Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin İran saldırılarında 38 kişi hayatını kaybetti

Yayınlanma

ABD ordusunun İran’daki sivil altyapıyı hedef alan hava saldırılarında cuma sabahı itibarıyla 38 kişi yaşamını yitirdi, 400’den fazla kişi yaralandı. Perşembe gecesinden cuma sabahına kadar süren operasyonlarda, stratejik öneme sahip Çabahar’daki Şehit Kalantari Limanı’nın deniz trafiği kontrol kulesi yıkılırken Hürmüzgan’da altı köprü vuruldu.

ABD ordusunun perşembe gecesinden cuma sabahına kadar İran’ın güneyindeki vilayetlerde yer alan sivil altyapı tesislerine düzenlediği hava saldırılarında 38 kişi yaşamını yitirdi, 400’den fazla kişi yaralandı. Bombardımanda Çabahar’daki Şehit Kalantari Limanı’nın deniz trafiği kontrol kulesi tamamen yıkılırken Hürmüzgan vilayetinde altı köprü vuruldu.

Saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın elektrik santralleri ve köprüler dahil sivil altyapısını hedef alacağına yönelik tehditlerinin ardından gerçekleştirildi. İran basını, askeri hareketliliğin Hürmüzgan, Buşehr, Sistan ve Beluçistan, Huzistan ile Luristan vilayetlerinde yoğunlaştığını bildirdi.

Bölgede hava sıcaklığının 50 dereceye ulaşmasıyla birlikte açıklama yapan İran Enerji Bakanlığı, halka elektrik tüketimini azaltma çağrısı yaptı. Bakanlık, Amerikan saldırılarının enerji tesislerine zarar verdiğini, aşırı sıcakların yanı sıra altyapıya yönelik bu müdahalelerin ulusal elektrik şebekesindeki yükü artırdığını duyurdu.

İran Sağlık Bakanlığı, cuma sabahı itibarıyla netleşen bilançoda 38 kişinin öldüğünü, 400’den fazla kişinin ise yaralandığını açıkladı. Yaşamını yitirenlerin arasında üç kadın ile 18 yaşından küçük bir genç yer alıyor. Yaralılar arasında 22 kadın ve dokuz çocuk yer alırken, 47 kişinin hastanelerdeki tedavisi devam ediyor.

Çabahar’da bulunan Şehit Kalantari Limanı’nın deniz trafiği kontrol kulesi, cuma sabahı ABD savaş uçakları tarafından üçüncü kez hedef alınarak tamamen yıkıldı. Yetkililer, limanın rıhtımlarında, yükleme ve boşaltma ekipmanlarında ya da operasyonel altyapısında hasar oluşmadığını, bu tesisteki saldırıda can kaybı meydana gelmediğini bildirdi.

IRNA’nın aktardığına göre, teknik ve operasyon ekipleri bölgeyi güvenlik çemberine alarak hasar tespit çalışmalarına başladı. Liman faaliyetlerinin yeniden başlatılması için incelemeler yapılırken, güvenlik kontrollerinin ardından yükleme ve boşaltma işlemlerinin kısa sürede yeniden başlaması öngörülüyor.

Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan deniz ticaretine imkan tanıyan Çabahar, İran’ın Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na doğrudan açılan tek derin su limanı olması sebebiyle yüksek stratejik değere sahip. ABD’nin İran limanlarına deniz ablukası uyguladığı ve Hürmüz Boğazı trafiğini büyük oranda durdurduğu bu dönemde liman, alternatif bir güzergah işlevi görüyor. Afganistan ve Orta Asya için önemli bir ticaret kapısı olan tesis, Pakistan’ı devre dışı bırakacak bir rota arayışında olan ve projeye büyük yatırım yapan Hindistan ile ortaklaşa geliştirildi. Press TV, kontrol kulesi, ticari rıhtımlar ve bir depoyu hedef alan saldırıların, Hürmüz Boğazı kapalıyken kullanılan bu ticaret hattını kesintiye uğratmayı amaçladığını değerlendirdi.

