Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB, ABD için bürokrasiyi azaltmak istiyor

Yayınlanma

Bürokrasinin azaltılması, AB ülkeleri arasında büyük ölçüde mutabakat sağlanan az sayıdaki politika alanlarından biri.

POLITICO’nun elde ettiği taslak sonuçlara göre, bu hafta Brüksel’de bir araya gelecek olan Avrupa liderleri, Avrupa Komisyonu’na “basitleştirme ve rekabetçilik boyutuna sahip tüm dosyalarda en yüksek öncelikli konu olarak” çalışmalarını hızlandırması talimatını verecek.

Bu mesajı vurgulamak için, Almanya’dan Friedrich Merz, Fransa’dan Emmanuel Macron, İtalya’dan Giorgia Meloni ve Polonya’dan Donald Tusk dahil 19 AB lideri, zirve öncesinde “gereksiz, aşırı veya dengesiz kuralları belirlemek için tüm AB düzenlemelerinin sistematik bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulundu.

POLITICO’nun elde ettiği bir mektupta, Brüksel’i eski kuralları kaldırmaya çağırdılar, basitleştirme önlemlerinin “sürekli akışını” talep ettiler ve yeni mevzuat konusunda itidal çağrısında bulundular.

Yine de, basitleştirme çabası, Washington’un Brüksel’in aşırı düzenleme yaptığına dair endişelerini gidermenin bir yolu olarak sunuluyor.

Eski AB ticaret komiseri ve Dünya Ticaret Örgütü başkanı Pascal Lamy, “Trump bir dizi şakayı yutmaya hazır olduğuna göre … ona ‘Donald, çok teşekkürler, senin sayende işleri biraz düzelttik’ diyebiliyorsak, neden olmasın?” diye sordu.

Zor durumdaki Avrupa sanayisini uçurumun kenarından kurtarmak için Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, deregülasyonu (veya “basitleştirmeyi”) ikinci döneminin ana hedefi haline getirdi.

12 aydan kısa bir sürede, Komisyon, savunma ve tarımdan dijital kurallara ve çevreye kadar AB hukukunun neredeyse tüm alanlarını kapsayan, ilk görev süresi boyunca oluşturulan bürokratik engellerin çoğunu ortadan kaldırmaya yönelik planlar hazırladı.

Başlangıçta mantık basitti: Daha az kural, ABD ve Çinli rakiplerine karşı rekabet gücünü korumaya çalışan Avrupalı şirketler için iyi olacaktı.

Şimdi ise basitleştirme çabası, Trump’ın ABD şirketlerinin ayrımcı olduğunu iddia ettiği Avrupa kurallarına bağlı kalmaması gerektiğini açıkça belirtmesinin ardından Washington ile ilişkileri yumuşatmak için diplomatik bir jest olarak görülüyor.

Von der Leyen’in temmuz ayında Trump’ın İskoçya’daki golf tesisinde imzaladığı ticaret anlaşması kapsamında Komisyon, yeşil kurallarının “transatlantik ticarete aşırı kısıtlamalar getirmeyeceğini” taahhüt etmişti.

İki tarafın üzerinde anlaştığı liste, Avrupa’nın tedarik zinciri denetimi, sürdürülebilirlik raporlaması, karbon sınır vergisi ve ormanların yok edildiği arazilerde üretilen malların ithalatını önlemeye yönelik kurallar hakkındaki kurallarını içeriyordu.

Bunların tümü, Komisyon tarafından başlatılan sadeleştirme önlemlerinin hedefi olmuştu.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, bu stratejiyi POLITICO’ya verdiği bir röportajda, dışı çikolata, içi oyuncak olan İtalyan yapımı bir çocuk şekerlemesi olan “Kinder Sürpriz Yumurta”ya benzetti.

Bürokrasinin azaltılmasının Avrupa’nın “kendi çıkarlarına” hizmet ettiğini fakat aynı zamanda, diğerlerinin çıkarlarına da hizmet ettiğini vurgulayan Rasmussen, ülkesi bloğun hükümetlerarası kolu olan Konsey’in başkanlığını yürütüyor.

Diğerleri ise durumun o kadar net olmadığını söylüyor. Lamy, “Bir yandan gümrük tarifeleri açısından Amerika’nın stratejik koruması için ödeme yapmaya hazır olduğumuzu, diğer yandan da bunun için düzenlemelerimizi değiştirmeyeceğimizi söyleyemeyiz. Ne veri konusunda, ne DMA, ne DSA, ne de Amerikalıların aşırı düzenleme olarak gördükleri diğer her şey konusunda,” dedi.

Komisyon, Washington ve Brüksel’in bürokrasiyi azaltmanın yollarını aramaya karar vermiş olsalar da, “Bu, AB standartlarının veya mevzuatının düşürülmesine yol açmayacak” dedi.

Ticaretten sorumlu Komisyon sözcüsü Olof Gill, “AB, temel ilkemizi savunma konusunda kararlıdır, mevzuat çerçevemiz ve düzenleyici özerkliğimiz müzakereye açık değildir,” diye ekledi.

19 AB liderinin mektubu, bloğun önde gelen ekonomilerinden, özellikle Macron ve Merz’den, AB yürütme organına deregülasyonu sürdürmesi yönündeki baskıyı yoğunlaştırıyor.

En büyük şirketlerinin desteğiyle, iki lider ABD’nin AB’ye tedarik zinciri denetim direktifini terk etmesi yönündeki çağrısına katıldılar.

Fakat Avrupa’daki tartışma, ABD’nin Brüksel’deki yeni büyükelçisi Andrew Puzder’i, AB’nin bürokrasiyi azaltma çabasının kendi temel çıkarlarına uygun olduğuna ikna etmiş gibi görünüyor.

Puzder, Brüksel’de düzenlenen bir etkinlikte, tedarik zinciri kurallarına atıfta bulunarak, “Şansölye Merz ve Cumhurbaşkanı Macron, bu direktifin kaldırılması gerektiğini söylediler… bunun Amerika’nın çıkarlarına uygun olduğu için değil. Almanya ve Fransa’nın çıkarlarına uygun olduğunu söylüyorlar,” dedi.

AB kurallarının büyük ölçüde azaltılmasına yönelik ulusal çağrılar, ticaret görüşmelerinin veya kurumsal çıkarların bloğun yeşil gündemini rayından çıkarmasını istemeyen AB karar vericilerinin eleştirilerine de yol açtı.

Komisyon’un 2 numarası ve en üst düzey rekabet düzenleyicisi Teresa Ribera, “Kimse yanılmasın, bu standartları düşürmeyeceğiz çünkü aşağıya doğru bir yarışta rekabet gücü yoktur” dedi.

Diplomasi

Washington ile Kiev arasında Patriot teknolojisi pazarlığı sürüyor

Yayınlanma

ABD ile Ukrayna arasında Patriot hava savunma sistemlerinin üretim teknolojilerinin Kiev’e devredilmesi konusunda zorlu müzakereler yürütülüyor. ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Turner, iki ülkenin teknoloji transferi ve yerel üretim için temasları sürdürdüğünü bildirdi.

ABD ile Ukrayna, Kiev’in Patriot hava savunma sistemlerini kendi topraklarında üretmesini sağlayacak teknoloji transferi konusunda zorlu müzakereler yürütüyor.

Açıklama, ABD Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Parti Üyesi Mike Turner tarafından yapıldı.

2023-2025 yıllarında Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonu Başkanlığı görevini yürüten Turner, CBS News kanalına verdiği mülakatta iki ülkenin istişareleri sürdürdüğünü doğruladı. Turner, “Savunma amaçlı olan Patriot füzeleriyle ilgili durum çok karmaşık” ifadelerini kullandı.

Kongre üyesi, müzakerelerin Ukrayna’ya Patriot teknolojilerine daha geniş erişim sağlanmasını kapsadığını ve bu sayede ülkede söz konusu hava savunma sistemlerinin üretiminin organize edilebileceğini kaydetti.

Turner, Trump yönetimi ile Pentagon’un müzakereleri olabildiğince hızlı bir şekilde tamamlayarak ilgili kararı almasını umduğunu dile getirdi.

Trump teknoloji hırsızlığı endişesini dile getirdi

Turner’ın çıkışı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’ya Patriot füzelerini üretme izni verme vaadinden şüphe duymaya başladığına ilişkin haberlerin ardından geldi.

The New York Times gazetesi, Trump’ın teknolojinin Washington’a karşı kullanılabileceği endişesiyle Ukrayna’nın Patriot füzelerini üretmesine izin verme sözünden vazgeçtiğini yazdı.

ABD Başkanı Trump daha önce Patriot sistemlerinin sırlarını teknoloji devi Nvidia’nın çiplerine benzetmiş ve bu teknolojilerin dışarı sızmasına izin verilemeyeceğini savunmuştu.

Trump, 31 Temmuz’da Camp David’deki başkanlık rezidansında bakanlar kurulu toplantısının ardından CNBC kanalına yaptığı açıklamada, ABD’nin Patriot üretim teknolojisini hiçbir ülkeye devretmediğini, böyle bir şeyin neredeyse imkansız olduğunu fakat bu yönde görüşmelerin yapıldığını söyledi.

Patriot füzelerinin yerel olarak üretilmesi konusu, Kiev yönetiminin hava savunma araçlarındaki yetersizlik beyanlarının gölgesinde aylardır tartışılıyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, nisan ayında yaptığı açıklamada ülkesinin çatışmaların başlangıcından bu yana en büyük önleyici füze kıtlığıyla karşı karşıya kaldığını duyurmuştu.

Zelenskiy, mayıs ayı sonunda Washington’a başvurarak Patriot üretimi için lisans verilmesini talep etmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayı başında ABD’nin Ukrayna’ya söz konusu lisansı vermeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Trump o dönemde Patriot füzelerinin üretiminin “çok karmaşık” olduğunu vurgulamış, ancak Kiev’in bu teknolojide uzmanlaşabileceğine inandığını ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna yardım grubunda ABD dönemi bitiyor: Komuta devredilecek

Yayınlanma

ABD, Ukrayna’ya silah sevkiyatını ve Ukrayna askerlerinin eğitimini koordine eden güvenlik yardım grubunun liderliğinden çekilme kararı aldı. Almanya’nın Wiesbaden kentinde konuşlu grubun komutası başka bir NATO üyesi ülkeye devredilecek. Devir sürecinin bir yıla kadar sürebileceği açıklanırken yetkililer Ukrayna’ya verilen desteğin kesintisiz süreceğini vurguladı.

ABD, Ukrayna’ya silah sevkiyatını ve Ukrayna askerlerinin eğitimini koordine eden Ukrayna Güvenlik Yardım Grubunun (SAG-U) liderliğini bırakma kararı aldı.

Politico gazetesi, ABD’li bir yetkiliye ve ABD Savunma Bakanlığının planlarına vakıf üç kişiye dayandırdığı haberinde, gruba başka bir NATO üyesi ülkenin liderlik edeceğini duyurdu.

Liderliği hangi ülkenin üstleneceği henüz açıklanmadı.

Yönetim değişiminin bir yıla kadar sürebileceği belirtilirken, kaynaklar Ukrayna’ya desteğin birinci öncelik olmayı sürdürdüğünü ve grubun çalışmalarının kesintiye uğramayacağını vurguladı.

Pentagon yetkilileri, SAG-U’nun en başından beri geçici bir yapı olarak tasarlandığını açıkladı. Bakanlık, liderlik devrinin ittifak içinde yükün yeniden paylaşılması hedefinin bir parçası olduğunu ve ABD’nin yeni savunma stratejisiyle uyum taşıdığını belirtti.

Bir NATO yetkilisi de konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Komutanlığın Avrupalı veya Kanadalı bir subaya devredilmesi, müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlendiğinin bir başka kanıtı olacaktır” dedi.

Komuta devredildikten sonra ABD Avrupa Komutanlığı, gruptaki varlığını Amerikalı bir komutan yardımcısı üzerinden sürdürecek.

2024 yazında Washington’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde kurulan SAG-U’nun karargahı Almanya’nın Wiesbaden kentinde bulunuyor.

Gruba 2024 yılının ortasından bu yana liderlik eden Korgeneral Curtis Buzzard pazartesi günü görevinden ayrılıyor.

Buzzard’ın yerine geçecek olan Korgeneral Guillaume Beaurpere, ABD’nin gruptaki doğrudan rolünü kademeli olarak küçültme sürecini yönetecek.

NATO müttefikleri komuta devrini genel olarak destekledi ve Avrupa’nın rolünün artmasının mantıklı bir adım olduğunu kaydetti.

Ukraynalı yetkililer de bu kararın “ABD’deki siyasi dalgalanmalardan kaynaklanabilecek riskleri azalttığını ve Ukrayna’nın çıkarına olacak şekilde askeri lojistiği kolaylaştırdığını” savundu.

Buna karşın Politico’ya konuşan kaynaklar, NATO’nun karmaşık bürokratik yapısı nedeniyle cephe hattına yapılan sevkiyatların yavaşlamasından endişe duyulduğunu bildirdi.

Ukraynalı bir yetkili de müttefiklerden hiçbirinin “ABD’nin uydu istihbaratı, hedef gösterme ve ağır nakliye havacılığı alanındaki lojistik kabiliyetlerinin yerini dolduramayacağını” vurguladı.

Alınan karar, Beyaz Saray’ın Avrupa’daki askeri varlığını kademeli olarak azaltma ve NATO bünyesindeki liderlik makamlarını müttefiklere devretme politikasıyla örtüşüyor.

ABD, şubat ayında yaptığı açıklamayla Norfolk’taki Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığının denetimini İngiltere’ye, Napoli’deki komutanlığı İtalya’ya, Hollanda’daki Brunssum Müşterek Kuvvet Komutanlığını ise Almanya ve Polonya’ya devredeceğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi

Yayınlanma

İngiliz Financial Times gazetesinde yer alan analizde İran’ın, ABD hedeflerine yönelik önleyici saldırılar düzenleyerek ve çatışmayı Mısır dahil yeni bölgelere yayarak savaştaki inisiyatifi ele geçirdiği belirtildi. Analistler, altı aydır süren gerilimin ardından Washington’ın artık Tahran’ın belirlediği tempoda savaşmak zorunda kaldığını vurguluyor.

ABD ile Donald Trump yönetimi altında altı aydır süren savaşın ardından İran sahada üstünlüğü ele geçirdi. Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre göre Washington, giderek daha fazla oranda Tahran’ın dikte ettiği tempoda savaşmak zorunda kalıyor.

İran ve bölgedeki müttefikleri, Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını aksatarak, Suriye’ye darbeler indirerek ve Mısır’a insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlediği şüphesiyle çatışma alanını genişletti.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi analisti Ellie Geranmayeh, Tahran’ın bu saldırıları Amerikalılara bir mesaj olarak kullandığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bu savaşı ABD ve İsrail başlatmış olsa da, nasıl biteceğine karar veren taraf onlar olmayacak.”

Geranmayeh, İran’ın İsrail ve ABD ile tam ölçekli çatışmalara dönülmesini giderek daha kaçınılmaz gördüğünü söyledi.

Eski İsrail askeri istihbarat analisti Danny Citrinowicz de bu görüşe katılarak şunları kaydetti: “İran’da Amerikalılarla müzakerelerin faydasız olduğuna dair bir uzlaşı var. Teslim olmaya niyetleri yok ve kendilerine saldırılması halinde herkesin ödeyeceği bedeli gösteriyorlar.”

Johns Hopkins Üniversitesi’nden İran stratejik düşünce uzmanı Vali Nasr, Tahran’ın gerilimi tırmandırmadaki nihai amacının “Amerika’nın davranışlarını kontrol etmek ve ABD’yi seçeneklerini yeniden hesaplamaya zorlamak” olduğunu ekledi.

Nasr, “Bu bölgesel bir savaş olacak ve ABD’nin savaş alanlarını seçme lüksü bulunmayacak” dedi.

Eski üst düzey Pentagon görevlisi Dana Stroul da benzer bir düşünceyi dile getirerek, “İranlılar, bölgeyi ya boyun eğip ABD ile bağlarını koparmaya ya da Washington’a baskı yapmaya zorlamak amacıyla çatışmayı seçici bir şekilde büyütüyor” diye konuştu.

İran, savaşın devam etmesinin ABD ve tüm Ortadoğu için maliyetli olacağını vurgulamak amacıyla taarruza geçme kararı aldı.

Saldırılarını Kuveyt ve Bahreyn’e kadar genişleten İran, ABD’yi Basra Körfezi’ndeki savunmasız üslerden Ürdün, İsrail ve diğer ülkelere asker kaydırmaya mecbur bıraktı. Ürdün’de yüzlerce aktivist, Amerikan birliklerinin çekilmesini talep eden açık bir mektuba imza attı.

Analistler, Tahran’ın, rakiplerinin uzun bir mücadele için yeterli siyasi iradeye sahip olmadığını düşünerek uzun süreli bir savaşa oynadığına dikkat çekiyor. Ancak uzmanlara göre, ülkedeki ekonomik durumun kötüleşmesiyle birlikte Tahran’ın bu özgüveni zayıflayabilir.

Haziran ayında ABD, İran ve İsrail bir ateşkes memorandumu imzaladı ancak sadece birkaç hafta sonra çatışmalar yeniden başladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, anlaşmanın ana parametreleri üzerinde uzlaşmaya varılması ve diğer Ortadoğu ülkelerinin talebi üzerine İran’a yönelik yeni saldırılardan kaçınma kararı aldığını duyurdu.

Trump, ABD ile İran arasındaki barış anlaşmasının Hürmüz Boğazı ve nükleer programı kapsayacağını ifade etti. Daha önce CBS News kanalı, ABD ve İsrail’in İran’ın enerji altyapısına yönelik geniş çaplı saldırılar planladığını bildirmişti.

Axios’un kaynakları da bu bilgiyi doğrulayarak, bu saldırılarda haftalar sonra ilk kez İsrail ordusunun görev alabileceğini detaylandırdı.

Ayrıca The Wall Street Journal gazetesi de daha önce Trump’ın devasa bir saldırı hazırlanması yönünde emir verdiğini yazmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English