Ortadoğu
ABD’nin İran saldırılarında 38 kişi hayatını kaybetti

ABD ordusunun İran’daki sivil altyapıyı hedef alan hava saldırılarında cuma sabahı itibarıyla 38 kişi yaşamını yitirdi, 400’den fazla kişi yaralandı. Perşembe gecesinden cuma sabahına kadar süren operasyonlarda, stratejik öneme sahip Çabahar’daki Şehit Kalantari Limanı’nın deniz trafiği kontrol kulesi yıkılırken Hürmüzgan’da altı köprü vuruldu.
ABD ordusunun perşembe gecesinden cuma sabahına kadar İran’ın güneyindeki vilayetlerde yer alan sivil altyapı tesislerine düzenlediği hava saldırılarında 38 kişi yaşamını yitirdi, 400’den fazla kişi yaralandı. Bombardımanda Çabahar’daki Şehit Kalantari Limanı’nın deniz trafiği kontrol kulesi tamamen yıkılırken Hürmüzgan vilayetinde altı köprü vuruldu.
Saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın elektrik santralleri ve köprüler dahil sivil altyapısını hedef alacağına yönelik tehditlerinin ardından gerçekleştirildi. İran basını, askeri hareketliliğin Hürmüzgan, Buşehr, Sistan ve Beluçistan, Huzistan ile Luristan vilayetlerinde yoğunlaştığını bildirdi.
Bölgede hava sıcaklığının 50 dereceye ulaşmasıyla birlikte açıklama yapan İran Enerji Bakanlığı, halka elektrik tüketimini azaltma çağrısı yaptı. Bakanlık, Amerikan saldırılarının enerji tesislerine zarar verdiğini, aşırı sıcakların yanı sıra altyapıya yönelik bu müdahalelerin ulusal elektrik şebekesindeki yükü artırdığını duyurdu.
İran Sağlık Bakanlığı, cuma sabahı itibarıyla netleşen bilançoda 38 kişinin öldüğünü, 400’den fazla kişinin ise yaralandığını açıkladı. Yaşamını yitirenlerin arasında üç kadın ile 18 yaşından küçük bir genç yer alıyor. Yaralılar arasında 22 kadın ve dokuz çocuk yer alırken, 47 kişinin hastanelerdeki tedavisi devam ediyor.
Çabahar’da bulunan Şehit Kalantari Limanı’nın deniz trafiği kontrol kulesi, cuma sabahı ABD savaş uçakları tarafından üçüncü kez hedef alınarak tamamen yıkıldı. Yetkililer, limanın rıhtımlarında, yükleme ve boşaltma ekipmanlarında ya da operasyonel altyapısında hasar oluşmadığını, bu tesisteki saldırıda can kaybı meydana gelmediğini bildirdi.
IRNA’nın aktardığına göre, teknik ve operasyon ekipleri bölgeyi güvenlik çemberine alarak hasar tespit çalışmalarına başladı. Liman faaliyetlerinin yeniden başlatılması için incelemeler yapılırken, güvenlik kontrollerinin ardından yükleme ve boşaltma işlemlerinin kısa sürede yeniden başlaması öngörülüyor.
Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan deniz ticaretine imkan tanıyan Çabahar, İran’ın Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na doğrudan açılan tek derin su limanı olması sebebiyle yüksek stratejik değere sahip. ABD’nin İran limanlarına deniz ablukası uyguladığı ve Hürmüz Boğazı trafiğini büyük oranda durdurduğu bu dönemde liman, alternatif bir güzergah işlevi görüyor. Afganistan ve Orta Asya için önemli bir ticaret kapısı olan tesis, Pakistan’ı devre dışı bırakacak bir rota arayışında olan ve projeye büyük yatırım yapan Hindistan ile ortaklaşa geliştirildi. Press TV, kontrol kulesi, ticari rıhtımlar ve bir depoyu hedef alan saldırıların, Hürmüz Boğazı kapalıyken kullanılan bu ticaret hattını kesintiye uğratmayı amaçladığını değerlendirdi.
Hürmüzgan’da köprüler hedef alındı
Saldırılarda en yüksek can kaybı Hürmüzgan vilayetinde kaydedildi. Cuma sabahının erken saatlerinde Hamir ilçesindeki altı köprü vuruldu. Saldırılarda Bender Abbas, Bender Hamir ve Lar arasındaki ana karayollarının yanı sıra Letidan, Kahuristan, Keşar ve Maru köylerinden geçen yollar hasar gördü.
vilayet yönetimi, halkın zarar gören yollardan uzak durmasını ve alternatif güzergahları tercih etmesini istedi. Ayrıca acil yardım, polis ve itfaiye ekiplerinin geçiş yollarının açık tutulması çağrısı yapıldı. Hürmüzgan Valiliği, köprü saldırılarında yedi kişinin öldüğünü, dokuz kişinin yaralandığını bildirdi. Bender Hamir üzerindeki Bender Abbas-Lar karayolunda ulaşım kısmen yeniden sağlanırken, yetkililer zorunlu seyahatlerden kaçınılması uyarısını yineledi.
Bender Abbas’ın Allahu Ekber Tepesi yerleşim bölgesine yönelik saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, sekiz kişi yaralandı. Gece yarısından sonra aynı kentteki demiryolu bağlantı istasyonunun vurulması sonucu yaralanan iki kişi ise hastaneye kaldırıldı. Yetkililer, yerleşim yerlerinin dışındaki istasyon altyapısında hasarın sınırlı olduğunu açıkladı.
Karayolu ve demiryolu köprülerinin vurulmasının, ülkenin ana limanı olan Bender Abbas’ın Tahran ve iç kesimlerle bağlantısını kesmeyi amaçladığı belirtiliyor. Press TV, alternatif yollar açık olsa da saldırıların 90 milyonluk ülke nüfusu için temel malların sevkiyatını engellemeyi hedeflediğini aktardı.
Buşehr, Ahvaz ve Luristan’da son durum
Buşehr Valisi Muhammed Muzaffer, vilayetin birkaç saat arayla iki kez ABD saldırısına uğradığını, olayda bir kişinin yaralandığını ve incelemelerin sürdüğünü açıkladı.
Huzistan Vali Yardımcısı Veliullah Hayati, perşembe gecesi ABD güçlerinin Ahvaz çevresindeki bazı noktaları vurduğunu, hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Ahvaz yakınlarındaki bombardıman öncesinde Şehit Bakayi Hastanesi tedbir amacıyla boşaltıldı.
Tahran yönetimi bu saldırıyı savaş suçu olarak nitelendirirken, Ahvaz Cündişapur Tıp Bilimleri Üniversitesi hastanenin geçici olarak hizmet dışı kaldığını bildirdi.
Luristan Vali Yardımcısı Said Puralı ise cuma günü Çegeni ilçesine bağlı Veysiyan bölgesinin vurulduğunu kaydetti, ancak saldırıya dair ayrıntılı bilgi vermedi.
Yaşanan gelişmeler üzerine İran, Hürmüz Boğazı’nın ABD’nin bölgedeki askeri müdahalesi sona erene kadar kapalı kalacağını ilan etti. Tahran yönetimi, Amerikan saldırılarına karşılık olarak Bahreyn, Kuveyt, Suriye ve Umman’daki ABD üsleri ile askeri teçhizatını füze ve insansız hava araçlarıyla hedef aldı.
Ortadoğu
Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.
Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.
Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.
Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.
“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.
Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.
“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”
Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.
Husi şöyle devam etti:
“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”
İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.
Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.
Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.
“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.
Doğrulamadan kınayanlara tepki
Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.
Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.
Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.
Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:
“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”
“Petrodolar ve mali çıkarlar”
Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.
Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.
Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.
Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.
Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.
Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.
Ortadoğu
ABD, Yemen ile görüştü iddiası

İddiaya göre ABD’li diplomatlar hafta sonu Umman’daki ABD büyükelçiliğinde Yemen direnişinin temsilcileriyle bir araya geldi.
Axios’a konuşan bölgeden bir kaynak, Umman hükümetinin yardımıyla düzenlenen Maskat’taki toplantının, ABD ile Ensarullah arasındaki ateşkesi sürdürmeye ve Bab el-Mendeb Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaya odaklandığını belirtti.
ABD, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşa çekilmeden hayati önem taşıyan bir deniz ticaret yolunu açık tutmak istediği için hassas bir konumda bulunuyor.
Washington, Suudi Arabistan’ın askeri müdahale taleplerini şu ana kadar reddetti.
Kaynak, toplantıda ABD’yi büyükelçilikten diplomatların temsil ettiğini fakat büyükelçinin toplantıya katılmadığını belirtti.
Söz konusu kişi, Yemenli temsilcilerin toplantı sırasında ABD ile Mayıs 2025’te imzalanan ateşkesin devam etmesini istediklerini açıkça ifade ettiklerini ekledi.
Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi
Kaynak ayrıca, Yemen temsilcilerinin, iki taraf arasında yeniden alevlenen çatışmalar kapsamında saldırılarının yalnızca Suudi gemilerini hedef aldığını vurguladıklarını belirtti.
Temsilciler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen diğer tüm gemilerin serbestçe seyrüsefer etmesine izin vereceklerini taahhüt ettiler.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, “ABD’nin Orta Doğu’daki temel çıkarları arasında Kızıldeniz ve bölgede seyir özgürlüğünün sağlanması ve terörizmin yayılmasının önlenmesi yer almaktadır. Trump Yönetimi, İran ve onun vekillerinden gelen saldırılara karşı bu çıkarları savunma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymuştur,” dedi.
Açıklama şöyle devam etti:
“Söz konusu toplantı hakkında yorum yapmayacağı. Fakat Yemen konusunda bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımızla düzenli iletişim halindeyiz ve bölgede kaos yaratan Husi milisleri ve diğer terörist gruplara karşı ortak terörle mücadele hedeflerimize odaklanıyoruz.”
Toplantıdan bir gün sonra, Başkan Yardımcısı JD Vance gazetecilere, ABD’nin Ensarullah ile müzakere halinde olduğunu söyledi.
Vance, “Husilerle de doğrudan görüşmeler yürütüyoruz; bu nedenle durumun kontrolümüz altında olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio salı günü Umman Dışişleri Bakanı Seyyid Bedr el-Busaydi ile bölgedeki gerginliği azaltmaya yönelik çabalar hakkında görüştü.
Bu görüşme, ABD ile Umman arasında haftalarca süren gerginliğin ardından gerçekleşti.
Başkan Trump, Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda İran ile yürüttüğü görüşmeler nedeniyle ülkeyi bombalamakla tehdit etmişti.
Son günlerde Yemen direnişi ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar şiddetleniyor. Yemenliler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki kıyı şeridini ve birkaç adayı hâlâ kontrol altında tutuyor.
Suudiler, Yemen’deki direniş güçlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Ne var ki Yemen’de destekledikleri güçler, şu ana kadar etkili bir kara karşı saldırısı başlatamadı.
Ortadoğu
Körfez ülkelerinde ABD’nin güvenlik şemsiyesine dair şüpheler artıyor

İran savaşı, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı korumaya dönük güveni sarstı. Bölge yönetimleri, Washington’ın çatışma başlattığını ancak sonuçlarını yönetme iradesi gösteremediğini savunuyor. Time dergisinin haberine göre bölgedeki Arap monarşileri, Amerikan güvenlik şemsiyesine duyulan kuşkular nedeniyle Tahran ile doğrudan uzlaşı ve gerilimi azaltma yolları arıyor.
Ortadoğu’daki savaş, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı “güvenlik şemsiyesine” duyulan güveni sarstı.
Amerikan Time dergisi, bölge ülkelerinden yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ile İran arasındaki çatışmaların başlaması üzerine Körfez yönetimlerinin Amerikan korumasını artık güvenilir görmediğini yazdı.
Derginin aktardığına göre bölgedeki savaş, Körfez başkentlerinin Washington’a bakışını değiştirdi.
Arap ülkelerinin itirazlarına rağmen Washington yönetiminin İsrail ile birlikte bölgesel bir savaşa girmeye hazır olduğu, ancak doğacak sonuçları yönetme kabiliyetine veya niyetine sahip olmadığı değerlendirmesi öne çıkıyor.
Körfez ülkeleri, ABD’nin İran politikasına yönelik tutarlı bir strateji geliştiremediği görüşünü uzun süredir koruyor.
Savaş sürecinde ABD hedeflerinin her hafta değiştiği belirtilen haberde, Hürmüz Boğazı kapalıyken dahi savaştan çekilmeye çalışan Donald Trump yönetiminin müttefiklerini uyarısız, istişaresiz ve korumasız bıraktığı hissini yarattığı kaydedildi.
ABD’ye duyulan şüpheler nedeniyle bölge yönetimlerinin büyük bölümü Tahran ile cepheleşmek yerine gerilimi azaltma ve caydırıcılık stratejilerine yöneldi.
Katar ve Umman, Washington yönetimini Tahran ile bir mutabakat imzalamaya teşvik ederken, Suudi Arabistan Pakistan’ın arabuluculuk girişimine destek verdi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Bahreyn de barış odaklı diplomatik temaslara katıldı.
Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Umman ve Suudi Arabistan’ı kapsayan Körfez bloğu, on yılı aşkın süredir “güven vermeyen bir Washington ile tehdit oluşturan Tahran arasında” kalarak dış politikalarında çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.
ABD egemenliğinin azaldığı bölgede nasıl hareket edileceğine dair ortak bir uzlaşı oluşmasa da, Arap başkentlerinde yeni bir güvenlik mimarisinin inşası bekleniyor.
Ağustos ayı sonunda İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, Körfez ülkelerine seslenerek “gerçek düşmanı” doğru tespit etme ve onun “sinsi planlarına” alet olmama çağrısı yaptı.
Hamaney açıklamasında, ABD ve İsrail yönetimlerini yalnızca Tahran’ın ve “İslami direniş cephesinin” değil, Batı Asya ve Kuzey Afrika halkları dahil bütün İslam toplumunun ortak düşmanı ilan etti.
The Washington Post gazetesi, ABD’nin müttefikleri konumundaki Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn cephesinde Trump’ın İran politikasına dönük hoşnutsuzluğun arttığını yazdı.
Gazetenin ulaştığı kaynaklar, kimi ülkelerin kendi topraklarındaki devasa ABD askeri üslerinin varlığını sorgulamaya başladığını dile getirdi. Haberde, tepkilere karşın Körfez ülkelerinin kısa vadede başka bir müttefik seçeneğine sahip olmadığı da vurgulandı.
Financial Times gazetesi ise, İran’ın Ortadoğu’daki ABD üslerine düzenlediği saldırıların Washington’ın bölgedeki askeri varlığının geleceğine gölge düşürdüğünü aktardı.
Politico dergisi ise Tahran’ın misillemelerinden etkilenen Körfez devletlerinin İran ile barış zemini arayışında ortaklaşmaya çalıştığını, fakat Arap monarşileri arasındaki geçmişe dayalı anlaşmazlıkların uzlaşı sürecini engellediğini belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya5 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı








