Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran Dışişleri: Karşılıklı taahhüt ilkesine göre hareket ediyoruz

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Tahran’da düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, ABD ile yürütülen diplomatik süreçler ve nükleer denetimler konusunda ülkesinin resmi pozisyonunu açıkladı. Karşılıklı taahhüt ilkesinin diplomatik müzakerelerin temelini oluşturduğunu belirten Sözcü Bekai, Tahran yönetiminin tek taraflı adımlar atmayacağını ve ulusal çıkarlarını korumak adına tüm diplomatik ve askeri mekanizmaları izlemeyi sürdüreceğini ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da yerli ve yabancı basın mensuplarının katılımıyla düzenlenen geniş kapsamlı basın toplantısında, ülkesinin dış politika öncelikleri, bölgesel güvenlik mimarisi ve batılı ülkelerle yürütülen diplomatik süreçlere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Sözcü Bekai, özellikle ABD ile yürütülen müzakerelerde ve varılan mutabakat zabıtlarının uygulanmasında dengeli, karşılıklı ve eş zamanlı adımların önemini vurguladı.

“Karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirme sürecini anlık olarak izliyoruz”

Toplantının açılış bölümünde diplomatik müzakerelerin temel felsefesine değinen İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, müzakerelerde esas alınan karşılıklı taahhüt ilkesinin sınırlarını çizdi.

Sözcü Bekai, “Müzakerelerdeki karşılıklı taahhüt ilkesi, bizim yükümlülüklerimizi ancak karşı tarafın da kendi taahhütlerini yerine getirmesi halinde uygulayacağımız anlamına gelir. Herhangi bir taahhüdün tek taraflı olarak hayata geçirilmesi söz konusu olamaz” ifadelerini kullandı.

Bu doğrultuda uluslararası mekanizmaların ve varılan diplomatik belgelerin hassasiyetle takip edildiğini belirten Sözcü Bekai, şöyle devam etti:

“Mutabakat zaptının metni son derece açık ve hassas bir biçimde kaleme alınmıştır. Birinci maddede savaşın tüm cephelerde durdurulmasının Lübnan’ı da kapsaması gerektiği net bir şekilde belirtilmiştir. Varılan bu mutabakatın diğer tarafı olan ABD, kendi üzerine düşen yükümlülüklere bağlı kalmalı ve İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri saldırılarını durdurması için gereken her adımı atmalıdır. Bu arka plan ve parametreler çerçevesinde, karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirme sürecini anlık olarak izliyoruz. Ulusal çıkarlarımızı ve güvenliğimizi korumak amacıyla elimizdeki tüm imkanları ve mekanizmaları gerektiği her an kullanacağız.”

“Ortak tarihsel ve kültürel bağlar iki ülke ilişkilerinin temelini oluşturuyor”

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin yakın zamanda gerçekleştirdiği Irak ziyaretine de değinen Sözcü Bekai, Bağdat ile Tahran arasındaki ilişkilerin stratejik önemine dikkat çekti.

Ziyaretin yeni Irak hükümetinin kurulmasının ardından gerçekleştirilen ilk üst düzey temas olduğunu hatırlatan Sözcü Bekai, “İran ile Irak arasındaki ilişkiler son derece köklü ve derindir. Ortak tarihsel ve kültürel bağlar iki ülke ilişkilerinin temelini oluşturuyor. Hükümetlerin değişmesi bu güçlü ilişkileri etkilemez, aksine biz her fırsatı bu ilişkileri daha da derinleştirmek için bir vesile olarak değerlendiriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Ziyaret kapsamında Irak Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Meclis Başkanı ile son derece verimli görüşmeler gerçekleştirildiğini aktaran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, görüşmelerde iki ülke arasındaki ekonomik, ticari, sınır güvenliği ve insani ilişkilerin güçlendirilmesinin ele alındığını bildirdi.

Ayrıca, bölgenin istikrarı için her iki ülkenin koordinasyon içinde hareket etmeye devam edeceğini ekledi.

“Eylemlerin ölçütü yalnızca varılan mutabakat zaptının metnidir”

Lübnan’daki durum ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik iddialar hakkında sorulan bir soruya yanıt veren Sözcü Bekai, Tahran’ın bu konudaki pozisyonunun değişmediğini belirtti. Irak hükümetinin direniş gruplarına silah bırakmaları için süre verdiği yönündeki iddialar ile Lübnan ve İsrail arasındaki gizli anlaşma iddialarının sadece basında yer alan spekülasyonlardan ibaret olabileceğini dile getiren Bekai, şunları kaydetti:

“Lübnan konusunda duruşumuz son derece nettir. ABD’nin Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşı sona erdirme taahhüdü, mutabakat zaptının birinci maddesinde açıkça yer alan resmi bir yükümlülüktür. Bizim için esas olan, ABD’nin bu taahhütlerine bağlı kalması ve İsrail’i bu kurallara uymaya zorlamasıdır. Bu çerçevede, eylemlerin ölçütü yalnızca varılan mutabakat zaptının metnidir. Lübnan halkı ve direniş güçleri, geçmiş yıllarda edindikleri tecrübeler ışığında, kendi egemenlikleri, bağımsızlıkları ve ulusal çıkarları doğrultusunda en doğru kararı kendileri verecektir.”

Irak’ın iç işlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Sözcü Bekai, “Irak’ın iç meseleleri tamamen Irak halkını ve yöneticilerini ilgilendirir. Onlar, dışarıdaki aktörlere kıyasla kendi ülkelerinin çıkarlarını çok daha iyi tahlil etme kabiliyetine sahiptir. Direniş gruplarının ülkenin güvenliğini koruma konusundaki rollerinin bilincinde olan Irak yönetimi, kendi egemenlik hakları çerçevesinde en doğru kararları alacaktır” şeklinde konuştu.

“Bölge dışı aktörlerin müdahaleleri durumu daha da karmaşık hale getiriyor”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Hürmüz Boğazı’nda bazı ülkelerle birlikte tarama ve temizlik çalışmaları yapılması yönündeki açıklamalarını değerlendiren Sözcü Bekai, her konuda açıklama yapmanın ülkelerin prestijini artırmayacağını savundu.

Devletlerin kendi sınırlarını ve yetki alanlarını doğru tayin etmeleri gerektiğinin altını çizen Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:

“Her konuda fikir beyan etmek sorumluluk bilincinin bir göstergesi olmadığı gibi ülkelerin uluslararası alandaki güvenilirliğini de artırmaz. En yapıcı yaklaşım, işlerin kendi doğal ve hukuki mecrasında yürümesine izin vermektir. İran, Hürmüz Boğazı konusundaki sorumluluklarının ve yetkilerinin tamamen bilincindedir ve bunları yerine getirebilecek güce sahiptir. Bölge dışı aktörlerin müdahaleleri durumu daha da karmaşık hale getiriyor. İyi niyetle yapıldığı iddia edilse bile bu tür müdahaleler bölgesel dinamiklere zarar vermektedir.”

Sözcü Bekai, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki güvenliği sağlama konusundaki kararlılığının sürdüğünü ve dışarıdan herhangi bir askeri veya teknik yardıma ihtiyaç duymadıklarını yineledi.

“Kanada’nın tek taraflı kararı diplomatik teamüllere aykırıdır”

Kanada hükümetinin Tahran’daki elçiliğini yeniden açma veya konsolosluk hizmetlerini başlatma yönündeki iddiaları üzerine konuşan Sözcü Bekai, henüz kendilerine ulaşmış resmi bir talebin bulunmadığını bildirdi.

Kanada’nın 2012 yılında diplomatik ilişkileri tek taraflı olarak askıya almasının arkasında makul bir gerekçe olmadığını savunan Sözcü, şu bilgileri verdi:

“Kanada’nın tek taraflı kararı diplomatik teamüllere aykırıdır ve o dönemden bu yana Kanada’da yaşayan çok sayıda İran vatandaşı konsolosluk hizmetlerinden mahrum bırakılarak mağdur edilmiştir. Bu durum, söz konusu yönetimin insani meselelere yaklaşımını da ortaya koymaktadır. Resmi bir başvuru yapılması halinde bu talebi kendi diplomatik kriterlerimiz çerçevesinde değerlendiririz ancak şu an için somut bir adım atılmış değildir.”

“Filistinlileri kendi topraklarından sürmek özgürlük değil, zorunlu göçtür”

İsrail’in Gazze’deki Filistinlileri tehcir etme planlarının adını değiştirerek “hareket özgürlüğü” olarak nitelendirmesini sert bir dille eleştiren Sözcü Bekai, bu durumun kelime oyunlarından ibaret olduğunu vurguladı.

Bekai, “Filistinlileri kendi topraklarından sürmek özgürlük değil, zorunlu göçtür. Uluslararası toplum, Gazze ve Batı Şeria’da yürütülen nüfus yapısını değiştirme çabalarının gerçek niteliğini çok iyi görmektedir” dedi.

