Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Dışişleri strateji belgesi: “Önce Amerika” kurumsallaşıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığının yayınladığı stratejik planda, Trump yönetiminin “Batı Yarımküre”ye odaklanacağını teyit ederken, “ulusal güvenlik” stratejisinin “Amerikan istisnacılığına” bağlanacağına işaret ediyor.

2026-2030 yılları arasındaki dış politika stratejisini ayrıntılandıran belge, küresel diplomasi ve ulusal güvenlik konusunda “Önce Amerika” yaklaşımını vurguluyor.

Plan, sıkı sınır denetimi ve uluslararası kuruluşlara olan saygının azaltılması yoluyla ulusal egemenliği önceliklendirirken, önemli bölgesel hedefler arasında “Donroe Doktrini” yoluyla “Batı Yarımküre”de hakimiyet kurmak ve Hint-Pasifik’te saldırganlığı caydırmak yer alıyor. 

İktisadi hedefler, ABD’nin yeniden sanayileştirilmesi, tedarik zincirlerinin güvence altına alınması ve Çin gibi rakiplere karşı teknolojik üstünlüğün korunmasına odaklanıyor. Ayrıca, strateji dış yardımı, geleneksel yardımdan ziyade ticareti önceliklendiren, hedef odaklı bir devlet yönetimi aracına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Sonuç olarak, bu çerçeve, tüm diplomatik ve ticari ilişkileri ülkenin temel ulusal çıkarlarıyla uyumlu hale getirerek Amerikan istisnacılığını yeniden tesis etmeyi hedefliyor.

Planda özetlenen “Önce Amerika” politikası, küresel entegrasyonu reddederek sıkı sınır kontrolü ve bağımsızlığı savunarak ABD’nin ulusal egemenliğini yeniden tanımlarken, küresel katılımı pragmatik, işlem temelli ve somut ulusal çıkarların peşinde koşan bir yapıya dönüştürüyor.

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini

Bu yaklaşım, çok taraflılık ve küreselleşme konusunda daha önce varılan konsensüsü sadece kendi kendine zarar veren bir yaklaşım olarak değil, aynı zamanda “medeniyet ve jeopolitik intihar”a giden bir yol olarak nitelendiriyor. Benzer bir yaklaşım, Avrupa ve göç bağlamında, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinde (NSS) de yer alıyordu.

Ulusal egemenlik, dışişleri planlamasında özellikle vurgulanıyor. Politika, ABD hükümetinin birincil görevinin, ulusun “özerk bir cumhuriyet” olarak hayatta kalmasını sağlamak olduğunu belirliyor. Egemenliğin bu tanımı, üç temel sütun aracılığıyla sunuluyor:

  • Mutlak Sınır Kontrolü: Plan, kitlesel göç döneminin sona erdiğini savunarak, “kontrolsüz göç”ü egemenliğe bir hakaret ve önceki yönetimlerin ulusa zarar vermek için kullandığı bir araç olarak görüyor. Egemenlik, kalma hakkı olmayanların aktif “tersine göçü” ve ziyaretçilerin Amerikan ilkelerine düşmanca tutumlar sergilemediklerinden emin olmak için sıkı bir şekilde incelenmesini içerecek şekilde yeniden tanımlanıyor.
  • Küresel yönetişimin reddi: ABD, artık Amerikan çıkarlarına aykırı davranan “seçilmemiş uluslararası bürokratlar” veya uluslararası kuruluşlara boyun eğmeyeceğini ilan ediyor. Buna, ABD’nin egemenliğiyle bağdaşmayan bir “yumuşak küresel yönetişim” programı olarak görülen BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi de dahil.
  • Yabancı müdahalelerden korunma: Plana göre egemenlik, Amerikalıların doğal haklarını, “nefret söylemi” veya “dezenformasyon” ile mücadele bahanesiyle ifade özgürlüğünü kısıtlamaya çalışan uluslararası kuruluşların çabaları da dahil olmak üzere, yabancı sansür ve etki operasyonlarından korumayı da gerektiriyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, bundan böyle küresel katılımın, dünyayı Batı demokrasilerinin görüntüsüne göre yeniden şekillendirme çabasının “kibirli paternalizminden” uzaklaşarak “pragmatik diplomasi” ve “gerçekçilik” yönüne kayacağını ilan ediyor. Bu yeni tutum, “güç yoluyla barış” ve kaynakların net bir şekilde önceliklendirilmesini ön plana çıkarıyor.

“Batı Yarımküre”de bu politika, ABD’nin “mutlak üstünlüğünü” savunan “Donroe Doktrini”ni oluşturuyor. Bu doktrin, geleneksel Monroe Doktrininin ötesine geçerek, sadece yabancı askeri varlığı değil, aynı zamanda yarımküre dışındaki güçlerin kontrolsüz iktisadi müdahalesini, göçü ve uyuşturucu kaçakçılığını da düşmanca eylemler olarak ele alıyor.

ABD, kolektif güvenliğe “adil paylarını” sunan ve “kendi kendine yeten müttefikleri” güçlendirmeyi amaçlıyor. Örneğin, Avrupa ile “Medeniyet İttifakı”, NATO müttefiklerinin GSYİH’lerinin yüzde beşini savunmaya harcamalarını ve geleneksel Avrupa savunmasının birincil sorumluluğunu üstlenmelerini talep ediyor.

Dış politikanın, ABD’yi “yeniden sanayileştirmek” ve yabancı tedarik zincirlerine bağımlılığı sona erdirmek amacıyla, giderek daha fazla ticari çıkarlar tarafından yönlendirildiği kabul ediliyor. Belge, iktisadi güvenliği ulusal egemenlikle açıkça ilişkilendirerek, ticaret açıklarını düzeltmek için gümrük vergilerini kullanmakta ve ticari diplomasiyi kullanarak Çin gibi rakiplerin kritik endüstrileri domine etmesini engeleyeceklerini ilan ediyor.

Stratejik plan, ABD’nin yeniden sanayileşme çabalarının odak noktası olarak yedi sektör sıralıyor:

  • Enerji ve Kaynaklar: Enerji üretimi ve kritik mineraller.
  • İleri İmalat ve Donanım: İleri imalat, robotik, takım tezgahları ve gemi inşa.
  • Yüksek Teknoloji ve Bilgi İşlem: Yarı iletkenler, bilgi işlem, yapay zeka (AI), veri depolama ve kuantum bilimi.
  • Sağlık: İlaç ve tıbbi cihazlar.
  • Havacılık ve Savunma: Uzay ve havacılık, insansız ve otonom sistemler ve malzeme bilimleri.
  • Altyapı: Kritik ve ileri altyapı, telekomünikasyon ve ulaşım lojistiği.
  • Geleceğin Bilimi: Biyoteknoloji.

Geniş listeye ek olarak, belgede iktisadi ve teknolojik hakimiyeti sağlamak için belirli alt sektörlere özel önem verildiği de görülüyor. Örneğin enerji hakimiyeti söz konusu olduğunda doğalgaz, nükleer teknoloji ve nükleer yakıt ihracatına özel önem veriliyor. Bu, Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını sona erdirmek ve içeride iktisadi büyümeyi teşvik etmek için bir yol olarak görülüyor.

Plan, USAID’i ortadan kaldırarak, yardımın “hayırseverlik”ten ziyade “devlet yönetiminin bir aracı” olarak hizmet etmesini sağlamak için işlevlerini Dışişleri Bakanlığına devrediyor. Yeni odak noktası, “yardım değil ticaret” olacak ve belirli ABD diplomatik ve güvenlik hedeflerini ilerleten özel sektör işbirliği ve yatırımlarına öncelik verilecek.

Dışişleri Bakanlığı, 2026 yılından itibaren toplam yardım bütçesinin en az yüzde 40’ını Batı Yarımküre ve Doğu Asya bölgelerinde harcamayı hedefliyor. Bu hedef, stratejik önceliklere uygun olarak kaynakların önemli ölçüde yeniden düzenlenmesini temsil ediyor, zira planda 2024 yılında USAID’in yardım bütçesinin yalnızca yüzde 10 ila 15’ini Batı Yarımküre ve Asya-Pasifik bölgelerine harcadığı belirtiliyor.

Belge, önceki politikayı “kabul edilemez” olarak değerlendiriyor ve ABD’nin iktisadi, güvenlik ve diplomatik hedeflerini ilerletmek için yardımın bu öncelikli alanlara yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor.

Stratejik plan, Çin’in yükselişine ABD’nin tepkisini “21. yüzyılın belirleyici hikayesi” olarak tanımlıyor. Belge, iktisadi ağırlığı ve stratejik deniz yolları nedeniyle Hint-Pasifik bölgesini ABD’nin çıkarları için kritik öneme sahip olarak nitelendiriyor ve saldırganlığı caydırmak ve Amerikan iktisadi bağımsızlığını yeniden tesis etmek için “güç yoluyla barış” temelli bir strateji özetliyor.

Hint-Pasifik bölgesindeki temel iktisadi hedef, ABD’nin yeniden sanayileşmesini desteklemek ve Çin’in tedarik zincirlerine olan bağımlılığı kırmak. Strateji, “Çin’in yarattığı bağımlılıkları” açıkça reddediyor ve Pekin’in iktisadi etkisine karşı koymak için çeşitli önlemler özetliyor. Örneğin, Çin’in “fikri mülkiyet hırsızlığına” ve “yırtıcı devlet yönlendirmeli ekonomik stratejilere” agresif bir şekilde karşı koyulacağı ilan ediliyor.

Planda Orta Doğu’dan kısaca bahsediliyor. ABD’nin Orta Doğu stratejisi, kendi kendine yeten müttefikleri güçlendirmek, iktisadi ve teknolojik entegrasyonu derinleştirmek ve düşmanca saldırılara karşı koymak üzerine odaklanıyor.

Strateji belgesi, bölgesel katılım için birincil model olarak İbrahim Anlaşmalarını öne çıkarıyor. ABD ile iktisadi ve teknolojik ortaklıklar kurarak bölgesel zorlukları bağımsız olarak ele alabilen “kendi kendine yeten müttefikler” yaratılması vurgulanıyor.

İsrail, önemli bir stratejik ve teknolojik ortak olarak tanımlanıyor. Dışişleri Bakanlığı, “Amerikan yapay zeka teknolojisi yığını”nı özellikle “İsrail gibi güvenilir ortaklara” ihraç etme çabalarına öncülük etmeyi planlıyor. Bu, rekabet avantajı sağlamak ve düşmanların en son teknolojilere erişimini engellemek için bir yol olarak görülüyor.

Strateji, ABD’nin uluslararası kuruluşların “İsrail gibi ortak ülkelerin vatandaşlarını” hedef almak için silah olarak kullanılmasını izin vermeyeceğini açıkça belirtiyor.

Belge, ABD’nin gücünü, özellikle İsrail ve Gazze örneğini vererek, çözümsüz çatışmalarda barışı kolaylaştırmak için kullandığını belirtiyor.

Strateji, İran’ı Çin ve Rusya ile birlikte jeopolitik bir rakip olarak tanımlıyor. ABD, İran’ın “saldırganlığını” caydırmak için “güç yoluyla barış” tutumunu sürdürerek, siyasi, güvenlik ve iktisadi çıkarlarını İran’ın ihlallerine karşı “titizlikle korumayı” taahhüt ediyor.

Plan, Orta Doğu’da Avrupa ile de bir “yük paylaşımı” öneriyor ve Avrupa müttefiklerinin küresel güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri beklentisini ortaya koyuyor. Özellikle, Avrupa devletlerinin kendi konvansiyonel savunma kapasitelerini yeniden inşa ederken “Afrika ve Orta Doğu’nun güvenliğine net katkı sağlamaları” çağrısında bulunuyor.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English