Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Dışişleri strateji belgesi: “Önce Amerika” kurumsallaşıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığının yayınladığı stratejik planda, Trump yönetiminin “Batı Yarımküre”ye odaklanacağını teyit ederken, “ulusal güvenlik” stratejisinin “Amerikan istisnacılığına” bağlanacağına işaret ediyor.

2026-2030 yılları arasındaki dış politika stratejisini ayrıntılandıran belge, küresel diplomasi ve ulusal güvenlik konusunda “Önce Amerika” yaklaşımını vurguluyor.

Plan, sıkı sınır denetimi ve uluslararası kuruluşlara olan saygının azaltılması yoluyla ulusal egemenliği önceliklendirirken, önemli bölgesel hedefler arasında “Donroe Doktrini” yoluyla “Batı Yarımküre”de hakimiyet kurmak ve Hint-Pasifik’te saldırganlığı caydırmak yer alıyor. 

İktisadi hedefler, ABD’nin yeniden sanayileştirilmesi, tedarik zincirlerinin güvence altına alınması ve Çin gibi rakiplere karşı teknolojik üstünlüğün korunmasına odaklanıyor. Ayrıca, strateji dış yardımı, geleneksel yardımdan ziyade ticareti önceliklendiren, hedef odaklı bir devlet yönetimi aracına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Sonuç olarak, bu çerçeve, tüm diplomatik ve ticari ilişkileri ülkenin temel ulusal çıkarlarıyla uyumlu hale getirerek Amerikan istisnacılığını yeniden tesis etmeyi hedefliyor.

Planda özetlenen “Önce Amerika” politikası, küresel entegrasyonu reddederek sıkı sınır kontrolü ve bağımsızlığı savunarak ABD’nin ulusal egemenliğini yeniden tanımlarken, küresel katılımı pragmatik, işlem temelli ve somut ulusal çıkarların peşinde koşan bir yapıya dönüştürüyor.

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Bu yaklaşım, çok taraflılık ve küreselleşme konusunda daha önce varılan konsensüsü sadece kendi kendine zarar veren bir yaklaşım olarak değil, aynı zamanda “medeniyet ve jeopolitik intihar”a giden bir yol olarak nitelendiriyor. Benzer bir yaklaşım, Avrupa ve göç bağlamında, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinde (NSS) de yer alıyordu.

Ulusal egemenlik, dışişleri planlamasında özellikle vurgulanıyor. Politika, ABD hükümetinin birincil görevinin, ulusun “özerk bir cumhuriyet” olarak hayatta kalmasını sağlamak olduğunu belirliyor. Egemenliğin bu tanımı, üç temel sütun aracılığıyla sunuluyor:

  • Mutlak Sınır Kontrolü: Plan, kitlesel göç döneminin sona erdiğini savunarak, “kontrolsüz göç”ü egemenliğe bir hakaret ve önceki yönetimlerin ulusa zarar vermek için kullandığı bir araç olarak görüyor. Egemenlik, kalma hakkı olmayanların aktif “tersine göçü” ve ziyaretçilerin Amerikan ilkelerine düşmanca tutumlar sergilemediklerinden emin olmak için sıkı bir şekilde incelenmesini içerecek şekilde yeniden tanımlanıyor.
  • Küresel yönetişimin reddi: ABD, artık Amerikan çıkarlarına aykırı davranan “seçilmemiş uluslararası bürokratlar” veya uluslararası kuruluşlara boyun eğmeyeceğini ilan ediyor. Buna, ABD’nin egemenliğiyle bağdaşmayan bir “yumuşak küresel yönetişim” programı olarak görülen BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi de dahil.
  • Yabancı müdahalelerden korunma: Plana göre egemenlik, Amerikalıların doğal haklarını, “nefret söylemi” veya “dezenformasyon” ile mücadele bahanesiyle ifade özgürlüğünü kısıtlamaya çalışan uluslararası kuruluşların çabaları da dahil olmak üzere, yabancı sansür ve etki operasyonlarından korumayı da gerektiriyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, bundan böyle küresel katılımın, dünyayı Batı demokrasilerinin görüntüsüne göre yeniden şekillendirme çabasının “kibirli paternalizminden” uzaklaşarak “pragmatik diplomasi” ve “gerçekçilik” yönüne kayacağını ilan ediyor. Bu yeni tutum, “güç yoluyla barış” ve kaynakların net bir şekilde önceliklendirilmesini ön plana çıkarıyor.

“Batı Yarımküre”de bu politika, ABD’nin “mutlak üstünlüğünü” savunan “Donroe Doktrini”ni oluşturuyor. Bu doktrin, geleneksel Monroe Doktrininin ötesine geçerek, sadece yabancı askeri varlığı değil, aynı zamanda yarımküre dışındaki güçlerin kontrolsüz iktisadi müdahalesini, göçü ve uyuşturucu kaçakçılığını da düşmanca eylemler olarak ele alıyor.

ABD, kolektif güvenliğe “adil paylarını” sunan ve “kendi kendine yeten müttefikleri” güçlendirmeyi amaçlıyor. Örneğin, Avrupa ile “Medeniyet İttifakı”, NATO müttefiklerinin GSYİH’lerinin yüzde beşini savunmaya harcamalarını ve geleneksel Avrupa savunmasının birincil sorumluluğunu üstlenmelerini talep ediyor.

Dış politikanın, ABD’yi “yeniden sanayileştirmek” ve yabancı tedarik zincirlerine bağımlılığı sona erdirmek amacıyla, giderek daha fazla ticari çıkarlar tarafından yönlendirildiği kabul ediliyor. Belge, iktisadi güvenliği ulusal egemenlikle açıkça ilişkilendirerek, ticaret açıklarını düzeltmek için gümrük vergilerini kullanmakta ve ticari diplomasiyi kullanarak Çin gibi rakiplerin kritik endüstrileri domine etmesini engeleyeceklerini ilan ediyor.

Stratejik plan, ABD’nin yeniden sanayileşme çabalarının odak noktası olarak yedi sektör sıralıyor:

  • Enerji ve Kaynaklar: Enerji üretimi ve kritik mineraller.
  • İleri İmalat ve Donanım: İleri imalat, robotik, takım tezgahları ve gemi inşa.
  • Yüksek Teknoloji ve Bilgi İşlem: Yarı iletkenler, bilgi işlem, yapay zeka (AI), veri depolama ve kuantum bilimi.
  • Sağlık: İlaç ve tıbbi cihazlar.
  • Havacılık ve Savunma: Uzay ve havacılık, insansız ve otonom sistemler ve malzeme bilimleri.
  • Altyapı: Kritik ve ileri altyapı, telekomünikasyon ve ulaşım lojistiği.
  • Geleceğin Bilimi: Biyoteknoloji.

Geniş listeye ek olarak, belgede iktisadi ve teknolojik hakimiyeti sağlamak için belirli alt sektörlere özel önem verildiği de görülüyor. Örneğin enerji hakimiyeti söz konusu olduğunda doğalgaz, nükleer teknoloji ve nükleer yakıt ihracatına özel önem veriliyor. Bu, Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını sona erdirmek ve içeride iktisadi büyümeyi teşvik etmek için bir yol olarak görülüyor.

Plan, USAID’i ortadan kaldırarak, yardımın “hayırseverlik”ten ziyade “devlet yönetiminin bir aracı” olarak hizmet etmesini sağlamak için işlevlerini Dışişleri Bakanlığına devrediyor. Yeni odak noktası, “yardım değil ticaret” olacak ve belirli ABD diplomatik ve güvenlik hedeflerini ilerleten özel sektör işbirliği ve yatırımlarına öncelik verilecek.

Dışişleri Bakanlığı, 2026 yılından itibaren toplam yardım bütçesinin en az yüzde 40’ını Batı Yarımküre ve Doğu Asya bölgelerinde harcamayı hedefliyor. Bu hedef, stratejik önceliklere uygun olarak kaynakların önemli ölçüde yeniden düzenlenmesini temsil ediyor, zira planda 2024 yılında USAID’in yardım bütçesinin yalnızca yüzde 10 ila 15’ini Batı Yarımküre ve Asya-Pasifik bölgelerine harcadığı belirtiliyor.

Belge, önceki politikayı “kabul edilemez” olarak değerlendiriyor ve ABD’nin iktisadi, güvenlik ve diplomatik hedeflerini ilerletmek için yardımın bu öncelikli alanlara yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor.

Stratejik plan, Çin’in yükselişine ABD’nin tepkisini “21. yüzyılın belirleyici hikayesi” olarak tanımlıyor. Belge, iktisadi ağırlığı ve stratejik deniz yolları nedeniyle Hint-Pasifik bölgesini ABD’nin çıkarları için kritik öneme sahip olarak nitelendiriyor ve saldırganlığı caydırmak ve Amerikan iktisadi bağımsızlığını yeniden tesis etmek için “güç yoluyla barış” temelli bir strateji özetliyor.

Hint-Pasifik bölgesindeki temel iktisadi hedef, ABD’nin yeniden sanayileşmesini desteklemek ve Çin’in tedarik zincirlerine olan bağımlılığı kırmak. Strateji, “Çin’in yarattığı bağımlılıkları” açıkça reddediyor ve Pekin’in iktisadi etkisine karşı koymak için çeşitli önlemler özetliyor. Örneğin, Çin’in “fikri mülkiyet hırsızlığına” ve “yırtıcı devlet yönlendirmeli ekonomik stratejilere” agresif bir şekilde karşı koyulacağı ilan ediliyor.

Planda Orta Doğu’dan kısaca bahsediliyor. ABD’nin Orta Doğu stratejisi, kendi kendine yeten müttefikleri güçlendirmek, iktisadi ve teknolojik entegrasyonu derinleştirmek ve düşmanca saldırılara karşı koymak üzerine odaklanıyor.

Strateji belgesi, bölgesel katılım için birincil model olarak İbrahim Anlaşmalarını öne çıkarıyor. ABD ile iktisadi ve teknolojik ortaklıklar kurarak bölgesel zorlukları bağımsız olarak ele alabilen “kendi kendine yeten müttefikler” yaratılması vurgulanıyor.

İsrail, önemli bir stratejik ve teknolojik ortak olarak tanımlanıyor. Dışişleri Bakanlığı, “Amerikan yapay zeka teknolojisi yığını”nı özellikle “İsrail gibi güvenilir ortaklara” ihraç etme çabalarına öncülük etmeyi planlıyor. Bu, rekabet avantajı sağlamak ve düşmanların en son teknolojilere erişimini engellemek için bir yol olarak görülüyor.

Strateji, ABD’nin uluslararası kuruluşların “İsrail gibi ortak ülkelerin vatandaşlarını” hedef almak için silah olarak kullanılmasını izin vermeyeceğini açıkça belirtiyor.

Belge, ABD’nin gücünü, özellikle İsrail ve Gazze örneğini vererek, çözümsüz çatışmalarda barışı kolaylaştırmak için kullandığını belirtiyor.

Strateji, İran’ı Çin ve Rusya ile birlikte jeopolitik bir rakip olarak tanımlıyor. ABD, İran’ın “saldırganlığını” caydırmak için “güç yoluyla barış” tutumunu sürdürerek, siyasi, güvenlik ve iktisadi çıkarlarını İran’ın ihlallerine karşı “titizlikle korumayı” taahhüt ediyor.

Plan, Orta Doğu’da Avrupa ile de bir “yük paylaşımı” öneriyor ve Avrupa müttefiklerinin küresel güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri beklentisini ortaya koyuyor. Özellikle, Avrupa devletlerinin kendi konvansiyonel savunma kapasitelerini yeniden inşa ederken “Afrika ve Orta Doğu’nun güvenliğine net katkı sağlamaları” çağrısında bulunuyor.

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English