Ortadoğu
ABD-İran anlaşması, İsrail’e ve Hürmüz belirsizliklerine rağmen ayakta kalabilir mi?

ABD-İran anlaşması ile ilgili verileri değerlendiren analistler, Washington’ın daha fazla taviz vermiş göründüğünü söylüyor; ancak kırılgan anlaşmanın kalıcı barışı garanti etmesini pek olası görmüyor.
ABD ile İran arasındaki anlaşma, küresel ekonomiyi sarsan savaşı ve enerji tedarikindeki aksaklıkları durdurmayı amaçlıyor. Ancak gözlemciler, anlaşmanın kalıcı bir barışı garanti edemeyecek kadar sallantılı bir zemine oturduğu uyarısında bulunuyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmek için uzun süredir beklenen mutabakat zaptını elektronik ortamda imzaladı.
Trump anlaşmayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa First Lady’si Brigitte Macron’un da katıldığı Versailles Sarayı’ndaki bir akşam yemeğinde imzaladı.
Önemli arabuluculardan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, sosyal medyada yaptığı paylaşımda “İslamabad Mutabakat Zaptı”nın derhal yürürlüğe gireceğini ve ilk adım olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı anında yeniden açacağını, ABD’nin ise “deniz ablukasını derhal kaldıracağını” belirtti.
Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırma Enstitüsü Direktörü Niu Xinchun’a göre, 14 maddelik anlaşma yüzeyde Washington’ın Tahran’dan çok daha büyük tavizler verdiği anlamına geliyor.
South China Morning Post’a konuşan Niu, “Şu anda görünen o ki ABD daha fazla taviz verdi; bunun başlıca nedeni Washington’ın kendisini savaştan kurtarmak konusunda daha çaresiz olması,” dedi.
ABD’nin çarşamba günü yayımladığı anlaşma taslağına göre mutabakat, İran açısından en kritik meselelerden bazılarını kapsıyor.
Mutabakata göre nihai bir anlaşma, ABD’nin üzerinde uzlaşılan bir takvim çerçevesinde İran’a yönelik tüm Birleşmiş Milletler yaptırımlarını ve tek taraflı yaptırımları kaldırmasını gerektirecek. Washington, en azından geçici olarak İran’ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaları kaldıracak, İran’ın dondurulan varlıklarını tamamen serbest bırakacak ve 30 gün içinde İran çevresindeki güçlerini çekecek. İran ise Hürmüz Boğazı’nda 60 gün boyunca güvenli ticari geçişi sağlayacak.
ABD, nihai anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 60 gün içinde devreye girecek İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu konusunda bölgesel ortaklarla çalışacak. Müzakereler ise karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde 60 güne kadar devam edecek.
Buna karşılık Tahran’ın çok az şeyden vazgeçmiş göründüğü belirtiliyor.
Trump, şubat sonunda savaşı başlattığında, bu adımın ana gerekçesi olarak İran’ın nükleer programını göstermişti.
Çarşamba günü yayımlanan ABD metninde, Tahran’ın nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit edeceği belirtildi. Ancak İran’ın nükleer materyallerinden vazgeçmesine veya bunları ülke dışına göndermesine yönelik bir şart yer almadı.
Tahran, 1979 Devrimi’nden bu yana bu tutumunu tutarlı biçimde sürdürdü ve nükleer silah geliştirme niyetini hiçbir zaman açıkça beyan etmedi.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin olarak mutabakat, İran’ın ticari gemiler için en az 60 gün boyunca geçiş ücretinden muaf güvenli geçiş sağlamasını öngörüyor. Ancak kalıcı bir muafiyetten söz edilmiyor.
Petrol akışlarında olası bir artışın işareti olarak, altı milyon varil ham petrol taşıyan üç Suudi süpertankeri perşembe günü Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bunlar savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen ilk Suudi mülkiyetindeki ham petrol tankerleri oldu. Bloomberg’e göre ayrıca bir Çin yakıt tankeri, Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir petrol tankeri ve Katar sıvılaştırılmış doğal gazı taşıyan bir geminin de boğazdan geçtiği tespit edildi.
Pekin’de konuşan Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, hem İran’a hem de ABD’ye, gelecekteki müzakerelerde “olumlu sonuçlar” elde etmek için “rasyonellik ve pragmatizmi” koruma çağrısı yaptı.
