Diplomasi
ABD müttefikleri Kızıldeniz görev gücü konusunda isteksiz

ABD Başkanı Joe Biden, yeni bir deniz gücü kurarak Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılarına karşı sağlam bir uluslararası yanıt vermeyi umuyordu, ancak operasyonun başlamasından bir hafta sonra birçok müttefik bu operasyonla ilişkilendirilmek istemiyor.
Reuters, ABD’nin liderliğinde Kızıldeniz’deki Husi saldırılarını engelleme hedefiyle kurulan deniz görev gücüne katılım konusunda ABD müttefiklerinin neden isteksiz davrandığını uzmanlarla konuştu:
Amerika’nın Refah Muhafızı Operasyonu’na katkıda bulunan Avrupalı müttefiklerinden ikisi- İtalya ve İspanya- deniz gücüyle aralarına mesafe koydukları izlenimi veren açıklamalar yayınladılar.
Pentagon bu gücün, milyarlarca dolar değerindeki ticaretin Yemen açıklarındaki Kızıldeniz sularında hayati önem taşıyan bir deniz ulaşım noktasından serbestçe geçebilmesini sağlamak amacıyla 20’den fazla ülkeden oluşan bir savunma koalisyonu olduğunu söylüyor.
Ancak bu ülkelerin neredeyse yarısı şu ana kadar katkılarını açıklamak için ortaya çıkmadılar ya da ABD’nin bunu yapmasına izin vermediler. Bu katkılar savaş gemisi göndermekten sadece bir personel göndermeye kadar uzanabiliyor.
ABD’nin bazı müttefiklerinin bu çabaya katılma konusundaki isteksizliği kısmen Gazze’deki çatışmanın yarattığı çatlakları yansıtıyor; Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’nın 21 binden fazla Filistinlinin ölümüne yol açtığını söylediği saldırıya yönelik uluslararası eleştiriler artarken Biden, İsrail’e olan desteğini sürdürüyor.
Madrid Complutense Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan David Hernandez, “Avrupa hükümetleri potansiyel seçmenlerinin bir kısmının kendilerine karşı dönmesinden çok endişeli” diyerek Avrupa kamuoyunun İsrail’i giderek daha fazla eleştirdiğini ve bir çatışmanın içine çekilmekten çekindiğini belirtti.
İran destekli Husiler 19 Kasım’dan bu yana füze ve insansız hava araçlarıyla bir düzine gemiye saldırdı ya da ele geçirdi. 7 Ekim’de Hamas militanlarının İsrail’in güneyinde bin 200 kişinin ölümüne ve 240 kişinin rehin alınmasına yol açan saldırısının ardından İsrail’in başlattığı harekâtın uluslararası bir maliyeti olması için çabalıyorlar.
ABD, İngiltere ve Fransa donanmaları Husilerin fırlattığı insansız hava araçlarını ya da füzeleri düşürdü.
Biden yönetiminin düşüncelerini bilen bir kişi, ABD’nin Husilerin artan saldırılarının Gazze’de devam eden çatışmadan ayrı olarak uluslararası bir tepki gerektirdiğine inandığını söyledi.
Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık %12’sini gerçekleştiren ve malların Asya ile Avrupa arasında taşınması için hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı’nı kullanan gemilerin giriş noktası. Husi saldırıları bazı gemilerin rotasını Afrika’nın Ümit Burnu’na çevirerek sefer süresini ve maliyetlerini önemli ölçüde artırdı.
Danimarka’nın dev konteyner firması Maersk cumartesi günü yaptığı açıklamada Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki nakliye operasyonlarına devam edeceğini söyledi. Ancak Alman Hapag Lloyd çarşamba günü yaptığı açıklamada Kızıldeniz’in hâlâ çok tehlikeli olduğuna inandığını ve gemilerini Ümit Burnu çevresine göndermeye devam edeceğini söyledi.
Gazze konusunda anlaşmazlık
ABD, deniz görev gücüne 20 ülkenin kaydolduğunu söylese de sadece 12 ülkenin ismini açıkladı.
ABD’li Tümgeneral Patrick Ryder geçen hafta gazetecilere verdiği demeçte ” Diğer ülkelerin katılımına izin vereceğiz. Katılma konusunu konuşmak onlara kalmış” dedi.
AB, Husi saldırılarını kınayan ortak bir açıklamayla deniz görev gücüne destek sinyali verdi.
Her ne kadar İngiltere, Yunanistan ve diğerleri ABD’nin operasyonunu açıkça benimsemiş olsalar da ABD’nin açıklamasında adı geçen bazı ülkeler doğrudan operasyona dâhil olmadıklarını söylemekte gecikmediler.
İtalya Savunma Bakanlığı, ABD operasyonunun bir parçası olarak değil, İtalyan gemi sahiplerinden gelen talepler üzerine Kızıldeniz’e bir gemi göndereceğini söyledi.
Fransa, Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına alma çabalarını desteklediğini ancak gemilerinin Fransız komutası altında kalacağını söyledi.
İspanya, Refah Muhafızı Operasyonuna katılmayacağını ve Kızıldeniz taşımacılığını korumak için AB’nin mevcut korsanlıkla mücadele misyonu olan Atalanta’nın kullanılmasına karşı olduğunu söyledi. Ancak çarşamba günü Başbakan Pedro Sanchez, sorunun üstesinden gelmek için farklı bir misyon oluşturulmasını değerlendirmeye istekli olduğunu söyledi.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri daha önce bu girişimle ilgilenmediklerini açıklamışlardı.
İsrail’in Gazze saldırısı nedeniyle kamuoyunda oluşan öfke, siyasi liderlerin isteksizliğinin bir kısmını açıklamaya yardımcı oluyor. Yougov’un kısa süre önce yaptığı bir ankete göre Batı Avrupalıların büyük çoğunluğu -özellikle İspanya ve İtalya- İsrail’in Gazze’deki askerî harekâtı durdurması gerektiğini düşünüyor.
Ayrıca katılımcı ülkelerin Husi misillemesine maruz kalma riski de var. ABD yönetiminin düşüncelerini bilen bir kişi, Gazze konusundaki anlaşmazlıklardan ziyade bu riskin bazı ülkeleri bu çabadan uzak durmaya ittiğini söylüyor.
Üst düzey bir Hintli askeri yetkiliye göre, ABD operasyonuna katılma olasılığı düşük olan Hindistan için de durum böyle görünüyor. Bir Hintli hükümet yetkilisi, hükümetin ABD ile aynı safta yer almanın kendisini daha fazla hedef haline getirebileceğinden endişe ettiğini söyledi.
Uluslararası destek şart
Gerçekte pek çok Avrupa ve Körfez ülkesi, 39 ülkeden oluşan Birleşik Deniz Kuvvetleri (CMF) gibi Orta Doğu’da ABD liderliğindeki çeşitli askeri ittifaklardan birine dahil.
Grubun bir sözcüsüne göre AB’nin Atalanta operasyonu halihazırda CMF ile “karşılıklı ilişki” içinde işbirliği yapıyor.
Bu da Kızıldeniz deniz görev gücüne resmi olarak katılmayan bazı ülkelerin ABD Donanması ile devriyeleri koordine edebileceği anlamına geliyor.
Örneğin, Atalanta’nın bir üyesi olan İtalya, Refah Muhafızı Operasyonu’na katılmasa da Reuters’a konuşan bir İtalyan hükümet kaynağı ABD liderliğindeki koalisyonun İtalya’nın katkısından memnun olduğunu söyledi.
Kaynak, mevcut operasyonların bir parçası olarak bir deniz fırkateyni gönderme kararının konuşlandırmayı hızlandırmanın bir yolu olduğunu ve yeni bir parlamento yetkisi gerektirmediğini de sözlerine ekledi.
ABD’nin Kızıldeniz’deki güvenlik hamlesine uluslararası destek bulma çabası, İran’ın bölgedeki askeri vekilleri tarafından birçok cephede baskıya maruz kaldığı bir döneme denk geliyor.
Yemen’deki Husilerin yanı sıra İran destekli milisler de Suriye ve Irak’ta ABD askerlerine saldırıyor.
ABD şimdiye kadar Irak ve Suriye’de bu milislere karşı sınırlı misilleme hava saldırıları düzenledi ancak Yemen’de bunu yapmaktan kaçındı.
Trump yönetiminin Orta Doğu’dan sorumlu eski savunma bakan yardımcısı Michael Mulroy, Pentagon’un yeni deniz koalisyonuyla amacının, gelecekteki Husi saldırılarını İsrail-Hamas savaşından ayırmak için uluslararası bir mesele haline getirmek gibi göründüğünü söyledi.
Mulroy, “Refah Muhafızı Operasyonu’ndaki askeri gemiler ticari gemiciliği korumaya başladığında ve doğrudan bir saldırıya uğradığında, (Husiler) sadece ABD’ye değil koalisyona da saldırmış olacak” dedi.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







