Bizi Takip Edin

Diplomasi

Yaptırımlar neden işe yaramıyor? Prof. Fernández-Villaverde anlattı

Yayınlanma

Pennsylvania Üniversitesi Ekonomi Profesörü Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu’nda yaptığı sunumda ticaret ve finans yaptırımlarının hedeflerine ulaşamadığını belirtti. Fernández-Villaverde, petrol taşımacılığındaki gölge filolar ve alternatif finans kanalları üzerinden yaptırımların etrafından nasıl dolaşıldığını verilerle ortaya koydu.

Pennsylvania Üniversitesi Howard Marks Başkanlık Ekonomi Profesörü ve Amerikan Girişimcilik Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu kapsamında gerçekleştirdiği sunumda, ekonomik tarihin ve ampirik bulguların ticari ile mali yaptırımların nadiren başarılı olduğunu gösterdiğini açıkladı.

Yaptırımların arkasındaki teorik zayıflıklara ve sahadaki veriye dayalı kanıtlara odaklanan Fernández-Villaverde, otoriter rejimlerin kendi tebaalarının refahını önemsemediğini, kısıtlamaların yarattığı kıtlık rantının doğrudan otokratların kontrol mekanizmalarını güçlendirdiğini ve uygulama ne kadar sıkı olursa olsun yaptırımların etrafından dolaşacak sayısız yöntemin hızla devreye girdiğini dile getirdi.

Fernández-Villaverde, modern ekonomik sistemlerin ağ yapısı üzerine kurulu olduğunu, bu ağlardan bir hat kesildiğinde sistemin çok düşük maliyetlerle yeni rotalar bulduğunu vurgulayarak konuşmasında şu temel soruyu yöneltti:

“Asıl soru şudur: Devletler, vadettiklerini yerine getiremediği halde neden bu yaptırımları kullanmaya devam ediyor?”

“Yaptırımlar en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde en kötü sonucu veriyor”

Tarihsel perspektiften bakıldığında ticaretin bir silah olarak kullanılmasının antik dönemlere kadar uzandığını hatırlatan Fernández-Villaverde, Milattan Önce 432 yılında Atina’nın Megara’yı kendi imparatorluk limanlarından ve pazarlarından dışladığını belirtti.

Yaptırımların barış zamanı devlet yönetiminin kalıcı ve kurumsal bir aracına dönüşmesinin ise 1919 yılında Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 16. Maddesi ile gerçekleştiğini ifade eden iktisatçı, Nicholas Mulder’ın 2022 tarihli “Ekonomik Silah” adlı çalışmasına işaret etti.

Fernández-Villaverde, yaptırımların tarihsel başarı oranlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Ekonomik tarih, ticari ve finansal yaptırımların nadiren işe yaradığını gösteriyor. İyimser sınıflandırmalar yaptırımların başarı oranını yaklaşık üçte bir olarak hesaplarken, şüpheci yaklaşımlar bu oranın yirmide bire kadar gerilediğini ortaya koyuyor. Üstelik yaptırımlar, kendilerine en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde, yani kökleşmiş otokrasilere karşı uygulandığında en kötü sonucu veriyor.”

“Otoriter yönetimlerin” yaptırımların getirdiği ekonomik maliyetleri doğrudan üstlenmediğini belirten Fernández-Villaverde, “Otokratlar bedel ödemez. Mal kıtlığı ve ekonomik darlık doğrudan halkın üzerine yıkılır. İktidardaki koalisyon ise ekonomik olarak tatmin edilebilecek ve satın alınabilecek kadar dar bir kadrodan oluşur. Daha da kötüsü, yaptırımların yarattığı kıtlık yeni rant alanları doğurur ve bu rantı kimin toplayacağına bizzat rejim karar verir. Şirketler ise yeni aracılar, yeni rotalar ve yeni bayraklar bularak kısıtlamaların etrafından dolaşmanın yollarını üretir” dedi.

“Modern ekonomiler ağlardan oluşur; bir bağı keserseniz ağ yeni bir rota çizer”

Batılı hükümetlerin petrol gelirlerini kesmek amacıyla İran, Suriye, Venezuela ve Rusya’ya kapsamlı petrol yaptırımları uyguladığını hatırlatan Fernández-Villaverde, bu kısıtlamaların kayıtlara geçen arzı kağıt üzerinde düşürdüğünü, ancak gerçekte ticareti suyun altına, yani kayıt dışı alana ittiğini açıkladı.

Deniz taşımacılığında gemilerin tespitten kaçınmak amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi alıcı-vericilerini kapatması ve çeşitli aldatıcı manevralara başvurmasıyla gölge taşımacılığın devasa boyutlara ulaştığını ifade etti.

Yiliang Li, Le Xu ve Francesco Zanetti ile birlikte hazırladıkları Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu çalışma metnine dayanan araştırmanın detaylarını paylaşan Fernández-Villaverde, küresel ham petrol tanker filosunun neredeyse tamamını oluşturan 2 bin 150’den fazla tankerin Otomatik Tanımlama Sistemi verilerini incelediklerini belirtti.

Ocak 2017 ile Aralık 2023 dönemini kapsayan ve iki saniyede bir güncellenen 330 milyon civarındaki gözlem verisini gemi yaşı, bayrak durumu ve atıl sefer oranları gibi üst verilerle birleştirdiklerini, bu devasa veri kümesini sınıflandırmak için makine öğrenmesi algoritmalarından yararlandıklarını duyurdu.

Gölge gemileri tespit etmek amacıyla sefer ve gemi düzeyindeki kanıtları bir araya getirdiklerini belirten Fernández-Villaverde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Mayıs 2020’de yayımladığı aldatıcı uygulamalar listesini esas aldıklarını kaydetti.

Bu uygulamaların Otomatik Tanımlama Sistemi sinyal kesintisi sırasında şüpheli bir limanın ziyaret edilmesi, yüksek riskli bölgelerde sinyal kesintisi esnasında gemiden gemiye yük transferi yapılması ve kinematik seyir anomalilerinden oluştuğunu anlatan ekonomist, geliştirdikleri modelin uydu denetimleri, Lloyd’s List İstihbaratı ve ABD’nin 30 Temmuz 2025 tarihli yaptırım listeleriyle doğrulandığını, ABD listesindeki 14 tankerin 12’sinde tam uyum sağlandığını bildirdi.

“Gölge filonun payı düşse de yaptırımların arz kesintisini telafi etti”

Araştırma sonuçlarına göre 2017 ile 2023 yılları arasında ortalama bir yılda 555 gölge ham petrol tankerinin faaliyet gösterdiğini vurgulayan Fernández-Villaverde, bu sayının küresel ham petrol tanker filosunun dörtte birine denk geldiğini açıkladı.

Gölge filonun büyüklüğünün jeopolitik ve ekonomik gelişmelere göre dalgalandığını, toplam filo içindeki payının ise 2017’deki yüzde 29,7 seviyesinden 2018’de yüzde 28,1’e, 2019’da yüzde 26,4’e, 2020’de yüzde 25,2’ye, 2021’de yüzde 24,6’ya, 2022’de yüzde 23,3’e gerilediğini ve 2023’te yüzde 23,7 düzeyinde gerçekleştiğini aktardı.

Fernández-Villaverde, gölge deniz taşımacılığının yaptırım kaynaklı resmi arz kesintilerini nasıl ikame ettiğini şu sözlerle anlattı:

“Kayıtlı küresel deniz yolu petrol ihracatı dalgalanırken, yeni petrol yaptırımlarının yoğunlaştığı dönemlerde gölge gemilerle yapılan taşımacılık İran, Suriye, Venezuela ve son olarak Rusya’dan yapılan petrol ihracatını kesintisiz şekilde sürdürdü. Gölge taşımacılık, yaptırımların yaratmayı hedeflediği arz kısıntısını doğrudan dengeledi.”

Fernández-Villaverde’nin paylaştığı akış verilerine göre, gölge yöntemlerle taşınan petrolün en büyük alıcıları arasında Çin açık ara ilk sırada yer alırken; Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Mısır, Malezya, Japonya, Türkiye, Güney Kore ve Hollanda diğer önde gelen ithalatçılar arasında sıralandı.

“Finansal yaptırımlar işlemleri nadiren durdurur, yalnızca işlem maliyetini artırır”

Finansal yaptırımların ilk bakışta daha etkili bir araç gibi göründüğünü, çünkü küresel dolar sisteminin gerçek bir darboğaz oluşturduğunu ve muhabir bankacılık ağının çok az sayıda merkez üzerinden çalıştığını ifade eden Fernández-Villaverde, petrolde belgelenen kaçınma dinamiklerinin finans alanında da birebir geçerli olduğunu vurguladı.

Finansal kısıtlamaların etkilerini dört temel mekanizmayla özetleyen iktisatçı, şu tespitleri paylaştı:

“İlk olarak yük dağılımı meselesi karşımıza çıkıyor; ödemelerin engellenmesi sıradan haneleri vururken, elitler avukatlar tutuyor ve aracılık hizmetleri satın alıyor. İkinci olarak bayrak değiştirmenin finansal karşılığı olan paravan şirketler, emanetçi sahipler ile Dubai, İstanbul ve Almatı’daki bankalar devreye giriyor. Üçüncü olarak ağ yapısı çalışıyor; ödemeler Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi, Rusya’nın Finansal Mesajlaşma Sistemi, uzatılmış muhabir bankacılık zincirleri ve sabit getirili kripto varlıklar üzerinden yeniden yönlendiriliyor. Dördüncü olarak tespit mekanizması tıpkı gemi takip sistemlerinde olduğu gibi beyana dayanıyor. Yaptırımı aşmak isteyen aktörler şeffaf sistem içinde yalan söylemek yerine doğrudan sistemin dışına çıkmayı tercih ediyor.”

Gölge filo deneyiminin finansal yaptırımlar için önemli dersler içerdiğini belirten Fernández-Villaverde, “Yaptırımlar finansal ve ticari işlemleri bir vergi gibi maliyetlendirir, ancak onları nadiren tamamen durdurur. Kaçınma teknolojisi olgunlaştıkça Rus ham petrolüne uygulanan iskonto daraldı. Yaptırımların etrafından dolaşmak sabit maliyetleri olan kurumsal bir sektördür. Bu kapasiteyi bir kez inşa ettiğinizde, bir sonraki hedefe de hizmet eder. Nitekim İran’ın hayalet filosu bugün Rus petrolünü taşıyor. Aynı durumun finansal izdüşümü de şimdiden görünür hale geldi. Bir rejim için inşa edilen paravan yapılar ve kripto para hatları, bir sonraki rejim tarafından çok daha düşük maliyetlerle yeniden kullanılıyor” dedi.

Yaptırım uygulayıcılarının kendi etki alanlarını aşındırdığına dikkat çeken Fernández-Villaverde, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Yaptırımların icra mekanizmaları kendi tabanını tüketiyor. Doların bir silah olarak her kullanımı, küresel sistemde altın alımlarını, rezerv çeşitlendirmesini ve dolar dışı takas mekanizmalarını teşvik ediyor. Varlık stoklarını dondurmak tek seferlik bir etki yaratabilir, ancak finansal ve ticari akışları polisiyesi tedbirlerle kontrol etmeye çalışmak her zaman sızıntı verir.”

Diplomasi

Çin’den Orta Doğu’daki çatışmalarda diyalog çağrısı

Yayınlanma

Çin’den Afrika ve Orta Doğu’da diplomatik ataklar yükselirken, üst düzey İranlı yetkili, Tahran’ın egemenliğini koruyacağını söyledi.

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, pazartesi günü Pekin’de üst düzey İranlı yetkiliyle yaptığı görüşmede, Orta Doğu’daki çatışmaların siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini bir kez daha vurgulayarak silahlı çatışmanın bir çıkış yolu olmadığını belirtti.

Çin devlet haber ajansı Xinhua’nın aktardığına göre Wang, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bagheri Kani’ye, Orta Doğu’daki çatışmaları çözmenin yolunun diyalog ve müzakereden geçtiğini belirtti.

Wang ayrıca Çin’in, egemenliğini ve güvenliğini koruma konusunda İran’ı desteklediğini ifade etti.

Wang Yi, “Orta Doğu’daki çatışmalar uzadıkça ve daha geniş bir bölgeye yayılma riski arttıkça, diyalog ve müzakereler ileriye dönük tek uygulanabilir yol olmaya devam ediyor” dedi.

Wang, “Tüm taraflar, yeniden silahlı çatışmaya başvurmak yerine akılcı ve pragmatik bir anlayışla siyasi çözüme odaklanmalı” ifadelerini kullandı.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Kani, bölgesel duruma ilişkin İran’ın tutumunu aktararak Tahran’ın baskı ve tehditler karşısında güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla koruyacağını, bununla birlikte tüm taraflarla müzakerelere açık olmaya devam edeceğini söyledi.

Çin’den Orta Doğu ve Afrika’ya diplomatik seferberlik

Çin, yine pazartesi günü yaptığı açıklamada, üç özel temsilcisinin Orta Doğu, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu bölgesindeki ülkelere bir dizi ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Orta Doğu Özel Temsilcisi Zhai Jun’un kasım ayının başı ile ortası arasında İran, Umman ve Suudi Arabistan’ı ziyaret edeceğini bildirdi.

Afrika İşleri Özel Temsilcisi Liu Xianfa da Etiyopya, Cibuti ve Mısır’a gidecek. Afrika Boynuzu İşleri Özel Temsilcisi Hu Changchun ise kasım ayı başında Eritre’yi ziyaret edecek.

Mao, “Çin’in özel temsilcilerinin bölge ülkelerine eş zamanlı ziyaretleri, barış görüşmelerini teşvik etmeyi, gerilimi azaltmayı ve bölgesel barış ile istikrarın korunmasında yapıcı bir rol oynamayı amaçlıyor” dedi.

ABD ara seçimleri sonrasında İran’a yeni saldırı ihtimali

Bu diplomatik hareketlilik, salı günü yapılacak ABD ara seçimlerinin ardından Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın yeniden alevlenme tehdidinin ortaya çıktığı bir döneme denk geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, seçimlerin ardından İran’a yönelik askeri operasyonların yeniden başlayabileceğini defalarca ima etti.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney ise geçen hafta, yeni saldırıların gerçekleşmesi halinde “coğrafi sınırlama olmaksızın derhal ve etkili” şekilde misilleme yapılacağı uyarısında bulundu.

Haberlere göre ABD yönetimi, bazı Körfez Arap ülkelerini ara seçimlerin ardından İran’a karşı düzenlenebilecek “kısa ve yoğun” bir askeri harekâta hazırlıklı olmaları konusunda uyardı.

Bu arada Suudi Arabistan ile Yemen’deki Husiler arasındaki çatışma da ciddi biçimde tırmandı. Bu gelişmeler, Kızıldeniz’den geçen hayati önemdeki deniz ticaret yollarını tehdit ediyor.

Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı diplomasinin odağında

Coğrafi açıdan Mısır, Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz’in kuzey girişini kontrol eden stratejik bir konumda bulunuyor. Afrika Boynuzu’ndaki Eritre ve Cibuti ise Kızıldeniz’in güneyinde, Yemen ve Suudi Arabistan kıyılarının tam karşısında yer alan Babülmendep Boğazı’nın iki yanında bulunuyor.

Cibuti, aralarında Çin’in de bulunduğu çeşitli ülkelerin askeri üslerine ev sahipliği yapıyor.

Yaklaşık 138 milyonluk tahmini nüfusuyla dünyanın en kalabalık denize kıyısı olmayan ülkesi olan Etiyopya ise Afrika Boynuzu’nun iç kesimlerinde yer alıyor ve deniz ticaretine erişim konusunda büyük ölçüde Kızıldeniz’e bağımlı.

Kasım ayında gerçekleştirilecek ziyaretler, Pekin’in geçen ay çatışmanın önemli taraflarıyla yürüttüğü yoğun diplomatik temasların devamı niteliğinde olacak.

Bu temaslar kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanlığı Özel Temsilcisi Haldun el-Mübarek ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Prens Halid bin Bender bin Sultan da Pekin’de görüşmeler gerçekleştirmişti.

İki hafta önce Wang Yi, Cibutili mevkidaşı Abdulkadir Hüseyin Ömer ile bir araya gelmişti. Görüşmede iki ülke, Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Babülmendep Boğazı üzerinden geçen uluslararası deniz taşımacılığı güzergâhlarının güvenliğinin sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Xi Jinping: Orta Doğu büyük güçlerin rekabet alanına dönüşmemeli

Öte yandan Umman Sultanı Heysem bin Tarık, pazartesi günü Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüştü.

Xi, görüşmede Orta Doğu’nun “büyük güçler arasındaki rekabetin ve jeopolitik çatışmaların sahnesine dönüşmemesi gerektiği” uyarısında bulundu.

Görüşmenin ardından yayımlanan Çin-Umman ortak bildirisinde Maskat yönetimi, Çin’in Orta Doğu’ya yönelik barış önerilerini desteklediğini ve Pekin’in bölgede kalıcı istikrarın sağlanmasında “daha büyük bir rol” üstlenmesini beklediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, olası seçim yenilgisinin faturasını NATO’ya çıkarabilir

Yayınlanma

NATO ülkeleri, yarın (3 Kasım) yapılacak ABD ara seçimlerinde en kötü senaryoya karşı hazırlık yapıyor.

POLITICO’ya konuşan beş NATO diplomatına göre, Avrupalı müttefikler, Cumhuriyetçilerin yenilgisinin Başkan Donald Trump’ı ittifaka yönelik saldırılarını önemli ölçüde artırmaya itebileceğinden endişe duyuyor.

Onların endişesi, Trump’ın iç politikada Kongre tarafından kısıtlanması durumunda, ABD ordusunun başkomutanı olarak daha serbest hareket edebildiği dış politika alanında mirasını pekiştirmeye çalışma ihtimali.

Diplomatlardan üçü, bunun Avrupa’dan binlerce askerin daha çekilmesi anlamına gelebileceğini söyledi.

“Genellikle görev süresi dolmak üzere olan başkanların dış politikada sergilediği tutum, hayal kırıklıklarını dışa vurma ile maceracılığın bir karışımıdır,” diyen üst düzey bir Avrupalı savunma yetkilisi, NATO’ya saldırmanın “Trump’ın dünya görüşünün tutarlı bir parçası gibi göründüğünü” ekledi.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Yardımcısı Olivia Wales, POLITICO’ya “Başkan Trump, NATO için herkesten daha fazlasını yaptı” dedi ve müttefiklerin 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma, Grönland’daki ABD askeri varlığını güçlendirme ve Rusya’nın Ukrayna’daki topyekûn savaşını sona erdirme çabaları konusunda anlaşmalar sağlamadaki başarılarına atıfta bulundu.

Fakat Wales, İran’daki savaş konusunda “Başkan, NATO müttefiklerimizin ABD’nin yanında olması gerektiği konusunda kararlılığını sürdürüyor,” dedi ve şunları ekledi:

“Başkan, Batı’nın kontrollü çöküşünü asla kabul etmeyecek ve yurt içinde ve yurt dışında çıkarlarımızı pişmanlık duymadan savunmaya devam edecek.”

Demokratların Temsilciler Meclisi’ni kazanması ve Senato’da kontrolü ele geçirmesi beklenirken, Trump’ın kişisel onay oranları tarihinin en düşük seviyesine geriledi.

Bu endişeler, ara seçimlerden haftalar önce ABD’nin Ukrayna’ya yönelik Starlink uydu hizmetlerini kesmesi ve Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yeni bir yakınlaşma yaşanmasının ardından artan transatlantik gerilimleri vurguluyor.

NATO diplomatlarından biri, seçimlerin kaybedilmesi durumunda Trump için, “Çok sinirlenebilir. [O durumda] çok sert davranacaktır,” dedi.

Endişelerin merkezinde, Aralık ayına kadar yapılması beklenen Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin yaklaşan gözden geçirme yer alıyor.

Üç diplomat, Trump’ın yurt içinde yasama faaliyetlerinin engellenmesi durumunda, MAGA tabanını harekete geçirmek için bu geri çekilmenin kapsamını önemli ölçüde artırmaya çalışabileceğini söyledi.

Eski bir NATO yetkilisi ve Britanya merkezli Royal United Services Institute (RUSI) düşünce kuruluşunda seçkin araştırmacı olan Oana Lungescu, başkanın kıtadaki ABD varlığının devamını, Avrupa’nın Ukrayna’da ABD destekli bir barış anlaşmasını kabul etmesine bağlamaya da karar verebileceğini belirtti:

“Tüm bu konuların, yani ABD’nin askeri varlık gözden geçirmesi, Ukrayna, Avrupa güvenlik düzeni… bir şekilde Putin ile yapılacak çok daha büyük bir anlaşmanın parçası olarak ele alınması riski var, bu da Avrupa’nın güvenliği açısından çok tehlikeli bir durum yaratır.”

Diplomatlar, Trump’ın ayrıca ittifakın ortak fonuna yapılan ABD katkılarını azaltma, Ukrayna için NATO destekli PURL silah satın alma programını sınırlama ve Rusya ile ilişkileri daha da derinleştirme yönünde adımlar atabileceğini belirttiler.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde büyük bir yenilgiye uğraması, Pentagon’da da büyük değişikliklere yol açabilir ve bu durum, şu anda Pentagon’da hazırlanan tüm planlar üzerinde domino etkisi yaratabilir.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, milletvekillerine, özellikle de Demokratlara bütçe ve operasyonlar hakkında düzenli brifingler vermeyi reddetmesi nedeniyle Kongre’de son derece sevimsiz bir figür haline geldi.

Popülaritedeki bu düşüş, Trump’ın seçimlerde ağır bir yenilgiye uğraması halinde Hegseth’in görevden alınabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Bunun nedenlerinden biri de, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Kongre’nin, Hegseth’e, onlarca general ve amirali sebepsiz yere görevden alması ve İran’la süren ve tıkanma noktasına gelen savaş nedeniyle soruşturmalar açacağı düşüncesi.

Bu duruşmalar ve soruşturmalar, Hegseth ve ekibinin elini kolunu bağlayacak ve yönetim için utanç verici bir durum yaratabilir.

Hegseth görevinden ayrılırsa, Pentagon’da bir geçiş dönemi yaşanacak ve bu da ABD birliklerinin Avrupa’dan çekilmesine ilişkin kararların haftalarca hatta aylarca ertelenmesine neden olabilir.

Teorik olarak, Temsilciler Meclisi ve Senato’da Demokratların çoğunlukta olması, ABD yasaları şu anda Avrupa’daki asker varlığı için 76.000 kişilik bir alt sınır getirmiş olsa bile, Trump’ın manevra alanını dışişleri ve savunma konularında bile kısıtlayacak.

Fakat Defense Priorities düşünce kuruluşunda kıdemli araştırmacı olan Jennifer Kavanagh, “En azından asgari asker sayısının hukuki incelemeye dayanabileceği şüpheli ve her halükarda Trump, mahkemeleri görmezden gelmeye son derece istekli davrandı. Trump yönetimi, Kongre’nin finansman yönergelerini düzenli olarak göz ardı ederek, yasama organının yetki vermediği faaliyetlere para harcadı,” dedi.

Trump daha kapsamlı bir asker çekilmesine karar verirse, Avrupa’nın elektronik harp yetenekleri, hava savunma sistemleri, istihbarat ve keşif desteği, havada yakıt ikmali ve bazı lojistik türleri dahil olmak üzere kaynakları yenilemekte “en büyük zorluğu” yaşayacağını belirtti.

Diğer müttefikler ise Trump’ın NATO’ya ağır darbe indireceği konusunda daha şüpheci.

Karadağ Savunma Bakanı Dragan Krapović, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Trump’ın NATO’dan ayrılacağına dair sürekli spekülasyonlar var… fakat bu şimdiye kadar gerçekleşmedi. Avrupa’daki asker sayısının azaltılmasına ilişkin nihai kararı Kongre veriyor,” dedi.

Gelgelelim “Başarı olasılığı yüksek varsayımlarda bulunmak için rasyonel kararlar alan bir inceleme nesnesine ihtiyaç vardır,” diyen altıncı bir NATO diplomatı, Trump ile bu noktaya geldiklerini sanmadığını ekledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Erdoğan, Güney Kore’ye nükleer ve AI ortaklığı teklif edecek

Yayınlanma

Üç günlük Güney Kore gezisine başlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Asya ülkesi ile nükleer enerji, yapay zeka (AI) ve savunma alanlarında işbirliği yapmak istiyor.

Bugünkü (2 Kasım) ziyaretine başlamadan önce Güney Kore’nin resmi haber ajansı Yonhap’a konuşan Erdoğan, Türkiye’nin planladığı Sinop nükleer santralinin geliştirilmesinde bir ortak olabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, devlet kuruluşu Korea Electric Power Corp ile Karadeniz projesinin teknik ve iktisadi şartlarını incelediklerini söyledi.

Erdoğan, Ankara’nın bir ortak seçmeden önce finansman, elektrik maliyetleri ve Türk ekonomisine sağlayacağı faydaları değerlendireceğini de sözlerine ekledi.

Seul ve Ankara, geçen yıl Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung’un Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında nükleer enerji alanında işbirliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Anlaşma, reaktör teknolojisi, saha değerlendirmesi, ruhsatlandırma, finansman ve iş modelleri alanlarındaki işbirliğini kapsıyor.

Cumhurbaşkanı, “Bu konuyla ilgili Kore ile yürüttüğümüz müzakerelere büyük önem veriyoruz. Koreli dostlarımızın nükleer enerji alanındaki deneyimlerinin farkındayız,” dedi.

Erdoğan, Yonhap’a verdiği mülakatta savunma, yarı iletkenler, yapay zeka ve robotik alanlarını da potansiyel işbirliği alanları olarak belirledi ve Güney Kore’den daha fazla yatırım ve ortak üretim çağrısında bulundu.

Erdoğan, “Amacımız, bu potansiyel fırsatları somut girişimlere dönüştürmek, şirketlerimiz için iş fırsatlarını kolaylaştırmak ve karşılıklı yatırımları artırmak,” dedi.

Ülkelerin 15 milyar dolarlık ikili ticaret hedefi doğrultusunda çalıştıklarını belirten Erdoğan, Güney Kore lehine olan dengesizliğin giderilmesi için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı, Güney Kore’nin Türkiye’nin PD170 turbo dizel uçak motoruna gösterdiği ilgiyi memnuniyetle karşıladı ve insansız hava araçları, motor teknolojileri ve elektronik sistemler gibi alanlarda ikili savunma sanayi işbirliğini genişletmek için önemli fırsatlar gördüğünü belirtti.

Erdoğan şöyle devam etti:

“Güçlü üretim altyapısı, nitelikli işgücü ve stratejik konumu ile Türkiye, Koreli yatırımcılara önemli fırsatlar sunuyor. Güney Kore’nin teknoloji ve inovasyon alanındaki uzmanlığını Türkiye’nin üretim gücüyle birleştirerek çok daha büyük başarılara imza atabiliriz.”

Erdoğan, mevcut ikili işbirliğinin örnekleri olarak Hyundai Motor Group’un Türkiye’deki uzun süredir devam eden otomotiv üretim faaliyetlerini ve POSCO’nun çelik sektöründeki yatırımlarını gösterdi.

Aynı zamanda Hyundai’nin İzmit’teki fabrikasında elektrikli araç üretimine başlamasını memnuniyetle karşıladı.

Ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçenler de dahil olmak üzere küresel enerji piyasaları ve ticaret yollarına yönelik ciddi risklere işaret ederek, Güney Kore’nin Türkiye’nin ulaştırma ve lojistik altyapısına daha fazla yatırım yapması çağrısında bulundu.

“Mevcut kriz, uluslararası ticaret için güvenilir alternatif güzergâhlar geliştirmenin ne kadar hayati önem taşıdığını bir kez daha ortaya koydu,” diyen Erdoğan, tarihi Hicaz Demiryolu’nu yeniden canlandırma planları da dahil olmak üzere, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan ulaştırma ve lojistik bağlantılarını genişletmeye yönelik Türkiye’nin çabalarına dikkat çekti.

“Kore şirketlerinin Türkiye’nin bölgesel ulaştırma ve lojistik yatırımlarına daha fazla katılımını arzu ediyoruz,” diyen Erdoğan, Ankara’nın ülkede yatırım yapmak isteyen Kore firmalarını desteklemeye hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

Erdoğan, iki ülkenin uzun soluklu dostluğunu geleceğe taşımaları çağrısında bulunarak, aralarındaki bağı “kanla pekiştirilmiş” bir bağ olarak nitelendirdi:

“Nesiller boyu aktarılan kardeşlik ve karşılıklı güven bağları, ilişkilerimizin merkezinde yer alıyor. Bu değerli mirası gelecek nesillere daha da güçlü bir şekilde aktarmak bizim sorumluluğumuz. Ziyaretimizin, iki ülke arasındaki işbirliğini daha da ileriye taşımak için somut adımların atılmasına zemin hazırlayacağına inanıyorum.”

Güney Kore ve Türkiye, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin 70. yıl dönümünü kutlayacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English