Ortadoğu
ABD-İran anlaşması, İsrail’e ve Hürmüz belirsizliklerine rağmen ayakta kalabilir mi?

ABD-İran anlaşması ile ilgili verileri değerlendiren analistler, Washington’ın daha fazla taviz vermiş göründüğünü söylüyor; ancak kırılgan anlaşmanın kalıcı barışı garanti etmesini pek olası görmüyor.
ABD ile İran arasındaki anlaşma, küresel ekonomiyi sarsan savaşı ve enerji tedarikindeki aksaklıkları durdurmayı amaçlıyor. Ancak gözlemciler, anlaşmanın kalıcı bir barışı garanti edemeyecek kadar sallantılı bir zemine oturduğu uyarısında bulunuyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmek için uzun süredir beklenen mutabakat zaptını elektronik ortamda imzaladı.
Trump anlaşmayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa First Lady’si Brigitte Macron’un da katıldığı Versailles Sarayı’ndaki bir akşam yemeğinde imzaladı.
Önemli arabuluculardan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, sosyal medyada yaptığı paylaşımda “İslamabad Mutabakat Zaptı”nın derhal yürürlüğe gireceğini ve ilk adım olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı anında yeniden açacağını, ABD’nin ise “deniz ablukasını derhal kaldıracağını” belirtti.
Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırma Enstitüsü Direktörü Niu Xinchun’a göre, 14 maddelik anlaşma yüzeyde Washington’ın Tahran’dan çok daha büyük tavizler verdiği anlamına geliyor.
South China Morning Post’a konuşan Niu, “Şu anda görünen o ki ABD daha fazla taviz verdi; bunun başlıca nedeni Washington’ın kendisini savaştan kurtarmak konusunda daha çaresiz olması,” dedi.
ABD’nin çarşamba günü yayımladığı anlaşma taslağına göre mutabakat, İran açısından en kritik meselelerden bazılarını kapsıyor.
Mutabakata göre nihai bir anlaşma, ABD’nin üzerinde uzlaşılan bir takvim çerçevesinde İran’a yönelik tüm Birleşmiş Milletler yaptırımlarını ve tek taraflı yaptırımları kaldırmasını gerektirecek. Washington, en azından geçici olarak İran’ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaları kaldıracak, İran’ın dondurulan varlıklarını tamamen serbest bırakacak ve 30 gün içinde İran çevresindeki güçlerini çekecek. İran ise Hürmüz Boğazı’nda 60 gün boyunca güvenli ticari geçişi sağlayacak.
ABD, nihai anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 60 gün içinde devreye girecek İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu konusunda bölgesel ortaklarla çalışacak. Müzakereler ise karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde 60 güne kadar devam edecek.
Buna karşılık Tahran’ın çok az şeyden vazgeçmiş göründüğü belirtiliyor.
Trump, şubat sonunda savaşı başlattığında, bu adımın ana gerekçesi olarak İran’ın nükleer programını göstermişti.
Çarşamba günü yayımlanan ABD metninde, Tahran’ın nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit edeceği belirtildi. Ancak İran’ın nükleer materyallerinden vazgeçmesine veya bunları ülke dışına göndermesine yönelik bir şart yer almadı.
Tahran, 1979 Devrimi’nden bu yana bu tutumunu tutarlı biçimde sürdürdü ve nükleer silah geliştirme niyetini hiçbir zaman açıkça beyan etmedi.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin olarak mutabakat, İran’ın ticari gemiler için en az 60 gün boyunca geçiş ücretinden muaf güvenli geçiş sağlamasını öngörüyor. Ancak kalıcı bir muafiyetten söz edilmiyor.
Petrol akışlarında olası bir artışın işareti olarak, altı milyon varil ham petrol taşıyan üç Suudi süpertankeri perşembe günü Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bunlar savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen ilk Suudi mülkiyetindeki ham petrol tankerleri oldu. Bloomberg’e göre ayrıca bir Çin yakıt tankeri, Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir petrol tankeri ve Katar sıvılaştırılmış doğal gazı taşıyan bir geminin de boğazdan geçtiği tespit edildi.
Pekin’de konuşan Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, hem İran’a hem de ABD’ye, gelecekteki müzakerelerde “olumlu sonuçlar” elde etmek için “rasyonellik ve pragmatizmi” koruma çağrısı yaptı.
Fudan Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Direktör Yardımcısı Zhang Chuchu, anlaşmayı önünde “devasa belirsizlikler” bulunan “kaba bir geçici çerçeve” olarak nitelendirdi.
South China Morning Post’a konuşan Zhang, “Orta Doğu’da barış görüşmeleri ve çatışmalar aynı anda yaşanabilir. Bunun sahada nasıl işleyeceğini izlememiz gerekiyor,” diye ekledi.
Çatışmanın sona ermesinin ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının bölgeye, özellikle de Körfez ülkelerine bir ölçüde istikrar kazandıracağı yönünde yaygın bir umut var. Son aylarda bu ülkelerin enerji gelirleri darbe aldı, ekonomik güvenleri sarsıldı ve altyapıları İran füze saldırılarıyla zarar gördü.