Fudan Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Direktör Yardımcısı Zhang Chuchu, anlaşmayı önünde “devasa belirsizlikler” bulunan “kaba bir geçici çerçeve” olarak nitelendirdi.
South China Morning Post’a konuşan Zhang, “Orta Doğu’da barış görüşmeleri ve çatışmalar aynı anda yaşanabilir. Bunun sahada nasıl işleyeceğini izlememiz gerekiyor,” diye ekledi.
Çatışmanın sona ermesinin ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının bölgeye, özellikle de Körfez ülkelerine bir ölçüde istikrar kazandıracağı yönünde yaygın bir umut var. Son aylarda bu ülkelerin enerji gelirleri darbe aldı, ekonomik güvenleri sarsıldı ve altyapıları İran füze saldırılarıyla zarar gördü.
Ancak Çinli gözlemcilere göre asıl sınav, Washington ile Tahran’ın nükleer denetim ve kapsamlı ateşkesin uygulanması gibi kritik ayrıntıları netleştirmek zorunda kalacağı 60 günlük müzakere döneminde verilecek.
Boğazın mart ayından bu yana kapalı olması, petrol, gaz ve gübre gibi hayati malların sevkiyatını aksattı; dünya genelinde fiyatları ve enflasyonu yükseltti.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin ifadeler, ABD ve İran tarafından yayımlanan metinlerde de farklılık gösteriyor. İran versiyonunda, güvenli geçiş için “yalnızca 60 gün süreyle ücretsiz” düzenlemeler yapılacağı belirtilirken, ABD metninde “yalnızca” kelimesi yer almadı.
Kritik olarak, Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürüp sürdürmeyeceği meselesi yanıtsız kalıyor.
Zhang, “ABD’nin askeri eylemlerinden önce İran zaten Hürmüz Boğazı’nı kapatmıyordu. Ancak bir çatışma turunun ardından Washington hiçbir şey kazanamadı; üstelik İran’a yönelik bazı ekonomik yaptırımları kaldırma sözü vermek zorunda kaldı,” dedi.
Washington’ın bir tavizi olarak görülebilecek şekilde, vaat edilen yaptırım hafifletmesi 2015 nükleer anlaşmasından daha ileri gidiyor gibi görünüyor. Zira ABD metni, nihai anlaşmanın parçası olarak “üzerinde mutabık kalınan bir takvim” çerçevesinde İran’a karşı “her tür yaptırımın” sona erdirilmesini taahhüt ediyor. Buna BM Güvenlik Konseyi tedbirleri ve Amerika’nın tek taraflı yaptırımları da dahil.
Trump’ın 2018’de çekildiği Obama dönemi Kapsamlı Ortak Eylem Planı ise yalnızca İran’ın nükleer programıyla bağlantılı ikincil yaptırımları kaldırmıştı.
Çarşamba günü Paris’te düzenlenen G7 zirvesi marjında Trump, “ekonomik bir felaketi” önlemek istediğini belirterek mutabakatı savundu.
Trump, 1929 borsa çöküşüne ve Büyük Buhran’a başkanlık eden eski ABD Başkanı Herbert Hoover’a benzetilmek istemediğini söyledi.
“Her zaman benzemek istemediğim kişi oydu,” diyen Trump, “Ekonomik bir felaket görmek istemedim,” ifadelerini kullandı.
Gözlemciler, nihai barış anlaşmasına ulaşmak için iki tarafın önlerindeki belirsizlikleri aşması gerektiği konusunda hemfikir.
Mutabakat, “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi” çağrısı yapsa da İsrail’in saldırılarını durduracağına dair hiçbir işaret yok.
ABD ve İran’ın anlaşmayı imzalamasından saatler sonra, perşembe günü İsrail’e ait bir insansız hava aracı Lübnan’ın güneyinde bir aracı hedef aldı. Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi de ağır yaralandı.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, pazar günü Tahran ve Washington’ın bir anlaşma imzalamasının beklendiği yönündeki haberlerin ardından, İsrail’in Trump’ın ABD-İran ateşkes anlaşmasıyla bağlı olmadığını söyledi.
İran Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü, mutabakat zaten imzalandığı için İsviçre’de resmi bir imza töreni yapılmayacağını açıkladı.
Bununla birlikte, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın liderlik edeceği iki müzakere heyeti arasında toplantı planları devam ediyor.
İsviçre Dışişleri Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ilk müzakerelerin cuma günü İsviçre’nin Bürgenstock dağ tatil beldesinde yapılmasının beklendiğini duyurdu. Bürgenstock, 2024’te Ukrayna barış zirvesine ev sahipliği yapmıştı.
Trump, Lübnan’daki saldırılar konusunda İsrail’e baskı yapmaya çalıştı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ülkesinin kuzey komşusuyla ilişkilerde “daha sorumlu olması gerektiğini” söyledi.
Trump salı günü, Hizbullah’a atıfta bulunarak, “İsrail’e, Hizbullah’la Suriye’nin ilgilenmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence onlar bunu daha iyi yapar,” dedi.
Trump, yine salı günü, Netanyahu ile “harika bir ilişki” sürdürdüğünü ekleyerek, “Anlaşmayı imzalamamızdan iki saat önce Lübnan’da, Beyrut’ta bir saldırı olmasından hoşlanmadım,” ifadelerini kullandı.
Zhang’a göre İsrail en büyük bilinmez.
Zhang, “Bu anlaşma yalnızca ABD ve İran açısından somut bir anlam taşıyor gibi görünüyor. Ancak sorun şu ki, Lübnan’a saldıran taraf en başta ABD değildi,” dedi.
“Dolayısıyla bu bir ikilem yaratıyor: İsrail Lübnan’daki eylemlerini sürdürürse, bunun sonraki müzakereleri etkileyen temel değişkenlerden biri haline gelmesi muhtemel” diye ekledi.
Ortadoğu
CNN: ABD’li komutanlar eski istihbarat uyarılarını göz ardı etti

ABD ordusundaki üst düzey komutanların, İran’daki bazı hedeflere yönelik istihbaratın yıllar öncesine dayandığı yönündeki sistem uyarılarına rağmen saldırı listelerini onayladığı bildirildi. CNN kanalına konuşan karar alma sürecine aşina kaynaklar, savaşın ilk günlerinde hızla hedef belirleme baskısı altında alınan bu kararın, Minab’da en az 168 çocuk ve 14 öğretmenin öldüğü okul saldırısına doğrudan yol açtığını kaydetti.
ABD ordusundaki üst düzey komutanların, İran’daki bazı hedeflere ilişkin istihbaratın yıllar öncesine dayandığını ve yeniden doğrulanması gerektiğini gösteren sistem uyarılarına rağmen saldırı listelerini onayladığı bildirildi.
CNN’in karar alma sürecine aşina üç kaynağa dayandırdığı haberine göre, söz konusu uyarılar savaşın ilk günlerinde hızla hedef belirleme baskısı altında “işleri çabuklaştırmak” amacıyla göz ardı edildi. Komutanların onay verdiği bu hedeflerden biri, Minab’daki bir okulun vurulmasıyla sonuçlandı.
Söz konusu askeri karar, 28 Şubat’ta Minab’daki Şecere Tayyibe Okulu’na düzenlenen ve en az 168 çocuk ile 14 öğretmenin hayatını kaybettiği saldırıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu can kaybı, saldırıyı ABD ordusunun yakın tarihindeki en ağır sivil kayıp vakalarından biri haline getiriyor.
Kaynaklara göre, istihbaratın güncelliğini yitirdiğini belirten sistem uyarı mesajları, hedef geliştirme sürecinde kullanılan veri tabanına işlenmiş durumdaydı. Bu sistemde bir noktanın saldırı listesine eklenebilmesi için üst düzey bir subayın onayı gerekiyordu. İki kaynak, üst düzey komutanların bu uyarıları görmezden gelme kararının, okulun “yanlışlıkla” vurulmasına doğrudan katkı sağladığını ifade etti.
Askeri yetkililerin, okula düzenlenen saldırıdan sonraki birkaç gün içinde hatanın eski bilgiye dayanmasından kaynaklandığını anladığı aktarıldı. Aradan aylar geçmesine rağmen Pentagon olayla ilgili soruşturma raporunu yayımlamadı.
Beyaz Saray’dan bir yetkili ise soruşturmanın sürdüğünü belirterek, “Daha önce de söylediğimiz gibi, ABD sivilleri hedef almaz” iddiasını dile getirdi.
Pentagon konuyla ilgili soruları ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) yönlendirirken, CENTCOM devam eden soruşturmayı gerekçe göstererek yorum yapmayı reddetti.
