Amerika
ABD, gençleri üniformaya sokamıyor: Orduya alım prosedürlerinde değişim

ABD Ordusu, özellikle Amerikan gençlerini kuruma çekmekte güçlük çektiği için orduya alım prosedürlerinde değişikliğe gitti.
Ordu, yaklaşık on yıldır askere alma hedeflerine ulaşamadı ve 2022’de %25 oranında (yaklaşık 15.000 asker) eksik kaldı. Araştırmalara göre ABD’li gençlerin sadece %23’ü askerlik yapmaya uygun ve ABD’li gençlerin sadece %9’u üniforma giymeye ilgi duyuyor. Pentagon araştırmasına göre, gençlerin aşırı kilolu olmaları veya askerliğe elverişli olmayan zihinsel veya fiziksel rahatsızlıkları ya da uyuşturucu kullanımıyla ilgili sorunları olması büyük bir sorun.
Bu yıl da ABD Ordusu’nun yıllık 65,000 asker alma hedefinin neredeyse dörtte bir oranında gerisinde kalması bekleniyor. Savunma Bakanlığı’nın 20 Nisan’da yaptığı basın açıklamasına göre, Deniz Kuvvetleri’nin 2023 hedefinin 6.000, Hava Kuvvetleri’nin ise 10.000 kişi altında kalması bekleniyor.
3 Ekim tarihinde ABD Ordusu Halkla İlişkiler Departmanından yapılan açıklamada, ordunun profesyonel bir işe alım ekibi oluşturacağını ve odağını yeni lise mezunlarından üniversite görmüş olanlara veya iş deneyimi olanlara kaydıracağını söyledi. Orduda işe alım görevlilerinin çoğu bu işi ‘gönüllü’ olarak yapan astsubaylardan oluşuyordu.
Kara Kuvvetleri Sekreteri Christine Wormuth NPR’ye verdiği demeçte, “Şu anda yeni işe alımlarımızın %50’si lise mezunu. Balık tutmamız gereken çok daha büyük bir havuz var,” dedi.
Ağustos ayında Matthew Weiss tarafından Seni İstemiyoruz Sam Amca: Z Kuşağı ile Asker Alma Krizinin İncelenmesi [We Don’t Want YOU, Uncle Sam: Examining the Military Recruitment Crisis with Generation Z] başlıklı bir kitap yayımlandı. WSWS’de yer alan değerlendirmeye göre, ‘genç ve hali vakti yerinde’ bir deniz subayı tarafından kaleme alınan kitap, ordunun Z kuşağını ‘kavramak için nasıl çabaladığını’ inceliyor ve genç kuşağı cezbetmek için orduda reform yapılmasına yönelik bir dizi öneri sunuyor.
Ordu, gençleri kazanmak için milyarlarca dolar harcıyor. 2018 yılında, gençlere yönelik geniş çaplı bir reklam kampanyası üretmek üzere küresel pazarlama şirketi Omnicon ile 4 milyar dolarlık bir sözleşme imzalanmıştı.
Askeri çevrelerde insan gücü açığını kapatmak için çok sayıda plan tartışılıyor. Bu planlar arasında askere alımlarda yapılacak değişikliklerin yanı sıra yapay zeka ve otonom savaş teknolojisinin yaygınlaştırılması ve kullanılması, ABD vatandaşlığı karşılığında savaşabilecek bir ‘yabancı lejyonun’ kurulması ve gazileri orduya geri dönmeye zorlamak ya da ikna etmek için yeni kuralların uygulanması yer alıyor.
Gençleri orduya çekmek için yeni yöntemler
Amerikan ordusu, süreci tersine çevirmek için özellikle liseleri ve üniversite kampüslerini hedef alıyor.
Bu yılın başlarında, ülke genelinde binlerce lise öğrencisinin yasadışı bir şekilde Genç Yedek Subay Eğitim Kolordusu (JROTC) programlarına katılmaya zorlandığı ortaya çıkmıştı.
Pentagon yönetimi, 10.000’den fazla askere alma görevlisine dağıtılan bir ordu askere alma görevlisi el kitabında şu talimatı veriyordu: “Eğer [lise] son sınıfa gelmelerini beklerseniz, muhtemelen çok geç kalmış olursunuz.”
ACLU tarafından yapılan bir araştırma ise 11 yaşından küçük öğrencilerin askere alındığını ortaya çıkardı. Georgia’da Ulusal Muhafızlar’ın, lise öğrencileri hakkında toplu bilgi toplayan cep telefonu ağlarını kullanmayı planladığı ortaya çıkmıştı. Muhafızlar, daha sonra bu verileri ‘agresif bir şekilde’ askere almak için kullanacaklardı.
Ulusal Muhafızlar, cep telefonu konum verilerini kullanarak lise öğrencilerinin yanı sıra öğretmenler ve ebeveynler gibi ‘etki merkezlerini’ de askere alma reklamlarıyla hedef almayı planlıyordu.
İlk olarak, bu planları detaylandıran federal sözleşme materyallerinin bir kopyasını elde eden The Intercept tarafından bildirilen plana göre, Ulusal Muhafızlar eyalet genelinde 67 lise çevresinde sanal çeperler (‘geofences’) oluşturacak ve bu konumların bir mil yarıçapına giren telefonları hedef alacaktı.
Yüksek öğretimde ise ROTC programlarına sahip 1.700’den fazla kolej ve üniversite bulunuyor. ABD Ordusu’nun 2016 tarihli bir raporuna göre, gençleri ordunun ROTC programına çekmek için her yıl 431 milyon dolar ödül ve burs kullanılıyor ve yaklaşık 23.700 öğrenciye ulaşılıyor.
Ordunun yeni reklamı muhafazakârları memnun etti
Öte yandan muhafazakâr yorumcular, ağırlıklı olarak beyaz erkeklerin yer aldığı yeni bir ABD Ordusu askere alma reklamının ‘15 yıllık acımasız ilerici beyin yıkamaya’ bir tepki olduğunu ve ‘kesinlikle savaşa girileceğinin’ bir işareti olduğunu iddia ettiler.
30 saniyelik reklamda bir Chinook helikopterinden atlayan ve paraşütle yere inen bir grup asker, “En büyük zaferleriniz asla tek başınıza elde edilmez,” ve “Olabildiğiniz kadar olun,” başlıklarıyla birlikte gösteriliyor. Video, X’te viral oldu ve 11,3 milyondan fazla izlendi.
Newsweek’te yer alan habere göre, muhafazakâr aktivistler daha önce de, ‘iki anne tarafından büyütüldüğünü’ ve ‘eşitlik için yürüdüğünü’ anlatan Onbaşı Emma Malonelord’un yer aldığı bir ilan da dâhil olmak üzere, ‘yeterince maço olmadığını’ düşündükleri orduya alım ilanlarına duydukları öfkeyi dile getirmişlerdi.
X’teki 1,8 milyon takipçili ‘End Wokeness’ (‘Duyarcılığa Son’) hesabı, ordunun işe alım videosunu paylaşarak, “Has…r. Yeni bir ABD Ordusu askere alma ilanı yayınlandı ve hepsi heteroseksüel beyaz erkekler. Kesinlikle savaşa gidiyoruz,” dedi.
Başka bir kullanıcı ise, “Beyaz adamlar reklamlara geri döndü. İşler ciddileşiyor,” diye yazdı.
Bu iddiaya rağmen, reklamda beyaz olmayan iki asker görülüyor. Reklamda yer alan askerlerin cinsiyeti hakkında herhangi bir bilgi verilmiyor.
2022 tarihli bir ABD askeri raporuna göre, aktif görevdeki ordu mensuplarının %68,8’i kendini ‘beyaz’ olarak bildiriyor.
Ordu, akademilerdeki boşlukları doldurmaya çalışıyor
Amerikan ordusu, askere alımlardaki kötü gidişatı engellemek için hızlı hareket etmek için bastırıyor.
Örneğin Fort Knox, Kentucky’deki sekiz haftalık Ordu Acemi Er Kursu, toplam 53 sınıfta en fazla 2.866 öğrenciyi eğitebiliyor. Fakat veriler, Eylül sonunda sona eren 2023 mali yılında sadece 1.336 mezun verdiğini gösteriyor.
Military.com’un bildirdiğine göre, astsubayların acemi okulundaki 800 sandalyeyi derhal doldurmaları için verilen ‘ani ve kaotik bir dizi emir’ son günlerde orduyu karıştırdı. Geçen pazartesi günü, 200 asker, yalnızca bir hafta önceden haber verilmesinin ardından ders vermeye başladı, fakat bazı askerlerin eğitmen olarak okula gidişleri, medyada çıkan haberler ve kısa bildirimden rahatsız olan yerel komuta zincirleri nedeniyle iptal edildi.
Ordu, askerlerini gönüllülük esasına dayanmadan askere alma birimlerine atayarak ve gönüllüleri çekmek için bir dizi teşvik sunarak askeri okulunu büyütmek istiyor.
Bir ordu sözcüsüne göre, bunun bir parçası olarak, 2024 yılında toplam sınıf sayısını 77’ye çıkararak ek 1.000 askere alım görevlisi mezun etmek üzere okulu genişletecek. Okulun süresi de iki hafta kısaltılacak.
Bu çaba ise ordu içinde tepkilere neden oldu. Bu ay astsubayları programa zorlamak için yapılan hareket, ordunun üst kademelerindeki bazı kişileri şaşırttı. Tepkiler üzerine ordu Aralık ayındaki kurslarda frene bastı ve bildirimde bulunulmayan sınıfların birçoğu Ocak ayında başlayacak şekilde değiştirildi.
Teşkilatın en üst düzey personel yetkilisi Korgeneral Douglas Stitt, ‘geçen hafta yaşanan karmaşa’ nedeniyle askerlerden ve ailelerden özür diledi.
Silikon Vadisi şirketlerinden Pentagon’a çağrı: Askeri tedarik yöntemini değiştirin
Deniz Piyadeleri ayrışıyor
New York Times’ta (NYT) yer alan bir habere göre, ABD Ordusunun birçok departmanı yeni askerleri işe alma konusunda zorlanırken, Deniz Piyadeleri (US Marines) bu konuda sorun yaşamaması ile öne çıkıyor.
Deniz Piyadeleri 30 Eylül’de hedefinin %100’üne ulaşarak asker alma yılını sonlandırdı ve gelecek yıl için yüzlerce sözleşme imzalandı. Deniz Piyadeleri bu yıl 28.900 asker alma hedefini aştı ve ayrıca subaylar ve yedekler için de hedeflerinin üzerine çıktı.
Birliğin, bunu askere alma standartlarını sıkı tutarken ve neredeyse hiç ikramiye sunmazken başarması dikkat çekiyor. Bu yılın başlarında Deniz Piyadelerinin yeni askerleri çekmek için ekstra para teklif edip etmeyeceği sorulduğunda Deniz Piyadeleri Komutanı, “Bonusunuz kendinize Denizci diyebilmenizdir. Bonusunuz budur,” demişti.
NYT’ye göre, özetle, Deniz Piyadeleri’nin pazarlama stratejisi şu şekilde işliyor: “Mali teşvikleri, Deniz Kuvvetlerine katılma onuruyla kıyaslandığında önemsiz bir şeymiş gibi göstermek. Askerlik hizmetinin sivil kariyer fırsatları için bir sıçrama tahtası olduğu fikrini bir kenara bırakın. Bunun yerine, soyut, zamansız ve elit bir şeyin parçası olma şansı vaat edin.”
Askere alımlarda yapay zeka kullanımı artacak
‘Ordu Tedarik Öncelikleri: Hazırlık ve Modernizasyonun Dengelenmesi Forumu’nda konuşan ABD Ordusu Askere Alım (USAREC) Komutanı Komutanı Tümgeneral Johnny Davis, “Bu [askere alım] verilerine dayanarak, reklamlarıma, pazarlamama, ikramiyelerime nasıl odaklanmam gerektiğini anlamam gerekiyor; tüm farklı şeyleri artık senkronize ediyoruz ve bu yüzden şu anki şeklimizi dönüştürüyoruz,” dedi.
Davis, ileriye dönük işe alım çalışmalarında yapay zeka ve makine öğrenimi gibi teknolojileri kullanmak istediğini de belirtti.
RAND raporu: TV reklamlarına daha fazla para harcayın
Bu ayın başında yayınlanan bir raporda, RAND araştırmacıları, en zor askere alma ortamlarından biriyle karşı karşıya olan ordunun televizyon reklamlarına çok daha fazla para harcaması ve askere alınanlara ikramiye ödemeye çok daha az para harcaması gerektiğini savundu.
Rapor, televizyon reklamlarına daha fazla harcama yapılmasının, daha büyük ikramiyeler sunmanın askere alma ilgisinde yaratacağı artışın neredeyse ‘on katını’ yaratabileceğini savunuyor.
Araştırmacılar, “İkramiyelerin büyük bir kısmı, daha düşük bir ikramiye tutarı karşılığında (ya da hiç ikramiye almadan) orduya katılmak isteyen acemi erlere ödeniyor,” dedi. Analizleri, ordunun yeni askerlere verdiği paranın %40 ya da 100 milyon dolar azaltılmasını ve TV reklam harcamalarının %80 ya da 22 milyon dolar artırılmasını öneriyor.
Ordunun NFL ve NCAA Southeastern Conference Football için CBS Sports ile, Pazar Gecesi Futbolu için NBC ile ortaklıkları bulunuyor.
RAND raporunda ayrıca dijital ve televizyon reklamlarının coğrafi ve demografik olarak hedefe yönelik olduğunu ve bu nedenle daha küçük ölçekte etkinliklerini denemek ve veri toplamak için iyi bir yol olduğunu belirtiliyor.
RAND’a göre, belirli bir pazarlama alanı için dijital ya da televizyon reklamlarının seviyesi çeşitlendirilebilir ve bu da askere alım kaynaklarını nereye yönlendireceğine karar veren ordu için daha az riskli olabilir.
Amerika
ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.
Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.
Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.
Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.
Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.
Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.
Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.
Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.
AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.
Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.
Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.
Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.
Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.
Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.
Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.
Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.
Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.
Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.
AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.
Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.
Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.
Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.
Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.
Amerika
Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.
Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.
ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.
Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.
Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.
Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.
Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”
Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.
Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.
İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.
Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.
Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu
Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.
İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.
Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.
Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.
Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.
Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.
Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.
Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.
Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında
Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.
Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.
Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.
Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.
Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.
Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.
OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.
Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.
“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”
Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.
Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.
Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.
Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.
Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.
Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.
Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.
Amerika
ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.
Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.
Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.
Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.
IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.
Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.
Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.
Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.
Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.
Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.
Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.
Yapay zeka sektörünün enerji açlığı
Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.
Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.
Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.
Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.
Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.
Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.
Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti









