Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD dışındaki Batı ülkeleri Çin kartını kullanıyor

Yayınlanma

Bazı Batı ülkelerinin hükümetleri, Trump yönetimine bağımlılıktan kurtulmak için siyasi ve ekonomik alternatifler arayarak Çin ile daha yakın ilişkiler kurmaya başlıyor.

Bu, ABD’nin Kuzey Amerika ve Avrupa’daki müttefiklerini diz çöktürme çabalarına bir tepki niteliğinde.

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Washington tarafından ilhak tehdidiyle karşı karşıya kalan Kanada, geçen hafta Çin ile stratejik ortaklık anlaşması imzalayan ilk ülke oldu.

Başbakan Mark Carney, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) yaptığı ve büyük yankı uyandıran konuşmasında, büyük güçlerin artık kendilerine “kısıtlamalar getirmedikleri” için “dünya düzeninde bir kırılma” yaşandığını belirterek bu kararı haklı çıkardı ve boyun eğmekten kurtulmanın tek yolunun diğer devletlerle işbirliği yapmak olduğunu söyledi.

Birleşik Krallık da Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerini yeniden kurmaya çalışıyor. Berlin ve Brüksel’den ise çelişkili sinyaller geliyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), ABD’nin güç politikasının sonuçları hakkında, “Trump, Çin’i yeniden büyük yapıyor,” iddiasında bulundu.

Çin ile ilişkilerde Kanada öne geçti

Kanada Başbakanı Mark Carney, salı günü Davos’ta yaptığı konuşmada, “dünya düzeninde bir kırılma” ve “büyük güçler arasındaki jeopolitik ilişkilerin artık kısıtlamalara tabi olmadığı acımasız bir gerçekliğin başlangıcı” olduğunu belirtmişti.

Carney, Batı ülkelerinin son yıllarda ve on yıllarda sürekli olarak başvurduğu sözde kurallara dayalı uluslararası düzenin çifte standartlara dayandığını kabul etti; ticaret kuralları “asimetrik” bir şekilde uygulanmış ve yasa, “sanığın veya mağdurun kimliğine bağlı olarak” değişen derecelerde ciddiyetle uygulanmıştı.

Uzun bir süre boyunca bu durum Batı için kârlı olmuştu. Fakat bugün Kanada gibi ülkeler için durum farklı. Carney’e göre büyük güçler iktisadi savaşlarla diğer ülkeleri boyun eğdirmeye çalışıyorlardı.

Orta güçlerin karşı karşıya olduğu sorun, ona göre “yeni gerçekliğe uyum sağlamak” değil, zaten “herkes uyum sağlamak zorunda.” Carney izolasyonizm konusunda uyarıda bulunarak, farklı çıkarlar için farklı koalisyonlar, sınırsız bir dış politika olan “değişken geometri”yi tercih ettiğini açıkladı.

Çin ile stratejik ortaklık

Kanada şimdi böyle bir politikayı uygulamaya başladı. Ocak ortasında, Başbakan Carney’in 2017’den bu yana bir Kanada hükümet başkanının ilk ziyareti olan Pekin ziyareti sırasında, Çin ile yeni bir “stratejik ortaklık” anlaşması imzaladı.

Bu ortaklık, diğer şeylerin yanı sıra, enerji sektöründe güçlü bir işbirliği öngörüyor: Carney, Pekin ziyareti sırasında ülkesinde Çin enerji yatırımlarını teşvik etti. Özellikle Kanada, Çin’den ithal edilen elektrikli otomobillerin gümrük vergilerini yüzde 100’den yüzde 6,1’e düşürüyor ve bu indirim 49.000 adede kadar geçerli olacak. Ayrıca Çinli şirketler, Kanada’da elektrikli otomobil tedarik zincirlerinin kurulmasına yardımcı olacak.

Çin ise, Kanada’nın elektrikli otomobillerine uyguladığı yüzde 100’lük gümrük vergisine misilleme olarak daha önce uyguladığı yüksek gümrük vergilerini düşürmeyi kabul etti. Kanada, 2030 yılına kadar Çin’e ihracatını yüzde 50 artırmak istiyor.

Daha yakın siyasi işbirliği de planlanıyor: Carney, kasım ayında Shenzhen’de yapılacak APEC zirvesi için Çin’e tekrar gitmek istiyor. Ottawa, böylece Washington’un Pekin ile ilişkilerini mümkün olduğunca kesmesi yönündeki baskısından tamamen kaçınıyor. Aynı zamanda, baskın ABD iş dünyasına alternatifler yaratıyor.

ECFR: Trump, Çin’i yeniden büyük yapıyor

Trump yönetiminin Kanada’ya boyun eğdirme girişiminin tersine sonuç vermesi ve ülkeyi Çin ile daha yakın işbirliğine itmesi, muhtemelen münferit bir vaka olarak kalmayacak.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yakın zamanda yayınlanan bir anketin sonuçları da bunu doğruluyor. Anket, Kasım 2025’te dünya çapında 21 ülkede gerçekleştirilmiş ve çoğu ülkede ABD’yi ortak değer ve çıkarları olan bir müttefik olarak görenlerin oranının önemli ölçüde düştüğünü gösteriyor.

Örneğin Brezilya’da bu oran %29’dan %26’ya, İngiltere’de ise %37’den %25’e düştü. Buna karşılık, Çin’i böyle bir müttefik olarak görenlerin oranı Brezilya’da %24’ten %27’ye, Çin’e karşı geleneksel olarak yaygın bir reddedilme eğilimi olan Hindistan’da ise %11’den %22’ye yükseldi.

Neredeyse tüm ülkelerde, Çin Halk Cumhuriyeti’ni rakip veya hatta düşman olarak görenlerden daha fazla kişi onu müttefik veya ortak olarak görmeye başladı. Washington’un müttefikleri “yırtıcı ABD’nin kurbanı olmak”tan defalarca endişe duyarken, “dünya Çin’e açılıyor gibi görünüyor” diyen ECFR, anket analizine “Trump Çin’i nasıl yeniden büyük yapıyor” başlığını attı.

Kanada yalnız değil: Britanya’nın Çin ile sessiz flörtü

Aslında, Kanada’nın attığı adımlara benzer adımlar şimdi diğer Batı ülkelerinde de ortaya çıkıyor. Örneğin, haberlere göre, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer önümüzdeki hafta Pekin’i ziyaret etmeyi planlıyor ve birkaç içerdekine göre, bu ziyaret sırasında yaklaşık on yıl önce kutlanan İngiliz-Çin ekonomik ilişkilerinin “altın çağı” yeniden canlandırılacak.

Salı günü Londra, yıllardır engellenen, Londra Kulesine yakın tarihi Royal Mint Court’ta Çin’in Avrupa’daki en büyük büyükelçiliğini inşa etme planlarını onayladı. Bu, Çin tarafı tarafından ikili ilişkileri güçlendirmek için gerekli bir iyi niyet göstergesi olarak görüldü.

Starmer’ın Pekin’e yapacağı ziyaretin yanı sıra, 2018’de kurulduktan sonra kapatılan önemli bir ekonomi forumu olan Birleşik Krallık-Çin CEO Konseyi yeniden faaliyete geçecek. Haberlere göre, büyük banka HSBC, petrol şirketi BP, Rolls Royce ve ilaç şirketi AstraZeneca gibi İngiliz şirketleri katılımla ilgilenirken, Çin tarafında ise Bank of China, China Mobile ve elektrikli otomobil üreticisi BYD de ilgi gösteriyor.

Fakat gözlemciler, dış güçlerin müdahalesi ve engellemesinin hâlâ oldukça olası olduğunu belirtiyor.

AB tereddütlü: Rusya ile denge kurma arayışı

Almanya ve AB’nin nasıl tepki vereceği belirsiz. Bir yandan Brüksel, elektrikli otomobiller konusunda Pekin’e yaklaşıyor.

Kasım 2024’te Avrupa Komisyonu, Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara, ABD ile uyumlu şekilde, gümrük vergisi uygulamıştı fakat geçen hafta tavrını değiştirerek gümrük vergilerini bir kenara bırakıp Çin’den ithal edilen elektrikli otomobiller için minimum fiyat uygulayan kurallar getirdi.

Öte yandan Komisyon, Çinli şirketler Huawei ve ZTE’nin tüm bileşenlerini yasaklayacak yeni bir siber güvenlik düzenlemesi üzerinde çalışıyor ve bu da Çin ile çatışmayı daha da tırmandıracak.

Haberlere bakılırsa, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, yüksek profilli bir ekonomi heyetiyle birlikte şubat ayı sonunda Çin’e gidecek.

Geçen hafta Merz, Rusya’nın “bir Avrupa ülkesi” olduğunu savunarak uzun vadede “en büyük Avrupa komşusu” olan Rusya ile nihayet bir denge bulacaklarını umduğunu söylemişti. German Foreign Policy’ye göre böyle bir açıklama yıllardır düşünülemezdi. Bu, Batıda çatışmalar çıktığında Doğuda denge arayışına yönelme seçeneğini Alman tarihinde düzenli olarak tekrarlanan bir olgu olarak gündeme getiriyor.

Avrupa’yı askeri güç yapma planı

Perşembe günü Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda yaptığı konuşmada Merz, “bizi zorluklara ve tehlikelere maruz bırakacak” “yeni bir büyük güçler dünyasına eşiği aştığımızı” söylerken, bu nedenle “Avrupa’yı güçlendirmek gerektiğini” savundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de salı günü, şu anki gibi “jeopolitik şokların” “yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturma ihtiyacını” doğruladığını belirtmişti.

Leyen’e göre bu, “dostlarımız ve ortaklarımızla diyalog içinde” ama gerekirse de “rakiplerimizle de” yapılmalıydı.

Ne Merz ne de Leyen, Avrupa’nın geçmişte sıkça söylendiği gibi “sivil bir güç” olarak değil, büyük güçlere karşı bile istediği zaman savaş açabilecek, yüksek düzeyde silahlanmış bir askeri blok olarak güçlenmesi gerektiği konusunda hiçbir şüphe bırakmadı.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English