Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD, İran’la masayı zorlarken UAEA soruşturmayı kapattı

Yayınlanma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) İran’ın nükleer tesisleriyle ilgili soruşturmayı kapatma kararı aldı. Kararın ABD’nin İran’ı yeniden nükleer müzakerelere çekmek için gizli diplomatik girişimlerde bulunmasının ardından gelmesi dikkat çekti. İsrail ise karara tepkili.

UAEA, İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin her 3 ayda bir yönetim kurulu üyesi ülkelerle paylaştığı raporunu açıkladı. Raporda, İran’ın Fordo yeraltı nükleer tesissinde tespit edilen yüzde 83,7 oranında zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları ve ülkenin Abadeh kenti yakınlarındaki Marivan bölgesinde bulunan bir tesisteki nükleer bulgulara ilişkin anlaşmazlığın çözüme kavuşturulduğu belirtildi. İran’da Ajansa bildirilmeyen 3 noktada nükleer bulguların tespit edilmesi ve Tahran yönetiminin UAEA’ya istenilen düzeyde açıklama yapmaması, taraflar arasında uzun süredir anlaşmazlığa yol açıyordu.

UAEA’nın kararından kısa bir süre önce ABD Başkanı Biden’ın kıdemli Orta Doğu Danışmanı Brett McGurk’ın, İran’ı tekrar nükleer müzakerelere çekmek için Umman’a gizli bir ziyaret gerçekleştirdiği ve bu ülkeden arabulucu olmasını istediği iddia edilmişti. İsrail ise 2015’te olduğu gibi İran’la nükleer anlaşma yapılmasına karşı çıkıyor. Washington’un Tel Aviv yönetimini ikna etmek için İran’la nükleer anlaşmaya sessiz kalması karşılığında Riyad ile normalleşme sürecini başlatma önerisinde bulunduğu İsrail basınına yansıdı. İsrail’in öneriyi kabul edip edilmediği bilinmiyor. Ancak İsrail UAEA’nın raporuna sert tepki gösterdi.

“Tahran, 3 ila 5 nükleer bomba üretmeye hazır”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Hem İran’a, hem de uluslararası topluma net bir mesajım var: İsrail, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek için ne gerekiyorsa yapacak” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı da söz konusu raporunun “büyük bir endişe konusu” olduğunu savundu. Bakanlık Sözcüsü Lior Hayat, İran’ın “yalan söylemeye ve uluslararası toplumu kandırmaya devam ettiğini” savundu. İran’ın siyasi baskısının UAEA üzerindeki etkisinin “hayal kırıklığı” olduğuna dikkati çekerek, “İran’ın araştırma anlaşmasını açıkça ihlal ettiğini” iddia etti ve “Dosyayı kapatmanın çok tehlikeli sonuçları olabileceği” uyarısında bulundu. Hayat, İran’ın ihlallerinden dolayı bedel ödemesi gerektiğini savundu.

İsrail’in eski Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) Başkanı Amos Yadlin ise raporun “yeni bir şey içermediğini” belirterek, “İsrail tarafından bilindiğine göre, Tahran, 3 ila 5 nükleer bomba üretmeye yetecek kadar uranyuma sahip” dedi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın “üzerimize düşen görevi yerine getirmemiz istenebilir” açıklaması dikkat çekti. Subaylar için düzenlenen bir törene katılan Gallant, törende yaptığı konuşmada, “İsrail devletinin karşı karşıya olduğu tehlikeler artıyor ve İsrail’in birliğini özellikle de Yahudi halkının geleceğini korumak için üzerimize düşen görevi yerine getirmemiz istenebilir” ifadelerini kullandı. Görevlerin ağır, zorlukların büyük ve kendilerini içinde buldukları gerçekliğin karmaşık olduğunu söyleyen Gallant, ancak İsrail devleti, ordusu ve tüm güvenlik servislerinin bugün ve gelecekte ülkenin güvenliğini sağlamak için ne yapılması gerektiğini bileceğini dile getirdi.

Ortadoğu

BAE lideri bin Zayed, Suudi Kralı Selman’a mesaj gönderdi

Yayınlanma

Suudi Arabistan Kralı Selman, bugün (25 Ağustos) BAE-Suudi Arabistan ilişkileriyle ilgili olarak BAE lideri Şeyh Muhammed bin Zayed el-Nahyan’dan yazılı bir mesaj aldı.

BAE’nin Riyad Büyükelçisi Mater Salem Ali Marran el-Dhaheri, belgeyi Kral Selman adına teslim alan Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid el-Hereyci’ye sundu.

El-Dhaheri ve el-Hereyci, görüşmelerinde iki ülke arasındaki ortak çıkarları ele aldılar ve çeşitli alanlarda bu çıkarları geliştirmenin yollarını araştırdılar.

İki ülke, bölgede başta Sudan ve Yemen olmak üzere bir süredir karşı karşıya geliyor. Ayrıca BAE’nin İsrail ile yakın ilişkileri de Riyad’da kuşkuyla karşılanıyor.

Mektupta bin Zayed, 8–10 Aralık 2026 tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de, Senegal Cumhuriyeti ile ortaklaşa düzenlenecek olan 2026 BM Su Konferansı’na katılım için resmi bir davet de gönderdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail medyasına göre “Türkiye mesajı anladı”

Yayınlanma

İsrail medyası, Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından Ankara’nın Suriye’deki askeri varlığını genişletme planlarını askıya aldığını savundu.

Ynet’te yer alan habere göre, üst düzey bir İsrailli yetkili, İsrail’in üsse düzenlediği saldırının ardından Ankara’nın Suriye’deki askeri varlığını genişletme planlarını askıya aldığını, Tel Aviv’in aynı zamanda Şam ile gizli diplomatik temaslar sürdürdüğünü ve hareket özgürlüğünü koruduğunu belirtti.

Üst düzey bir İsrailli yetkili Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Türkiye mesajı anladı ve bu hamleyi durdurdu fakat bunun ne kadar süreceği belirsiz,” dedi.

Yetkiliye göre, İsrail’in “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdiği bölgede Türkiye’nin varlık kurma girişimini engellemek için yapılan diplomatik çabalar sonuçsuz kalınca, ordunun tam desteğiyle saldırı kararı alındı.

Yetkili, “Bu, alınabilecek en sert tutumdu,” dedi.

Yetkili, Türkiye’nin Ebu Zuhur bölgesine sistemler konuşlandırmayı planladığına dair haberlere de değindi.

Ankara’nın buraya tam olarak ne yerleştirmeyi amaçladığını belirtmekten kaçınan İsrailli, bunların “orada olmaması gereken gerçek ve önemli unsurlar” olduğunu söyledi.

Yetkiliye göre bu unsurlar İsrail’in hareket özgürlüğünü kısıtlayabilir ve Suriye’de bu tür bir “Türk varlığı” için bir emsal teşkil edebilirdi.

Yetkili, Türkiye’nin uzun vadede bir tehdit haline gelebileceğini ileri sürdü fakat “Yarın sabah Türkiye ile bir savaş çıkacağını sanmıyorum,” diye vurguladı.

Suriye cephesine gelindiğinde ise söz konusu yetkili, İsrail’in ülkenin güneyinde önemli ölçüde bir askeri güç yığılmasını ve Suriye hava sahasında İsrail Hava Kuvvetleri’nin hareket özgürlüğüne yönelik herhangi bir engel oluşmasını önlemeye çalıştığını belirtti.

Aynı zamanda İsrail, Suveyde bölgesindeki Dürzilerle işbirliğini sürdürmek ve eylemlerinin uluslararası meşruiyetini korumak istiyor.

Yetkili, yeni Suriye’nin İsrail’i tehlikeye atabilecek askeri kapasiteler geliştirmesine izin veremeyeceklerini vurguladı.

İsrailli, “Bir düşmanımız var. Bunun orta ve uzun vadede bir düşman olduğu bizim için açık. Bu düşmanın kapasite geliştirmesini engellemeliyiz,” dedi.

Yetkiliye göre, Tel Aviv diplomatik kanallar aracılığıyla Şam ile temas halinde ama aynı zamanda gerektiğinde askeri güç kullanmaktan da çekinmiyor.

İsrailli bu politikayı, ABD Başkanı Donald Trump’tan esinlenerek “kuantum diplomasisi” olarak nitelendirdi ve şöyle konuştu:

“Bu, ya sıfır ya da bir meselesi değil. Dünya her zaman ‘benimle misin, yoksa bana karşı mısın’ şeklinde ikiye bölünmüştü fakat Trump tüm sahada oynuyor. Herkesle işbirliği yapıyor ve herkesle savaşıyor.”

“Esad rejimi düştü ama öte yandan şimdi El Kaide var,” diyen yetkiliye göre asıl zorluk, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın uluslararası sahnede, özellikle de ABD Başkanı Donald Trump nezdinde bir konum elde etmeyi başarması.

Yetkili ayrıca, “kendisi [Şara] için çok çaba sarf eden ve bize ciddi zarar veren” ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ı eleştirdi.

Yetkiliye göre, Avrupa, kısmen Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü sağlamak isteği nedeniyle, Şara’yı “meşrulaştırma süreci”nden geçiriyor. 

Şara’nın Türkiye ile ilişkilerine gelince, kamuoyundaki desteğe rağmen, “çelişen bölgesel hırslar” nedeniyle bu ilişkinin derin bir güvene dayanmadığını savundu.

Yetkili, “[Recep Tayyip] Erdoğan Selahaddin olmak istiyor, Colani de Selahaddin olmak istiyor,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

Yayınlanma

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.

Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu

İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.

2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.

Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.

Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.

Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.

Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.

Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.

Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.

Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.

Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.

Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.

Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.

Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.

Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”

Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English