Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“ABD de Direniş Ekseni de yıpratma savaşını kendi çıkarlarına uygun buluyor”

Yayınlanma

ABD ve “Direniş Ekseni” diye bilinen İran ve ona yakın silahlı grupların 7 Ekim’den sonra başlattığı karşılıklı saldırılar, ABD’li üç askerin öldüğü Kule 22 saldırısıyla yeni bir boyut kazandı. ABD’li yetkililer saldırıya askeri yanıt vermeye hazırlandıklarını açıkladı. Peki bu saldırının boyutu ne olacak? Washington, İran’ı doğrudan karşısına alabilir mi? Gelişmeler Gazze savaşının bölgeye yayılma olasılığını nasıl etkiliyor. Yakın Doğu Haber Genel Yayın Yönetmeni Alptekin Dursunoğlu ile Kule 22 saldırısını ve sonrasında neler olabileceğini konuştuk.

□ Tanf üssüne 22 km yakınlığındaki bu üssün hedef alınmasının özel bir nedeni var mı?

Bölgede Amerika ve İsrail egemenliğine karşı ‘çeşitli düzeylerde’ mücadele eden ‘Direniş Ekseni’ adlı bir ittifak sistemi var. Direniş Ekseni, hedefini Amerika’nın İsrail liderliğinde bir bölgesel düzen kurma stratejisini etkisiz kılmak olarak açıklıyor. ‘Direniş Ekseni’nin mücadelesinin ‘düzeyleri’ de Amerika’nın İsrail liderliğinde bölgesel düzen kurma stratejisi çerçevesinde uygulamaya koyduğu planlara göre şekilleniyor.

Örneğin Amerika 2003’te Irak’ı işgal ettiğinde söz konusu stratejisi çerçevesinde ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ (BOP) planını açıklamıştı. Hatırlanacağı üzere 8-10 Temmuz 2004 tarihinde Amerika’nın Georgia eyaletine bağlı Sea Island bölgesinde yapılan G8 zirvesinde BOP’un genel olarak benimsendiği resmi bir bildiriyle açıklanmış ve Amerikan müttefiki ülkeler arasında da bu proje doğrultusunda rol dağıtımı yapılmıştı.

İşgal edilen Irak’ta model bir devlet kurulacak ve diğer bölge ülkeleri de bu modele göre yeniden düzenlenecekti. BOP’un özeti buydu.

Amerika’nın Irak’ı işgali BM Güvenlik Konseyi’ne hatta Avrupalı müttefiklerinin itirazlarına rağmen gerçekleşmişti. Yani tüm dünyayı çiğneyerek Irak’ı işgal eden Amerika’nın BOP projesini gerçekleştirmesini önleyebilecek bir güç de gözükmüyordu. Çünkü diğer ülkeler ya projeye destek vererek Amerika tarafından ödüllendirilmek istiyor veya sessiz kalarak Amerikan şerrinden korunmaya çalışıyordu.

Örneğin dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da projenin ilgili kısmında dönemin Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’le birlikte rol almış ve bunu “BOP’un eş başkanıyız” diye açıklamıştı.

Irak’ta 30 Ocak 2005’te başlayıp 17 Aralık 2005’te sonra eren siyasi süreçler sonunda Amerika’nın öngördüğü devlet modeli kurulamadığı için BOP başarısız oldu. Bu yüzden de 2004’te herkesin hararetle tartıştığı BOP, 2005’ten sonra çöp oldu.

BOP neden kurulamadı? Çünkü Direniş Ekseni, İran Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin belirlediği çok yönlü bir stratejiyle Amerika’nın Irak’ta öngördüğü model devleti kurmasına izin vermedi.

Direniş Ekseni tıpkı şimdi olduğu gibi o dönemde de ‘yıpratma savaşı’ stratejisi izledi. Yani şimdi nasıl İsrail ve müttefiklerine karşı açık bir savaş ilan edilmediyse o dönemde de Amerika ve müttefiklerine karşı açık bir savaş ilan edilmedi. Ancak hem Irak’taki siyasi gruplar organize edilerek siyasi düzeyde hem de direniş grupları desteklenerek askeri düzeyde mücadele verildi ve Amerikan modeli sabote edildi.

Halbuki Amerika on binlerce askeriyle Irak’ta mutlak hakimdi ve Irak’taki birçok siyasi grup da yeni düzende hâkim rolü kapabilmek için Amerika’yla işbirliğine can atıyordu. Amerikan rejimi 30 Ocak 2005 öncesinde tayin ettiği geçici hükümetle Irak’ta nasıl bir devlet istediğini ortaya koymuştu; ancak 30 Ocak- 17 Aralık 2005 arasındaki 11 aylık siyasi süreçler Irak’ta Amerika’nın değil, General Kasım Süleymani’nin öngördüğü devlet modelini ortaya çıkardı.

Amerikan müttefiki Arap rejimleri de işte bu yüzden Amerika’yı Irak’ı İran’a altın tepside sunmakla, ‘Şii Hilali’ kurulmasına zemin hazırlamakla suçladı. Obama bu yüzden Irak’tan çekilme vaadiyle başkan seçilebildi. Trump bu yüzden “trilyonlarca dolar harcadık ama ne kazandık hiç” diye isyan ediyor.

BOP projesi Direniş Ekseni’nin siyasi ve askeri düzeylerdeki mücadelesiyle çöpe gönderildi; ancak Amerikan rejiminin İsrail liderliğindeki bölge düzeni kurma stratejisi varlığını sürdürüyor.

Bu strateji 2011’deki ‘Arap Baharı’ ile yeniden uygulanma şansı buldu. BOP’a şiddetle tepki gösteren bölge ülkeleri ve halkları da ‘Arap Baharı’nı şiddetle destekledi. Halbuki Arap Baharı, BOP’un yeniden güncellenmesinden başka bir şey değildi.

ABD ve bölgedeki müttefikleri 2011’de devrilen Hüsnü Mübarek ile Zeynelabidin bin Ali’nin yerine Mısır ve Tunus’ta Amerikan yanlısı rejimler kurmak, Bahreyn ve Yemen’deki Amerikan yanlısı rejimleri muhafaza etmek ve Suriye ve Libya gibi Amerikan karşıtı devletleri ise yok etmek için muazzam bir işbirliği yaptı.

Mısır, Tunus, Bahreyn ve Libya’da başarılı oldular; ancak Direniş Ekseni onları Suriye ve Yemen’de bir kez daha hezimete uğrattı.

20 yıllık bu özetin sorunuzla doğrudan ilgili olmadığının farkındayım; ancak İsrail ve Amerikan rejiminin çıkarlarının neden bugünlerde hedef olduğunu, hedef alanların kimler olduğunu ve amaçlarının ne olduğunu açıklayabilmek için bu özet gerekliydi diye düşünüyorum.

Şimdi sorunuza doğrudan cevap vereyim. Hayır bu üssün hedef alınmasının özel bir anlamı yok. İsrail liderliğinde bölgesel düzen kurma stratejisinin sahibi olan Amerika’nın ve Gazze’de soykırım yapan İsrail rejiminin bölgedeki tüm varlıkları Direniş Ekseni bileşenlerinin hedefi.

Irak İslami Direnişi, Irak ve Suriye’deki Amerikan üslerini ve İsrail işgali altındaki hedefleri vuruyor.

Yemen İsrail gemilerini ve İsrail çıkarlarını savunmak için kendisiyle savaşan Amerika ve İngiliz gemilerini vuruyor.

Hizbullah ise Lübnan sınırındaki İsrail askeri altyapısını vuruyor. Bu operasyonlar Gazze savaşı durduruluncaya kadar sürecek; ancak Amerika’nın stratejisi değişmeyeceği için bir başka zaman ve yerde tekrar devam edecek.

Direniş Ekseni, Amerika ve müttefiklerine karşı doğrudan açık bir savaş açamıyor. Çünkü böylesi bir savaşta sadece Batılı ülkelerin değil, bölgedeki ülkelerin de düşmanlığını çekeceğini biliyor. Bu yüzden zamana yayılan yıpratma savaşı veriyor. Gözüken o ki bu savaş Amerikan rejiminin bölgedeki askeri varlığı ve İsrail liderliğindeki bölge düzeni kurma stratejisi devam ettikçe sürecek.

ABD’nin nasıl bir karşılık vermesini bekliyorsunuz İran sınırları içerisine bir misilleme saldırısı öngörüyor musunuz?

Hayır, Direniş Ekseni nasıl kendi potansiyelinin ve gücünün farkında olduğu için Amerika’ya karşı açık ve doğrudan bir savaş açmıyorsa, Amerikan rejimi de kendi potansiyelini ve risklerini bildiği için ‘yıpratma savaşına’ açık ve doğrudan savaş ilan ederek karşılık vermiyor. Yani iki taraf da çatışmaların yıpratma savaşı düzeyinde kalmasını kendi çıkarlarına uygun buluyor.

Bu yüzden de Direniş Ekseni bileşenleri Amerikan ve İsrail hedeflerini vururken Amerikan ve İsrail rejimleri de Direniş Ekseni’nin İran dahil tüm bileşenlerine suikastlar veya noktasal saldırılarla karşılık veriyor.

Geçen hafta Pentagon’un Suriye’den çekilme planı üzerinde çalıştığına dair haberler yayıldı. Yaklaşan seçim nedeniyle savaş karşıtı oylar için sızdırılan bir haber de olabilir ancak Washington’da Suriye’den çekilme yönünde güçlü sesler olduğu biliniyordu. Bu saldırı, Washington’daki çekilmeye yönelik sesleri nasıl etkiler? Daha da güçlendirir mi yoksa tam tersi bir etki mi yapar?

Amerikan rejimi, 2014’ten beri IŞİD bahanesiyle Suriye’de bulunuyor. Ancak Suriye’deki asıl varlık sebebi Direniş Ekseni’nin İran’dan başlayıp Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’a ve Lübnan’dan da hiç kimsenin bilmediği kanallarla Gazze’ye ulaşan lojistik ikmal koridorunu kesmek.

3 aylık vahşi bombardımana rağmen Gazze’de herkesi hayretler içerisinde bırakan direniş askeri altyapısı bu koridorun sonucu. Amerika ve müttefikleri ‘Arap Baharı’ sırasında Suriye’de ‘devrim’ yapabilseydi bu koridor yok olacak ve Lübnan da Gazze’nin kaderine mahkûm edilecekti.

Amerika ve müttefikleri Suriye’de Direniş Ekseni’ne yenildiği için Amerika askeri varlığıyla bu koridorun kullanımını engellemeye çalışıyor. Bunu yaparken de hiçbir maddi külfet altına girmediği gibi yağmaladığı Suriye petrolü ve tahılı sayesinde para kazanıyor ve paralı askerlerini finanse ediyor.

Bu şartlar altında Amerikan rejiminin Suriye’den çekilmesini beklemek gerçekçi gözükmüyor. Amerikan rejiminin Suriye’den çekilmesi Irak’taki varlığıyla doğrudan ilişkili. Çekilme konusunun bugünlerde gündeme gelmesi de tamamen Irak’la ilgili bir durum.

Hatırlanacağı üzere Amerikan rejiminin General Kasım Süleymani’ye yönelik terörist saldırısının ardından Irak parlamentosu Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesini öngören bir karar almıştı. Ancak Irak’taki çok parçalı siyasi yapı ve Irak’ın işgalden bu yana ekonomik olarak Amerika’ya bağımlılığı Irak hükümetinin bu kararı uygulamasına izin vermedi.

Amerikan rejiminin misilleme gerekçesiyle Irak Halk Seferberlik Güçlerine yönelik saldırıları Irak hükümetini içeride zor durumda bırakıyor. Çünkü Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Irak silahlı kuvvetlerinin bir parçası ve yasal olarak başbakana bağlı. Dolayısıyla Irak başbakanları, kendisine bağlı resmi bir gücün, ülkede sözde terörle mücadele için bulunan yabancı güçler tarafından vurulmasını kendi kamuoyuna izah edemiyor.

Bu yüzden de Irak meclisinin 2020 tarihli kararına atıf yaparak Amerika’ya çekilmesi yönünde baskı yapıyor. Amerikan rejiminin Irak’a karşı kullanacağı kozlar oldukça istediğinde tıpkı Adil Abdülmehdi hükümeti örneğinde olduğu gibi hükümetleri devirebiliyor. Üstelik de bunu “Irak halkının talebi” ile ve İran’ı suçlatarak yapabiliyor.

Irak İslami Direnişi’nin Gazze’ye destek için Amerikan hedeflerine yaptığı saldırılar çekilme konusunu yeniden gündeme getirmiş olsa da Amerikan rejimi henüz Irak’ta, 1983’te Lübnan’dan kaçmasını gerektiren şartlar oluştuğunu düşünmüyor.

Hizbullah’ın 1983’teki operasyonunda yüzlerce deniz piyadesini kaybeden Amerika, Lübnan’dan açıkça kaçmıştı. Ürdün’deki operasyonun Amerika’yı Irak’tan kaçmaya zorlayacağını sanmıyorum. Ayrıca Amerikan rejiminin Irak’tan çekilmedikçe Suriye’den de çekileceğini düşünmüyorum.

□ ABD bir yandan savaşın bölgeye yayılmasını istemediğini söylüyor diğer yandan Husilere yapılan saldırılar gibi adımları, bu riski artırıyor. Özellikle bu saldırı ve ABD’nin vereceği olası yanıt, savaşın yayılmasına yol açabilir mi?

Bir önceki soruda söylediklerim bu soru için de geçerli. İki taraf da çatışmaları ‘yıpratma savaş’ düzeyinde tutmayı kendi çıkarına görüyor. Yemen, Irak Direnişi ve Hizbullah, İsrail rejimi ve yandaşlarına, açık ve doğrudan savaş ilan etmeden onları açık ve doğrudan savaşın etkilerine maruz bırakıyor.

İsrail rejimi ve yandaşları, Direniş Ekseni’nin bileşenlerine açık ve doğrudan savaş başlatarak sonuç alabileceğini düşünseydi bunu şu üç ayı aşkın zaman içerisinde defalarca yapardı. Sadece Yemen’in operasyonları bile kendileri açısından küresel ölçekte ekonomik kayıplara mal oluyor ancak bir koalisyon kurmayı bile başaramıyorlar. Amerikan rejiminin koalisyonuna katılmayan ülkeler Gazze’yi veya Yemen’i destekledikleri için bu kararı alıyor değil. Yemen’e karşı savaşla hiçbir sonuç alamayacaklarını bildikleri ve savaşın kendilerine çok daha pahalıya mal olacağını gördükleri için Amerikan rejiminin koalisyonundan uzak duruyorlar.

Zira Yemen Bab el-Mendeb silahını şu an sadece İsrail’e giden gemiler için kullanıyor. Amerikan rejiminin müttefiki dahi olsa şu an kendi deniz ticaretini ilgilendirmeyen hangi ülke sırf İsrail rejiminin çıkarı için kendi ticaretini Yemenlilere hedef yapmak ister?

Dolayısıyla mevcut şartlarda bariz bir değişim olmadıkça Direniş Ekseni ile ‘soykırım ekseni’ arasındaki savaşın ‘yıpratma savaşı’ düzeyinde kalacağını ve bölgesel savaşa dönüşmeyeceğini düşünüyorum.

Amerikan rejimi blöf yoluyla sonuç alabilmek için ‘bölgesel savaş’ tehdidini gündeme getiriyor olabilir; ancak böyle bir savaşın sonunda, sadece İsrail liderliğindeki bölgesel düzen stratejisini değil, İsrail rejiminin varlığını kaybedebileceğini çok iyi biliyor.

İsrail dışarıdan göçle var olabilen yapay bir devlet, stratejik derinliği yok ve Hayfa’daki kimyasal tesisler ve Dimona’daki nükleer tesis düşünüldüğünde ‘kitle imha silahlarının’ üzerinde oturuyor.

Direniş Ekseni’nin devlet bileşenlerini boş verin, sadece Hizbullah bile İsrail’in üzerinde oturduğu Hayfa’daki kimyasal, Dimona’daki nükleer ‘bombayı’ patlatmaya kadir ve bunu da en iyi İsrailliler biliyor. Amerika, İsrail için Pirus zaferi istemiyor.

Ortadoğu

İsrail’de cezaevine timsahlı hendek planı hayvan haklarına takıldı

Yayınlanma

İsrail mahkemesi, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in binlerce Filistinli esirin tutulduğu cezaevlerini timsah dolu hendeklerle çevreleme planını geçici olarak engelledi. Hayvan hakları örgütünün başvurusu üzerine alınan kararda, timsahların göreceği zarara dikkat çekildi. Mahkeme kararında ve başvuru metninde, cezaevlerindeki Filistinli esirlerin karşı karşıya kaldığı tehlikelere ise değinilmedi.

Kudüs Bölge Mahkemesi, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in binlerce Filistinli esirin tutulduğu cezaevlerinin etrafına timsahlarla dolu hendekler kazılmasına yönelik planını geçici olarak durdurdu.

İsrail devlet televizyonu KAN’ın aktardığına göre karar, Hayvanları Yaşatın (Let the Animals Live) adlı örgütün Çevre Bakanı Idit Silman, Ben-Gvir ve İsrail Cezaevi İdaresine (IPS) karşı yaptığı başvuru üzerine alındı. Örgüt, projenin timsahların kötü muamele görmesine yol açacağını ve cezaevi personelini tehlikeye atacağını ileri sürdü.

Yargıç Avraham Rubin, pazar günü açıkladığı kararda, “Timsahların uğrayabileceği zarara ilişkin iddialar incelenmeye değerdir ve hayvanların nakledilmesini ya da nakil amacıyla bulunması ve hazırlanmasıyla ilgili herhangi bir işlem yapılmasını yasaklayan bir karar verilmesini haklı kılmaktadır” dedi.

Ne davanı açan hayvan hakları örgütünün dilekçesinde ne de yargıç Rubin’in karar metninde, Ben-Gvir’in idaresindeki cezaevlerinde işkence ve cinsel saldırılara maruz kalan Filistinli esirlerin durumu ya da karşılaşabileceği hayati tehlikeler yer aldı.

Geçici tedbir kararının yeni bir karara kadar yürürlükte kalacağını belirten yargıç; Silman, Ben-Gvir ve İsrail Cezaevi İdaresine savunmalarını sunmaları için çarşamba gününe kadar süre verdi.

Nil timsahlarının statüsü değiştirilmişti

İsrail yönetimi, Çevre Bakanı Silman’ın temmuz ayında Nil timsahlarının koruma statüsünü değiştirmesiyle projeye hukuki zemin hazırlamıştı. Koruma altındaki yaban hayvanı kategorisinden çıkarılan timsahlar, “kontrollü ortamda yetiştirilen” veya “yönetim altında tutulan” yaban hayvanı sınıfına alındı.

Bu adımla birlikte İsrail cezaevi idaresi, Doğa ve Parklar İdaresinin belirlediği kurallara uymak kaydıyla timsahları cezaevi çevresinde tutma yetkisi elde etti. Söz konusu değişiklikten önce Nil timsahları yalnızca hayvanat bahçelerinde barındırılabiliyordu. Hayvanları Yaşatın örgütü, başvurusunda bu statü değişikliğinin de iptal edilmesini talep etti.

Ben-Gvir, Filistinli esirlerin firar etmesini engelleme gerekçesiyle cezaevlerinin etrafındaki su kanallarına timsah yerleştirilmesini teklif etmişti. İsrailli bakan, projesini hazırlarken ABD’nin Florida eyaletindeki “Alligator Alcatraz” isimli göçmen gözaltı merkezinden esinlendiğini açıklamıştı.

Bakan Ben-Gvir, aralık ayında sosyal medya hesabından, elinde tasmalı bir timsah tuttuğunu gösteren yapay zekayla üretilmiş bir görsel paylaşarak, “Lanetli terörist, kaçmayı mı düşünüyorsun? Bir daha düşün” ifadelerini kullanmıştı.

İsrailli yetkililer, timsahların güvenlik tedbirlerini artıracağını ve devriye gezen personel ihtiyacını azaltarak cezaevi maliyetlerini düşüreceğini savundu. Projenin Necef Çölü’nde yer alan Ketziot Cezaevi’nde uygulanması planlanmış ve yetkililer tesisin bir bölümünde hendek kazılarına başlamıştı.

Cezaevlerinde 9 bin 600 Filistinli bulunuyor

Başbakan Binyamin Netanyahu koalisyonunda yer alarak Aralık 2022’de göreve gelen Ben-Gvir, Filistinli esirlerin tutulma koşullarını ağırlaştıran kararlara imza attı. Ben-Gvir, cezaevlerini ziyaret ederek tutuklulara yönelik aşağılayıcı davranışlarda da bulundu.

Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin verilerine göre İsrail cezaevlerinde kadın ve çocukların da aralarında yer aldığı yaklaşık 9 bin 600 Filistinli tutuluyor. Bu kişilerin binlercesi, herhangi bir suçlama ya da yargılama olmaksızın “idari tutukluluk” kapsamında alıkonuluyor.

Heyet, Gazze’ye yönelik saldırıların başladığı 2023 yılından bu yana 89 Filistinli esirin İsrail gözetiminde hayatını kaybettiğini kaydetti. Gazze’den gözaltına alınan onlarca kişinin akıbeti ise bilinmiyor.

Filistinlilerin tutulduğu tesisler arasında bulunan Sde Teiman gözaltı merkezinde 2024 yılında Filistinli bir esir beş asker tarafından tecavüze uğradı. Olayın görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından gözaltına alınan askerlere destek vermek isteyen Yahudi yerleşimciler tesisi bastı. Mahkeme, bu yılın başlarında askerler hakkındaki suçlamaları düşürdü.

İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem; gardiyanlar, askerler ve Şin Bet görevlilerinin Filistinli tutuklulara tecavüz ettiğini, anüse zorla cisim soktuğunu, cinsel organlarını darp ettiğini, esirleri aç bıraktığını, elektrik verdiğini ve tıbbi tedavilerini engellediğini belgeledi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Kuzey Irak’taki askeri birliklerini çekmeye başladı

Yayınlanma

ABD ordusu Irak’ın kuzeyindeki askeri varlığını azaltmaya yönelik önceden planlanmış süreci başlattı. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanlık Medya Danışmanı Kifah Mahmud, Erbil’deki Harir Hava Üssü’nden sevk edilen birliklerin başka ülkelere nakledileceğini açıklarken tamamen çekilme iddialarının yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını duyurdu.

Washington, Irak’taki askeri varlığını azaltmaya yönelik daha önce kararlaştırılan ve önceden planlanan süreci başlattı. Şarku’l Avsat’ın haberine göre plan kapsamında ABD güçleri Irak’ın kuzeyinden çekilecek.

Buna karşın Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Başkanlık Medya Danışmanı Kifah Mahmud, ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmeye başladığı yönündeki haberlerin bir yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını ve tam olarak gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Daha önce yayımlanan haberlerde ABD’ye ait hava savunma sistemlerinin bölgeden çıkarıldığı, Erbil kenti yakınlarında bulunan Harir Hava Üssü’ndeki füze ve insansız hava araçlarının başka yerlere nakledildiği öne sürülmüştü. Haberlerde ABD askerleri ile ağır teçhizatın büyük bölümünün de üsten çıkarıldığı bildirilmişti.

Askerler başka ülkelere nakledilecek

Kifah Mahmud konuya ilişkin açıklamasında, Washington’ın Patriot sistemlerinin tamamını geri çekmediğini ve bölgedeki çıkarlarını korumaya yetecek miktarda savunma sistemini muhafaza ettiğini söyledi.

“ABD’nin Kürdistan Bölgesi’nden çekildiği yönündeki haberler, konunun büyük ölçüde yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor” diyen Mahmud, daha önce Ayn el-Esad Hava Üssü ile Enbar vilayetinin diğer bölgelerinde konuşlandırılan ABD güçlerinin Irak merkez hükümeti ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile yapılan düzenlemeler kapsamında son aylarda Harir Hava Üssü’ne taşındığını aktardı.

Mahmud, bu askerlerin şimdi başka ülkelere çekilmek üzere hazırlandığını belirterek operasyonun personeli, teçhizatı ve hava savunma sistemlerini kapsadığını dile getirdi. Kuzey Irak’ta geleneksel anlamda bir ABD üssünün bulunmadığını savunan Mahmud, bölgede Irak devletine bağlı askeri güçleri ve Peşmergeyi eğiten bir grup Amerikalı danışmanın görev yaptığını kaydetti.

Al-Monitor yazarı Amberin Zaman da birkaç gün önce ABD’nin Kuzey Irak’tan tamamen çekilmeye yaklaştığını, ABD askerleri ile ağır teçhizatın büyük bölümünün Harir Hava Üssü’nden çıkarıldığını ve Patriot hava savunma bataryalarının tamamının açıklanmayan bir noktaya nakledildiğini bildirmişti.

Al-Monitor, çekilmenin bölgeyi İran ve Iraklı direniş gruplarının operasyonlarına karşı daha savunmasız bırakabileceğini ileri sürdü. Söz konusu grupların şubat ayından bu yana Kuzey Irak’a yaklaşık bin füze ve İHA fırlattığı kaydedildi.

Bölgeye yönelik füze ve İHA saldırıları sürüyor

Harir Hava Üssü ile Kuzey Irak’taki diğer noktalar, İran ve İran’la müttefik Iraklı grupların füze ve İHA saldırılarına hedef olmaya devam ediyor. Rudaw’a dayandırılan bilgilere göre Kuzey Irak temmuz ayında 88 füze ve İHA saldırısına uğradı; bu saldırılarda 10 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

Haberde görüşlerine yer verilen Kürt kaynaklar, saldırıların ABD’nin çekilmesinden sonra da süreceğini öngörüyor. Kaynaklar ayrıca Peşmerge güçlerinin yakın zamanda İHA karşıtı sistemler edinmiş olabileceğini ve bu sistemlerle Erbil üzerinde birkaç İHA’yı başarıyla etkisiz hale getirdiğini ifade ediyor.

Kuzey Irak bölgesi, İran’a karşı faaliyet gösteren İranlı Kürt ayrılıkçı gruplara ait çok sayıda karargâh ve komuta merkezine ev sahipliği yapıyor. ABD’ye ait askeri unsurlar da ülkenin bu kesiminde bulunuyor.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın en yoğun döneminde Tahran ve Iraklı direniş grupları, bazı Kürt silahlı gruplarına ait noktalar ile Victoria Üssü dahil Irak’taki ABD üslerine onlarca saldırı gerçekleştirdi.

Wall Street Journal (WSJ) ise 31 Temmuz’da yayımladığı haberinde, İran’ın ABD üslerine zayiat verdirmesinin ardından Washington’ın Kuveyt’teki askeri varlığının kapsamını yeniden değerlendirdiğini duyurdu.

Iraklı gruplardan misilleme açıklaması

Çekilme haberleri, ABD ile Suudi Arabistan’ın Irak’a yönelik bir dizi saldırısının ardından gündeme geldi. Bu saldırılarda, hükümetle bağlantılı resmi bir askeri yapı olan ve direniş gruplarıyla yakın ilişkileri bulunan Haşdi Şabi’nin onlarca mensubu öldürüldü. Iraklı direniş grupları, söz konusu saldırılara misilleme yapılacağını duyurdu.

Bağdat yönetimi, ABD ile yaptığı anlaşma çerçevesinde Irak’taki direniş gruplarının silahsızlandırılması için eylül ayına kadar süre tanıdı.

Irak, son birkaç yıldır ülkedeki ABD güçlerinin muhtemel çekilmesi konusunda Washington ile görüşmeler yürütüyor. ABD ordusu ülkedeki askeri varlığını azaltmasına rağmen Irak’tan tamamen ayrılacağına dair bir işaret vermedi ve danışmanlık rolüne geçişte ısrar etti.

Iraklı direniş grupları ise silahsızlanma konusunun görüşülebilmesi için ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini şart koşuyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ise son aylarda Bağdat üzerindeki baskısını artırarak Iraklı direniş gruplarının dağıtılmasını talep etti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, ABD’yi taviz vermeye zorlamak için baskı kampanyasını nasıl genişletiyor?

Yayınlanma

Körfez yetkilileri ve analistlere göre İran, Orta Doğu’daki ticaret yollarını, deniz taşımacılığı güzergâhlarını ve enerji altyapısını, çatışmanın maliyetini düzenli biçimde artıran baskı noktalarına dönüştürerek Washington’dan daha uzun süre dayanabileceği hesabını yapıyor.

Tahran, tam kapsamlı bir savaşı tetiklemeden çatışmayı lehine çevirmek amaçlayan kontrollü bir tırmanma stratejisi izliyor.

Yetkililere göre bu stratejinin amacı, ABD ile müttefiklerini, krizi kontrol altında tutmanın İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin taleplerini kabul etmekten daha maliyetli olduğuna ikna etmek.

Tahran’ın Washington’a verdiği mesaj, İran’a Hürmüz’de daha büyük bir rol tanıyan yeni bir statüko kabul edilmediği takdirde çatışmanın Körfez’in ötesine yayılabileceği yönünde.

İran, birden fazla deniz geçiş noktasını ve enerji tesisini risk altına sokarak gelecekteki olası müzakerelerde elini güçlendirebileceğine inanıyor.

Washington Enstitüsünden Michael Knights, Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran en başından beri, tırmanma seçeneklerini zamana yayarak ABD’den daha ileri gitmeye çalıştı. Böylece her hafta gündeme getirebileceği yeni bir unsuru oldu: yeni bir coğrafya, yeni bir silah türü, yeni bir hedef türü,” dedi.

Knights, “İran’ın en büyük avantajı Amerika’ya ya da İsrail’e zarar verebilmesi değil. Asıl büyük avantajı, bölge ülkelerine ve küresel ekonomiye zarar verebilmesi” diye ekledi.

Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişliyor

Savaş öncesinde küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatabildiğini gösteren Tahran, hiçbir stratejik deniz geçiş noktasının dokunulmaz olmadığı mesajını verdi.

Kızıldeniz’e ve Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik tehditler, Washington’ın kesintilere ne ölçüde tahammül edeceğini sınarken küresel ticareti korumanın maliyetini artırmaya dönük daha geniş bir çabaya işaret ediyor.

İran’ın yaklaşımı, bir Körfez kaynağının Devrim Muhafızları komutanları arasında hâkim olduğunu söylediği, “daha fazlasını elde edebilecekleri” inancını yansıtıyor.

İranlı yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Orta Doğu’daki yeni bir çatışmaya derinlemesine sürüklenmek istemediğini düşündükleri için bir fırsat gördüklerine inanıyor.

Reuters’a konuşan Körfez kaynağı, “İranlılar, savaşı genişleterek ve baskıyı artırarak Trump’ın sonunda geri adım atacağına inanıyor,” dedi.

Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi

Taviz koparmak için tırmandırma

Analistlere göre, Tahran’ın müzakere stratejisinin temelinde bu hesap yatıyor.

Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma umuduyla yakın bir saldırıyı iptal ettiğini söylemesinin ardından, İran’la görüşmelerin pazartesi günü yapılacağını açıkladı. Ancak Tahran, şu anda ABD ile görüşme yürütmediğini bildirdi.

Üst düzey bir İranlı kaynak, Tahran yönetiminin daha önce sergilediği esnekliğin Washington’dan yalnızca daha fazla baskı getirdiği sonucuna vardığını söyledi. Bu değerlendirme, anlamlı müzakereler başlamadan önce güçlü bir pazarlık kozunun oluşturulması gerektiği görüşünü pekiştirdi.

Kaynağa göre Tahran, Trump’ın verilen tavizleri zayıflık olarak yorumladığını ve yalnızca baskıya karşılık verdiğini düşünüyor.

Washington Enstitüsü kıdemli uzmanı Michael Singh, Trump yönetiminin askeri açıdan ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda kararsız görünmesinin de etkisiyle Tahran’ın hâlâ inisiyatifi elinde tuttuğuna inandığını söyledi.

Singh, “İranlılar avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışıyor,” dedi. “Boğaz üzerinde egemenlik kurmak ve suyolu üzerinde seçici denetim uygulamak istiyorlar.”

Eski ABD diplomatı ve İran uzmanı Alan Eyre, Tahran’ın Washington’ı ablukayı kaldırmaya ve askeri saldırıları durdurmaya zorlamayı amaçlayan bir caydırıcılık stratejisi izlediğini söyledi.

Eyre, “Olayların hızını ABD’nin belirlemesini istemiyorlar,” dedi.

Anlaşmazlığın merkezinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceği bulunuyor. Bölgesel kaynaklara göre Umman, suyolunun yönetilmesine ilişkin Körfez ülkelerinin desteklediği ve gönüllü kullanıcı ücretlerini de içeren bir öneriyi İran’a sundu.

Ancak Tahran, boğaz üzerinde idari yetki ve gemilerden hizmet bedeli tahsil etme hakkı istiyor. Washington ise her türlü ücreti reddederek Hürmüz’ün İran’ın denetiminden uzak, uluslararası bir suyolu olarak kalması gerektiğini savunuyor.

Dayanıklılık üzerine kurulu kumar

İran’ın kampanyası, izlediği stratejinin mantığını yansıtan bir sonuç doğurdu. Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişledikçe, bölgesel ve Batılı güçler İran üzerindeki baskıyı artırmak yerine ticaret yolları ile enerji altyapısını korumaya giderek daha fazla odaklanmaya başladı.

Suudi Arabistan öncülüğünde şekillenen deniz koalisyonu bu yönelimin bir örneğini oluşturuyor. Körfez kaynakları koalisyonu, İran’la doğrudan karşı karşıya gelmek yerine ticari gemilere refakat etmeye, istihbarat paylaşımına ve deniz yollarını korumaya odaklanan savunma amaçlı bir yapı olarak tanımlıyor.

Knights, bu girişimi Avrupa’nın Kızıldeniz’deki Aspides misyonuna benzetiyor. Söz konusu misyon, askeri dengeyi değiştirmekten ziyade ticari gemi trafiğini korumak amacıyla kurulmuştu.

Bu dinamik Tahran açısından belirli ölçüde başarı anlamına geliyor. İran, ABD’nin askeri gücüyle doğrudan boy ölçüşemese de hükümetleri ve donanmaları savunma pozisyonuna geçmeye zorlayarak maliyet yaratabiliyor.

Hürmüz’de, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep’te ya da başka yerlerde ortaya çıkan her yeni tehdit, küresel ticaretin akışını sürdürmek için gereken kaynakları artırıyor.

Mücadelenin özünde bir dayanıklılık yarışı bulunuyor. İranlı liderler, ekonomik baskıya, ABD öncülüğündeki bir koalisyonun küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki sürekli kesintilere tahammül edebileceğinden daha uzun süre dayanabileceklerine inanıyor gibi görünüyor.

Bu stratejinin diplomatik bir amacı da var. Tahran, gerektiğinde krizi genişletebileceğini göstererek gelecekte yapılabilecek müzakerelerin şartlarını şekillendirmeyi umuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığında İran konusunda eski danışmanlardan olan ve Dış İlişkiler Konseyinde görev yapan Ray Takeyh, “Müzakereler olacaksa şartları onlar belirleyecek,” dedi.

Öte yandan Washington ile Tahran birbirlerinin kararlılığını sınamayı sürdürürken, pazarlık gücünü en üst düzeye çıkarmak amacıyla tasarlanan bu stratejinin, iki tarafın da tamamen kontrol edemeyeceği bir çatışmaya dönüşme riski devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English