Hürmüzgan’da köprüler hedef alındı

Saldırılarda en yüksek can kaybı Hürmüzgan vilayetinde kaydedildi. Cuma sabahının erken saatlerinde Hamir ilçesindeki altı köprü vuruldu. Saldırılarda Bender Abbas, Bender Hamir ve Lar arasındaki ana karayollarının yanı sıra Letidan, Kahuristan, Keşar ve Maru köylerinden geçen yollar hasar gördü.

vilayet yönetimi, halkın zarar gören yollardan uzak durmasını ve alternatif güzergahları tercih etmesini istedi. Ayrıca acil yardım, polis ve itfaiye ekiplerinin geçiş yollarının açık tutulması çağrısı yapıldı. Hürmüzgan Valiliği, köprü saldırılarında yedi kişinin öldüğünü, dokuz kişinin yaralandığını bildirdi. Bender Hamir üzerindeki Bender Abbas-Lar karayolunda ulaşım kısmen yeniden sağlanırken, yetkililer zorunlu seyahatlerden kaçınılması uyarısını yineledi.

Bender Abbas’ın Allahu Ekber Tepesi yerleşim bölgesine yönelik saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, sekiz kişi yaralandı. Gece yarısından sonra aynı kentteki demiryolu bağlantı istasyonunun vurulması sonucu yaralanan iki kişi ise hastaneye kaldırıldı. Yetkililer, yerleşim yerlerinin dışındaki istasyon altyapısında hasarın sınırlı olduğunu açıkladı.

Karayolu ve demiryolu köprülerinin vurulmasının, ülkenin ana limanı olan Bender Abbas’ın Tahran ve iç kesimlerle bağlantısını kesmeyi amaçladığı belirtiliyor. Press TV, alternatif yollar açık olsa da saldırıların 90 milyonluk ülke nüfusu için temel malların sevkiyatını engellemeyi hedeflediğini aktardı.

Buşehr, Ahvaz ve Luristan’da son durum

Buşehr Valisi Muhammed Muzaffer, vilayetin birkaç saat arayla iki kez ABD saldırısına uğradığını, olayda bir kişinin yaralandığını ve incelemelerin sürdüğünü açıkladı.

Huzistan Vali Yardımcısı Veliullah Hayati, perşembe gecesi ABD güçlerinin Ahvaz çevresindeki bazı noktaları vurduğunu, hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Ahvaz yakınlarındaki bombardıman öncesinde Şehit Bakayi Hastanesi tedbir amacıyla boşaltıldı.

Tahran yönetimi bu saldırıyı savaş suçu olarak nitelendirirken, Ahvaz Cündişapur Tıp Bilimleri Üniversitesi hastanenin geçici olarak hizmet dışı kaldığını bildirdi.

Luristan Vali Yardımcısı Said Puralı ise cuma günü Çegeni ilçesine bağlı Veysiyan bölgesinin vurulduğunu kaydetti, ancak saldırıya dair ayrıntılı bilgi vermedi.

Yaşanan gelişmeler üzerine İran, Hürmüz Boğazı’nın ABD’nin bölgedeki askeri müdahalesi sona erene kadar kapalı kalacağını ilan etti. Tahran yönetimi, Amerikan saldırılarına karşılık olarak Bahreyn, Kuveyt, Suriye ve Umman’daki ABD üsleri ile askeri teçhizatını füze ve insansız hava araçlarıyla hedef aldı.

Ortadoğu

İsrail meclisi üniversitelerde kadın-erkek ayrı eğitime onay verdi

Yayınlanma

İsrail Meclisi Knesset, akademik çevrelerin ve muhalefetin itirazlarına rağmen yükseköğretimde kadın ve erkeklerin ayrı eğitim görmesine olanak tanıyan yasayı 43’e karşı 52 oyla kabul etti. Düzenleme, Yükseköğretim Kurulunun onayıyla üniversiteler ile yüksekokullarda ayrı yüksek lisans ve doktora programları açılmasının önünü açıyor.

İsrail Meclisi Knesset, akademik çevrelerin ve muhalefet milletvekillerinin sert itirazlarına rağmen, yükseköğretim kurumlarında kadınlar ile erkeklerin ayrı eğitim görmesine imkân tanıyan yasayı perşembe sabahı yapılan oylamada 43’e karşı 52 oyla kabul etti.

Yeni düzenleme, üniversite ve yüksekokulların Yükseköğretim Kurulunun onayıyla kadın ve erkekler için ayrı yüksek lisans ve doktora programları açabilmesine izin veriyor.

Kabul edilen yasa, İsrail Yüksek Mahkemesinin 2021 yılında verdiği bir karara dayanıyor. Mahkeme, Ultra-Ortodoks (Haredi) öğrencilerin yükseköğretime ve ardından iş gücüne katılımını teşvik etmek amacıyla açılan sınırlı sayıdaki ayrı lisans programına onay vermişti.

Yüksek Mahkeme, bu uygulamaya yalnızca Haredi öğrencilerin katılımını artırmak amacıyla izin verirken; kadın ve erkeklerin yalnızca dersliklerde ayrılabileceğini, kampüsün diğer alanlarında ayrım yapılamayacağını ve kadın öğretim görevlilerinin bu uygulama nedeniyle süreçlerin dışında tutulamayacağını hükme bağlamıştı.

Uygulama bütün öğrencileri kapsayacak şekilde genişletildi

Yeni yasayla birlikte söz konusu sistem, yüksek lisans ve doktora programlarını da kapsayacak şekilde genişletildi. Ayrıca ayrı eğitim imkânından yararlanma hakkı yalnızca Haredi öğrencilerle sınırlı tutulmayıp tüm öğrencilere açıldı.

Şas Partisi Milletvekili Yossi Taieb’in kadın ve erkeklere ayrılan alanları kampüsün diğer bölümlerine de yayma yönündeki önerisi ise görüşmeler sırasında reddedildi.

Yasanın savunucuları, düzenlemenin dindar kadınların eğitime erişimini kolaylaştıracağını belirtiyor. Yasa teklifinin sahibi Yahudi Gücü Partisi Milletvekili Limor Son Har-Melech, düzenlemenin hak ettikleri imkânlara kavuşamayan kesimlerdeki kadınların ilerlemesini sağlayacağını savundu.

Meclis Eğitim Komisyonu Başkanı ve Dini Siyonizm Partisi Milletvekili Zvi Sukkot da düzenlemenin seçme özgürlüğünü genişleteceğini ifade etti.

Akademik çevrelerden ve sivil toplumdan sert tepki

Yasanın geçmemesi için kampanya yürüten muhalefet milletvekilleri ile akademik çevreler, düzenlemenin mevcut istisnai uygulamayı gereksiz yere genişlettiğini vurguluyor.

Muhalif kesimler, yasanın dini hakları kadın öğrenciler ile öğretim görevlilerinin eşitlik, onur ve hareket özgürlüğü gibi haklarının önüne koyduğunu, akademik özgürlüğe, eğitim kalitesine ve bilimsel araştırmalara zarar vereceğini kaydediyor.

Yasaya karşı 68 bin 700 kişinin katılımıyla kampanya yürüten Zazim – Community in Action örgütünün Genel Direktörü Raluca Ganea, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, düzenlemenin kendiliğinden ortaya çıkmadığını söyledi.

Ganea, “Kadınlara yönelik ayrımcılığın yasaya geçirilmesi, yargı düzenlemesinin ve haklarımızı elimizden almaya yönelik bilinçli stratejinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Yasayı “Kadınları, LGBTİ+ bireyleri, insan haklarını ve yurttaşlık haklarını ayaklar altına alan bir Meclise yakışan son perde” olarak nitelendiren Ganea, mücadeleyi sürdüreceklerini ve kaybetmenin kendileri için bir seçenek olmadığını ifade etti.

“Demokratik devlet yerine dini hukuk devleti”

Meclis Eğitim Komisyonunda tasarıya karşı çıkan Demokratlar Partisi Milletvekili Naama Lazimi de düzenlemeyi kınadı.

Lazimi, yasanın “Yahudi ve demokratik bir devlet yerine Yahudi dini hukukuna dayalı bir devletin tercih edildiğini” gösterdiğini belirtti.

Yasanın seçme özgürlüğünü genişlettiği yönündeki savunmaları reddeden Lazimi, iktidar koalisyonunu hedef alarak, “Bizim seçme özgürlüğümüzü veya iyiliğimizi değil; bizi baskı altına almayı, görünmez kılmayı ve özgürlüğümüzü kısıtlamayı amaçlıyorlar” dedi.

Lazimi, ekim ayında yapılması planlanan seçimlerin ardından bu yasayı yürürlükten kaldırmak için çalışacağını açıkladı.

Meclis kapanmadan önce yoğun yasa trafiği

Düzenleme, İsrail Meclisinin ekim ayı sonundaki seçimler öncesinde cuma günü feshedilmesinden önce iktidar koalisyonu tarafından hızlıca yasalaştırılan paket arasında yer aldı.

Koalisyon ortağı Ultra-Ortodoks partiler, kendi öncelik verdikleri düzenlemelerin hafta başında kabul edilmesinin ardından koalisyonun diğer yasalarına destek vermeyi kabul etti.

Haredi partilerin öncelikli talepleri arasında askerlik görevinden kaçan Ultra-Ortodoksların tutuklanmasını yasaklayan ve Tevrat öğrenimini devletin temel değerlerinden biri olarak tanımlayan yasalar yer alıyordu.

Bu düzenlemelerin karşılığında Ultra-Ortodoks partiler; kadın ve erkeklerin ayrı eğitim görmesine izin veren yasanın yanı sıra başsavcının yetkilerini zayıflatan yasa tasarısına ve İletişim Bakanı Shlomo Karhi’nin medya sistemini yeniden yapılandırma projesine destek verdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’de anket: Netanyahu koalisyonu çoğunluğu kaybediyor

Yayınlanma

İsrail’de Kanal 13 televizyonunda yayımlanan son ankete göre, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonu 120 sandalyeli Mecliste çoğunluğu kaybederek yalnızca 50 milletvekili çıkarabiliyor. Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet blokunun hükümet kuracak çoğunluğa ulaştığını gösteren ankete göre, İsraillilerin yüzde 61’i yolsuzluk davası ve askerlik kriziyle karşı karşıya olan Netanyahu’nun yeniden aday olmasına karşı çıkıyor.

İsrail’de yayımlanan son kamuoyu araştırması, ülkede yaklaşan genel seçimler öncesinde siyasi dengelerin mevcut iktidar aleyhine değiştiğini ortaya koydu.

Kanal 13 televizyonunda yayımlanan ankete göre, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot öncülüğündeki Netanyahu karşıtı blok, İsrail Meclisi Knesset’te hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu elde edebiliyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut iktidar koalisyonunun ise 120 sandalyeli Mecliste yalnızca 50 milletvekili çıkarabileceği öngörülüyor.

Anket sonuçlarına göre, eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot’un liderliğini yaptığı Yashar Partisi 21 sandalye kazanırken, Netanyahu’nun partisi Likud 22 sandalyeyle Meclisin en büyük partisi olma özelliğini koruyor.

Ancak Likud’un ardından gelen en yüksek sandalyeli üç partinin de Netanyahu karşıtı blokta yer alması dikkati çekiyor.

Muhalefet partileri hükümet kuracak çoğunluğa ulaşıyor

Yapılan araştırmada, eski Başbakan Naftali Bennett’in Birlikte Partisinin 15, Yair Golan liderliğindeki sol eğilimli Demokratlar Partisinin 11 sandalye kazanacağı tahmin ediliyor.

Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz Partisinin 10 milletvekili çıkaracağı öngörülürken, eski Bakan Yoaz Hendel ile Ulusal Birlik Partisi üyesi Hili Tropper tarafından kurulan siyasi ittifakın da Knesset’te dört sandalye elde edeceği belirtiliyor.

Kanal 13 televizyonu, ortaya çıkan bu tabloyla Netanyahu karşıtı partilerin yeni hükümeti kurabilmek için “açık bir çoğunluk” sağladığını bildirdi.

Buna karşılık, Netanyahu’nun mevcut iktidar koalisyonunda yer alan ultra-Ortodoks Birleşik Tevrat Yahudiliği Partisinin sekiz, Şas Partisinin ise yedi sandalye kazanabileceği tahmin ediliyor.

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Yahudi Gücü Partisinin yedi, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Dini Siyonizm Partisinin ise altı milletvekili çıkarabileceği öngörülüyor.

Haaretz gazetesi anket sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, “Seçim bugün yapılsaydı Netanyahu’nun iktidar koalisyonu toplamda yalnızca 50 sandalye kazanabilirdi” ifadesini kullandı.

Yeni koalisyon için Arap partilerine ihtiyaç duyulmayacak

Anket verilerine göre Arap partilerinden Raam beş, Hadaş-Taal ise dört sandalye elde ediyor. Ancak Netanyahu karşıtı blok, yeni hükümeti kurmak için bu partilerin desteğine ihtiyaç duymuyor.

Bir diğer Arap partisi ile Benny Gantz liderliğindeki Mavi ve Beyaz Partisi ise yüzde 3,25’lik seçim barajını aşamayarak Meclis dışında kalıyor.

Ülkede genel seçimlerin 27 Ekim’de yapılması planlanıyor. İsrail kamuoyunda “Siyonist muhalefet bloku” olarak adlandırılan bu oluşum, siyasi olarak Netanyahu’ya karşı çıksa da güvenlik politikalarında mevcut hükümetle ortaklaşıyor.

Merkez veya sağ eğilimli olarak tanımlanan bu muhalefet partileri; Lübnan ve Gazze’nin işgali ile İran’a yönelik askeri harekât gibi konularda mevcut hükümet üyeleriyle benzer görüşleri savunuyor.

İsraillilerin yüzde 61’i Netanyahu’nun adaylığına karşı

İsrail Demokrasi Enstitüsüne bağlı Viterbi Kamuoyu ve Politika Araştırmaları Merkezi tarafından geçen ay yayımlanan çalışma da halkın büyük bölümünün Netanyahu’nun siyasi geleceğine sıcak bakmadığını gösterdi.

Araştırmaya katılan İsraillilerin yüzde 61’i Netanyahu’nun yaklaşan seçimlerde aday olmaması gerektiğini düşünüyor.

Başbakanın yeniden adaylığını destekleyenlerin oranı ise yüzde 35 seviyesinde kalıyor. Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla ilgili açılan ceza davasında yargılanmaya devam ederken, duruşmalar ertelemelerle sürüyor.

Askerlik krizi erken seçim baskısını artırıyor

Koalisyon ortakları arasında yaşanan Haredilerin zorunlu askerlik hizmeti sorunu da hükümet üzerindeki baskıyı artırıyor.

Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf tutulmaya devam etmesi tepki çekerken, muhalefet partileri iktidarı savaşın yükünü seküler yedek askerlerin üzerine yıkmakla suçluyor.

İsrail ordusunun üst düzey komuta kademesi, süregelen bu kriz nedeniyle yedek kuvvetlerin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Yaşanan kriz, normal şartlarda 2026’da yapılması gereken seçimlerin erkene alınması ve Knesset’in feshedilmesi yönündeki çağrıları zemin kazandırıyor. Siyasi alternatif oluşturma arayışları kapsamında eski Başbakan Naftali Bennett ile Gelecek Var Partisi lideri Yair Lapid, nisan ayında partilerini birleştirme kararı almıştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail, Pentagon’a Suriye, Gazze ve Lübnan’dan çekilmeyeceğini bildirdi

Yayınlanma

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ABD’li mevkidaşı Pete Hegseth ile gerçekleştirdiği görüşmede ordunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nde işgal edilen bölgelerden çekilmeyeceğini açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Başbakan Binyamin Netanyahu’dan Suriye ve Lübnan’daki askerleri çekmesini talep etmesinin ardından gelen bu karar, ilgili bölgelerde kurulan yeni askeri mevziler ve kalıcı altyapı çalışmalarıyla destekleniyor.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, 16 Temmuz’da ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nde ele geçirdiği bölgelerdeki işgalini sürdüreceğini bildirdi ve çekilme çağrılarını reddetti.

Katz’ın açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan Suriye ve Lübnan’daki birliklerini geri çekmesini istemesinin ardından geldi.

İsrail Savunma Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Katz, “İsrail sınırlarını ve sınır bölgelerindeki yerleşimleri korumak amacıyla Suriye, Gazze ve Lübnan’daki güvenlik bölgelerinde kalma kararlılıklarını” dile getirdi. Bakan Katz ayrıca, “ABD’den hiçbir zaman sınırlarımızda bizim yerimize hareket etmesini istemedik” dedi.

İsrailli yetkililer Filistin, Lübnan ve Suriye topraklarındaki işgali güvenlik gerekçeleriyle savunsa da ülke liderleri uzun süredir yasa dışı Yahudi yerleşimlerini genişletme, doğal kaynakları ele geçirme ve “Büyük İsrail” projesi kapsamında İsrail’in sınırlarını büyütme arzularını açıkça dile getiriyor.

Trump’ın Suriye ve Lübnan’dan çekilme talebi

ABD Başkanı Trump, çarşamba günü İsrail Başbakanı Netanyahu’dan birliklerini Suriye ve Lübnan’dan çekmesini istedi. Trump’ın bu taleple ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşa odaklanmayı amaçladığı belirtildi.

Haberlere göre Trump, Netanyahu’ya “Sizi orada istemiyorlar. Birliklerinizi yeniden konuşlandırmalısınız” dedi. ABD Başkanı, İsrail’in Lübnan ve Suriye’deki varlığının Şam ve Beyrut ile tansiyonun yükselmesine yol açtığını da ifade etti.

Buna rağmen İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyinde işgal ettiği ve “güvenlik bölgesi” olarak tanımladığı alanda kalıcı askeri mevziler inşa etmeye başladı.

Maariv gazetesinin perşembe günkü haberine göre yüksek noktalara kurulan bu mevzilerin her birinde havanlar, roketatarlar ve makineli tüfekler bulundurulacak.

Konumları sayesinde İsrail askerleri Lübnan topraklarının iç kesimlerini de gözetleyebilecek. İsrail ordusu ayrıca işgalin geçici değil uzun süreli olacağına işaret eden bir yol ve destek altyapısı ağı kuruyor.

Lübnan’ın yüzde 6’sını kapsayan güvenlik bölgesi

İsrail’in güvenlik bölgesi Lübnan’ın yaklaşık 10 kilometre içine uzanıyor ve ülke topraklarının yüzde 6’sına kadar olan bölümünü kapsıyor. Lübnanlı güvenlik kaynakları, savaşın 2 Mart’ta yeniden şiddetlenmesinden bu yana ülke topraklarında yaklaşık 23 yeni İsrail askeri mevzisi kurulduğunu tespit etti.

İsrail, Kasım 2024’te tek taraflı bir ateşkesle sona eren önceki savaş sırasında oluşturduğu beş kalıcı mevzinin işgalini de sürdürüyor. Bu mevziler Lebbune, Cebel Blat, Cel el-Deyr, Devavir ve Hamamis tepelerinde yer alıyor.

Savunma Bakanı Katz, İsrail ordusunun Lübnan’da işgal ettiği köy ve kasabaları Gazze’de yaptığı gibi tamamen yok etmeyi amaçladığını açıkladı.

Katz, “Güney Lübnan’ın Gazze’ye dönüşeceğini söylemiştim. Refah modelini uygulayacak, oradaki her şeyi yok edecektik. Onlara tam olarak bu şekilde davranacaktık. Biz de bunu yaptık” ifadelerini kullandı.

Gazze ve Suriye’deki işgal durumu

İsrail güçleri, Filistinlilere karşı iki yılı aşkın süredir devam eden saldırıların ardından harabeye dönen Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60 ila 70’ini işgal altında tutuyor.

Bu alanların büyük bölümünü genişletilmiş tampon bölgeler, stratejik koridorlar ve tamamen yerle bir edilen güvenlik sahaları oluşturuyor.

Gazze’nin kalan kesimi Filistinlilerin kontrolünde yer alıyor. Yerinden edilen yaklaşık iki milyon Gazzelinin neredeyse tamamı bu dar alanda yaşıyor.

İsrail’in evlerini yıkması nedeniyle yaklaşık bir milyon kişi, kalabalık ve sağlıksız çadır kentlerde barınıyor.

Suriye’de ise İsrail, Beşar Esad yönetiminin Ekim 2024’te devrilmesinin ardından işgalini Golan Tepeleri’nin ötesine genişletti. İsrail’in Suriye’de işgal ettiği toplam alan yaklaşık 1640 kilometrekareye ulaştı.

Bu alanın 440 kilometrekaresini Esad yönetiminin devrilmesinden sonra ele geçirilen topraklar oluşturuyor. İsrail askerleri, Şam yönetiminin herhangi bir direnişiyle karşılaşmadan düzenli olarak Suriye’nin daha iç bölgelerine baskınlar düzenliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English