Bizi Takip Edin

Avrupa

AB, Ukrayna’ya 100 bin askeri personel göndermeyi tartışıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, Rusya ile savaşın dondurulması halinde Ukrayna’ya 40 bin ila 100 bin askerlik bir barış gücü göndermeyi tartışıyor. Ancak birliklerin himayesi, görev tanımı ve muhtemel sonuçlar konusunda ciddi belirsizlikler bulunuyor. Rusya ise bu planları Ukrayna’nın fiili işgali olarak nitelendiriyor.

Reuters ajansının haberine göre Avrupa ülkeleri, Rusya ile savaşın durdurulması ya da dondurulması durumunda Ukrayna’ya askeri birlik gönderilmesi konusunu detaylı bir şekilde ele alıyor.

Ajansa bilgi veren yetkililere göre, söz konusu misyonun asgari asker sayısının 40 bin olması öngörülüyor.

Ancak, Avrupa güvenlik kurumlarından bir temsilci, Ukrayna’yı Rusya’dan korumak için 100 bin askere ihtiyaç duyulacağı görüşünde.

Birliklerin, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Polonya gibi beş ila sekiz ülkeden oluşması bekleniyor.

Fakat, birliklerin toplam sayısı ve görev formatı hâlâ tartışma konusu. Örneğin, İtalya barış gücü misyonuna odaklanmayı önerirken, Fransa ve Ukrayna, Rusya’nın çevrelenmesine öncelik verilmesini savunuyor.

Birliğin kimin himayesinde konuşlandırılacağı da Avrupa ülkeleri arasında fikir ayrılığı yaratıyor.

İtalya Savunma Bakanı Guido Crozetto, barış gücü askerlerinin Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde görev yapması gerektiğini ifade etti. Ancak diğer Avrupa yetkilileri, BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyelerinden biri olan Rusya’nın bu durumda çok fazla nüfuza sahip olabileceğini belirterek bu seçeneğe karşı çıkıyor.

Analistler, Avrupa ülkelerinin ABD’yi de en azından istihbarat ve operasyonel yardım gibi dolaylı destekler sunması için ikna etmesi gerektiğini ifade ediyor.

Fakat ABD Başkanı seçilen Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşmelerde, Amerikan askerlerinin ateşkesi izleme görevine katılmasını reddetmişti.

Bazı kaynaklar, Ukrayna’ya bir birlik gönderilmesinin Rusya ile doğrudan savaş riskini artırabileceği ve Avrupa ülkelerinin silahlı kuvvetleri üzerindeki yükü büyütebileceği uyarısında bulunuyor.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nden Franz-Stephan Gadi’ye göre, 100 bin barış gücü askerinin tahsis edilmesi, Avrupa Birliği (AB) ülkelerini kara kuvvetlerini genişletmeye zorlayabilir ve örneğin Balkanlar’daki diğer görevlerde katılımı azaltabilir.

Silah kullanımı gibi çeşitli konularda belirsizlikler devam ediyor. Reuters’a konuşan bir Fransız askeri yetkili, “Avrupalı bir asker vurulursa ne olur?” sorusunu gündeme getirdi.

Öte yandan Rusya Dış İstihbarat Teşkilatı (SVR), Batı’nın Ukrayna’da 100 bin askerden oluşan bir askeri birlik konuşlandırmayı planladığını geçen ay bildirmişti. Bu hamleyi Ukrayna’nın “fiili işgali” olarak nitelendiren SVR, NATO’nun Ukrayna ordusunun savaş kabiliyetini yeniden tesis etmek ve onları bir “intikam girişimine” hazırlamak için çatışmayı dondurmaya çalıştığını belirtmişti.

Konuyla ilgili açıklama yapan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, barış gücü askerlerinin yalnızca çatışmaya taraf olan tüm aktörlerin rızasıyla konuşlandırılabileceğini vurgulamıştı.

İsviçreli Büyükelçi Buch: Rusya’yı zayıflatmış olabilirler, ama aynı zamanda tüm Batı’yı da zayıflatmış oldular

Avrupa

Leyen: Çin ticaret konusundaki taahhütlerini yerine getirmeli

Yayınlanma

Ursula von der Leyen, Çin ile yürütülen görüşmelerin artan iktisadi dengesizlikleri gidermede başarısız olması halinde AB’nin ticaret savunma önlemlerini devreye sokmaya hazır olduğu uyarısında bulundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen, Komisyon’un geçen yıl 30’dan fazla ticaret savunma soruşturması başlattığını ve bu rakamın tarihsel ortalamanın neredeyse üç katı olduğunu belirterek, halihazırda kabul edilen önlemlerin 600.000’den fazla Avrupalı istihdamını koruduğunu ve Brüksel’in “soruşturmaları önemli ölçüde artırdığını” ekledi.

Von der Leyen, Fransız İşverenler Federasyonu’nun (MEDEF) yıllık konferansı için bir araya gelen Fransız iş dünyası ve siyaset liderlerine hitaben, “Çin ile diyalog hâlâ gereklidir. Fakat bu diyalog sonuç vermeli ve diyalog yeterli olmadığında, elimizdeki araçları tam olarak kullanmaya hazır olmalıyız,” dedi.

Von der Leyen, Çin’in hâlâ “kilit bir iktisadi ortak” olduğunu belirterek ve AB’nin “bağları koparmadan riski azaltma” politikasını yineleyerek ölçülü bir üslup sergiledi.

Gelgelelim aynı zamanda, Pekin’in lehine giderek daha fazla kayan bir ticaret ilişkisinin çarpıcı bir tablosunu çizdi.

“Ortak olmak, kalıcı dengesizlikleri kabul etmek anlamına gelmez,” diyen Von der Leyen, AB’ye yapılan Çin ithalatının beş yıl içinde %45 arttığını, buna karşılık Avrupa’nın Çin’e ihracatının düştüğünü belirtti.

AB’nin Çin ile olan ticaret açığının günlük yaklaşık 1 milyar avroya ulaştığını ve bu yılın başında %10 daha arttığını belirtti.

İlk kez, 27 AB ülkesinin tamamı şu anda Çin ile ticaret açığı veriyor.

Bu açıklamalar, Brüksel ve Pekin’in geçtiğimiz yıl boyunca, özellikle Çin’in hızla artan ticaret fazlası ve üretimi Pekin’in hakim olduğu kritik malzemelere yönelik tedarik kısıtlamaları nedeniyle tırmanan ticaret gerilimlerini yatıştırmaya çalıştığı bir dönemde geldi.

Haziran ayında, AB Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič ile Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao, ticaret ve yatırım istişareleri için yeni bir forumun da dahil edilmesiyle Ekim ayına kadar “somut sonuçlar” elde etmeyi amaçlayan görüşmeleri yoğunlaştırma konusunda anlaştı.

Avrupa hükümetleri, Pekin’e ne kadar agresif bir şekilde karşı çıkılacağı konusunda hâlâ bölünmüş durumda.

Fransa, “ticaret bazukası” olarak adlandırılan ve AB’nin en güçlü ticaret silahı olan zorlama karşıtı aracının kullanılması da dahil olmak üzere, daha sert ticaret koruma önlemleri alınması için baskı yapıyor.

Fakat Berlin gibi diğer başkentler, olası misilleme uyarısında bulunarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle ekonomik bağları sürdürmenin önemini vurguladı.

Brüksel ayrıca şu anda AB şirketlerini tedarik zincirlerini Çin’den uzaklaştırarak çeşitlendirmeye zorlamayı amaçlayan “özel” bir araç geliştiriyor.

Bu adım, Pekin’in geçen yıl sözde nadir toprak elementlerine yönelik kapsamlı ihracat kontrolleri getirmesinin ardından geldi.

Bu durum AB yetkililerini endişelendirmiş ve birçok Batılı şirketi üretimi durdurmaya zorlamıştı.

Von der Leyen ayrıca, kritik hammaddeler konusunda Avrupa’nın Çin’e olan ağır bağımlılığına da dikkat çekerek, bloğun çeşitli kritik malzemelerin %80’inden fazlası ve bazı nadir toprak elementlerinin %90’ı için bu ülkeye güvendiğini belirtti.

Başkan, “Bu bağımlılığın bize karşı bir baskı aracı olarak kullanılabileceğini gördük,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Eski Altın Şafak liderlerinden Kasidiaris siyasete dönmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Neo-Nazi Altın Şafak partisinin önde gelen isimlerinden İlias Kasidiaris’in yakında hapishaneden tahliye edilecek olması Atina’da baş ağrısına neden oluyor.

Kasidiaris, bir suç örgütü liderliği suçundan mahkum edildikten sonra yedi yıldır hapiste bulunuyor fakat siyasi faaliyetleri hiçbir zaman durmadı. 

Faşist lider hapishanede denetimli serbestlik süresince destekçileriyle bir araya geldi, mitingler düzenledi ve Telegram ile YouTube’da aktif olmaya devam etti.

Adı, yaz aylarında milyarder iş adamı Elon Musk’ın, Kasidiaris’in erken tahliye talebiyle ilgili olarak adalet sistemi tarafından haksız muamele gördüğünü gösteren bir paylaşımı kendi X hesabında yeniden paylaşması üzerine yeniden gündeme geldi.

Kasidiaris, önceki girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 2027’nin başlarında yapılması planlanan bir sonraki genel seçimlere katılmak için şu anda yasal bir yol arıyor.

İktidardaki Yeni Demokrasi (ND) tarafından getirilen mevzuata göre, üyeleri suç örgütü liderliği gibi ağır suçlardan hüküm giymiş partilerin seçimlere katılması yasaklanmıştı.

Ayrıca, bir partinin “gerçek” liderliğinin de incelenmesini gerektiren yasal kurallar mevcut; bu da, hüküm giymiş bir kişinin paravanı olarak işlev gören partilerin de engellenebileceği anlamına geliyor.

Kasidiaris, Eylül ortasında tahliye edilmesi beklenirken kısa süre önce, “Siyasete girişim, siyasi çevreler için bir sürpriz olacak. Hapishaneden çıktıktan hemen sonra bunu duyuracağım,” dedi.

Komşu Türkiye ile gerginliğin tırmanması ışığında, Kasidiaris’in olası dönüşünün öncelikle sağ partileri, özellikle de dış politikada sert bir tutum sergileyen partileri etkilemesi bekleniyor.

Yunan siyasetçiler Kasidiaris hakkında kamuoyu önünde konuşmaktan kaçınıyorlar fakat aşırı sağ görüşlere sahip seçmen kitlesinin hâlâ önemli bir büyüklükte olduğu konusunda uyarıyorlar.

Bununla birlikte, Kasidiaris’in siyasete geri dönmeyi başarabileceğinden şüphe duyuyorlar.

Bir Syriza milletvekili, isminin açıklanmaması koşuluyla, “Yürürlükte mahkeme kararları var ve Anayasa Mahkemesini atlatmak zor olacak,” dedi.

Altın Şafak, iktisadi krizin doruk noktasında olduğu 2012 yılında ilk kez Yunan Parlamentosuna girmişti.

2013 yılında Atina’da antifaşist müzisyen Pavlos Fissas’ın Altın Şafak üyesi Giorgos Roupakias tarafından öldürülmesi, parti hakkında adli soruşturma başlatılmasına yol açtı ve bu soruşturma sonunda parti, Ekim 2020’de suç örgütü olarak mahkum edildi.

Lideri Nikos Mihaloliakos ve Kasidiaris’in de aralarında bulunduğu yedi üst düzey Altın Şafak üyesi, örgütü yönetmekten suçlu bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İsviçre’de 500 bin şirket için veri güvenliği uyarısı

Yayınlanma

İsviçre Varlık Yöneticileri Birliği, şirket sahiplerine ait merkezi veri tabanı projesinin Lihtenştayn’daki siber saldırı sonrası askıya alınmasını talep etti. Sektör temsilcileri, 500 binden fazla tüzel kişiliğe ait verilerin tek merkezde toplanmasının siber suçlular için hedef oluşturacağını savunuyor.

İsviçre Varlık Yöneticileri Birliği, hükümete çağrıda bulunarak şirket sahiplerini kapsayan merkezi sicil kaydı uygulamasının durdurulmasını talep etti.

Financial Times’ın (FT) aktardığına göre varlık yöneticileri, 500 binden fazla şirket ve diğer tüzel kişiliğin nihai sahiplerine ait bilgilerin tek bir merkezde toplanmasının siber suçlular açısından cazip bir hedef oluşturacağı gerekçesiyle tehdit altında olduğunu savunuyor.

Talep, Lihtenştayn’daki benzer bir veri tabanından binlerce kişiye ait bilgilerin bilgisayar korsanları tarafından çalınmasının ardından geldi.

Üç yıldır hazırlığı sürdürülen sicil kaydına ilişkin siber güvenlik ve veri koruma endişelerini İsviçre Bankacılar Birliği de ayrıca dile getirdi.

İsviçre’de oluşturulan veri tabanının, kara para aklamaya karşı korumayı güçlendirmesi ve Paris merkezli Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) 2027 yılında yapacağı denetim öncesinde uluslararası standartlara uyumu sağlaması hedefleniyor.

Ekim ayından itibaren şirketler ve tüzel kişilikler, kendilerini kontrol eden gerçek kişileri merkezi federal veri tabanına bildirmekle yükümlü olacak.

Veri tabanı; isimlerin yanı sıra doğum tarihleri, vatandaşlık bilgileri, posta kodları ve ikamet yerlerine dair verileri de içerecek.

İsviçre Varlık Yöneticileri Birliği İcra Kurulu Başkanı Vivien Jain, FT’ye yaptığı açıklamada, Lihtenştayn’daki siber saldırının resmi güvenlik değerlendirmesi tamamlanana kadar sicil oluşturma sürecinin durdurulması gerektiğini belirtti.

Jain, “Finans merkezimizin itibarı tehlikede” ifadesini kullandı.

FT, temmuz ayı sonunda kimliği belirsiz bilgisayar korsanlarının yaklaşık 31 bin şirket, vakıf ve tröstün intifa hakkı sahiplerine (lehtarlarına) ait verileri çaldığını aktardı. Faillerin kimliği veya saldırının gerekçesi henüz belirlenemedi.

Öte yandan haziran ayında BFM TV, Fransa Kurumlararası Dijital Teknolojiler Müdürlüğü (Dinum) ile FrenchBreaches platformuna dayandırdığı haberinde, kamu görevlilerine yönelik Fransız mesajlaşma uygulaması Tchap’ın saldırıya uğradığını bildirmişti.

Platformun hesaplamalarına göre 70 binden fazla devlet memurunun verileri ile bu personelin üç yıl içinde paylaştığı 643 bine varan mesaj çalınmış olabilir.

Daha sonra ZeroBytes adlı hacker grubu, Fransa vergi dairesinin verilerini ele geçirmiş ve en az 678 bin gerçek ve tüzel kişiye ait bilgiler satışa çıkarılmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English