Uluslararası kurumların bu konuda sessiz kalmaması gerektiğini belirten Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere tüm bölgesel ve küresel yapıların, yaşanan insani trajediyi durdurmak ve sorumluların yargılanmasını sağlamak adına daha aktif rol oynaması gerektiğini kaydetti.

“Kararlar kurumlar arası ortak değerlendirmeler sonucunda alınmaktadır”

Ülke içindeki dış politika tartışmalarına ve yürütülen müzakerelere yönelik eleştirilere de değinen Sözcü Bekai, İran’ın çok sesli bir toplumsal yapıya sahip olduğunu ifade etti.

Vatandaşların milli çıkarlar ve güvenlik konularındaki hassasiyetini takdir ettiklerini belirten Sözcü, karar alma mekanizmalarının işleyişi hakkında şu açıklamayı yaptı:

“Devletimizin karar alma mekanizmaları belirli kurallara ve anayasal süreçlere tabidir. Dışişleri Bakanlığı tek başına stratejik kararlar almaz. Savaş, barış veya uluslararası anlaşmalar gibi hayati önem taşıyan konularda kararlar, başta Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi olmak üzere tüm ilgili devlet kurumlarının ortak değerlendirmeleri ve analizleri sonucunda alınmaktadır. Bakanlığımız, bu üst kurulların tebliğ ettiği direktifleri uygulamakla yükümlüdür. Bu süreçte toplumsal birliği zedeleyecek ve asılsız iddialara dayanan tartışmalardan kaçınmak, milli dayanışmayı güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.”

Sözcü Bekai, Doha’da yapılması planlanan temasların ABD’li yetkililerle doğrudan bir görüşme içermediğini, görüşmelerin yalnızca dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması teknik detayları üzerine Katar makamlarıyla yürütüleceğini sözlerine ekledi.

“NATO üyesi ülkelerin eylemleri uluslararası hukuk açısından sorumluluk doğurur”

NATO Genel Sekreteri’nin geçmiş dönemlerde İran’a yönelik gerçekleştirilen bazı askeri eylemlere ilişkin yaptığı açıklamaları da değerlendiren Sözcü Bekai, bu durumun hukuki sonuçları olacağını belirtti.

Sözcü Bekai, “NATO üyesi ülkelerin eylemleri uluslararası hukuk açısından sorumluluk doğurur. Yapılan itiraflar, ülkemize yönelik gerçekleştirilen saldırılarda hangi aktörlerin nasıl bir rol üstlendiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu beyanlar hukuki süreçlerde kanıt niteliği taşımaktadır” dedi.

İran’ın kendi sınır bütünlüğünü korumak için her türlü hukuki adımı atacağını ifade eden Bekai, saldırılarda doğrudan veya dolaylı sorumluluğu bulunan tüm tarafların uluslararası mahkemeler önünde hesap vermesi için gerekli girişimlerin sürdürüleceğini kaydetti.

“Güvenlik ancak bölge ülkelerinin ortak iradesiyle tesis edilebilir”

Bölgesel işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi yönündeki önerilere her zaman açık olduklarını belirten Sözcü Bekai, Basra Körfezi ülkeleri, İran ve Irak’ın katılımıyla gerçekleştirilmesi muhtemel ortak toplantı önerisini desteklediklerini ifade etti.

Güvenliğin dış güçlerin askeri varlığıyla sağlanamayacağını dile getiren Bekai, “Güvenlik ancak bölge ülkelerinin ortak iradesiyle tesis edilebilir. Yabancı güçlerin askeri varlığı bölgeye istikrar getirmemiş, aksine istikrarsızlığı ve kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Bu nedenle bölge ülkelerinin bir araya gelerek kendi güvenlik mimarilerini inşa etmeleri en doğru yaklaşımdır” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’nin güneyinde yaşanan gelişmelere de değinen Sözcü Bekai, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunmasının bölgesel istikrar için hayati önem taşıdığını, bu ülkeye yönelik gerçekleştirilen saldırıların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu sözlerine ekledi.

“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı siyasi nitelikli açıklamalardan kaçınmalıdır”

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Mariano Grossi’nin İran’daki tesislere yönelik denetim ve erişim taleplerine ilişkin açıklamalarına yanıt veren Sözcü Bekai, ajans ile işbirliğinin sürdüğünü ancak bu sürecin teknik sınırları olduğunu hatırlattı.

Sözcü Bekai, konuya dair şunları söyledi:

“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı siyasi nitelikli açıklamalardan kaçınmalıdır. İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması çerçevesindeki taahhütlerine ve kapsamlı denetim anlaşmalarına bağlı kalmaya devam etmektedir. Ancak askeri saldırılardan zarar görmüş tesislerin durumu teknik ve güvenlik boyutlarıyla değerlendirilmektedir. Ajansın öncelikle kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi ve tarafsız bir teknik organ olarak hareket etmesi gerekmektedir. Siyasi kampanyalara alet olan açıklamalar işbirliği zeminine katkı sağlamaz.”

Sözcü Bekai, nükleer alandaki faaliyetlerin tamamen barışçıl amaçlar taşıdığını ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü yineledi.

“Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlama yükümlülüğümüzü yerine getiriyoruz”

Son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ve petrol satışlarındaki gelişmelere değinen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Umman ile yürütülen koordinasyon çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Boğazdaki seyrüsefer güvenliğinin İran’ın öncelikli sorumlulukları arasında yer aldığını belirten Bekai, şu ifadeleri kullandı:

“Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlama yükümlülüğümüzü yerine getiriyoruz. Bu konudaki sorumluluklarımızı Umman başta olmak üzere diğer kıyıdaş ülkelerle koordinasyon içinde sürdüreceğiz. Petrol ve petrokimya ürünlerimizin satışı konusunda ise yaptırımların aşılması ve ihracat kanallarının açık tutulması yönünde ilgili bakanlıklarımızla koordineli çalışmalar yürütüyoruz. Bu alandaki engelleri aşmak için gereken tüm yasal ve diplomatik yolları kullanmaya devam edeceğiz.”

Sözcü Bekai, ekonomik diplomasi alanında atılan adımların sonuç vermeye başladığını ve ülkenin ihracat kapasitesini artırmak için yeni mekanizmalar geliştirdiklerini belirterek basın toplantısını sonlandırdı.

Ortadoğu

Irak, ABD güçlerinin kalış süresini uzatma önerisini reddetti

Yayınlanma

Irak hükümeti, Washington’ın bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra ülkede kalmasına yönelik talebini reddetti. Bağdat yönetimi ayrıca Şii silahlı grupların silah teslimini iki yıl erteleme ve faaliyetleri dondurma teklifini de kabul etmedi. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, silahların devlet denetimine alınması sürecinin kararlılıkla sürdüğünü açıkladı.

Irak hükümeti, uluslararası koalisyon bünyesindeki bazı ABD güçlerinin 30 Eylül tarihinden sonra da ülkede kalmasını öngören Washington merkezli öneriyi reddetti.

Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, Başbakan Ali Zeydi’nin direniş gruplarının silahsızlandırılması süreciyle bağlantılı olarak sunulan bu talebi geri çevirdiğini 31 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında duyurdu.

Devlet medyasında yer alan bilgilere göre Abudi, Başbakan Zeydi’nin uluslararası koalisyona bağlı bazı askeri unsurların belirlenen tarihten sonra da Irak’ta kalması teklifini kabul etmediğini kaydetti.

Irak resmi haber ajansı INA’nın aktardığı açıklamada Abudi, “Hükümet; silahların devletin kontrolü altına alınması, bulundurulması ve kullanımının düzenlenmesi ve karar alma mekanizmasının birleştirilmesiyle ilgili prosedürleri ve taahhütleri tamamlamayı sürdürüyor. Devlet, toplumun işlerini yönetmek için yasal yetkisini kullanıyor” dedi.

Abudi, silahlı gruplarla yürütülen diyalog takviminin düzenli biçimde ilerlediğini, kararların ulusal çıkarlar doğrultusunda alındığını ve bölgesel gelişmeleri yakından takip eden Irak’ın herhangi bir çatışmanın tarafı olmayacağını vurguladı.

Grupların iki yıllık dondurma planına ret

The New Arab’ın haberine göre Iraklı silahlı gruplar, silahlarını doğrudan devlete teslim etmek yerine kendi depolarına kaldırmayı ve askeri faaliyetlerini iki yıl süreyle askıya almayı önerdi.

Şii öncülüğündeki ve söz konusu yapılarla bağlantılı Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, Bağdat yönetiminin bu teklifi de geri çevirdiğini bildirdi.

Iraklı üç siyasi kaynak, hükümete yakın zamanda sunulan tasarıda ismi açıklanmayan grupların silahlı operasyonlarını durdurmayı ve cephanelerini iki yıl boyunca belirlenen depolara yerleştirmeyi öngördüğünü, ancak kontrolü güvenlik güçlerine devretmeyi kabul etmediğini belirtti.

Habere göre Ketaib Hizbullah’ın da dahil olduğu gruplar, bu adımı ABD güçlerinin ülkedeki geleceğine bağladı ve liderlerinin hedef alınmayacağına dair güvence talep etti.

Silahsızlanma takviminde son durum ne?

ABD ve Suudi Arabistan’ın son dönemde Irak’ta Haşdi Şabi unsurlarını hedef alan hava saldırıları can kayıplarına ve yaralanmalara yol açmıştı.

2014 yılında IŞİD ile mücadele amacıyla kurulan ve zamanla resmi güvenlik mimarisiyle bütünleşen Haşdi Şabi, ülkedeki silahlı direniş gruplarıyla yakın temasını koruyor.

Hükümetin ABD askerlerinin kalışına yönelik olumsuz kararı, Ketaib Hizbullah’ın Bağdat’a karşı “sabrın tükenmekte olduğu” uyarısının ardından geldi.

Örgüt yetkilileri bu ay başında Irak güvenlik güçlerinin operasyonlar düzenlediğini ve üst düzey isimleri gözaltına aldığını açıklamıştı.

Bağdat yönetimi, ABD yönetiminin baskısı doğrultusunda geçen ay sonunda tüm silahlı grupların silahsızlanması için 30 Eylül’ü son tarih olarak belirlemişti.

Bazı örgütler silah teslimini kabul ederken Ketaib Hizbullah ve Nüceba Hareketi’nin aralarında bulunduğu yapılar bu karara karşı çıktı.

Gruplar, Washington ile Bağdat arasında varılan ve muharip güçlerin danışmanlık rolüne geçmesini öngören kademeli geçiş modeli yerine ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini talep ediyor.

Bu yıl İran’a yönelik ABD-İsrail savaşı sürecinde Iraklı gruplar, ülkedeki Amerikan unsurlarını hedef almıştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Doğu Kudüs’teki Hristiyan okulları grevde

Yayınlanma

Doğu Kudüs’teki birçok Hristiyan özel okulu, İsrail’in 70’den fazla öğretim görevlisinin giriş izinlerini yenilemediği bildirildikten sonra bir sonraki duyuruya kadar greve gitti.

Kudüs Hristiyan Eğitim Kurumları Genel Sekreterliği, bu kararın, İsrail’in önceden herhangi bir uyarıda bulunmaksızın giriş izinlerini yenilememesi ve bu durumun yeni eğitim-öğretim yılının başlamasını imkansız hale getirmesi üzerine alındığını belirtti.

Açıklamada ayrıca, personel eksikliği nedeniyle eğitim, idari ve sağlıkla ilgili okul faaliyetlerinin yanı sıra temizlik hizmetleri ile güvenlik ve emniyet prosedürlerinin düzgün bir şekilde yürütülememesi nedeniyle öğrencilerin öğrenim görebilecekleri “güvenli ve istikrarlı” bir ortamdan mahrum kaldıkları vurgulandı.

Doğu Kudüs’teki Ir Amim örgütünün verilerine göre, grevdeki okullar yaklaşık 15.000 öğrenciye hizmet veriyor.

Açıklamada şunlar söylendi:

“Bu krizin bir an önce çözülmesini, bu tür önlemlerin sona ermesini ve gelecekte tekrarlanmamasını diliyor ve umuyoruz. Böylelikle eğitim kurumlarımızın istikrarı korunacak, öğrencilerin düzenli ve güvenli eğitim alma hakkı garanti altına alınacak ve okullarımızın özgün eğitim, pedagojik ve insani misyonlarını sürdürmeleri mümkün olacaktır.”

Filistin Yönetimi tarafından yönetilen WAFA’ya göre grev, Doğu Kudüs’teki birinci sınıftan yedinci sınıfa kadar 45.000 öğrenciye İsrail müfredatının dayatılması planlarına ilişkin endişeler üzerine gerçekleşti.

İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra kendi müfredatını uygulamaya koymaya çalışmış olsa da bu girişim büyük tepkiyle karşılanmış ve planlar nihayetinde rafa kaldırılmıştı.

Daha yakın zamanda alınan önlemler, Filistinlilerin İsrail eğitim sistemi ve kamu hizmetleri sistemlerinde İsrail eğitimi almadan çalışma imkânlarını kısıtladı.

2018 yılında İsrail Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kudüs Üniversitesi de dahil olmak üzere Filistin kurumlarından alınan sosyal hizmet diploması tanınmasını iptal etti.

Ocak 2026’da Knesset, Filistin üniversitelerinden mezun olanların, İsrail akreditasyonu olmadan İsrail ve Doğu Kudüs’teki okullarda öğretmenlik yapmasını kısıtlayan bir yasa kabul etti.

Bu grevler, Filistin eğitim sektörünün zorluklarla boğuşmaya devam ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Filistin Yönetimi’ne bağlı okullar, finansman sorunları nedeniyle dersleri haftada sadece üç güne indirmek zorunda kalırken, İsrail ise Doğu Kudüs’teki UNRWA faaliyetlerini durdurdu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şeybani: İsrail ile diplomatik çözüm peşindeyiz

Yayınlanma

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam’ın ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail ile “diplomatik bir çözüm” arayışında olduğunu belirtti.

Şeybani, Şam’ı ziyaret eden Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Saldırılar hâlâ devam ediyor. Yalnızca Temmuz ayında 65, Ağustos ayının ilk 18 gününde ise 52 sınır ihlali tespit ettik,” dedi.

“Kuneytra vilayetinde ve Şam kırsalında evlere yönelik baskın kampanyasını” kınayan Şeybani, Suriye makamlarının bu yıl İsrail işgal güçleri tarafından gözaltına alınan Suriyelilerin sayısını 147 olarak kaydettiğini ve “bunlardan 49’unun hâlâ gözaltında olduğunu” belirtti.

Şeybani şöyle devam etti:

“Bu zorluklara rağmen, hâlâ diplomatik bir çözüm seçeneğine bağlıyız ve bunu başarmak için ciddi bir şekilde çalışıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğunda müzakereler yürütüyoruz.”

Danimarka Dışişleri Bakanı dün Şam’daki büyükelçiliği açtı. Danimarka, Suriye’deki büyükelçiliğini yeniden açan ilk AB ülkelerinden biri.

Suriye ve Danimarka, iki ülke arasındaki işbirliğine kurumsal bir çerçeve sağlamak üzere ikili bir ortaklık anlaşması hazırlama konusunda mutabık kaldı.

İki bakan ayrıca, Şam ile Kopenhag arasında 21 Eylül’de başlayacak olan direkt uçuşların, Danimarka’daki Suriyeli topluluğa hizmet edecek ve iki ülke arasındaki bağları güçlendireceğini duyurdu.

Tişrin Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında Şeybani, tarafların Suriye-Danimarka İş Konseyi’ni ilke anlaşmasından pratik işbirliği için işleyen bir mekanizmaya dönüştürmeyi görüştüklerini söyledi.

Rasmussen, Danimarka iş dünyasının Suriye’ye yatırım yapmaya hazır olduğunu ve iki ülkenin, ekonomik ve güvenlik işbirliği de dahil olmak üzere karşılıklı çıkarlar temelinde kapsamlı bir ortaklık kurmayı hedeflediğini belirtti.

Danimarka Dışişleri Bakanı, ülkesinin Şam’daki Danimarka Enstitüsü’nü de en kısa sürede yeniden açacağını söyledi.

Rasmussen, Danimarka’nın tarım alanında önemli bir uzmanlığa sahip olduğunu ve bu sektörün geliştirilmesi konusunda Suriye’ye destek vermeye hazır olduğunu belirterek, Suriye’nin bölgenin “tahıl ambarı” haline gelme potansiyeline sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

İki taraf ayrıca, daha geniş kapsamlı iktisadi işbirliği ve Danimarka’nın Suriye’deki yatırım fırsatlarını da ele aldı.

Bakanlar, Danimarka’daki Suriyelilerin durumunu ve gönüllü geri dönüşü ele aldılar.

Şeybani, Suriye’nin kapılarının istisnasız tüm vatandaşlarına açık olduğunu ve Şam’ın onların güvenli ve gönüllü geri dönüşünü desteklediğini belirtti.

Rasmussen ise Danimarka’nın vatanlarına dönmek isteyen Suriyelileri desteklemek için planlar hazırladığını söyledi.

Şeybani, Suriye savaşı yıllarında Danimarka’nın sağladığı insani yardımı övdü ve Danimarka Mülteci Konseyi’nin mayın temizleme, su temini ve tarım ile geçim kaynaklarının desteklenmesi alanlarındaki çalışmalarını vurguladı.

Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’nin birliğini ve bağımsız ulusal karar alma sürecini destekleyen Danimarka’nın tutumunu memnuniyetle karşıladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English