Ortadoğu
ABD-İran anlaşması, İsrail’e ve Hürmüz belirsizliklerine rağmen ayakta kalabilir mi?

ABD-İran anlaşması ile ilgili verileri değerlendiren analistler, Washington’ın daha fazla taviz vermiş göründüğünü söylüyor; ancak kırılgan anlaşmanın kalıcı barışı garanti etmesini pek olası görmüyor.
ABD ile İran arasındaki anlaşma, küresel ekonomiyi sarsan savaşı ve enerji tedarikindeki aksaklıkları durdurmayı amaçlıyor. Ancak gözlemciler, anlaşmanın kalıcı bir barışı garanti edemeyecek kadar sallantılı bir zemine oturduğu uyarısında bulunuyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmek için uzun süredir beklenen mutabakat zaptını elektronik ortamda imzaladı.
Trump anlaşmayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa First Lady’si Brigitte Macron’un da katıldığı Versailles Sarayı’ndaki bir akşam yemeğinde imzaladı.
Önemli arabuluculardan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, sosyal medyada yaptığı paylaşımda “İslamabad Mutabakat Zaptı”nın derhal yürürlüğe gireceğini ve ilk adım olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı anında yeniden açacağını, ABD’nin ise “deniz ablukasını derhal kaldıracağını” belirtti.
Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırma Enstitüsü Direktörü Niu Xinchun’a göre, 14 maddelik anlaşma yüzeyde Washington’ın Tahran’dan çok daha büyük tavizler verdiği anlamına geliyor.
South China Morning Post’a konuşan Niu, “Şu anda görünen o ki ABD daha fazla taviz verdi; bunun başlıca nedeni Washington’ın kendisini savaştan kurtarmak konusunda daha çaresiz olması,” dedi.
ABD’nin çarşamba günü yayımladığı anlaşma taslağına göre mutabakat, İran açısından en kritik meselelerden bazılarını kapsıyor.
Mutabakata göre nihai bir anlaşma, ABD’nin üzerinde uzlaşılan bir takvim çerçevesinde İran’a yönelik tüm Birleşmiş Milletler yaptırımlarını ve tek taraflı yaptırımları kaldırmasını gerektirecek. Washington, en azından geçici olarak İran’ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaları kaldıracak, İran’ın dondurulan varlıklarını tamamen serbest bırakacak ve 30 gün içinde İran çevresindeki güçlerini çekecek. İran ise Hürmüz Boğazı’nda 60 gün boyunca güvenli ticari geçişi sağlayacak.
ABD, nihai anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 60 gün içinde devreye girecek İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu konusunda bölgesel ortaklarla çalışacak. Müzakereler ise karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde 60 güne kadar devam edecek.
Buna karşılık Tahran’ın çok az şeyden vazgeçmiş göründüğü belirtiliyor.
Trump, şubat sonunda savaşı başlattığında, bu adımın ana gerekçesi olarak İran’ın nükleer programını göstermişti.
Çarşamba günü yayımlanan ABD metninde, Tahran’ın nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit edeceği belirtildi. Ancak İran’ın nükleer materyallerinden vazgeçmesine veya bunları ülke dışına göndermesine yönelik bir şart yer almadı.
Tahran, 1979 Devrimi’nden bu yana bu tutumunu tutarlı biçimde sürdürdü ve nükleer silah geliştirme niyetini hiçbir zaman açıkça beyan etmedi.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin olarak mutabakat, İran’ın ticari gemiler için en az 60 gün boyunca geçiş ücretinden muaf güvenli geçiş sağlamasını öngörüyor. Ancak kalıcı bir muafiyetten söz edilmiyor.
Petrol akışlarında olası bir artışın işareti olarak, altı milyon varil ham petrol taşıyan üç Suudi süpertankeri perşembe günü Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bunlar savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen ilk Suudi mülkiyetindeki ham petrol tankerleri oldu. Bloomberg’e göre ayrıca bir Çin yakıt tankeri, Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir petrol tankeri ve Katar sıvılaştırılmış doğal gazı taşıyan bir geminin de boğazdan geçtiği tespit edildi.
Pekin’de konuşan Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, hem İran’a hem de ABD’ye, gelecekteki müzakerelerde “olumlu sonuçlar” elde etmek için “rasyonellik ve pragmatizmi” koruma çağrısı yaptı.
Fudan Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Direktör Yardımcısı Zhang Chuchu, anlaşmayı önünde “devasa belirsizlikler” bulunan “kaba bir geçici çerçeve” olarak nitelendirdi.
South China Morning Post’a konuşan Zhang, “Orta Doğu’da barış görüşmeleri ve çatışmalar aynı anda yaşanabilir. Bunun sahada nasıl işleyeceğini izlememiz gerekiyor,” diye ekledi.
Çatışmanın sona ermesinin ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının bölgeye, özellikle de Körfez ülkelerine bir ölçüde istikrar kazandıracağı yönünde yaygın bir umut var. Son aylarda bu ülkelerin enerji gelirleri darbe aldı, ekonomik güvenleri sarsıldı ve altyapıları İran füze saldırılarıyla zarar gördü.
Ancak Çinli gözlemcilere göre asıl sınav, Washington ile Tahran’ın nükleer denetim ve kapsamlı ateşkesin uygulanması gibi kritik ayrıntıları netleştirmek zorunda kalacağı 60 günlük müzakere döneminde verilecek.
Boğazın mart ayından bu yana kapalı olması, petrol, gaz ve gübre gibi hayati malların sevkiyatını aksattı; dünya genelinde fiyatları ve enflasyonu yükseltti.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin ifadeler, ABD ve İran tarafından yayımlanan metinlerde de farklılık gösteriyor. İran versiyonunda, güvenli geçiş için “yalnızca 60 gün süreyle ücretsiz” düzenlemeler yapılacağı belirtilirken, ABD metninde “yalnızca” kelimesi yer almadı.
Kritik olarak, Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürüp sürdürmeyeceği meselesi yanıtsız kalıyor.
Zhang, “ABD’nin askeri eylemlerinden önce İran zaten Hürmüz Boğazı’nı kapatmıyordu. Ancak bir çatışma turunun ardından Washington hiçbir şey kazanamadı; üstelik İran’a yönelik bazı ekonomik yaptırımları kaldırma sözü vermek zorunda kaldı,” dedi.
Washington’ın bir tavizi olarak görülebilecek şekilde, vaat edilen yaptırım hafifletmesi 2015 nükleer anlaşmasından daha ileri gidiyor gibi görünüyor. Zira ABD metni, nihai anlaşmanın parçası olarak “üzerinde mutabık kalınan bir takvim” çerçevesinde İran’a karşı “her tür yaptırımın” sona erdirilmesini taahhüt ediyor. Buna BM Güvenlik Konseyi tedbirleri ve Amerika’nın tek taraflı yaptırımları da dahil.
Trump’ın 2018’de çekildiği Obama dönemi Kapsamlı Ortak Eylem Planı ise yalnızca İran’ın nükleer programıyla bağlantılı ikincil yaptırımları kaldırmıştı.
Çarşamba günü Paris’te düzenlenen G7 zirvesi marjında Trump, “ekonomik bir felaketi” önlemek istediğini belirterek mutabakatı savundu.
Trump, 1929 borsa çöküşüne ve Büyük Buhran’a başkanlık eden eski ABD Başkanı Herbert Hoover’a benzetilmek istemediğini söyledi.
“Her zaman benzemek istemediğim kişi oydu,” diyen Trump, “Ekonomik bir felaket görmek istemedim,” ifadelerini kullandı.
Gözlemciler, nihai barış anlaşmasına ulaşmak için iki tarafın önlerindeki belirsizlikleri aşması gerektiği konusunda hemfikir.
Mutabakat, “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi” çağrısı yapsa da İsrail’in saldırılarını durduracağına dair hiçbir işaret yok.
ABD ve İran’ın anlaşmayı imzalamasından saatler sonra, perşembe günü İsrail’e ait bir insansız hava aracı Lübnan’ın güneyinde bir aracı hedef aldı. Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi de ağır yaralandı.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, pazar günü Tahran ve Washington’ın bir anlaşma imzalamasının beklendiği yönündeki haberlerin ardından, İsrail’in Trump’ın ABD-İran ateşkes anlaşmasıyla bağlı olmadığını söyledi.
İran Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü, mutabakat zaten imzalandığı için İsviçre’de resmi bir imza töreni yapılmayacağını açıkladı.
Bununla birlikte, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın liderlik edeceği iki müzakere heyeti arasında toplantı planları devam ediyor.
İsviçre Dışişleri Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ilk müzakerelerin cuma günü İsviçre’nin Bürgenstock dağ tatil beldesinde yapılmasının beklendiğini duyurdu. Bürgenstock, 2024’te Ukrayna barış zirvesine ev sahipliği yapmıştı.
Trump, Lübnan’daki saldırılar konusunda İsrail’e baskı yapmaya çalıştı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ülkesinin kuzey komşusuyla ilişkilerde “daha sorumlu olması gerektiğini” söyledi.
Trump salı günü, Hizbullah’a atıfta bulunarak, “İsrail’e, Hizbullah’la Suriye’nin ilgilenmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence onlar bunu daha iyi yapar,” dedi.
Trump, yine salı günü, Netanyahu ile “harika bir ilişki” sürdürdüğünü ekleyerek, “Anlaşmayı imzalamamızdan iki saat önce Lübnan’da, Beyrut’ta bir saldırı olmasından hoşlanmadım,” ifadelerini kullandı.
Zhang’a göre İsrail en büyük bilinmez.
Zhang, “Bu anlaşma yalnızca ABD ve İran açısından somut bir anlam taşıyor gibi görünüyor. Ancak sorun şu ki, Lübnan’a saldıran taraf en başta ABD değildi,” dedi.
“Dolayısıyla bu bir ikilem yaratıyor: İsrail Lübnan’daki eylemlerini sürdürürse, bunun sonraki müzakereleri etkileyen temel değişkenlerden biri haline gelmesi muhtemel” diye ekledi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Ortadoğu
AB’den FIFA’ya tepki

FIFA’nın bazı bölümlerinin satılmasına yönelik planlara AB tepki gösterdi ve “soruşturma” yapılacağı açıklandı.
AB Spor Komiseri Glenn Micallef, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, FIFA içindeki azınlık hisselerinin açık artırmaya çıkarılmasına yönelik önerilerin, AB rekabet kurallarını ihlal etme potansiyeli taşıdığını ve dünyanın en popüler sporu olan futbolun geleceğini tehlikeye attığını savundu.
“Bu beyzbol değil,” diyen Micallef, FIFA’ya futbolun Avrupa kökenlerini hatırlatarak şöyle devam etti:
“FIFA her türlü ticari fırsatı sömürse de, Dünya Kupası hâlâ gezegendeki en büyük spor turnuvası. Ama artık yeter. Futbolun durmak bilmeyen ticarileştirilmesi zararlı hale geldi. Bu durum, futbolu dünyanın en popüler sporu yapan unsurları tehdit ediyor.”
FIFA, Dünya Kupası’nın ticari haklarını özel yatırımcılara satmayı planlıyor
Donald Trump’ın müdahalesinin ardından FIFA’nın Dünya Kupası sırasında bir kırmızı kart kararını iptal etme kararının yol açtığı tartışmanın ardından Micallef, bu son hamlenin “yönetişim, bağımsızlık ve çıkar çatışmaları konusunda derin sorular ortaya attığını” söyledi.
Komiser, “FIFA’nın düzenleyici yetkileri özel kuruluşların mali çıkarlarıyla örtüştüğünde özellikle endişe duyuluyor,” dedi.
Komiser, FIFA’yı sınırlandırmaya yönelik AB Adalet Divanı’nın (AAD) önceki kararına atıfta bulunarak, Brüksel’in gelişmeleri yakından takip ettiğini belirtti:
“AAD’nin tutarlı bir şekilde kabul ettiği üzere, spor kuralları iktisadi etkiler doğurduğu durumlarda AB hukukuna tabidir. Antlaşmalar kapsamındaki yetkileri çerçevesinde, Avrupa Komisyonu bu önerileri dikkatle inceleyecektir.”
UEFA bünyesindeki Avrupa futbol ülkeleri, FIFA’nın dış yatırımla yeni bir ticari şirket kurma girişimine karşı çıkmak üzere bu hafta sanal ortamda acil bir toplantı düzenleyecek.
Ortadoğu
Yemen güçleri Saada semalarında Suudi Arabistan’a ait Vestel Karayel İHA’sını vurdu

Yemen Silahlı Kuvvetleri, ülkenin kuzeyindeki Saada vilayeti semalarında düşmanca faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle Suudi Arabistan’a ait Türk yapımı Karayel keşif İHA’sını vurduğunu ilan etti. Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Dayfullah eş-Şami, Suudi Arabistan’ın uyguladığı abluka tamamen kaldırılıncaya kadar misilleme harekâtının kararlılıkla devam edeceğini duyurdu.
Ensarullah’a bağlı Yemen Silahlı Kuvvetleri, ülkenin kuzey sınırında yer alan Saada vilayeti üzerinde Suudi Arabistan Hava Kuvvetlerine ait Türk yapımı Karayel tipi bir keşif insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı.
Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Yahya Seri, hava savunma birliklerinin Saada semalarında tespit ettiği araca uygun bir silah sistemiyle müdahale ettiğini bildirdi.
Seri, insansız hava aracının bölgede düşmanca faaliyetler yürüttüğü sırada hedef alındığını belirterek, Yemen ordusunun ülke egemenliğini koruma kararlılığını sürdüreceğini ve her türlü hava ihlaline karşı meşru müdafaa hakkını kullanacağını kaydetti.
Saada semalarında düşürülen altıncı Karayel
Düşürülen aracın, Türkiye merkezli Vestel Savunma şirketi tarafından tasarlanıp üretilen keşif ve silahlı insansız hava aracı modeli Karayel olduğu aktarıldı.
Yemen yerel basını, Suudi Arabistan liderliğindeki askeri koalisyonun Yemen’deki operasyonlarda bu araçları uzun süredir kullandığını ve hava savunma birliklerinin bugüne kadar aynı tipte beş İHA’yı daha imha ettiğini kaydetti.
Başkent Sana’nın yaklaşık 243 kilometre kuzeyinde bulunan dağlık Saada bölgesi, koalisyon güçlerinin hava saldırılarına en sık maruz kalan alanlar arasında yer alıyor.
Askeri kanadın İHA açıklamasının ardından Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Dayfullah eş-Şami de bölgedeki son duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Lübnan merkezli El-Meyadin televizyonuna konuşan Şami, Sana yönetiminin Suudi Arabistan tarafından uygulanan ablukayı kırmak amacıyla askeri operasyon başlattığını ve Yemen halkı haklarını tam olarak alana kadar bu adımların süreceğini ifade etti.
Suudi Arabistan’ın milyonlarca Yemenli üzerinde vesayet kurma arayışında olduğunu savunan Şami, Sana hükümetinin tüm seçenekleri masada tuttuğunu ve şimdiye kadar icra edilen operasyonların Riyad’ı çözüme zorlamaya dönük birer uyarı niteliği taşıdığını belirtti.
Ateşkes ihlali ve karşılıklı misillemeler
Son askeri temaslar, Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki gerilimin yeniden tırmandığı bir süreçte gerçekleşti. Suudi Arabistan güçlerinin 13 Temmuz tarihinde Sana Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan hava saldırısı düzenlediği bildirildi.
Yemen yönetimi, bu saldırının dört yıldır yürürlükte bulunan ateşkes şartlarını doğrudan ihlal ettiğini kaydederek misilleme harekâtını yeniden devreye soktu.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, takip eden günlerde Suudi Arabistan topraklarındaki Abha Uluslararası Havalimanı dahil olmak üzere birden fazla stratejik noktaya yanıt operasyonları düzenlediğini açıkladı.
Ensarullah yönetimi son olarak geçen pazartesi günü “ablukaya karşı abluka” stratejisini yürürlüğe koyduğunu ilan ederek Babülmendep Boğazı üzerinden gerçekleşen Suudi deniz seyrüseferine yaptırım uygulanacağını duyurdu.
Riyad yönetimine Irak suçlaması tepkisi
Ensarullah yetkilisi Şami, Suudi Arabistan’ın Yemen’de sürdürdüğü 12 yıllık askeri varlığın ve uyguladığı ablukanın getirdiği sorumluluklardan kaçmaya çalıştığını dile getirdi.
Riyad yönetiminin sahada yerel müttefiklerine dayandığını ya da yaşanan saldırılardan Irak gibi komşu ülkeleri sorumlu tuttuğunu belirten Şami, Suudi yetkililerin İHA saldırılarında Irak’ı işaret etmesinin kendi askeri başarısızlıklarını gizleme amacına hizmet ettiğini söyledi.
Yemen’in icra ettiği tüm askeri operasyonları resmi kanallar üzerinden şeffaf şekilde kamuoyuna duyurduğunu ekleyen Şami, Sana yönetiminin askeri kapasitesini ve eylemlerini açıklamaktan çekinmediğini vurguladı.
Diplomatik temaslara da değinen Şami, Ürdün’ün Yemen’e yönelik uçuşları yeniden başlatma yönündeki girişimini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
Katar’ın da ablukanın hafifletilmesine dönük adımlara destek vermesini beklediklerini aktaran Şami, Yemen’in Direniş Ekseni’nin bir bileşeni olarak diğer unsurlarla koordinasyon içinde hareket ettiğini ve ulusal hakları güvence altına alacak askeri imkânlara sahip olduğunu kaydetti.
Görüş2 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını2 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Asya2 hafta önceDeepSeek, önümüzdeki yıl halka arz planlıyor
Avrupa1 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Avrupa2 hafta önceCebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek









