Amerika
ABD, gençleri üniformaya sokamıyor: Orduya alım prosedürlerinde değişim

ABD Ordusu, özellikle Amerikan gençlerini kuruma çekmekte güçlük çektiği için orduya alım prosedürlerinde değişikliğe gitti.
Ordu, yaklaşık on yıldır askere alma hedeflerine ulaşamadı ve 2022’de %25 oranında (yaklaşık 15.000 asker) eksik kaldı. Araştırmalara göre ABD’li gençlerin sadece %23’ü askerlik yapmaya uygun ve ABD’li gençlerin sadece %9’u üniforma giymeye ilgi duyuyor. Pentagon araştırmasına göre, gençlerin aşırı kilolu olmaları veya askerliğe elverişli olmayan zihinsel veya fiziksel rahatsızlıkları ya da uyuşturucu kullanımıyla ilgili sorunları olması büyük bir sorun.
Bu yıl da ABD Ordusu’nun yıllık 65,000 asker alma hedefinin neredeyse dörtte bir oranında gerisinde kalması bekleniyor. Savunma Bakanlığı’nın 20 Nisan’da yaptığı basın açıklamasına göre, Deniz Kuvvetleri’nin 2023 hedefinin 6.000, Hava Kuvvetleri’nin ise 10.000 kişi altında kalması bekleniyor.
3 Ekim tarihinde ABD Ordusu Halkla İlişkiler Departmanından yapılan açıklamada, ordunun profesyonel bir işe alım ekibi oluşturacağını ve odağını yeni lise mezunlarından üniversite görmüş olanlara veya iş deneyimi olanlara kaydıracağını söyledi. Orduda işe alım görevlilerinin çoğu bu işi ‘gönüllü’ olarak yapan astsubaylardan oluşuyordu.
Kara Kuvvetleri Sekreteri Christine Wormuth NPR’ye verdiği demeçte, “Şu anda yeni işe alımlarımızın %50’si lise mezunu. Balık tutmamız gereken çok daha büyük bir havuz var,” dedi.
Ağustos ayında Matthew Weiss tarafından Seni İstemiyoruz Sam Amca: Z Kuşağı ile Asker Alma Krizinin İncelenmesi [We Don’t Want YOU, Uncle Sam: Examining the Military Recruitment Crisis with Generation Z] başlıklı bir kitap yayımlandı. WSWS’de yer alan değerlendirmeye göre, ‘genç ve hali vakti yerinde’ bir deniz subayı tarafından kaleme alınan kitap, ordunun Z kuşağını ‘kavramak için nasıl çabaladığını’ inceliyor ve genç kuşağı cezbetmek için orduda reform yapılmasına yönelik bir dizi öneri sunuyor.
Ordu, gençleri kazanmak için milyarlarca dolar harcıyor. 2018 yılında, gençlere yönelik geniş çaplı bir reklam kampanyası üretmek üzere küresel pazarlama şirketi Omnicon ile 4 milyar dolarlık bir sözleşme imzalanmıştı.
Askeri çevrelerde insan gücü açığını kapatmak için çok sayıda plan tartışılıyor. Bu planlar arasında askere alımlarda yapılacak değişikliklerin yanı sıra yapay zeka ve otonom savaş teknolojisinin yaygınlaştırılması ve kullanılması, ABD vatandaşlığı karşılığında savaşabilecek bir ‘yabancı lejyonun’ kurulması ve gazileri orduya geri dönmeye zorlamak ya da ikna etmek için yeni kuralların uygulanması yer alıyor.
Gençleri orduya çekmek için yeni yöntemler
Amerikan ordusu, süreci tersine çevirmek için özellikle liseleri ve üniversite kampüslerini hedef alıyor.
Bu yılın başlarında, ülke genelinde binlerce lise öğrencisinin yasadışı bir şekilde Genç Yedek Subay Eğitim Kolordusu (JROTC) programlarına katılmaya zorlandığı ortaya çıkmıştı.
Pentagon yönetimi, 10.000’den fazla askere alma görevlisine dağıtılan bir ordu askere alma görevlisi el kitabında şu talimatı veriyordu: “Eğer [lise] son sınıfa gelmelerini beklerseniz, muhtemelen çok geç kalmış olursunuz.”
ACLU tarafından yapılan bir araştırma ise 11 yaşından küçük öğrencilerin askere alındığını ortaya çıkardı. Georgia’da Ulusal Muhafızlar’ın, lise öğrencileri hakkında toplu bilgi toplayan cep telefonu ağlarını kullanmayı planladığı ortaya çıkmıştı. Muhafızlar, daha sonra bu verileri ‘agresif bir şekilde’ askere almak için kullanacaklardı.
Ulusal Muhafızlar, cep telefonu konum verilerini kullanarak lise öğrencilerinin yanı sıra öğretmenler ve ebeveynler gibi ‘etki merkezlerini’ de askere alma reklamlarıyla hedef almayı planlıyordu.
İlk olarak, bu planları detaylandıran federal sözleşme materyallerinin bir kopyasını elde eden The Intercept tarafından bildirilen plana göre, Ulusal Muhafızlar eyalet genelinde 67 lise çevresinde sanal çeperler (‘geofences’) oluşturacak ve bu konumların bir mil yarıçapına giren telefonları hedef alacaktı.
Yüksek öğretimde ise ROTC programlarına sahip 1.700’den fazla kolej ve üniversite bulunuyor. ABD Ordusu’nun 2016 tarihli bir raporuna göre, gençleri ordunun ROTC programına çekmek için her yıl 431 milyon dolar ödül ve burs kullanılıyor ve yaklaşık 23.700 öğrenciye ulaşılıyor.
Ordunun yeni reklamı muhafazakârları memnun etti
Öte yandan muhafazakâr yorumcular, ağırlıklı olarak beyaz erkeklerin yer aldığı yeni bir ABD Ordusu askere alma reklamının ‘15 yıllık acımasız ilerici beyin yıkamaya’ bir tepki olduğunu ve ‘kesinlikle savaşa girileceğinin’ bir işareti olduğunu iddia ettiler.
30 saniyelik reklamda bir Chinook helikopterinden atlayan ve paraşütle yere inen bir grup asker, “En büyük zaferleriniz asla tek başınıza elde edilmez,” ve “Olabildiğiniz kadar olun,” başlıklarıyla birlikte gösteriliyor. Video, X’te viral oldu ve 11,3 milyondan fazla izlendi.
Newsweek’te yer alan habere göre, muhafazakâr aktivistler daha önce de, ‘iki anne tarafından büyütüldüğünü’ ve ‘eşitlik için yürüdüğünü’ anlatan Onbaşı Emma Malonelord’un yer aldığı bir ilan da dâhil olmak üzere, ‘yeterince maço olmadığını’ düşündükleri orduya alım ilanlarına duydukları öfkeyi dile getirmişlerdi.
X’teki 1,8 milyon takipçili ‘End Wokeness’ (‘Duyarcılığa Son’) hesabı, ordunun işe alım videosunu paylaşarak, “Has…r. Yeni bir ABD Ordusu askere alma ilanı yayınlandı ve hepsi heteroseksüel beyaz erkekler. Kesinlikle savaşa gidiyoruz,” dedi.
Başka bir kullanıcı ise, “Beyaz adamlar reklamlara geri döndü. İşler ciddileşiyor,” diye yazdı.
Bu iddiaya rağmen, reklamda beyaz olmayan iki asker görülüyor. Reklamda yer alan askerlerin cinsiyeti hakkında herhangi bir bilgi verilmiyor.
2022 tarihli bir ABD askeri raporuna göre, aktif görevdeki ordu mensuplarının %68,8’i kendini ‘beyaz’ olarak bildiriyor.
Ordu, akademilerdeki boşlukları doldurmaya çalışıyor
Amerikan ordusu, askere alımlardaki kötü gidişatı engellemek için hızlı hareket etmek için bastırıyor.
Örneğin Fort Knox, Kentucky’deki sekiz haftalık Ordu Acemi Er Kursu, toplam 53 sınıfta en fazla 2.866 öğrenciyi eğitebiliyor. Fakat veriler, Eylül sonunda sona eren 2023 mali yılında sadece 1.336 mezun verdiğini gösteriyor.
Military.com’un bildirdiğine göre, astsubayların acemi okulundaki 800 sandalyeyi derhal doldurmaları için verilen ‘ani ve kaotik bir dizi emir’ son günlerde orduyu karıştırdı. Geçen pazartesi günü, 200 asker, yalnızca bir hafta önceden haber verilmesinin ardından ders vermeye başladı, fakat bazı askerlerin eğitmen olarak okula gidişleri, medyada çıkan haberler ve kısa bildirimden rahatsız olan yerel komuta zincirleri nedeniyle iptal edildi.
Ordu, askerlerini gönüllülük esasına dayanmadan askere alma birimlerine atayarak ve gönüllüleri çekmek için bir dizi teşvik sunarak askeri okulunu büyütmek istiyor.
Bir ordu sözcüsüne göre, bunun bir parçası olarak, 2024 yılında toplam sınıf sayısını 77’ye çıkararak ek 1.000 askere alım görevlisi mezun etmek üzere okulu genişletecek. Okulun süresi de iki hafta kısaltılacak.
Bu çaba ise ordu içinde tepkilere neden oldu. Bu ay astsubayları programa zorlamak için yapılan hareket, ordunun üst kademelerindeki bazı kişileri şaşırttı. Tepkiler üzerine ordu Aralık ayındaki kurslarda frene bastı ve bildirimde bulunulmayan sınıfların birçoğu Ocak ayında başlayacak şekilde değiştirildi.
Teşkilatın en üst düzey personel yetkilisi Korgeneral Douglas Stitt, ‘geçen hafta yaşanan karmaşa’ nedeniyle askerlerden ve ailelerden özür diledi.
Silikon Vadisi şirketlerinden Pentagon’a çağrı: Askeri tedarik yöntemini değiştirin
Deniz Piyadeleri ayrışıyor
New York Times’ta (NYT) yer alan bir habere göre, ABD Ordusunun birçok departmanı yeni askerleri işe alma konusunda zorlanırken, Deniz Piyadeleri (US Marines) bu konuda sorun yaşamaması ile öne çıkıyor.
Deniz Piyadeleri 30 Eylül’de hedefinin %100’üne ulaşarak asker alma yılını sonlandırdı ve gelecek yıl için yüzlerce sözleşme imzalandı. Deniz Piyadeleri bu yıl 28.900 asker alma hedefini aştı ve ayrıca subaylar ve yedekler için de hedeflerinin üzerine çıktı.
Birliğin, bunu askere alma standartlarını sıkı tutarken ve neredeyse hiç ikramiye sunmazken başarması dikkat çekiyor. Bu yılın başlarında Deniz Piyadelerinin yeni askerleri çekmek için ekstra para teklif edip etmeyeceği sorulduğunda Deniz Piyadeleri Komutanı, “Bonusunuz kendinize Denizci diyebilmenizdir. Bonusunuz budur,” demişti.
NYT’ye göre, özetle, Deniz Piyadeleri’nin pazarlama stratejisi şu şekilde işliyor: “Mali teşvikleri, Deniz Kuvvetlerine katılma onuruyla kıyaslandığında önemsiz bir şeymiş gibi göstermek. Askerlik hizmetinin sivil kariyer fırsatları için bir sıçrama tahtası olduğu fikrini bir kenara bırakın. Bunun yerine, soyut, zamansız ve elit bir şeyin parçası olma şansı vaat edin.”
Askere alımlarda yapay zeka kullanımı artacak
‘Ordu Tedarik Öncelikleri: Hazırlık ve Modernizasyonun Dengelenmesi Forumu’nda konuşan ABD Ordusu Askere Alım (USAREC) Komutanı Komutanı Tümgeneral Johnny Davis, “Bu [askere alım] verilerine dayanarak, reklamlarıma, pazarlamama, ikramiyelerime nasıl odaklanmam gerektiğini anlamam gerekiyor; tüm farklı şeyleri artık senkronize ediyoruz ve bu yüzden şu anki şeklimizi dönüştürüyoruz,” dedi.
Davis, ileriye dönük işe alım çalışmalarında yapay zeka ve makine öğrenimi gibi teknolojileri kullanmak istediğini de belirtti.
RAND raporu: TV reklamlarına daha fazla para harcayın
Bu ayın başında yayınlanan bir raporda, RAND araştırmacıları, en zor askere alma ortamlarından biriyle karşı karşıya olan ordunun televizyon reklamlarına çok daha fazla para harcaması ve askere alınanlara ikramiye ödemeye çok daha az para harcaması gerektiğini savundu.
Rapor, televizyon reklamlarına daha fazla harcama yapılmasının, daha büyük ikramiyeler sunmanın askere alma ilgisinde yaratacağı artışın neredeyse ‘on katını’ yaratabileceğini savunuyor.
Araştırmacılar, “İkramiyelerin büyük bir kısmı, daha düşük bir ikramiye tutarı karşılığında (ya da hiç ikramiye almadan) orduya katılmak isteyen acemi erlere ödeniyor,” dedi. Analizleri, ordunun yeni askerlere verdiği paranın %40 ya da 100 milyon dolar azaltılmasını ve TV reklam harcamalarının %80 ya da 22 milyon dolar artırılmasını öneriyor.
Ordunun NFL ve NCAA Southeastern Conference Football için CBS Sports ile, Pazar Gecesi Futbolu için NBC ile ortaklıkları bulunuyor.
RAND raporunda ayrıca dijital ve televizyon reklamlarının coğrafi ve demografik olarak hedefe yönelik olduğunu ve bu nedenle daha küçük ölçekte etkinliklerini denemek ve veri toplamak için iyi bir yol olduğunu belirtiliyor.
RAND’a göre, belirli bir pazarlama alanı için dijital ya da televizyon reklamlarının seviyesi çeşitlendirilebilir ve bu da askere alım kaynaklarını nereye yönlendireceğine karar veren ordu için daha az riskli olabilir.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