Ancak Çinli gözlemcilere göre asıl sınav, Washington ile Tahran’ın nükleer denetim ve kapsamlı ateşkesin uygulanması gibi kritik ayrıntıları netleştirmek zorunda kalacağı 60 günlük müzakere döneminde verilecek.
Boğazın mart ayından bu yana kapalı olması, petrol, gaz ve gübre gibi hayati malların sevkiyatını aksattı; dünya genelinde fiyatları ve enflasyonu yükseltti.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin ifadeler, ABD ve İran tarafından yayımlanan metinlerde de farklılık gösteriyor. İran versiyonunda, güvenli geçiş için “yalnızca 60 gün süreyle ücretsiz” düzenlemeler yapılacağı belirtilirken, ABD metninde “yalnızca” kelimesi yer almadı.
Kritik olarak, Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürüp sürdürmeyeceği meselesi yanıtsız kalıyor.
Zhang, “ABD’nin askeri eylemlerinden önce İran zaten Hürmüz Boğazı’nı kapatmıyordu. Ancak bir çatışma turunun ardından Washington hiçbir şey kazanamadı; üstelik İran’a yönelik bazı ekonomik yaptırımları kaldırma sözü vermek zorunda kaldı,” dedi.
Washington’ın bir tavizi olarak görülebilecek şekilde, vaat edilen yaptırım hafifletmesi 2015 nükleer anlaşmasından daha ileri gidiyor gibi görünüyor. Zira ABD metni, nihai anlaşmanın parçası olarak “üzerinde mutabık kalınan bir takvim” çerçevesinde İran’a karşı “her tür yaptırımın” sona erdirilmesini taahhüt ediyor. Buna BM Güvenlik Konseyi tedbirleri ve Amerika’nın tek taraflı yaptırımları da dahil.
Trump’ın 2018’de çekildiği Obama dönemi Kapsamlı Ortak Eylem Planı ise yalnızca İran’ın nükleer programıyla bağlantılı ikincil yaptırımları kaldırmıştı.
Çarşamba günü Paris’te düzenlenen G7 zirvesi marjında Trump, “ekonomik bir felaketi” önlemek istediğini belirterek mutabakatı savundu.
Trump, 1929 borsa çöküşüne ve Büyük Buhran’a başkanlık eden eski ABD Başkanı Herbert Hoover’a benzetilmek istemediğini söyledi.
“Her zaman benzemek istemediğim kişi oydu,” diyen Trump, “Ekonomik bir felaket görmek istemedim,” ifadelerini kullandı.
Gözlemciler, nihai barış anlaşmasına ulaşmak için iki tarafın önlerindeki belirsizlikleri aşması gerektiği konusunda hemfikir.
Mutabakat, “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi” çağrısı yapsa da İsrail’in saldırılarını durduracağına dair hiçbir işaret yok.
ABD ve İran’ın anlaşmayı imzalamasından saatler sonra, perşembe günü İsrail’e ait bir insansız hava aracı Lübnan’ın güneyinde bir aracı hedef aldı. Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi de ağır yaralandı.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, pazar günü Tahran ve Washington’ın bir anlaşma imzalamasının beklendiği yönündeki haberlerin ardından, İsrail’in Trump’ın ABD-İran ateşkes anlaşmasıyla bağlı olmadığını söyledi.
İran Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü, mutabakat zaten imzalandığı için İsviçre’de resmi bir imza töreni yapılmayacağını açıkladı.
Bununla birlikte, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın liderlik edeceği iki müzakere heyeti arasında toplantı planları devam ediyor.
İsviçre Dışişleri Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ilk müzakerelerin cuma günü İsviçre’nin Bürgenstock dağ tatil beldesinde yapılmasının beklendiğini duyurdu. Bürgenstock, 2024’te Ukrayna barış zirvesine ev sahipliği yapmıştı.
Trump, Lübnan’daki saldırılar konusunda İsrail’e baskı yapmaya çalıştı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ülkesinin kuzey komşusuyla ilişkilerde “daha sorumlu olması gerektiğini” söyledi.
Trump salı günü, Hizbullah’a atıfta bulunarak, “İsrail’e, Hizbullah’la Suriye’nin ilgilenmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence onlar bunu daha iyi yapar,” dedi.
Trump, yine salı günü, Netanyahu ile “harika bir ilişki” sürdürdüğünü ekleyerek, “Anlaşmayı imzalamamızdan iki saat önce Lübnan’da, Beyrut’ta bir saldırı olmasından hoşlanmadım,” ifadelerini kullandı.
Zhang’a göre İsrail en büyük bilinmez.
Zhang, “Bu anlaşma yalnızca ABD ve İran açısından somut bir anlam taşıyor gibi görünüyor. Ancak sorun şu ki, Lübnan’a saldıran taraf en başta ABD değildi,” dedi.
“Dolayısıyla bu bir ikilem yaratıyor: İsrail Lübnan’daki eylemlerini sürdürürse, bunun sonraki müzakereleri etkileyen temel değişkenlerden biri haline gelmesi muhtemel” diye ekledi.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek










