Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD dışındaki Batı ülkeleri Çin kartını kullanıyor

Yayınlanma

Bazı Batı ülkelerinin hükümetleri, Trump yönetimine bağımlılıktan kurtulmak için siyasi ve ekonomik alternatifler arayarak Çin ile daha yakın ilişkiler kurmaya başlıyor.

Bu, ABD’nin Kuzey Amerika ve Avrupa’daki müttefiklerini diz çöktürme çabalarına bir tepki niteliğinde.

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Washington tarafından ilhak tehdidiyle karşı karşıya kalan Kanada, geçen hafta Çin ile stratejik ortaklık anlaşması imzalayan ilk ülke oldu.

Başbakan Mark Carney, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) yaptığı ve büyük yankı uyandıran konuşmasında, büyük güçlerin artık kendilerine “kısıtlamalar getirmedikleri” için “dünya düzeninde bir kırılma” yaşandığını belirterek bu kararı haklı çıkardı ve boyun eğmekten kurtulmanın tek yolunun diğer devletlerle işbirliği yapmak olduğunu söyledi.

Birleşik Krallık da Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerini yeniden kurmaya çalışıyor. Berlin ve Brüksel’den ise çelişkili sinyaller geliyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), ABD’nin güç politikasının sonuçları hakkında, “Trump, Çin’i yeniden büyük yapıyor,” iddiasında bulundu.

Çin ile ilişkilerde Kanada öne geçti

Kanada Başbakanı Mark Carney, salı günü Davos’ta yaptığı konuşmada, “dünya düzeninde bir kırılma” ve “büyük güçler arasındaki jeopolitik ilişkilerin artık kısıtlamalara tabi olmadığı acımasız bir gerçekliğin başlangıcı” olduğunu belirtmişti.

Carney, Batı ülkelerinin son yıllarda ve on yıllarda sürekli olarak başvurduğu sözde kurallara dayalı uluslararası düzenin çifte standartlara dayandığını kabul etti; ticaret kuralları “asimetrik” bir şekilde uygulanmış ve yasa, “sanığın veya mağdurun kimliğine bağlı olarak” değişen derecelerde ciddiyetle uygulanmıştı.

Uzun bir süre boyunca bu durum Batı için kârlı olmuştu. Fakat bugün Kanada gibi ülkeler için durum farklı. Carney’e göre büyük güçler iktisadi savaşlarla diğer ülkeleri boyun eğdirmeye çalışıyorlardı.

Orta güçlerin karşı karşıya olduğu sorun, ona göre “yeni gerçekliğe uyum sağlamak” değil, zaten “herkes uyum sağlamak zorunda.” Carney izolasyonizm konusunda uyarıda bulunarak, farklı çıkarlar için farklı koalisyonlar, sınırsız bir dış politika olan “değişken geometri”yi tercih ettiğini açıkladı.

Çin ile stratejik ortaklık

Kanada şimdi böyle bir politikayı uygulamaya başladı. Ocak ortasında, Başbakan Carney’in 2017’den bu yana bir Kanada hükümet başkanının ilk ziyareti olan Pekin ziyareti sırasında, Çin ile yeni bir “stratejik ortaklık” anlaşması imzaladı.

Bu ortaklık, diğer şeylerin yanı sıra, enerji sektöründe güçlü bir işbirliği öngörüyor: Carney, Pekin ziyareti sırasında ülkesinde Çin enerji yatırımlarını teşvik etti. Özellikle Kanada, Çin’den ithal edilen elektrikli otomobillerin gümrük vergilerini yüzde 100’den yüzde 6,1’e düşürüyor ve bu indirim 49.000 adede kadar geçerli olacak. Ayrıca Çinli şirketler, Kanada’da elektrikli otomobil tedarik zincirlerinin kurulmasına yardımcı olacak.

Çin ise, Kanada’nın elektrikli otomobillerine uyguladığı yüzde 100’lük gümrük vergisine misilleme olarak daha önce uyguladığı yüksek gümrük vergilerini düşürmeyi kabul etti. Kanada, 2030 yılına kadar Çin’e ihracatını yüzde 50 artırmak istiyor.

Daha yakın siyasi işbirliği de planlanıyor: Carney, kasım ayında Shenzhen’de yapılacak APEC zirvesi için Çin’e tekrar gitmek istiyor. Ottawa, böylece Washington’un Pekin ile ilişkilerini mümkün olduğunca kesmesi yönündeki baskısından tamamen kaçınıyor. Aynı zamanda, baskın ABD iş dünyasına alternatifler yaratıyor.

ECFR: Trump, Çin’i yeniden büyük yapıyor

Trump yönetiminin Kanada’ya boyun eğdirme girişiminin tersine sonuç vermesi ve ülkeyi Çin ile daha yakın işbirliğine itmesi, muhtemelen münferit bir vaka olarak kalmayacak.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yakın zamanda yayınlanan bir anketin sonuçları da bunu doğruluyor. Anket, Kasım 2025’te dünya çapında 21 ülkede gerçekleştirilmiş ve çoğu ülkede ABD’yi ortak değer ve çıkarları olan bir müttefik olarak görenlerin oranının önemli ölçüde düştüğünü gösteriyor.

Örneğin Brezilya’da bu oran %29’dan %26’ya, İngiltere’de ise %37’den %25’e düştü. Buna karşılık, Çin’i böyle bir müttefik olarak görenlerin oranı Brezilya’da %24’ten %27’ye, Çin’e karşı geleneksel olarak yaygın bir reddedilme eğilimi olan Hindistan’da ise %11’den %22’ye yükseldi.

Neredeyse tüm ülkelerde, Çin Halk Cumhuriyeti’ni rakip veya hatta düşman olarak görenlerden daha fazla kişi onu müttefik veya ortak olarak görmeye başladı. Washington’un müttefikleri “yırtıcı ABD’nin kurbanı olmak”tan defalarca endişe duyarken, “dünya Çin’e açılıyor gibi görünüyor” diyen ECFR, anket analizine “Trump Çin’i nasıl yeniden büyük yapıyor” başlığını attı.

Kanada yalnız değil: Britanya’nın Çin ile sessiz flörtü

Aslında, Kanada’nın attığı adımlara benzer adımlar şimdi diğer Batı ülkelerinde de ortaya çıkıyor. Örneğin, haberlere göre, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer önümüzdeki hafta Pekin’i ziyaret etmeyi planlıyor ve birkaç içerdekine göre, bu ziyaret sırasında yaklaşık on yıl önce kutlanan İngiliz-Çin ekonomik ilişkilerinin “altın çağı” yeniden canlandırılacak.

Salı günü Londra, yıllardır engellenen, Londra Kulesine yakın tarihi Royal Mint Court’ta Çin’in Avrupa’daki en büyük büyükelçiliğini inşa etme planlarını onayladı. Bu, Çin tarafı tarafından ikili ilişkileri güçlendirmek için gerekli bir iyi niyet göstergesi olarak görüldü.

Starmer’ın Pekin’e yapacağı ziyaretin yanı sıra, 2018’de kurulduktan sonra kapatılan önemli bir ekonomi forumu olan Birleşik Krallık-Çin CEO Konseyi yeniden faaliyete geçecek. Haberlere göre, büyük banka HSBC, petrol şirketi BP, Rolls Royce ve ilaç şirketi AstraZeneca gibi İngiliz şirketleri katılımla ilgilenirken, Çin tarafında ise Bank of China, China Mobile ve elektrikli otomobil üreticisi BYD de ilgi gösteriyor.

Fakat gözlemciler, dış güçlerin müdahalesi ve engellemesinin hâlâ oldukça olası olduğunu belirtiyor.

AB tereddütlü: Rusya ile denge kurma arayışı

Almanya ve AB’nin nasıl tepki vereceği belirsiz. Bir yandan Brüksel, elektrikli otomobiller konusunda Pekin’e yaklaşıyor.

Kasım 2024’te Avrupa Komisyonu, Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara, ABD ile uyumlu şekilde, gümrük vergisi uygulamıştı fakat geçen hafta tavrını değiştirerek gümrük vergilerini bir kenara bırakıp Çin’den ithal edilen elektrikli otomobiller için minimum fiyat uygulayan kurallar getirdi.

Öte yandan Komisyon, Çinli şirketler Huawei ve ZTE’nin tüm bileşenlerini yasaklayacak yeni bir siber güvenlik düzenlemesi üzerinde çalışıyor ve bu da Çin ile çatışmayı daha da tırmandıracak.

Haberlere bakılırsa, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, yüksek profilli bir ekonomi heyetiyle birlikte şubat ayı sonunda Çin’e gidecek.

Geçen hafta Merz, Rusya’nın “bir Avrupa ülkesi” olduğunu savunarak uzun vadede “en büyük Avrupa komşusu” olan Rusya ile nihayet bir denge bulacaklarını umduğunu söylemişti. German Foreign Policy’ye göre böyle bir açıklama yıllardır düşünülemezdi. Bu, Batıda çatışmalar çıktığında Doğuda denge arayışına yönelme seçeneğini Alman tarihinde düzenli olarak tekrarlanan bir olgu olarak gündeme getiriyor.

Avrupa’yı askeri güç yapma planı

Perşembe günü Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda yaptığı konuşmada Merz, “bizi zorluklara ve tehlikelere maruz bırakacak” “yeni bir büyük güçler dünyasına eşiği aştığımızı” söylerken, bu nedenle “Avrupa’yı güçlendirmek gerektiğini” savundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de salı günü, şu anki gibi “jeopolitik şokların” “yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturma ihtiyacını” doğruladığını belirtmişti.

Leyen’e göre bu, “dostlarımız ve ortaklarımızla diyalog içinde” ama gerekirse de “rakiplerimizle de” yapılmalıydı.

Ne Merz ne de Leyen, Avrupa’nın geçmişte sıkça söylendiği gibi “sivil bir güç” olarak değil, büyük güçlere karşı bile istediği zaman savaş açabilecek, yüksek düzeyde silahlanmış bir askeri blok olarak güçlenmesi gerektiği konusunda hiçbir şüphe bırakmadı.

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English