Amerika
ABD Dışişleri strateji belgesi: “Önce Amerika” kurumsallaşıyor

ABD Dışişleri Bakanlığının yayınladığı stratejik planda, Trump yönetiminin “Batı Yarımküre”ye odaklanacağını teyit ederken, “ulusal güvenlik” stratejisinin “Amerikan istisnacılığına” bağlanacağına işaret ediyor.
2026-2030 yılları arasındaki dış politika stratejisini ayrıntılandıran belge, küresel diplomasi ve ulusal güvenlik konusunda “Önce Amerika” yaklaşımını vurguluyor.
Plan, sıkı sınır denetimi ve uluslararası kuruluşlara olan saygının azaltılması yoluyla ulusal egemenliği önceliklendirirken, önemli bölgesel hedefler arasında “Donroe Doktrini” yoluyla “Batı Yarımküre”de hakimiyet kurmak ve Hint-Pasifik’te saldırganlığı caydırmak yer alıyor.
İktisadi hedefler, ABD’nin yeniden sanayileştirilmesi, tedarik zincirlerinin güvence altına alınması ve Çin gibi rakiplere karşı teknolojik üstünlüğün korunmasına odaklanıyor. Ayrıca, strateji dış yardımı, geleneksel yardımdan ziyade ticareti önceliklendiren, hedef odaklı bir devlet yönetimi aracına dönüştürmeyi amaçlıyor.
Sonuç olarak, bu çerçeve, tüm diplomatik ve ticari ilişkileri ülkenin temel ulusal çıkarlarıyla uyumlu hale getirerek Amerikan istisnacılığını yeniden tesis etmeyi hedefliyor.
Planda özetlenen “Önce Amerika” politikası, küresel entegrasyonu reddederek sıkı sınır kontrolü ve bağımsızlığı savunarak ABD’nin ulusal egemenliğini yeniden tanımlarken, küresel katılımı pragmatik, işlem temelli ve somut ulusal çıkarların peşinde koşan bir yapıya dönüştürüyor.
Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini
Bu yaklaşım, çok taraflılık ve küreselleşme konusunda daha önce varılan konsensüsü sadece kendi kendine zarar veren bir yaklaşım olarak değil, aynı zamanda “medeniyet ve jeopolitik intihar”a giden bir yol olarak nitelendiriyor. Benzer bir yaklaşım, Avrupa ve göç bağlamında, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinde (NSS) de yer alıyordu.
Ulusal egemenlik, dışişleri planlamasında özellikle vurgulanıyor. Politika, ABD hükümetinin birincil görevinin, ulusun “özerk bir cumhuriyet” olarak hayatta kalmasını sağlamak olduğunu belirliyor. Egemenliğin bu tanımı, üç temel sütun aracılığıyla sunuluyor:
- Mutlak Sınır Kontrolü: Plan, kitlesel göç döneminin sona erdiğini savunarak, “kontrolsüz göç”ü egemenliğe bir hakaret ve önceki yönetimlerin ulusa zarar vermek için kullandığı bir araç olarak görüyor. Egemenlik, kalma hakkı olmayanların aktif “tersine göçü” ve ziyaretçilerin Amerikan ilkelerine düşmanca tutumlar sergilemediklerinden emin olmak için sıkı bir şekilde incelenmesini içerecek şekilde yeniden tanımlanıyor.
- Küresel yönetişimin reddi: ABD, artık Amerikan çıkarlarına aykırı davranan “seçilmemiş uluslararası bürokratlar” veya uluslararası kuruluşlara boyun eğmeyeceğini ilan ediyor. Buna, ABD’nin egemenliğiyle bağdaşmayan bir “yumuşak küresel yönetişim” programı olarak görülen BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi de dahil.
- Yabancı müdahalelerden korunma: Plana göre egemenlik, Amerikalıların doğal haklarını, “nefret söylemi” veya “dezenformasyon” ile mücadele bahanesiyle ifade özgürlüğünü kısıtlamaya çalışan uluslararası kuruluşların çabaları da dahil olmak üzere, yabancı sansür ve etki operasyonlarından korumayı da gerektiriyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, bundan böyle küresel katılımın, dünyayı Batı demokrasilerinin görüntüsüne göre yeniden şekillendirme çabasının “kibirli paternalizminden” uzaklaşarak “pragmatik diplomasi” ve “gerçekçilik” yönüne kayacağını ilan ediyor. Bu yeni tutum, “güç yoluyla barış” ve kaynakların net bir şekilde önceliklendirilmesini ön plana çıkarıyor.
“Batı Yarımküre”de bu politika, ABD’nin “mutlak üstünlüğünü” savunan “Donroe Doktrini”ni oluşturuyor. Bu doktrin, geleneksel Monroe Doktrininin ötesine geçerek, sadece yabancı askeri varlığı değil, aynı zamanda yarımküre dışındaki güçlerin kontrolsüz iktisadi müdahalesini, göçü ve uyuşturucu kaçakçılığını da düşmanca eylemler olarak ele alıyor.
ABD, kolektif güvenliğe “adil paylarını” sunan ve “kendi kendine yeten müttefikleri” güçlendirmeyi amaçlıyor. Örneğin, Avrupa ile “Medeniyet İttifakı”, NATO müttefiklerinin GSYİH’lerinin yüzde beşini savunmaya harcamalarını ve geleneksel Avrupa savunmasının birincil sorumluluğunu üstlenmelerini talep ediyor.
Dış politikanın, ABD’yi “yeniden sanayileştirmek” ve yabancı tedarik zincirlerine bağımlılığı sona erdirmek amacıyla, giderek daha fazla ticari çıkarlar tarafından yönlendirildiği kabul ediliyor. Belge, iktisadi güvenliği ulusal egemenlikle açıkça ilişkilendirerek, ticaret açıklarını düzeltmek için gümrük vergilerini kullanmakta ve ticari diplomasiyi kullanarak Çin gibi rakiplerin kritik endüstrileri domine etmesini engeleyeceklerini ilan ediyor.
Stratejik plan, ABD’nin yeniden sanayileşme çabalarının odak noktası olarak yedi sektör sıralıyor:
- Enerji ve Kaynaklar: Enerji üretimi ve kritik mineraller.
- İleri İmalat ve Donanım: İleri imalat, robotik, takım tezgahları ve gemi inşa.
- Yüksek Teknoloji ve Bilgi İşlem: Yarı iletkenler, bilgi işlem, yapay zeka (AI), veri depolama ve kuantum bilimi.
- Sağlık: İlaç ve tıbbi cihazlar.
- Havacılık ve Savunma: Uzay ve havacılık, insansız ve otonom sistemler ve malzeme bilimleri.
- Altyapı: Kritik ve ileri altyapı, telekomünikasyon ve ulaşım lojistiği.
- Geleceğin Bilimi: Biyoteknoloji.
Geniş listeye ek olarak, belgede iktisadi ve teknolojik hakimiyeti sağlamak için belirli alt sektörlere özel önem verildiği de görülüyor. Örneğin enerji hakimiyeti söz konusu olduğunda doğalgaz, nükleer teknoloji ve nükleer yakıt ihracatına özel önem veriliyor. Bu, Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını sona erdirmek ve içeride iktisadi büyümeyi teşvik etmek için bir yol olarak görülüyor.
Plan, USAID’i ortadan kaldırarak, yardımın “hayırseverlik”ten ziyade “devlet yönetiminin bir aracı” olarak hizmet etmesini sağlamak için işlevlerini Dışişleri Bakanlığına devrediyor. Yeni odak noktası, “yardım değil ticaret” olacak ve belirli ABD diplomatik ve güvenlik hedeflerini ilerleten özel sektör işbirliği ve yatırımlarına öncelik verilecek.
Dışişleri Bakanlığı, 2026 yılından itibaren toplam yardım bütçesinin en az yüzde 40’ını Batı Yarımküre ve Doğu Asya bölgelerinde harcamayı hedefliyor. Bu hedef, stratejik önceliklere uygun olarak kaynakların önemli ölçüde yeniden düzenlenmesini temsil ediyor, zira planda 2024 yılında USAID’in yardım bütçesinin yalnızca yüzde 10 ila 15’ini Batı Yarımküre ve Asya-Pasifik bölgelerine harcadığı belirtiliyor.
Belge, önceki politikayı “kabul edilemez” olarak değerlendiriyor ve ABD’nin iktisadi, güvenlik ve diplomatik hedeflerini ilerletmek için yardımın bu öncelikli alanlara yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor.
Stratejik plan, Çin’in yükselişine ABD’nin tepkisini “21. yüzyılın belirleyici hikayesi” olarak tanımlıyor. Belge, iktisadi ağırlığı ve stratejik deniz yolları nedeniyle Hint-Pasifik bölgesini ABD’nin çıkarları için kritik öneme sahip olarak nitelendiriyor ve saldırganlığı caydırmak ve Amerikan iktisadi bağımsızlığını yeniden tesis etmek için “güç yoluyla barış” temelli bir strateji özetliyor.
Hint-Pasifik bölgesindeki temel iktisadi hedef, ABD’nin yeniden sanayileşmesini desteklemek ve Çin’in tedarik zincirlerine olan bağımlılığı kırmak. Strateji, “Çin’in yarattığı bağımlılıkları” açıkça reddediyor ve Pekin’in iktisadi etkisine karşı koymak için çeşitli önlemler özetliyor. Örneğin, Çin’in “fikri mülkiyet hırsızlığına” ve “yırtıcı devlet yönlendirmeli ekonomik stratejilere” agresif bir şekilde karşı koyulacağı ilan ediliyor.
Planda Orta Doğu’dan kısaca bahsediliyor. ABD’nin Orta Doğu stratejisi, kendi kendine yeten müttefikleri güçlendirmek, iktisadi ve teknolojik entegrasyonu derinleştirmek ve düşmanca saldırılara karşı koymak üzerine odaklanıyor.
Strateji belgesi, bölgesel katılım için birincil model olarak İbrahim Anlaşmalarını öne çıkarıyor. ABD ile iktisadi ve teknolojik ortaklıklar kurarak bölgesel zorlukları bağımsız olarak ele alabilen “kendi kendine yeten müttefikler” yaratılması vurgulanıyor.
İsrail, önemli bir stratejik ve teknolojik ortak olarak tanımlanıyor. Dışişleri Bakanlığı, “Amerikan yapay zeka teknolojisi yığını”nı özellikle “İsrail gibi güvenilir ortaklara” ihraç etme çabalarına öncülük etmeyi planlıyor. Bu, rekabet avantajı sağlamak ve düşmanların en son teknolojilere erişimini engellemek için bir yol olarak görülüyor.
Strateji, ABD’nin uluslararası kuruluşların “İsrail gibi ortak ülkelerin vatandaşlarını” hedef almak için silah olarak kullanılmasını izin vermeyeceğini açıkça belirtiyor.
Belge, ABD’nin gücünü, özellikle İsrail ve Gazze örneğini vererek, çözümsüz çatışmalarda barışı kolaylaştırmak için kullandığını belirtiyor.
Strateji, İran’ı Çin ve Rusya ile birlikte jeopolitik bir rakip olarak tanımlıyor. ABD, İran’ın “saldırganlığını” caydırmak için “güç yoluyla barış” tutumunu sürdürerek, siyasi, güvenlik ve iktisadi çıkarlarını İran’ın ihlallerine karşı “titizlikle korumayı” taahhüt ediyor.
Plan, Orta Doğu’da Avrupa ile de bir “yük paylaşımı” öneriyor ve Avrupa müttefiklerinin küresel güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri beklentisini ortaya koyuyor. Özellikle, Avrupa devletlerinin kendi konvansiyonel savunma kapasitelerini yeniden inşa ederken “Afrika ve Orta Doğu’nun güvenliğine net katkı sağlamaları” çağrısında bulunuyor.
Amerika
ABD Senatosu, hükümetin kapanmasını engelleyecek bütçe tasarısında anlaştı

ABD Senatosu Tahsisat Komisyonu üyeleri, eylül sonunda hükümetin kapanmasını önleyecek ve aralık ayına kadar finansman sağlayacak geçici bütçe tasarısında uzlaştı. Tasarı kapsamında ilk prosedür oylamasının pazartesi gecesi yapılması ve Senato tatile girmeden metnin yasalaşması hedefleniyor.
ABD Senatosu Tahsisat Komisyonu üyesi senatörler, eylül sonunda hükümetin kapanmasını engelleyecek ve hükümeti aralık ayının bir bölümüne kadar finanse edecek bütçe tasarısı üzerinde pazar günü anlaşmaya vardı.
Senato liderleri, tatile girmeden önce tasarıyı kabul etmeyi hedeflerken metne ilişkin ilk prosedür oylamasının pazartesi gecesi yapılması planlanıyor. Tasarının kabul edilmesi halinde hükümetin finansmanı 11 Aralıka kadar güvence altına alınacak.
Hazırlanan tasarı; Kadınlar, Bebekler ve Çocuklar İçin Özel İlave Beslenme Programı (WIC), Afet Yardım Fonu ve çeşitli deniz araçlarını kapsayan gemi yapımı için “gerekli ayarlamaları” içeriyor. Düzenleme aynı zamanda Beyaz Sarayın hibe onay süreçlerinde değişiklik yapmasını geçici olarak engelliyor.
Komisyonun Başkan Yardımcısı Demokrat Senatör Patty Murray yaptığı açıklamada, “Bu kısa vadeli finansman tasarısı, Trump’ın daha fazla federal hibeyi rehin almasına izin verecek yozlaşmış bir politikayı engelliyor ve Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçilerin diğer kurumlardan fon çekip Sınır Devriyesine aktarmak için kullandığı açık kapıyı kapatıyor” dedi.
Komisyon Başkanı Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins ise yaptığı açıklamada, “Partiler üstü bu anlaşmanın, Yönetim ve Bütçe Ofisinin (OMB) federal finansal yardımlara ilişkin önerdiği kuralın yürürlüğe girmesini engellemesinden memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı.
Collins açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu önlem, yıllık hükümet finansmanını yürütmede her zaman güçlü tercihim olan partiler üstü tahsisat tasarıları üzerindeki çalışmalarımıza devam etmemiz için Kongreye ihtiyacımız olan zamanı kazandırıyor. Meslektaşlarımın emeği için müteşekkirim; bu geçici bütçe tasarısı, yalnızca hayati programlara ve federal çalışanlara zarar veren yıkıcı bir kapanmayı önleme yolunda büyük bir adımdır.”
Senato Azınlık Lideri Demokrat Chuck Schumer, X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda Murray’nin adını anarak hibe onay sürecinin durdurulmasından dolayı kendisine teşekkür etti.
Schumer, geçici önlemi “Amerikalı ailelerin yararına sonuçlar üreten bir bütçe üzerinde partiler üstü müzakerelerin devam etmesine imkan tanıyan sorumlu bir ilerleme yolu” olarak niteledi.
Schumer, “Demokratlar, çalışkan Amerikalıların ilerlemesine yardımcı olan ve Trump’ın aileleri başarısızlığa uğratan israfçı ve yozlaşmış gündemini engelleyen finansman müzakerelerine bağlı kalmayı sürdürüyor” değerlendirmesini yaptı.
Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune’un sözcüsü Ryan Wrasse, Politico’ya yaptığı açıklamada tasarının “şimdi kabul edilmesinin sonbaharda maliyetli bir hükümet kapanmasını önleyeceğini” bildirdi.
Thune, perşembe günü yaptığı açıklamada, Senatonun bu hafta oylayabilmesine yetişecek şekilde bir finansman anlaşmasının hazırlanmasını umduğunu söylemişti.
Collins, hibeler üzerindeki nihai onay yetkisine ilişkin düzenlemeyi “son derece kusurlu bir kural” olarak nitelemiş ve geçen ayın başlarında OMB Direktörü Russell Vought’a bir mektup yazarak yapılması gereken değişiklikleri iletmişti.
Collins daha önce The Hill’e yaptığı açıklamada, “Bir senatörden OMB’ye muhalefetimizi ifade eden ilk mektubu ben yazdım. Buna karşı çıkan devasa bir kuruluş grubu var” demişti.
Amerika
Kripto sektörü ABD ara seçimlerine 200 milyon dolar yatırdı

Kripto sektörü, dijital varlıkların federal gözetimini yeniden şekillendirecek yasaların Kongre’den geçmesi amacıyla kasım ayındaki ara seçimlere yaklaşık 200 milyon dolar aktardı. Washington merkezli gözlem grubu Public Citizen raporuna göre sektör, adaylara doğrudan bağış yapmayan ve bağımsız faaliyetleri fonlayan Fairshake adlı süper PAC üzerinden 189 milyon dolar harcadı.
Kripto sektörü, kasım ayında yapılacak ara seçimlere yaklaşık 200 milyon dolar aktararak dijital varlıkların federal gözetimini yeniden şekillendirecek yasaların geçmesi yönünde Kongre üzerindeki nüfuzunu ortaya koydu.
Sektör temsilcilerinin Senato’nun ağustos tatiline girmesinden önce tasarının yasalaşması için bu hafta kritik bir zaman dilimine girdiği belirtiliyor.
Sektörün bu harcama hamlesi, 2024 seçimlerinde Kongre adaylarını desteklemek için harcanan ve birçoğu yarışları kazanan 170 milyon dolarlık bütçenin devamı niteliğinde değerlendiriliyor.
Bu finansal destek, Kongre’nin geçen yıl dolar endeksli kripto jetonlar olarak bilinen sabit coin’ler için kurallar oluşturan ve bunların kullanımını artırma potansiyeli taşıyan Genius Yasası’nı kabul etmesinde rol oynadı.
Sektör ayrıca, destekçilerinin kripto endüstrisini daha güçlü bir yasal zemine oturtarak kullanımını yaygınlaştıracağını savunduğu daha kapsamlı Clarity Yasası’nın Kongre’den geçmesini talep ediyor.
Senato’da görüşülmeye devam eden tasarının ağustos tatilinden önce yasalaşması için sınırlı bir zaman aralığı bulunuyor.
Washington merkezli gözlem grubu Public Citizen tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre sektör, bu yılki seçimlere 189 milyon dolar harcadı. Bu miktarın büyük bir kısmı, kripto yanlısı adayları desteklemek amacıyla kurulan Fairshake adlı süper siyasi eylem komitesi (PAC) üzerinden aktarıldı.
ABD Federal Seçim Komisyonu (FEC) kayıtları, Fairshake’in fonlarını Demokrat ve Cumhuriyetçi ortaklı iki ayrı süper PAC aracılığıyla adayları destekleyen reklam ve benzeri bağımsız faaliyetlere yönlendirdiğini gösteriyor. Süper PAC’ler doğrudan adaylara bağış yapamıyor.
Reuters’ın haberine göre Fairshake’in seçim sürecinde en fazla harcama yaptığı 10 Kongre adayı ve detayları şu şekilde:
1. Barry Moore (Cumhuriyetçi): 9,43 milyon dolar
Alabama Cumhuriyetçi Temsilcisi ve Senato adayı Barry Moore, Genius Yasası dahil olmak üzere kripto dostu birden fazla düzenlemenin öne çıkması yönünde oy kullandı.
Moore, geçen temmuz ayında Temsilciler Meclisi’ndeki Clarity Yasası metnine de onay verdi. Temsilci Moore, stratejik bir bitcoin rezervi ile Hazine Bakanlığı bünyesinde bir dijital varlık stoku oluşturulmasını resmiyete dökecek bir yasa tasarısı sundu.
ABD Başkanı Donald Trump geçen yıl her iki yapının kurulması için bir başkanlık kararnamesi imzalamıştı. Ancak analizciler, bu kararların onun yönetiminden sonra da kalıcı olabilmesi için yasalaşması gerektiğini vurguluyor.
2. Andy Barr (Cumhuriyetçi): 7,17 milyon dolar
Kentucky’den Senato adaylığı koyan Cumhuriyetçi Temsilci Andy Barr, geçen temmuz ayında Temsilciler Meclisi’nde hem Genius hem de Clarity yasalarına evet oyu verdi. Barr ayrıca, eski Demokrat Başkan Joe Biden dönemindeki bankacılık düzenleyicilerinin kripto şirketlerini hedef aldığı ve haksız yere banka hesabı vermediği yönündeki iddialara destek sundu. Bankalar ve düzenleme kurumları ise bu iddiaları reddediyor.
3. Christian Menefee (Demokrat): 6,47 milyon dolar
Demokrat partili Christian Menefee, yapılan ara seçimin ardından şubat ayından bu yana Teksas Temsilcisi olarak görev yapıyor ve henüz kriptoyla ilgili bir yasa tasarısında oy kullanmadı. Teksas’taki seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi nedeniyle Menefee, kripto sektörünü “Kongre’yi kontrol etmek için milyonlarca dolar harcamakla” suçlayan uzun süreli Temsilci Al Green’e karşı ön seçimde yarıştı.
Ön seçimi kazanan Menefee, kasım ayındaki seçimlerde yeniden düzenlenen bölge sandalyesi için mücadele edecek.
4. Jasmine Clark (Demokrat): 4,21 milyon dolar
Georgia’da eyalet temsilcisi olan Demokrat Jasmine Clark, Georgia’nın 13. kongre bölgesini temsil etmek üzere adaylığını koydu. Clark, mart ayında Georgia’da sabit coin’ler için eyalet düzeyinde düzenleme ve lisanslama çerçevesi sağlayan yasa tasarısının ilerletilmesi yönünde oy kullandı.
Clark mart ayındaki bir sosyal medya paylaşımında, “Kongre benzer düzenlemeleri değerlendirirken, dijital varlıkların geleceği temsil ettiğini ve bankacılık hizmetlerine erişimi olmayan topluluklar için gecikmiş finansal araçlar sunduğunu unutmamalıdır” ifadesini kullandı.
5. Adrian Boafo (Demokrat): 3,29 milyon dolar
Maryland Eyalet Temsilcisi olan Demokrat Adrian Boafo, Temsilciler Meclisi için yarışıyor. Boafo, mart ayında Maryland Genel Kuruluna eyalet kurumlarının dijital varlıklar üzerindeki belirli kısıtlamalarını yasaklayacak bir tasarı sundu ancak bu tasarı yasalaşmadı.
Boafo ayrıca ocak ayında Maryland’de kripto kullanımına ilişkin tavsiyelerde bulunmak üzere bir Dijital Varlık ve Blokzincir Teknolojisi Görev Gücü kurulmasını öngören yasa tasarısını Genel Kurula sundu. Yasa tasarısı Maryland Valisi Wes Moore tarafından onaylandı.
6. Randy Fine (Cumhuriyetçi): 1,67 milyon dolar
Cumhuriyetçi Temsilci Randy Fine, 2025 yılında Florida’da yapılan ara seçimi kazandı ve yeniden seçilmek için yarışıyor. Fairshake’in Cumhuriyetçi ayağı olan Defend American Jobs, geçen yılki ara seçim sırasında Fine’ı desteklemek için 1,67 milyon dolar harcadı.
Fine, Genius ve Clarity yasalarının ilerletilmesi yönünde oy kullandı.
Ocak 2025’te yaptığı bir sosyal medya paylaşımında, “Floridalılar kripto inovasyonu istiyor” değerlendirmesinde bulunan Fine, “yenilikçi istihdamı Amerika’da tutmak için” çalışacağını ifade etti.
7. James Walkinshaw (Demokrat): 1,01 milyon dolar
Demokrat Temsilci James Walkinshaw, geçen yıl Virginia’da eski Temsilci Gerry Connolly’nin yerine seçilmek üzere yapılan ara seçimi kazandı ve yeniden aday oldu. Fairshake’in Demokrat kolu Protect Progress, ara seçim sürecinde Walkinshaw’u desteklemek amacıyla 1,01 milyon dolar harcadı.
Walkinshaw, Genius ve Clarity yasaları Temsilciler Meclisi’nde görüşülürken Kongre üyesi değildi. Ancak Haziran 2025’te yerel bir gazetede, blokzincir teknolojisinin kendi bölgesindeki ekonomiyi çeşitlendirebileceğini savunan bir makaleyi ortak yazar olarak kaleme aldı.
8. Jessica Hart Steinmann (Cumhuriyetçi): 771 bin 657 dolar
Trump’ın ilk başkanlık döneminde Adalet Bakanlığı’nda görev yapan Cumhuriyetçi Jessica Hart Steinmann, Teksas’ta bir bölgeyi temsil etmek için yarışıyor.
Kripto borsası Coinbase tarafından desteklenen ve adaylar ile seçilmiş yetkililerin kripto pozisyonlarını takip eden Stand With Crypto adlı savunma grubu, Steinmann’ın “dijital varlıkları düzenlemek için net yasal çerçeveleri” desteklediğini belirttiğini aktarıyor.
9. Houston Gaines (Cumhuriyetçi): 708 bin 828 dolar
Cumhuriyetçi Georgia eyalet temsilcisi Houston Gaines, Kongre için adaylığını koydu. Stand With Crypto’nun aktardığına göre Gaines, Genius ve Clarity yasalarını destekliyor.
10. Carlos De La Cruz (Cumhuriyetçi): 615 bin 885 dolar
Carlos De La Cruz, Teksas’taki bir kongre bölgesini temsil etmek üzere aday oldu. Stand With Crypto’nun aktardığı bilgilere göre Cumhuriyetçi aday De La Cruz, inovasyonu teşvik edecek net federal kuralları destekliyor.
Amerika
ABD’de Demokrat Parti kasım seçimleri için finansman açığı yaşıyor

The Wall Street Journal gazetesi, ABD’de Demokrat Parti’nin önceki seçimlerde destek veren büyük bağışçılarının bu yıl kasım ayındaki seçim kampanyasına katkı sağlamadığını bildirdi. Gazete, bağış hacmindeki düşüşü partinin performansına duyulan memnuniyetsizliğe ve iç politika konularındaki görüş ayrılıklarına bağladı. Buna karşın bazı yerel Demokrat adaylar, bireysel küçük bağışlarla Cumhuriyetçi rakiplerinin önüne geçmeyi başardı.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, ABD’de Demokrat Parti’nin önceki seçimlerde partiye mali destek sağlayan büyük bağışçılarının bir kısmının, bu yıl kasım ayında yapılacak seçimler için kampanyaya bağış yapmadığını bildirdi.
Gazeteye göre, bu durum partinin ulusal düzeyde finansman toplama kapasitesinde daralmaya yol açtı.
Finansör George Soros ve oğlu Alex Soros, 2022 yılındaki ara seçimler sırasında Demokrat Parti Ulusal Komitesine (DNC) yaklaşık 1 milyon dolar bağışlamıştı.
Ancak baba ve oğul, 2026 yılında partiye herhangi bir transfer gerçekleştirmedi. LinkedIn’in kurucu ortaklarından Reid Hoffman ve uzun süredir partiye destek veren diğer bazı büyük bağışçılar da bu yıl DNC’ye katkı sağlamadı.
Demokrat Partinin diğer komiteleri de finansman açısından Cumhuriyetçilerin gerisinde kalıyor.
Toplanan fonlar, televizyon reklamlarından saha çalışanlarının maaşlarına kadar adayların tanıtım faaliyetlerine ilişkin giderlerin karşılanması için kullanılıyor.
Gazete, bağış hacmindeki düşüşün nedenlerinden biri olarak partinin performansına yönelik memnuniyetsizliği gösterdi. Birçok bağışçı, 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı Kamala Harris’in yenilgisini hatırlatıyor; Harris’in kampanyası için 1 milyar dolardan fazla toplanmıştı.
Bazı bağışçılar ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki savaşa yaklaşım ve Demokratik Sosyalistlerin faaliyetleri konusunda parti tabanında yaşanan görüş ayrılıklarına dikkati çekiyor.
Yerel yarışlarda bireysel bağış farkı
WSJ, ulusal tablodaki bu eğilime rağmen yerel düzeyde bazı Demokrat adayların Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla fon topladığını kaydetti.
Teksas’tan ABD Senatosu’na Demokrat Parti adayı olan James Talarico, kampanyası için yaklaşık 55 milyon dolar toplarken, Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton yalnızca 4 milyon dolar elde edebildi.
Talarico’nun kampanyasına Reid Hoffman da mali destekte bulundu; ancak toplanan fonların büyük bölümünü büyük işletmeler değil, 200 dolar ve altında bağış yapan bireysel bağışçılar oluşturdu.
ABD’de ara seçimler 3 Kasım 2026 Salı günü yapılacak. Seçimlerde, görev süreleri iki yıl olan Temsilciler Meclisinin 435 üyesinin tamamı ile görev süreleri altı yıl olan senatörlerden 33’ü yeniden seçilecek.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’










