Avrupa
Alman istihbaratına geniş yetkiler: İçeride ve dışarıda militarizasyon

Alman istihbarat kurumlarının yetkilerini genişletmek üzere federal hükümet tarafından onaylanan yasa tasarısına karşı protestolar giderek artıyor.
Hükümet, yeni bir yasa aracılığıyla Alman istihbarat kurumlarına kapsamlı yeni yetkiler vermeyi hedefliyor.
Tasarı, diğer hususların yanı sıra, kurumların bilgi teknolojisi sistemlerine erişimini kolaylaştırmayı, veri saklama sürelerini uzatmayı ve veri analizini otomatikleştirmeyi amaçlıyor.
Teşkilatların gelecekte “çevrimiçi aramalar” yapmasına da izin verilecek.
German Foreign Policy’ye göre önemli bir değişiklik ise, Alman faşizminin sona ermesinden bu yana ilk kez istihbarat ajanslarının yeniden “operasyonel tedbirler” uygulama yetkisine sahip olması.
“Hibrit saldırılara karşı savunma” adı altında Berlin, polis, istihbarat ajansları ve ordu arasındaki sınırları daha da bulanıklaştırıyor ve dış düşmanlarla iç eleştirmenler arasındaki ayrımı giderek ortadan kaldırıyor.
Yeni istihbarat yasası, Federal Cumhuriyet’in “stratejik özerkliğe” doğru attığı bir başka adım.
İstihbarat servislerinin kabarık “istek listesi”
“İstihbarat Servisi Yasası’nın reformu”na ilişkin yasa tasarısıyla federal hükümet, Alman istihbarat servislerinin yetkilerini hemen hemen her alanda sistematik olarak genişletmeyi hedefliyor.
Bu bağlamda İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Savunma Bakanı Boris Pistorius’a açıkça teşekkür etti. İki bakanlık, yakın işbirliği içinde, İstihbarat Servisleri Kanunu’nu tamamen yeniden yazmayı başardı ve bunu “sessizce” yaptı.
İngiliz gazetesi The Guardian’a göre, yeni yasa “istihbarat servislerinin istek listesini” yerine getiriyor.
Bu kapsamda gelecekte, istihbarat kurumları topladıkları telekomünikasyon verilerini daha uzun süre saklayabilecekler (içerik verilerini altı ay, meta verileri ise on iki aya kadar). Böylece bu verileri “geriye dönük” olarak da analiz edebilecekler.
Yasa ayrıca, örneğin yapay zeka destekli otomatik analizlere izin vererek ve “idari engelleri ortadan kaldırarak” analiz sürecini kolaylaştırmayı amaçlıyor.
“Görüntü verilerinin biyometrik karşılaştırılması, yapay zekanın uygulanması ve araştırma ve geliştirme amaçlı verilerin daha ileri düzeyde işlenmesi için araçların kullanımı”, hatta verilerin “diğer devlet kurumlarına ve özel kuruluşlara” aktarılması, kolaylaştırılacak.
Açıklamaya göre genel olarak amaç, “akıllı buzdolaplarından” özel cep telefonlarına ve kamusal alanlardaki güvenlik kameralarına kadar uzanan “bilgi teknolojisi sistemlerine erişimi güçlendirmek.”
BND’ye operasyonel yetkiler veriliyor
Bu yasa ile federal hükümet, Federal İstihbarat Servisi’ne (BND) ve Federal Anayasa Koruma Dairesi’ne, İçişleri Bakanı Dobrindt’in ifadesiyle “istihbarat toplamayı çok aşan” kapsamlı yetkiler de veriyor.
Amaç, kurumların gelecekte sadece “daha iyi görebilmesi ve duyabilmesi” değil, her şeyden önce “düşmanlara karşı aktif önlemler alabilmesi.”
Çevrimiçi aramaların yanı sıra bu, gelecekte verileri “tahrif etme” iznini de içeriyor. Bakan bu meseleyi, “Görevimiz bu,” diyerek meşrulaştırıyor.
Bu önlem tarihi bir dönüm noktası gibi görünüyor. Nazizmin yenilgisinden bu yana ilk kez, Alman istihbarat kurumlarına “operasyonel yetkiler”, yani “aktif önlemler” alma izni veriliyor. Bu yetkiler 1945’ten beri yalnızca polise ayrılmıştı.
Yeni yetkiler açıkça “suçlarda kullanılan araçlarla oynama […]”yı da içeriyor. Ayrıca “kusurlu bileşenler ekleyerek mal sevkiyatlarının manipüle edilmesine, sabotaj amacıyla insansız hava aracı fabrikaları veya kimyasal silah laboratuvarlarındaki bilgi teknolojisi sistemlerine hedefli sızmaya ya da devlet destekli siber saldırı gruplarına veya dezenformasyon aktörlerine ait sunucuların kapatılmasına veya devre dışı bırakılmasına” da izin veriyor.
Üstelik bunların tümü artık “proaktif” olarak da gerçekleştirilebilir.
Muhalefetten tepkiler
Önerilen yasa tasarısı geniş çapta eleştirilere maruz kaldı. Örneğin, İstihbarat Servisleri Parlamento Denetim Komitesi’nin eski başkanı Konstantin von Notz (İttifak 90/Yeşiller), tasarıyı polis çalışmaları ile istihbarat çalışmaları arasında ayrım yapmamakla eleştiriyor.
Notz, dış istihbarat servisinin (BND) yetkilerinin genişletilmesini destekliyor; fakat iç istihbarat servisine (BfV) aynı yetkilerin verilmesini “hukukun üstünlüğü açısından tartışmalı”, “kötü tasarlanmış ve tehlikeli” olarak değerlendiriyor.
Yeni yasaya göre, iç istihbarat servisi gelecekte örneğin doktorların ve terapistlerin muayenehanelerine fark edilmeden girebilecek.
Sonuç olarak, Ulusal Yasal Sağlık Sigortası Hekimleri Birliği (KBV) ve Alman Tabipler Birliği, bu önlemi “doktorların gizlilik hakkını zedeleyeceği ve korunması gereken doktor-hasta arasındaki gizli ilişkiyi ihlal edeceği” gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdi.
Hessen Eyaleti Tabipler Birliği başkanı, taslağı “tıp mesleğine saygısızlık” olarak değerlendiriyor; bunun doktor ile hasta arasındaki güven ilişkisini zedelediğini söylüyor.
Dobrindt ise bu eleştiriyi reddederek, “Buna hiç katılmıyorum, çünkü her zaman uygun şekilde hareket ediyoruz,” diyor.
Alman Gazeteciler Birliği (DJV), yaptığı açıklamada, tasarıda “çok geniş terimler” kullanıldığını vurguluyor. DJV’ye göre bu da “barışçıl faaliyetlerin bile” istihbarat kurumlarının denetimi altına girebileceği anlamına geliyor.
Gazeteciler gelecekte artık kaynak korumasını garanti edemeyecek. Ayrıca, “müdahale eşiklerinin uyruk ve ikamet yerine göre derecelendirilmesi” anayasaya aykırı.
Birliğe göre tasarıda öngörülenin aksine, yabancı gazeteciler ile yurtdışında çalışan Alman gazeteciler de istihbarat servislerinden korunmalı.
İstihbarat kurumlarını kim denetleyecek?
Eski Federal Veri Koruma Komiseri Louisa Specht-Riemenschneider ise, BND üzerindeki denetim yetkisinin Bağımsız Denetim Kurulu bünyesinde merkezileştirilmesine karşı önceden uyarıda bulunmuştu.
Veri etiği alanında fahri profesör olan ve Specht-Riemenschneider’in selefi Ulrich Kelber de bu eleştiriyi paylaşıyor: İstihbarat teşkilatları, “neyin denetime tabi tutulabileceğine” dair “nihai kararı” kendileri veriyor.
Veri koruma uzmanının değerlendirmesine göre, gelecekte tek denetim organı olacak Bağımsız Denetim Kurulu, reddedilen erişim hakkına itiraz edemeyecek.
Tasarıda getirilen “rıza durumu”, BND’ye “kapsamlı özel yetkiler” verirken denetim imkânlarını daha da kısıtlıyor.
Üstelik bunu, şimdiye kadar gerekli olan Federal Meclis’in gerginlik durumu veya savunma durumu ilan etmesini gerektirmeden yapabilecek.
Kelber bunu, “seçilmiş parlamentodan anayasal açıdan tartışmalı bir yetki kayması” olarak görüyor.
Federal hükümetin kısmen denetim mekanizmalarında sözde bir iyileşmeye atıfta bulunarak desteklediği bu yasa tasarısı, ona istihbarat servislerinin “bağımsız denetiminin kasıtlı olarak sabote edildiği izlenimini” veriyor.
İstihbarat, kaynağı belirsiz olayları “Rus hibrit saldırısı” sayıyor
Dobrindt de içeride atılan bu adımı Rusya’dan gelen bir tehdidi gerekçe göstererek meşrulaştırıyor.
Dobrindt, Almanya’nın “her gün hibrit savaşın hedefi” olduğunu iddia ediyor; istihbarat teşkilatlarının yetkilerinin genişletilmesinin ise yalnızca “mevcut tehdit durumuna bir yanıt” olduğunu söylüyor.
Parlamento denetim komitesi önünde yapılan bir oturumda, Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, kurumunun belirli bir kaynağa açıkça atfedilemeyen olayları da Rusya’nın “hibrit saldırıları” olarak sınıflandırdığını itiraf etti.
Bu durum, dış düşmanlar ile iç muhalifler arasındaki ayrımı daha da bulanıklaştırıyor.
Dolayısıyla, yeni yasa uyarınca iç istihbarat servisi gelecekte sadece gerçek ya da iddia edilen “hibrit saldırıları” değil, aynı zamanda “nüfusun geniş kesimlerinde yaşanan önemli kargaşaları” da operasyonel tedbirler için gerekçe olarak kullanabilecek.
Berlin, NATO birliklerinin yeni Doğu Cephesi’ne giderken Almanya’dan geçmesi durumunda, savaş halinde halkın direnç göstereceğini öngörüyor.
Alman “stratejik özerkliği” militarizasyonla el ele
İçişleri Bakanı Dobrindt, Almanya’nın şimdiye kadar yabancı istihbarat servislerinin desteğine bağımlı olduğunu iddia ediyor.
Berlin, güçlendirilmiş Alman istihbarat servislerinin kendisine Washington, Paris ve Londra karşısında daha iyi bir konum kazandıracağını ve “eşit şartlarda” ciddi bir muhatap haline gelerek, ikincil ortak olmaktan uzaklaşacağını umuyor.
Önerilen yasa tasarısı, Alman istihbarat kurumlarının “artık diğer Avrupalı ortakların gerisinde kalmamasını” sağlamayı amaçlıyor.
Bakana göre bu sayede Berlin, “Avrupa güvenlik politikasında liderlik rolü üstlenme iddiasını haklı çıkaracak.”
Avrupa
Alman özel kuvvetleri Rusya ile savaşa hazırlanıyor

Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı, eğitim programını Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna göre yeniden yapılandırarak arazide uzun süreli muharebe hazırlıklarına odaklandı. Dört saat içinde intikal kabiliyetine sahip yaklaşık 1500 kişilik birlikte, aşırı soğuk hava şartları ve konvansiyonel ordu tehditlerine karşı eğitimler ağırlık kazandı.
Almanya Özel Kuvvetler Komutanlığı (KSK), eğitim ve harekât doktrinini Rusya ile olası bir savaş senaryosuna göre baştan aşağı yeniliyor.
Bild gazetesine konuşan KSK Komutanı Tuğgeneral Andreas Kühne, planlama ve tatbikatlarda doğrudan Rusya’yı hasım olarak merkeze aldıklarını söyledi.
Özel kuvvetlerin geçmişte operasyonlarını çoğunlukla üç gün gibi kısa süreler için planlayıp ardından üsse dönecek şekilde kurguladığını hatırlatan Kühne, yeni dönemde askerlerin arazide çok daha uzun süre kalmak zorunda kalacağını, harekâtın ilk aşamasında görev süresinin tamamen belirsiz olabileceğini dile getirdi.
Almanya’nın Baltık ülkelerinde icra edilen tatbikatlar sırasında özel kuvvetlerinin kabiliyetlerini sahada gösterdiğini belirten Kühne, bu caydırıcılığın NATO’ya yönelik bir saldırının ağır kayıplara yol açacağı konusunda Moskova’ya açık bir mesaj vermeyi amaçladığını vurguladı.
Alman komutan, “Putin bizim muharebe gücümüzü biliyor” diye konuştu.
Yeni eğitim programı, Alman komandolarını tanklar, ağır topçu bataryaları, insansız hava araçları ve gelişmiş elektronik harp sistemlerine sahip konvansiyonel bir orduyla çatışmaya hazırlıyor.
Birlikler aynı zamanda aşırı soğuk hava şartlarında hayatta kalma ve savaşma talimleri yaparak NATO’nun doğu kanadındaki operasyonel senaryolara odaklanıyor.
Rusya ile sıcak bir çatışma çıkması durumunda KSK’nin Alman ordusunun ana muharip unsurlarından daha önce harekete geçmesi planlanıyor.
Özel kuvvetler, Litvanya’da konuşlu bulunan 45. Zırhlı Tugay muharebeye girmeden önce sahada kendilerine verilen kritik görevleri tamamlamayı hedefliyor.
Kühne, birliğin alarm verilmesini izleyen dört saat içinde Stuttgart’tan havalanabilecek intikal hazırlığına sahip olduğuna dikkat çekti.
Aşırı sağ tartışmalarından konvansiyonel savaşa
Karargâhı Calw kentindeki Zeppelin kışlasında yer alan KSK bünyesinde yaklaşık 1500 personel görev yapıyor, ancak bu kadronun yalnızca üçte biri doğrudan komando sınıfında muharip askerlerden oluşuyor.
Kadro doluluk oranı yüzde 70 ile yüzde 80 arasında seyreden birliğe girmek için başvuran adayların sadece yüzde 15’inden biraz fazlası zorlu eleme sürecini geçebiliyor.
Muharebe hazırlığı kapsamında personelin her yıl eğitimlerde 500 bin civarında fişek harcadığı belirtilirken, askerler yoğun güç geliştirme, yüzme ve göğüs göğüse çarpışma eğitimlerinden geçiyor.
Kurulduğu 1996 yılından bu yana rehinelerin kurtarılması, terörle mücadele, çatışma bölgelerinden tahliye operasyonları ve düşman hatlarının gerisinde keşif görevleri icra eden KSK, Afganistan’da da Taliban’a karşı savaştı.
Birlik, birkaç yıl önce aşırı sağcı skandallarla sarsılmış ve lağvedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.
Bu süreçte askerler arasında Nazi selamı verilmesi, domuz kafalarıyla eğlence düzenlenmesi, mühimmatların gizemli şekilde kaybolması ve bir askerin evinde yasa dışı silah ve patlayıcı deposu ele geçirilmesi kamuoyunda büyük tepki topladı.
Skandalların ardından 2020 yılında KSK’nin bir bölüğü tamamen dağıtıldı. Komutan Kühne, benzer disiplin suçları ve aşırı sağcı vakaların günümüzde son derece azaldığını, ancak bu tür eğilimlerin bütünüyle ortadan kalkmadığını kabul ediyor.
Almanya cephesinde Rusya’ya yönelik hazırlıklar yalnızca kara unsurlarıyla da sınırlı değil. Haziran ayında Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, Rusya’nın NATO topraklarına saldırması halinde Alman savaş uçaklarının Rus askeri hedeflerine doğrudan saldırı düzenlemeye hazır olduğunu açıklamıştı.
Neumann; Kaliningrad bölgesi, Kola Yarımadası, Sankt Petersburg çevresi ve Karadeniz’deki noktaları olası hedefler arasında sayarak “Topraklarımızın her karışını savunacağız” ifadelerini kullanmıştı.
Avrupa
Bakanlıklarda yarı yarıya tensikat: Hollanda bürokrasiyi yapay zekaya devrediyor

Hollanda hükümeti, yapay zeka entegrasyonu ve bürokrasiyi azaltma reformu kapsamında 25 bin kamu çalışanının işine son vermeyi planlıyor. Bakanlıklar ve teftiş kurumlarında yüzde 60’a varan tensikat öngören planla, 2035’ten itibaren her yıl 3,5 milyar avro tasarruf hedefleniyor.
Hollanda hükümeti, kamu sektöründe verimliliği artırmak ve yapay zeka teknolojilerini devreye sokmak amacıyla yaklaşık 25 bin memurun görevine son vermeye hazırlanıyor.
Bloomberg’in aktardığı plana göre Lahey yönetimi, kamu kadrolarında gidilecek bu tensikatla 2027 yılına kadar her yıl 900 milyon avro, 2035 yılından itibaren ise yıllık 3,5 milyar avro tasarruf sağlamayı hedefliyor.
İşten çıkarmalar öncelikli olarak bakanlıkları, denetim müfettişliklerini ve idari icra kurumlarını kapsayacak.
Ancak planlanan kesintiler her kamu kurumuna aynı oranda yansımayacak; polis teşkilatı ile savunma sektörü kapsamlı tensikat dalgasından daha az etkilenecek.
Etkin Yönetimden Sorumlu Devlet Sekreteri Eric van den Burg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkezi hükümetin gerçekten verimli çalışması; daha yalın, daha akıllı ve daha küçük hale gelmesi için zor kararlar alacağız” ifadelerini kullandı.
Hükümet verilerine göre ülkedeki kamu personeli sayısı, geçmiş hükümetlerin kadroları daraltma yönündeki vaatlerine rağmen 2025 yılının sonu itibarıyla rekor düzeye çıkarak 160 bine ulaştı.
Bu rakam, kamudaki çalışan sayısının 2018 yılına kıyasla yüzde 41 oranında arttığını gösteriyor.
Eric van den Burg’un parlamentoya sunduğu mektupta yer alan ayrıntılar, bakanlıkların, denetim birimlerinin ve icra dairelerinin belirli kollarında personel sayısının yüzde 45 ila 60 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.
Yönetim, idari yükü hafifleterek gereksiz bürokratik prosedürleri yürürlükten kaldırmayı ve kamu çalışanlarının iş verimini yükseltmeyi hedefliyor.
Reformun temel ayaklarından birini, işlevsiz hale gelen ya da aşırı bürokratik yük yaratan 500 kural ve düzenlemenin tamamen iptal edilmesi oluşturuyor.
Hükümet, yasal mevzuatı ve işleyiş kurallarını sadeleştirerek yeni personel ihtiyacını asgari düzeye indirmeyi ve kamu kurumlarında yapay zekadan daha yaygın biçimde faydalanmayı amaçlıyor.
Kamuda yapay zekaya dayalı küçülme eğilimi farklı ülkelerde ve özel sektörde de adımlar atılmasına yol açıyor.
Özbekistan’da Ekim 2025 tarihinde ulusal mevzuat veri tabanında yayımlanan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev imzalı kararnameyle, yapay zeka uygulamalarına geçiş paralelinde 2 binden fazla kamu görevlisinin kadrosunun tasfiye edileceği duyurulmuştu.
Öte yandan teknoloji devleri Microsoft ve Meta da yapay zeka alanındaki yüksek maliyetli yatırımları nedeniyle iş gücünde kesintiye gitme kararı almıştı.
Avrupa
Fonların gölgedeki patronu: Davalar İngiliz milyarderin peşini bırakmıyor

Yönettiği 12 milyar dolarlık fon ağına rağmen kamuoyundan gizlenen İngiliz milyarder Peter de Putron, Williams Formula 1 takımı ve ABD’deki 2,8 milyar dolarlık enerji projesini kapsayan davalar nedeniyle gündemde. Mahkemelerin ifade çağrıları, Jersey Adası’ndaki adresinde bulunamayan ve Birleşik Krallık siyasetine milyonluk bağışlar yapan milyarderin gizlilik kalkanını zorluyor.
Finans piyasalarında algoritmik işlemlerle devasa bir servet edinen İngiliz milyarder Peter de Putron, onlarca yıldır kamuoyunun radarından titizlikle kaçmayı başardı.
İnternette tek bir karesi dahi yer almayan, randevu adreslerini buluşmaya birkaç dakika kala bildiren ve eski tanıdıklarının bile telefon numarasına ulaşamadığı finansçı, iş dünyasının en kapalı figürlerinden biri olarak biliniyor.
Fakat Formula 1 takımı Williams’ı ve ABD’deki dev bir veri merkezi yatırımını kapsayan yargı süreçleri, gizem perdesini aralamaya başladı.
Financial Times’ın haberine göre, mahkemelerden çıkan celp ve inceleme kararları, de Putron’u iş ağının ayrıntılarını ve kişisel bilgilerini açıklamaya zorlayabilir.
De Putron’un servetinin omurgasını, Londra merkezli G-Research şirketi oluşturuyor. Finans piyasaları için alım satım yazılımları ve tahmin modelleri üreten bu yapı, hisse senedi alıp satmıyor; yalnızca verileri tarayıp piyasa hareketlerini öngören algoritmalar hazırlıyor.
Şirketin rakiplerinden biri, bu modelleri kullanan ve de Putron ile bağlantılı olan yatırım fonunun 10 milyar dolar ile 12 milyar dolar arasında varlık yönettiğini tahmin ediyor.
G-Research bünyesinde üretilen tahminler, doğrudan Birleşik Krallık dışındaki ilişkili şirketlere iletiliyor. Financial Times, bu yapının milyardere operasyonlarının kayda değer bölümünü düşük vergili yargı bölgelerinden yürütme imkanı verdiğini yazıyor.
Örneğin bağlantılı şirketlerden biri, şirket sahipliğine dair şeffaflık kurallarının oldukça gevşek tutulduğu Marshall Adaları’nda tescil edilmiş vaziyette.
İlk yatırım fonunu 1997 yılında Amerikalı milyarder George Soros’un desteğiyle kuran de Putron, zamanla odağını tümüyle bilgisayar algoritmalarıyla yürütülen ticarete çevirdi.
Finansçı, 2001 senesinde daha sonra G-Research adını alacak olan Gloucester Research şirketini hayata geçirdi. O tarihten bu yana kişisel hayatını neredeyse mutlak bir gizlilikle yürütüyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, de Putron’un toplantılara katılacak kişilerden elektronik cihaz getirmemelerini talep ettiğini aktarıyor.
The Wall Street Journal’a konuşan bir tanıdığı ise milyarderin katıldığı ender bir etkinlikte hem iç mekanda hem dışarıda çıkarmadığı şapkası, trençkotu ve güneş gözlükleriyle adeta klasik bir casus kılığında dolaştığını anlatıyor.
Benzer bir tecrit kültürü G-Research içinde de geçerli. Çalışanların şirket içi bilgileri dışarı aktarması kesin bir dille yasaklanırken, işten ayrılanların rakip kurumlara geçişi de ağır sözleşme şartlarıyla sınırlandırılıyor.
Ofis içi bilgi akışını kesmek amacıyla departmanlar arasına katı bariyerler örülmüş durumda; çalışanlar diğer birimlerin ne tür projeler üzerinde çalıştığını dahi göremiyor.
Şirket, verileri korumak için özel olarak geliştirilmiş yüksek güvenlik altyapıları kullanıyor.
Hukuki ihtilaflar gizlilik kalkanını zorluyor
Milyarderin yatırımları finans piyasalarıyla sınırlı kalmadı.
De Putron, savunma sanayisine teknoloji geliştiren girişimlere ve Formula 1 takımı Williams’ın sahibi Dorilton Capital’a sermaye sağladı.
Financial Times ayrıca, de Putron ile ABD’nin Güney Carolina eyaletinde 2,8 milyar dolarlık devasa bir veri merkezi ve 460 megavatlık enerji santrali inşaatını finanse eden NorthMark şirketi arasında bağlar saptadı.
Fakat her iki yatırım da de Putron’un adını yargı kayıtlarına taşıdı. Güney Carolina’daki projeye karşı çıkan bölge sakinleri, inşaat şirketinin projenin gerçek boyutlarını gizlediğini öne sürerek dava açtı.
Formula 1 kanadında ise Williams takımının eski pazarlama direktörü Claudia Schwarz, Dorilton ve doğrudan de Putron aleyhine dava açtı.
Yargılama sürecinde mahkeme de Putron’un ifadesinin alınmasına izin verdi. Ancak tebligat memurları, Manş Denizi’ndeki Jersey Adası’nda kayıtlı adrese iki kez gitmelerine karşın milyardere resmi evrakı teslim edemedi. Hukukçular, bu süreçlerin финансисті gizlilik kalkanını delmeye mecbur bırakabileceğini değerlendiriyor.
De Putron’un ilişkiler ağı Birleşik Krallık siyasetine ve sivil toplumuna kadar uzanıyor.
Financial Times verilerine göre, milyarderin kontrolündeki şirketler İngiltere Muhafazakar Partisi’ne yaklaşık 1 milyon sterlin bağışladı.
Eşi Hayley de Putron adına kurulan yardım vakfı ise İngiliz kraliyet ailesinin himayesindeki kuruluşlara milyonlarca sterlinlik kaynak aktardı.
Hatta 2017 yılında dönemin Galler Prensi Charles, Hayley de Putron’a yardımlarından ötürü açık teşekkür iletmişti.
İngiliz The Guardian gazetesinin 2016 tarihli araştırması da milyardere ait şirketlerin Muhafazakar Parti kasasına yüz binlerce sterlin yatırdığını ve İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini sorgulayan düşünce kuruluşlarına sermaye aktardığını ortaya koymuştu.
Bu kuruluşların başında gelen Open Europe’a doğrudan Gloucester Research üzerinden aktarılan tutar yaklaşık 700 bin sterline ulaşıyor.
De Putron aynı zamanda eski Birleşik Krallık Bakanı Andrea Leadsom ile akrabalık bağı taşıyor; finansçı, Leadsom’ın kız kardeşiyle evli.
Eldeki kayıtlar, Leadsom ile eşinin geçmiş yıllarda de Putron’a ait şirketlerde yöneticilik yaptığını gösteriyor.
Eski bakan ise akrabasının bağışlarının siyasi kariyerinde rol oynadığı iddialarını reddediyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını6 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Dünya Basını2 hafta önceÇok kutuplu parti sisteminde doğru










