ın bir yazarı ile komedi-dedektiflik draması “High Potential”ın bir yapımcısının da yer aldığı bu grup, gezi sırasında ittifakın o dönemki genel sekreteri Jens Stoltenberg ile bir araya gelmişti.

Bir NATO yetkilisi konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bahsi geçen girişim, eğlence sektöründeki kurgu yazarlarına (senaristler, dizi yapımcıları ve yazarlar dahil) yönelik düzenlenen oturumlar serisinin dördüncüsüdür. Bu girişim, sektör üyelerinin NATO’nun ne olduğu ve nasıl çalıştığı hakkında daha fazla bilgi edinme yönündeki talepleri doğrultusunda başlatılmıştır. Etkinlikler, NATO temsilcileri, sivil toplum ve düşünce kuruluşu camiasıyla etkileşimi de içermektedir.”

WGGB sözcüsü ise “Senaristleri temsil eden bir sendika olarak, üyelerimizin mesleki açıdan faydalanabileceği ya da ilgisini çekebilecek etkinlikler için üçüncü taraf kuruluşlardan davetler alıyoruz. Bu etkileşimler, söz konusu kuruluşları desteklediğimiz anlamına gelmez” dedi ve ekledi:

“NATO’dan aldığımız ve senarist üyelerimize ilettiğimiz davet, katılan yazarların kendi sorularını sorabileceği, özgürce konuşabileceği ve oturumdan yararlı buldukları her şeyi alabileceği iki yönlü bir diyalog fırsatıdır. Üyelerimiz özgür düşünceli insanlardır; bu da onların zanaatlarına taşıdıkları değerli ve hayati bir beceridir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English