Bizi Takip Edin

Amerika

Trump yönetimi Medicare prim sübvansiyon programını sonlandırıyor

Yayınlanma

ABD’de Trump yönetimi, Biden döneminde başlatılan Medicare prim sübvansiyon programını sigorta şirketlerine yarar sağladığı gerekçesiyle yıl sonunda sonlandıracağını duyurdu. Karar sonucunda Medicare Part D kapsamındaki sübvansiyonlar 2027 yılında uygulamadan kaldırılacak. Yaşlılar ve engellilerden oluşan milyonlarca hak sahibi yeni aylık fiyatlandırma detaylarını bekliyor.

ABD’de Donald Trump yönetimi Salı günü yaptığı açıklamada, Başkan Joe Biden döneminde yürürlüğe konulan Medicare prim sübvansiyon programını sonlandırmak üzere harekete geçeceğini bildirdi.

Yönetim, mevcut programın hak sahiplerinden ziyade sigorta şirketlerine fayda sağladığını ileri sürdü.

Alınan karar doğrultusunda Medicare Part D sübvansiyonlarının süresi bu yılın sonunda dolacak ve söz konusu destekler 2027 yılında artık sunulmayacak.

Medicare Part D, Medicare kapsamındaki kişilerin markalı ve muadil ilaç ödemelerine yardımcı olmak amacıyla özel sigorta şirketleri tarafından sunulan isteğe bağlı bir reçeteli ilaç teminatı niteliğini taşıyor.

Bu teminat, Orijinal Medicare sistemine ek olarak tek başına bir plan şeklinde alınabiliyor ya da paket halinde sunulan bir Medicare Advantage planının parçası olarak kullanılabiliyor.

Söz konusu program, reçeteli ilaçlarda kişilerin cebinden yapacağı yıllık harcamalara 2 bin dolarlık bir üst sınır getirmek amacıyla eski Başkan Biden döneminde yeniden yapılandırılmıştı.

Bu düzenleme aynı zamanda Medicare kurumuna, Part D kapsamındaki belirli yüksek maliyetli ilaçların fiyatları için pazarlık yapma yetkisi de tanımıştı.

Sübvansiyon programına kayıtlı kişilerin çoğunluğunu yaşlılar ve engelli bireyler oluşturuyor. Bu gruptaki hak sahipleri, yeni aylık fiyatlara ilişkin açıklamaları bekliyor.

Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezleri (CMS), maliyetlere ilişkin ayrıntılı bilgilerin Eylül ayının ortası ile sonu arasındaki dönemde kamuoyuna açıklanmasının beklendiğini kaydetti.

Aylık primler ve yeni fiyatlandırma esasları belirlendi

Kurumun duyurusuna göre, 2027 yılında ulusal ortalama aylık teklif tutarı 296,05 dolar olacak. Bu miktar, federal hükümetin sigorta planlarına yapacağı doğrudan sübvansiyon ödemelerini belirlemede rol oynayacak.

2027 yılı için temel hak sahibi primi ise 41,33 dolar olarak uygulanacak.

Reuters’ın aktardığı bilgilere göre, ABD’de yaklaşık 25 milyon kişi tek başına sunulan Part D ilaç planlarından yararlanıyor.

CMS Yöneticisi Dr. Mehmet Oz, Salı günü sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Piyasayı istikrara kavuşturuyoruz, böylece bu kurtarma paketine artık ihtiyaç kalmıyor. Primler çoğu Medicare hak sahibi için 10 dolardan daha az artacak, hatta birçok kişi DAHA DÜŞÜK primler görecek” ifadelerini kullandı.

Dr. Oz açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Her Medicare hak sahibi düşük maliyetli planlara erişim hakkını koruyor. Daha fazla En Çok Kayrılan Ülke (MFN) anlaşmasından yaşlıların aylık 50 dolara GLP-1 ilaçlarına erişimini sağlayan politikamıza kadar, her Amerikalı hasta için reçeteli ilaç fiyatlarını düşürmeye devam edeceğiz.”

Amerika

Yapay zeka, büyümeye ve verimliliğe ne kadar katkı sunuyor?

Yayınlanma

Devasa yapay zeka yatırımları sürerken, bu yatırımların Amerikan ekonomisine katkısı ve verimlilik üzerindeki etkisi tartışılıyor.

Yapay zeka (AI) patlaması, ABD’nin üretmediği donanımların muazzam miktarda ithalatına bağlı.

Bu durum, yatırımın ölçeği ile bunun resmi istatistiklerde, özellikle de GSYİH’de nasıl yansıtıldığı arasında alışılmadık bir uyumsuzluk yaratıyor.

Bu bağlamda tüm yatırımlar GSYİH’ye eşit oranda yansıtılmıyor. Yapay zeka altyapısının kurulması büyük ölçüde ithal çiplere, sunuculara ve ağ ekipmanlarına dayanıyor.

Bu da yatırım patlamasının bir kısmının hükümetin büyüme hesaplamalarında dengelendiği anlamına geliyor.

Yapay zeka, resmi verilerde kendine ait kapsamlı bir kategoriye sahip değil. Bu da iktisatçıları, yapay zekanın katkısını temel yatırım ve ticaret kategorilerinden çıkarsamaya itiyor.

Federal Rezerv (Fed) iktisatçıları Paul Soto, Mason Thieu ve Jeffrey Allen, bu ay yayınladıkları bir makalede şöyle yazıyor:

“Ulusal hesaplarda yapay zeka ile ilgili yatırımlara ayrılmış özel bir kalem bulunmaması ve altyapı geliştirmenin temelini oluşturan ekipmanların ithalat payının yüksek olması nedeniyle, son dönemdeki GSYİH büyümesinin ne kadarının yapay zeka ile ilgili yatırımlar tarafından desteklendiğini kesin olarak ölçmek daha büyük bir zorluk teşkil ediyor.”

Amerikan ekonomisi ilk çeyrekte yıllık bazda %2,1 oranında büyüdü. Fed iktisatçıları, yapay zeka harcamalarının (yani yazılım, veri merkezleri, enerji altyapısı ve bilgi işlem ekipmanlarına yapılan yatırımların) GSYİH büyümesine yaklaşık 0,73 puanlık bir katkı sağladığını tahmin ediyor.

Fakat ithal edilen yapay zeka ile ilgili parçaların yarattığı olumsuz etki olmasaydı, yapay zeka ile ilgili yatırımların tahmini katkısı daha büyük olurdu.

Sadece bilgisayar, çevre birimleri ve parçaların net ithalatı, büyümeden 0,45 puan düşürdü.

ABD’nin ithalatında yapay zeka ürünlerinin payı artıyor

Minneapolis Fed iktisatçısı Michael Waugh’un araştırmasına göre, yapay zeka ile ilgili ürünler, 2023’teki %15’lik orandan artış göstererek 2025 yılında ABD’nin toplam ithalatının %23’ünü oluşturdu.

Bu ithalatın yaklaşık yarısını bilgisayar donanımı oluşturuyor.

Geri kalan kısım ise yapay zeka veri merkezlerinin kurulması ve işletilmesi için gerekli olan elektrikli ekipman, ağ donanımı ve soğutma sistemleri gibi ürünleri içeriyor.

Trump yönetimi, bu yapay zeka ile ilgili girdilerin çoğunu geniş kapsamlı gümrük vergilerinden büyük ölçüde muaf tutmuştu.

2025 yılının sonlarında yapay zeka yatırımları ve ticaret dinamikleri daha da dikkat çekiciydi. Şirketler yılın son üç ayında yapay zeka donanımına büyük miktarda para aktardı ama ithalat hesaba katıldığında GSYİH’ye sağlanan artış büyük ölçüde ortadan kalktı.

Fed iktisatçıları, yapay zeka yatırımlarının net etkisinin “çeyrekler arasında önemli ölçüde değişiklik gösterdiğini, zira ithalatın keskin bir şekilde arttığı çeyreklerde bilgisayar, çevre birimleri ve parçaların net ihracatından kaynaklanan olumsuz etki, brüt yatırımın büyük bir kısmını dengelediğini” belirtiyorlar.

Net ihalat büyümeyi negatif etkiliyor

Fed iktisatçıları, ithalat hesaba katılmadan önce ilgili kategorilerdeki harcamaların GSYİH’ye yaklaşık 0,75 puanlık katkı sağlamasına rağmen, yapay zeka altyapı yatırımlarının GSYİH’ye sadece 0,14 puanlık katkı sağladığını tahmin ediyorlar.

Yapay zeka ekipmanlarının net ithalatı ise büyümeyi 0,61 puan düşürdü.

İktisatçılar, ekonominin Nisan-Haziran döneminde yıllık bazda %1,8 oranında büyüdüğünü öngörüyor. Rapor bugün (30 Temmuz) açıklanacak.

Goldman Sachs, yapay zeka ile ilgili ekipman harcamalarından kaynaklanan güçlü iş yatırımlarının yanı sıra, tüketici harcamalarında da bir toparlanma bekliyor.

Yapay zeka patlaması ayrıca, iktisatçıları ekonomiyi ölçme yöntemlerini yeniden düşünmeye zorluyor.

Büyümenin giderek daha fazla ithal donanım ve maddi olmayan yazılımlara dayanan teknolojilerden kaynaklanması nedeniyle, iktisadi faaliyetin geleneksel göstergelerini yorumlamak daha zor hale gelebilir.

Verimlilik meselesi: Artış AI’dan değil, sermaye kullanım oranı kaynaklı

Yapay zeka, birçok sektörde çalışanların verimliliğini artırıyor gibi görünüyor. ABD, son birkaç yılda ekonomi genelinde verimlilikte bir artış yaşadı. 

Fakat ilkinin, ikincisini mutlaka tetiklediği kesin değil. Tartışmaya yol açan yeni bir analiz, şirketlerin bir işçiden saat başına daha fazla üretim elde etmelerinin nedeninin, en azından şimdilik yapay zekayı yaygın olarak kullanmaktan ziyade, mevcut sermayeyi daha verimli kullanmalarından kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Stripe’ın baş ekonomisti Ernie Tedeschi’ye göre, yapay zeka alanındaki gelişmeler bazı sektörlerde mikro düzeyde önemli kazançlar sağlıyor olabilir fakat şu ana kadar son birkaç yılın en önemli makro trendlerinden birinin itici gücü değil.

Son birkaç on yıldır beklenenin altında bir iyileşme kaydedildikten sonra işgücü verimliliğinde yaşanan artış, son birkaç yılda ABD ekonomisiyle ilgili en iyi haberlerden biri olmuştu.

Tedeschi, geçtiğimiz yıl boyunca çalışılan saat başına üretimin %2,5 arttığını, buna karşılık son 20 yılda yıllık artışın %1,6 olduğunu belirtti.

Bu fark küçük gibi görünebilir ama bu yüksek verimlilik sadece birkaç yıl boyunca sürdürülürse, birikimli bir etki yaratarak işçi başına gelir ve üretimi çok daha yüksek seviyelere çıkaracak.

Tedeschi, işgücü verimliliğinin artmış olmasına rağmen, toplam faktör verimliliğinin (yani sadece çalışma saati başına üretim değil, çalışma saati ve sermaye birimi başına üretim) pek değişmediğini tespit etti.

Sektörler genelinde inceleme yaptığında, yapay zeka kullanımının yaygın olduğu sektörlerde verimlilik artışının daha yüksek olduğunu fakat bu eğilimin pandemiden önce, yani yüksek kaliteli büyük dil modellerinin (LLM) yaygın olarak kullanılmaya başlanmasından önce, başladığını tespit etti.

Aksine, daha yüksek üretimin mevcut sermayenin daha verimli ve fazla şekilde kullanılmasından kaynaklandığını tespit etti.

Tedeschi şöyle yazdı:

“Halihazırda inşa edilmiş fabrikaların daha uzun süre çalışması, maliyeti karşılanmış sunucu rafları ve GPU kümelerinin daha fazla kullanılması ve mevcut otel odalarının daha fazla doluluk oranı gibi durumları düşünün. Ekonomistler buna ‘sermaye yoğunluğu’ veya ‘kullanım oranı’ diyor. Daha yüksek sermaye kullanım oranı, gerçek iktisadi kazançları temsil eder ama mikro verimlilikle aynı şey değildir.”

Tedeschi, Axios’a verdiği demeçte, ABD’nin yüksek verimlilik artışı yaşadığı bir dönemde olduğunu ve yapay zekanın da bu sürecin bir parçası olduğu ihtimalinin giderek daha olası hale geldiğini söylüyor ama uyarıyor:

“Fakat yapay zekanın bu süreçte nasıl bir rol oynadığı konusunda gerçekçi olmalıyız; çünkü bu, yapay zekanın büyüme yolunda sadece geçici bir dalgalanma mı, yoksa daha kalıcı ve dönüştürücü bir unsur mu olduğunu ayırt etmemize yardımcı olacaktır.”

Yapay zeka patlaması merkez bankalarını zorluyor

Merkez bankacıları, kağıt üzerinde fiyat istikrarını, güçlü bir işgücü piyasasını ve sağlam bir finansal sistemi korumaya çalışsalar da yapay zeka patlaması, bu üç alanda da karmaşıklığı artıran bir unsur olarak öne çıkıyor.

Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) tarafından hazırlanan bir rapor, yapay zekanın merkez bankacılarının politika belirlerken dayandıkları geleneksel göstergeleri belirsiz hale getirdiğini ortaya koyuyor.

Rapora göre bu durum, ekonominin hem arz hem de talep tarafını aynı anda etkiliyor ve hem yapısal hem de konjonktürel değişimleri tetikliyor.

ABD’de ve yapay zeka inovasyonunun diğer merkezlerinde, kısa vadede yaşanan yatırım patlaması, özellikle yarı iletkenler ve veri merkezlerinin diğer bileşenlerine yönelik talepte bir artışa yol açıyor.

Bu arada, borsadaki patlama, kağıt üzerindeki serveti artırarak tüketici talebini daha da artırıyor. Fakat bu servetin bir kısmının hayali olduğu ve er ya da geç patlayacak bir yapay zeka balonunun var olduğu yönünde endişeler var.

Yapay zekanın orta vadede büyük ölçekli iş kayıplarına yol açma riski mevcut olsa da, bunun gerçekleşmeye başladığına dair kanıtlar belirsiz.

Ayrıca, yapay zeka alanındaki ilerlemelerin üretkenlikte çok daha fazla artışa yol açtığı bir dünya, enflasyonu düşürmesi beklenen olumlu bir arz şokunu da beraberinde getiriyor.

BIS iktisatçıları Iñaki Aldasoro, Leonardo Gambacorta, Enisse Kharroubi ve Matthias Rottner şöyle yazıyor:

“Yapay zekanın etkilerine ilişkin büyük belirsizlik, para politikası ve finansal istikrar açısından çeşitli zorluklar ortaya çıkarıyor. Birincisi, yapay zeka hem konjonktürel hem de yapısal açıdan talep ve arzı aynı anda etkiliyor. Ayrıca, bu etkiler sektörden sektöre farklılık gösteriyor ve bu da altta yatan eğilimlerin değerlendirilmesini zorlaştırıyor. Belirsizliğin artması, politika ayarlamalarında hata yapma riskini artırıyor.”

Bugün sona eren politika toplantısında Fed’in yanı sıra yarın toplantı yapacak olan İngiltere Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası da dahil olmak üzere merkez bankaları, temelde yapay zeka patlamasının bu değişkenleri hangi yöne, ne ölçüde ve hangi zaman diliminde değiştirdiğine dair gerçek zamanlı kararlar almak zorunda.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Patriot füze üretimini 2030 yılına kadar üç katına çıkaracak

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanlığı, Patriot hava savunma sistemleri için PAC-3 önleme füzelerinin üretimini artırmak amacıyla Lockheed Martin şirketiyle yaklaşık 59 milyar dolarlık sözleşme imzaladı. Yedi yılı kapsayan anlaşmayla yıllık füze üretiminin 2030 yılına kadar yaklaşık 600 adetten 2 bin adede çıkarılması hedefleniyor. Sözleşme, ABD yönetiminin füze stoklarını yenileme ve savunma üretimini artırma programı çerçevesinde hayata geçirildi.

ABD Savaş Bakanlığı, Patriot hava savunma sistemleri için PAC-3 önleme füzelerinin sayısını artırmak amacıyla Amerikan savunma şirketi Lockheed Martin ile yaklaşık 59 milyar dolar değerinde bir sözleşme imzaladı.

Bloomberg haber sitesinin aktardığına göre yeni sözleşme, nisan ayında imzalanan anlaşmanın bir genişletilmesi niteliğini taşıyor. Nisan ayında 4,7 milyar dolarlık sözleşme alan şirketin anlaşmasına, tüm yedi yıllık dönemi kapsayan 53,86 milyar dolarlık bir ek değişiklik dâhil edildi.

Planlar doğrultusunda PAC-3 MSE füzelerinin yıllık üretiminin 2030 yılına kadar yaklaşık 600 adetten 2 bin adede çıkarılması öngörülüyor. Bu füzelerin tek bir adedinin maliyeti yaklaşık 4 milyon doları buluyor.

Lockheed Martin, sipariş kapsamındaki üretimi karşılamak amacıyla 650 yeni çalışanı işe alacağını duyurdu. Bu alımların ardından şirketin Camden, Arkansas’taki tesisinde Patriot füzelerinin üretiminde görev yapan personel sayısı 1 bin 850 kişiye ulaşacak.

Bloomberg, sözleşmenin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin savunma üretimini artırma ve İran ile yaşanan savaş sırasında azalan füze ile önleme füzesi stoklarını tamamlanma programının bir parçası olduğuna dikkat çekti.

Füze üretimini artırma programı 2024 yılında başlatıldı

Patriot füzelerinin üretim hacmini yükseltmeye yönelik program 2024 yılında başlatılmıştı. ABD ordusu o dönemde 870 adet PAC-3 MSE önleme füzesinin üretimi için Lockheed Martin ile 4,5 milyar dolarlık bir sözleşme imzalamıştı.

ABD askeri yetkilileri, bu anlaşmanın yalnızca ABD silahlı kuvvetleri için değil, aynı zamanda Ukrayna ve diğer müttefiklere yönelik füzelerin üretim kapasitesini de genişleteceğini açıklamıştı.

Ancak daha sonra Lockheed Martin, hızla artan talep nedeniyle müttefik ülkelere önleme füzelerinin teslimat süreleri konusunda garanti veremeyeceğini bildirdi.

Şirket, bu yılın temmuz ayında yaptığı açıklamada, Patriot komplekslerinin mühimmat yelpazesini tamamlaması planlanan daha düşük maliyetli PAC-3 ACE füzesinin geliştirilmekte olduğunu duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD halkı demokratik sosyalizm konusunda ikiye bölündü

Yayınlanma

ABD’de Demokrat Parti ön seçimlerinde hareketle bağlantılı adayların zaferler kazandığı bir dönemde, halkın demokratik sosyalizm anlayışına ilişkin ikiye bölündüğü ortaya çıktı. Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen yeni bir anket, kamuoyunun bu konudaki yaklaşımını gözler önüne serdi. Araştırmaya göre katılanların önemli bir bölümü hareketin görüşlerini faydalı bulmazken, kayda değer bir kesim ise bu fikirlere destek veriyor.

ABD’de Demokrat Parti ön seçimlerinde demokratik sosyalist hareketle bağlantılı adaylar ülke genelinde zaferler elde ederken, kamuoyunun bu siyasi akımı kavrayışı konusunda ikiye bölündüğü belirlendi.

Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen kamuoyu araştırmasında, ankete katılanların yüzde 27’si demokratik sosyalistlerin en azından birkaç geçerli inanca sahip olduğunu dile getirdi.

Katılımcıların yüzde 23’ü kararsız olduğunu belirtirken veya soruya yanıt vermezken, yüzde 51’i ise demokratik sosyalistlerin çok az yararlı inancı bulunduğunu ya da hiç bulunmadığını aktardı.

Geçtiğimiz yıl içinde demokratik sosyalistler, elde ettikleri dikkate değer zaferlerle ulusal düzeyde bir yükseliş yaşadı.

Hareketin ülkedeki en öne çıkan isimlerinden biri haline gelen New York Eyalet Meclisi Üyesi Zohran Mamdani, geçen yılki Demokrat Parti ön seçiminde eski New York Valisi Andrew Cuomo’ya karşı kazandığı zaferle siyaset dünyasında şaşkınlık yarattı.

Demokratik sosyalizmin savunucuları, ilerici değişimden ve “kapitalist sınıf” olarak adlandırılan kesimin liderliğinin reddedilmesinden yana tutum alıyor.

ABD’deki en önde gelen demokratik sosyalist örgütlerden biri olan Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA), bu inancı “radikal demokrasinin toplumsal ve ekonomik yaşamın tüm alanlarına genişletilmesi” biçiminde tanımlıyor.

DSA’nın hedefleri arasında herkesi kapsayan kamusal sağlık sigortası sistemi “Medicare for All”, iklim değişikliğiyle mücadeleyi öngören “Yeşil Yeni Mutabakat” ve polis teşkilatlarının bütçelerinin kesilmesi yer alıyor.

Birkaç hafta önce yapılan The Economist/YouGov anketinde ise yaklaşık her 3 Amerikalıdan 1’i bir seçimde demokratik sosyalist bir adayı desteklemeye istekli olduğunu belirtti.

24-28 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen Reuters/Ipsos araştırmasına 1248 kişi katıldı. Anketin hata payı ise 3 yüzdelik puan olarak açıklandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English