Okul ve askeri tesis aynı yerleşkede bulunuyordu
Saldırının, ABD ordusunun Şecere Tayyibe Okulu’nun yakınındaki bir Devrim Muhafızları Ordusu tesisini hedef aldığı sırada meydana geldiği bildirildi. İlk askeri soruşturma bulguları da bu yönde gerçekleşti.
Uydu görüntüleri, hedef analizindeki ihmali ortaya koyuyor. 2013 tarihli görüntüler okul ile Devrim Muhafızları üssünün aynı yerleşkede olduğunu gösterirken, 2016 tarihli görüntülerde okulun üsten bir çitle ayrıldığı ve ayrı bir giriş yapıldığı netleşiyor.
Aralık 2025 tarihli uydu görüntülerinde ise okul bahçesinde oynayan onlarca çocuk seçilebiliyor.
Saldırı, Trump’ın askeri operasyon başlatma kararının ardından askeri yetkililer ve istihbarat analistlerinin binlerce hedefi güncellemek için yoğun baskı altında çalıştığı ilk günde gerçekleşti.
Analistler, operasyon öncesinde Pentagon veri tabanındaki tüm kayıtları güncelleyemedi. Bunun sonucunda, aralarında ilkokulun yanındaki Devrim Muhafızları tesisinin de bulunduğu birçok hedefe ait kayıtlar 10 yıldan daha eski bilgilerden oluştu.
Hızlandırılmış takvim nedeniyle analistler, ilk vurulma ihtimali yüksek olan, hareketli hedefleri ve ABD güçlerine doğrudan tehdit oluşturan noktaları içeren “üst kategori” kayıtları güncellemeye öncelik verdi. Sabit tesisler ise daha düşük öncelikli kabul edildiği için okulun yakınındaki tesisin bilgileri güncellenemedi.
Kopuk veri tabanları ve personel eksikliği hatayı büyüttü
Soruşturmanın odağında Pentagon’un iki farklı hedefleme veri tabanı yer alıyor. Bunlar, 1980’lerde inşa edilen ve manuel veri girişine dayanan “MIDB” ile yapay zeka destekli yeni dijital platform “MARS” olarak biliniyor.
Her iki sistem de kullanılmadan önce bilgilerin güncellenmesi gerektiğini gösteriyordu. Ancak tamamen MARS sistemine geçiş çabalarının takvimin yıllar gerisinde kaldığı ve resmi hedefleme verilerinin hâlâ eski MIDB sistemine dayandığı belirtildi.
Bir istihbarat analistinin sahadaki değişiklikleri daha önce ayrı bir dijital araçta not ettiği, ancak bu aracın resmi hedefleme veri tabanına bağlı olmaması nedeniyle bilginin komutanlara ulaşmadığı kaydedildi. Bu kopukluğun okulun vurulmasına nasıl etki ettiği de soruşturma kapsamında inceleniyor.
Saldırının ardından Donald Trump, olaydan İran’ın sorumlu olabileceğini öne sürdü, daha sonra ise sorumluluğun hiçbir zaman belirlenemeyebileceğini savundu. Savunma Bakanı Pete Hegseth ise saldırının kapsamlı şekilde soruşturulacağını ifade ederek ABD’nin sivil kayıpları önlemek için her yolu denediğini iddia etti.
Öte yandan Hegseth döneminin başlarında yapılan kesintiler nedeniyle CENTCOM bünyesindeki Sivil Zararları Azaltma ve Müdahale (CHMR) ekiplerinin personel sıkıntısı yaşadığı aktarıldı.
Hegseth’in İran savaşı öncesinde bu programda gittiği kesintiler kapsamında, CENTCOM’daki 10 kişilik sivil zarar uzman kadrosu tek bir tam zamanlı personele düşürüldü.
Kaynaklar, personelin elinden geleni yaptığını ancak Hegseth’in bütçe ve kadro kesintileri nedeniyle yeterli kaynağa sahip olmadığını ekledi.
Ortadoğu
Necef’te Hamaney için düzenlenen cenazeye milyonlar katıldı

ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmaların başlangıcında hayatını kaybeden İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve aile üyeleri için Irak’ın Necef kentinde milyonların katılımıyla cenaze töreni düzenleniyor. Başbakan Ali Zeydi törenler nedeniyle ülkede resmi tatil ilan ederken, cenaze konvoyunun günün ilerleyen saatlerinde Kerbela’ya ulaşması bekleniyor.
ABD ve İsrail’in İran ile girdiği savaşın başlangıcında hayatını kaybeden dini lider Ali Hamaney ve aile üyeleri için düzenlenen cenaze törenleri Irak’ın Necef kentinde büyük kitlelerin katılımıyla sürüyor.
Milyonlarca kişinin katıldığı törenlerin ardından cenazelerin günün ilerleyen saatlerinde Kerbela’ya getirilmesi planlanıyor.
Irak basını, cenaze törenlerine milyonlarca Iraklının yanı sıra birçok ülkeden gelen ziyaretçilerin de katılım gösterdiğini aktardı.
El-Ahed televizyonunun haberine göre, tören başlamadan önce şafak vaktinde binlerce kişi Necef’e ulaştı. Hayatını kaybedenlerin naaşları İmam Ali Türbesi’ne getirildi ve burada omuzlarda taşınarak tören düzenlendi.
Massive Crowds in Najaf Bid Farewell to Martyred Leader
Huge crowds of Iraqi devotees accompanied the pure body of the martyred Leader of Islamic Revolution, Grand Ayatollah Seyed Ali Khamenei on Wednesday. pic.twitter.com/dctFDZgoOp
— Tasnim News Agency (@Tasnimnews_EN) July 8, 2026
Tabutların türbe etrafında döndürülmesinin ardından cenaze namazı kılındı. Yas tutan kalabalıklar tabutları taşırken dini sloganlar attı, mersiyeler okudu ve İran halkıyla dayanışma mesajları paylaştı. Necef Uluslararası Havalimanı ve çevresindeki alanlar da dualara ve anma merasimlerine katılan kalabalıklarla doldu.
Açıklanan resmi programa göre Necef’teki törenlerin tamamlanmasının ardından cenaze konvoyu bugün ilerleyen saatlerde Kerbela kentine geçecek. Irak Başbakanı Ali Zeydi, cenaze törenleri nedeniyle bugün ülke genelinde resmi tatil ilan edildiğini duyurdu.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, cenaze merasimleri öncesinde Necef Uluslararası Havalimanı’nda Hamaney için düzenlenen resmi karşılama törenine katıldı.
Törenlerin bölgesel takvimi
Hamaney için düzenlenen törenler cuma günü, naaşının Tahran’daki İmam Humeyni Musallası’nda halkın ziyaretine açılmasıyla başladı. Yabancı devlet temsilcileri ve dini otoriteler bu alanda taziyelerini sundu. Tören programı cumartesi günü halka açık veda merasimiyle, pazar günü ise dualarla devam etti.
Pazartesi günü milyonlarca kişi, cenaze konvoyunun başkentten geçişi sırasında Tahran sokaklarında toplandı. Salı günü ise kalabalıklar cenaze namazı için Kum kentindeki Cemkeran Camii’nde bir araya geldi.
Son cenaze merasimlerinin yarın İran’ın kuzeydoğusunda yer alan Meşhed kentinde yapılması planlanıyor. Hamaney, vasiyeti doğrultusunda, Şiilerin sekizinci imamı olan İmam Rıza’nın türbesine defnedilecek.
Ortadoğu
BAE, İsrail ile Ürdün arasındaki su krizini çözmek için üçlü zirve önerdi

İsrail’in Ürdün’e sağladığı ek su tahsisini yenilemeyi reddetmesi iki ülke arasında diplomatik krize yol açtı. Birleşik Arap Emirlikleri, gerilimi düşürmek ve yeni bir su-enerji anlaşması müzakere etmek amacıyla Abu Dabi’de üçlü bir zirve düzenlenmesini önerdi.
İsrail’in Ürdün’e sağladığı ilave su tahsisini yenilemeyi reddetmesi iki ülke arasında diplomatik kriz oluşturdu. İsrail basınına göre Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), iki ülke arasında derinleşen bu su krizini çözmek ve yeni bir bölgesel su-enerji anlaşmasını müzakere etmek amacıyla Abu Dabi’de üçlü bir zirve düzenlenmesini önerdi.
Önerilen zirvede, İsrail’in Ürdün’e yeniden ilave su satmasını güvence altına alacak resmi bir anlaşmanın yapılması hedefleniyor. Girişimin bir diğer amacını ise iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi oluşturuyor. İsrail ve Ürdün, 2023 yılının sonundan bu yana karşılıklı olarak büyükelçi bulundurmuyor.
Su krizinin temelini, 2021 yılında yapılan ek anlaşmanın yenilenmemesi oluşturuyor. Bu düzenleme kapsamında İsrail, Ürdün’e üç yıl boyunca, 1994 barış anlaşmasında öngörülen miktara ek olarak yılda 50 milyon metreküp su sağlamayı kabul etmişti. 1994 tarihli İsrail-Ürdün barış anlaşması uyarınca İsrail, her yıl Ürdün’e 50 milyon metreküp su sağlamakla yükümlü bulunuyor. 2021 anlaşmasıyla Ürdün’ün İsrail’den aldığı yıllık su miktarı 50 milyon metreküpten 100 milyon metreküpe çıkmıştı.
Ürdün, bu ek düzenlemenin beş yıl daha uzatılmasını ve ilave su miktarının yılda 80 milyon metreküpe çıkarılmasını talep etti. Bu talep kabul edilseydi İsrail’in Ürdün’e sağlayacağı toplam yıllık su miktarı 130 milyon metreküpe ulaşacaktı. Ancak İsrail, 1994 barış anlaşmasından doğan 50 milyon metreküplük yükümlülüğünü sürdürürken, 2021’deki ek su düzenlemesini yenilemeyi reddetti.
Ürdün sekiz aydır ek sudan yararlanamıyor
Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, ek su düzenlemesini daha önce altı aylık dönemler halinde uzattı. Bu uzatmalarda ABD’nin baskısı ve Ürdün’ün İran’a ait insansız hava araçlarını (İHA) engellemedeki rolü etkili oldu. Ancak Cohen, düzenlemenin Kasım 2025’te sona ermesine izin verdi. Bu nedenle Ürdün, sekiz aydır barış anlaşmasında öngörülen miktarın üzerindeki ilave suyu alamıyor.
Yedioth Ahronoth gazetesine konuşan ve ismi açıklanmayan bir İsrailli yetkili, İsrail’in barış anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ancak bunun ötesinde su sağlamak zorunda olmadığını ifade etti. Yetkili, ilave su tahsisinin iki ülke arasındaki iyi niyete bağlı olduğunu belirtti. İsrailli yetkililer ayrıca 2025 yılının son yüzyılın en kurak yıllarından biri olduğunu, bu durumun İsrail’i özellikle tarım alanında kendi iç su ihtiyacına öncelik vermeye zorladığını ileri sürdü.
Amman yönetiminde karara yönelik tepki yükseliyor
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre Ürdün, İsrail’in genişletilmiş su düzenlemesini yenilemeyi reddetmesine tepki gösteriyor. Habere göre İsrail, ilave su tedarikinin yeniden başlamasını Amman’ın Tel Aviv’e yönelik eleştirel tutumunu yumuşatmasına ve tam diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesine bağlıyor.
KAN’a konuşan Ürdün Kraliyet Divanı’na yakın bir kaynak, su meselesinin kendileri için çok önemli olduğunu ve barış anlaşmasının bir parçasını oluşturduğunu kaydetti.
Sınır hattındaki yeni yerleşim planı
İki ülke arasındaki diplomatik gerilim, İsrail Savunma Bakanlığı’nın Ürdün sınırı boyunca yaklaşık 40 yerleşim noktası kurulmasına yönelik planları ilerletmek amacıyla Doğu Bölgesi Direktörlüğü adlı yeni bir yapı oluşturduğu döneme denk geliyor. Planın silahlı yerleşimciler tarafından destekleneceği bildiriliyor. Söz konusu yerleşim hattı, kuzeydeki Tzemach kavşağından güneydeki Hevel Eilot bölgesine kadar uzanıyor ve işgal altındaki Batı Şeria’dan geçiyor.
İsrail Savunma Bakanlığı Genel Direktörü Amir Baram, girişimin bölgede devlet faaliyetlerini koordine etmeyi amaçladığını ifade etti. Baram, doğudan gelebilecek potansiyel tehdit gerekçesini öne sürerek çok katmanlı bir sınır savunma sistemine yatırım yapıldığını söyledi.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını1 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek









