Diplomasi
ABD, Azerbaycan askerlerini Gazze gücüne katmak istiyor

ABD, Gazze’ye konuşlanması muhtemel “uluslararası güce”, Azerbaycan da dahil olmak üzere, asker katkısında bulunmaya istekli ülkeler arıyor.
Aynı zamanda, yönetim, gücün faaliyet göstereceği uluslararası anlaşmayı sağlamaya çalışıyor.
Bu diplomatik çabalar, Gazze Şeridinde İsrail ile Hamas arasında yeniden başlayan çatışmalar ve İsrail’de rehinelerin cesetlerinin iadesi konusundaki beklentilerin artmasıyla birlikte, Washington’un Trump’ın savaş sonrası çerçevesinin sonraki aşamalarına geçmek için baskı yapmasıyla birlikte geliyor.
Haaretz’in ABD yetkililerden aktardığına göre, Gazze’deki uluslararası güçlerin organizasyonundan sorumlu ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper, cumartesi günü Bakü’yü ziyaret ederek Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Savunma Bakanı Zakir Hasanov ile görüştü.
Cumhurbaşkanlığı sarayının açıklamasında Gazze’den bahsedilmedi ama iki tarafın askeri ve teknolojik işbirliği olasılığını görüştüğü belirtildi. Cooper, ülke resmi olarak CENTCOM’un değil, ABD Avrupa Komutanlığı’nın (EUCOM) sorumluluğu altında olmasına rağmen Azerbaycan’a gitti.
Azerbaycan, ABD, İsrail ve Türkiye dahil olmak üzere tüm ilgili taraflarca bu görev için uygun bir aday olarak görülüyor.
Azerbaycan, hem Türkiye’nin stratejik müttefiki hem de İsrail’in yakın ortağı ve dostu olarak kabul ediliyor ve Haaretz’e göre ayrıca Hamas ile hiçbir bağı olmayan “ılımlı bir Müslüman ülke” olarak algılanıyor.
Öte yandan ayrıntılara aşina bir İsrailli kaynak, Azerbaycan’ın hem İsrail hem de Türkiye ile yakın ilişkileri nedeniyle Gazze’nin istikrarına katkıda bulunmadan önce tereddüt edeceğini söyledi. Kaynak, “Azerilerin ikilemde kaldıklarını ve bunu isteyip istemediklerinin belli olmadığını” söyledi.
İsrailli kaynak, “Bir yandan, Amerikalılar bir şey istediğinde evet demek istiyorlar ve bu talep gerçekten de Amerikalılar tarafından geldi. Öte yandan, bunun kendilerini çok sorunlu bir duruma sokabileceğini anlıyorlar, çünkü İsrail Hamas’ı silahsızlandırmak istiyor, Türkiye ise istemiyor,” diye konuştu.
Kaynak ayrıca Azerbaycan’ın muhtemelen “böyle hassas bir duruma girmekten kaçınmanın bir yolunu arayacağını” söyledi.
Bakü için olası bir model Birleşik Arap Emirlikleri olabilir. Orta Doğu siyasetine aşina bir kaynağa göre, Emirlikler Gazze’deki insani yardım çabalarına ve ötesine aktif olarak katılmaya devam etmeye istekli ama Gazze Şeridine asker göndermeye hazır değil.
İsrailli kaynak, genellikle BAE’yi model olarak gören Azerbaycan’ın da benzer bir yaklaşım sergileyebileceğini söyledi.
Tartışılan bir diğer konu ise istikrar gücü nasıl atanacağıdır. Bir Arap diplomat Haaretz’e, Avrupa ve Arap ülkeleri gücün BM Güvenlik Konseyi tarafından kurulmasını tercih ederken, Amerikalıların BM’den bağımsız kalacak farklı bir model düşündüklerini söyledi.
Diplomatın ifadesine göre Washington, iki yıl önce BMGK tarafından onaylanan ve Haiti hükümetinin ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmiş suç çeteleriyle mücadelesine yardımcı olmak için Kenya’nın öncülüğünde başlatılan Çokuluslu Güvenlik Destek Misyonu’na benzer bir yapı üzerinde çalışıyor.
Misyon, BM’den bağımsız olarak faaliyet gösteriyor ve Afrika, Karayipler ve Orta Amerika’dan askerler içeriyor, fakat şu ana kadar büyük ölçüde etkisiz kaldığı ve ciddi insan gücü eksikliği yaşadığı görülüyor.
Ateşkes anlaşması imzalandıktan sonra, ABD’li yetkililer Türk ve Katar güçlerinin Gazze’yi istikrara kavuşturma çabalarına ABD ile birlikte katılacağını söylediler. Amerikan askerlerinin Gazze Şeridine girmeyeceğini, fakat operasyonları gözlemleyecek ve koordine edeceklerini vurguladılar.
Haaretz ile konuşan İsrailli kaynağa göre, birkaç istisna dışında İsrail’deki çoğu ses, Türkiye’nin Gazze’ye müdahalesine, özellikle de askeri müdahaleye şiddetle karşı çıkıyor.
Kaynak, “Türkiye’nin Gazze’ye girmesinden çok endişeliyim. Türkiye tamamen farklı bir oyun. Farklı muamele görmesi gerekiyor. Esad düştü, birdenbire Türkler kuzey sınırlarında ve şimdi de güneyde karşımıza çıkabilirler. Bu çok önemli bir mesele,” dedi.
Diğer İsrailli kaynaklar, Ankara’nın arabuluculuğuyla ateşkes anlaşması imzalandığında, Türkiye’nin Gazze’ye derinlemesine müdahalesinin risklerinin tam olarak anlaşılmadığını söylüyor.
Esir tutulurken öldürülen rehinelerin cesetlerinin bulunmasına yardım etmesi gereken Türk kurtarma ekibi, ekibin bir kısmı Mısır’da olmasına rağmen, Rafah geçişi hâlâ kapalı olduğu için henüz Gazze’ye giremedi.
Yine de, bölge yetkilileri, Mısır ve Türkiye’nin, ortaya çıkan istikrar gücüne gerçek bir katkı sağlayacak deneyime ve lojistik kapasiteye sahip bölgedeki tek ülkeler olduğunu söylüyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu hafta verdiği bir röportajda, Türkiye’nin anlaşmaya sadece arabuluculuk yapmakla kalmayıp, aynı zamanda garantörlük de yaptığını söyledi ve “Savunma Bakanlığı ve istihbarat servisleriyle koordinasyon içinde, Filistinliler için kabul edilebilir bir anlaşma olursa, bize verilen her görevi yerine getirmeye hazırız,” dedi.
Diplomasi
AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.
Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.
Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.
Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.
Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.
LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor.
Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.
Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.
Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.
Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.
AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.
Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.
Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.
New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.
Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor.
Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.
Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.
Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını7 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak









