Bizi Takip Edin

Amerika

ABD, sınır dışı faaliyetlerinde İsrail yanlısı Canary Mission sitesini kullanmış

Yayınlanma

ABD yönetimi, sınır dışı edilecek Filistin yanlısı akademisyenleri belirlerken, Canary Mission isimli bir İsrail yanlısı web sitesinden büyük ölçüde yararlandığı ortaya çıktı.

Kayıtlara göre, Donald Trump’ın sınır dışı etme girişimini desteklemek için İç Güvenlik Bakanlığı, Filistin yanlısı faaliyetlerde bulunan yaklaşık 100 yabancı öğrenci ve akademisyen hakkında dosya hazırlayan istihbarat analistlerinden oluşan bir “kaplan ekibi” kurdu.

Trump yönetiminin Filistin yanlısı akademisyenleri hedef almasına karşı açılan davada bu hafta açıklanan ifade kayıtlarına göre, bu kişilerin 75’inden fazlası, gizemli bir web sitesi olan “Canary Mission” tarafından tespit edildi.

Davayı şu anda denetleyen federal yargıç, kampüslerden sınır dışı etme çabalarıyla ilgili yönetim yetkililerinin yüzlerce sayfalık yeminli ifadeleri içeren ifade tutanaklarını kamuoyuna açıkladı.

Tutanaklardaki bazı ayrıntılar, yönetim yetkililerinin tanık kürsüsüne çağrılmaya başlamasıyla çarşamba günü açık mahkemede ortaya çıktı.

POLITICO’nun sorusuna yanıt olarak Canary Mission, “bu yönetimle veya önceki yönetimle hiçbir teması olmadığını” öne sürdü.

Göçmenlik avukatları ve Filistin yanlısı aktivistler, göçmenlik yetkililerinin Canary Mission sitesinden akademisyenlerin isimlerini alıp, çok az bağımsız araştırma yaparak vizelerini iptal etmeye çalıştıklarından zaten şüpheleniyorlardı. 

Fakat ifade tutanakları, Trump yetkililerinin bu siteye ne kadar geniş ölçüde güvendiklerini ilk kez ortaya koydu. Çarşamba günü duruşmada ifade veren İç Güvenlik Bakanlığı yetkilisi Peter Hatch, sitenin Trump yönetiminin çabaları için önemini kabul etti ama siteden alınan tüm bilgilerin bağımsız olarak doğrulandığını söyledi.

Canary Mission, amacının üniversite kampüslerinde “İsrail ve Yahudi karşıtı duyguları” ortaya çıkarmak olduğunu söylüyor. Filistin yanlısı akademisyenlerin fotoğraflarını ve sosyal medya profillerini yayınlıyor ve protesto faaliyetlerini kaydediyor.

Eleştirenler, grubun zayıf veya alakasız kanıtlara dayanarak Filistin yanlısı aktivistleri Yahudi karşıtı olarak göstererek McCarthy benzeri taktikler uyguladığını iddia ediyor. Canary Mission, fon sağlayıcılarını veya kimler tarafından yönetildiğine dair ayrıntıları açıklamıyor.

Grup, “ABD, İsrail ve Yahudilere karşı nefreti teşvik eden kişi ve grupları belgeliyoruz. Aşırı sağ, aşırı sol ve İsrail karşıtı aktivistler dahil olmak üzere tüm siyasi yelpazede nefret suçlarını araştırıyoruz,” dedi.

Açıklanan mahkeme kayıtları, Trump yönetiminin, özellikle de Trump’ın üst düzey danışmanı Stephen Miller’ın, Amerikan üniversitelerinde okuyan ve öğretim görevlisi olan Filistin yanlısı akademisyenlerin vizelerinin iptal edilmesi çabalarına ne kadar derinlemesine dahil olduğunu da ilk kez ortaya koydu.

Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Bürosunun vekil başkanı John Armstrong, öğrenci sınır dışı etme kampanyası hakkında Beyaz Saray yetkilileriyle “en az bir düzine” görüşme yaptığını ve Miller’ın bu konuyla ilgili kurumlar arası konferans görüşmelerine “en az haftada bir” katıldığını ifade etti.

Armstrong’a göre, Miller ile yapılan konferans görüşmeleri yaklaşık 15 dakika ile bir saat arasında sürdü ve İç Güvenlik Konseyi, Dışişleri Bakanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı’ndan diğer yetkililer de katıldı.

Beyaz Saray’ın belirli öğrencileri seçme sürecine ne ölçüde dahil olduğu hâlâ belirsizliğini koruyor, çünkü Beyaz Saray, Miller’ın kurum yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin ayrıntılarını gizlemek için yürütme ayrıcalığını kullandı.

Yönetimin Filistin yanlısı akademisyenleri sınır dışı etme girişimine ilişkin ayrıntılı tanıklıklar, bu hafta Boston’da federal mahkemede bu politikaya karşı açılan davanın başlamasıyla kamuoyuna açıklanan 1.000 sayfadan fazla belge ve ifade tutanaklarında ortaya çıktı.

ABD Bölge Yargıcı William Young, davaya başkanlık ediyor ve Trump yönetiminin akademisyenleri konuşmaları ve siyasi görüşleri nedeniyle hedef alarak Anayasanın Birinci Maddesini ihlal edip etmediğine karar verecek.

Yabancı uyruklu akademisyenler, öğrenci vizesi veya yeşil kartla Amerikan üniversitelerinde yasal olarak yaşıyor ve okuyorlardı. Fakat yönetim, onların yasal statülerini iptal etmeye ve ülkeyi terk etmeye zorlamaya çalıştı. Mahkemeler şu ana kadar Khalil, Ozturk ve diğerlerinin derhal sınır dışı edilmesini önlemek için müdahale etti.

Hatch, akademisyenleri hedef almada dış grupların rolüne ilişkin yeni bilgiler verdi.

Çarşamba günü devam eden duruşmada tanık olarak çağrılan Hatch, Canary Mission’ın sınır dışı edilmeyle ilgili istihbarat çalışmalarında kilit rol oynadığını doğruladı.

Hatch, “İsimlerin çoğu, hatta neredeyse tamamı o web sitesinden geldi, ancak birçok farklı web sitesinden de isimler ve ipuçları alıyorduk. Aynı protestocular hakkında birçok kaynaktan bilgi aldık, fakat Canary Mission en kapsamlı bilgiyi sağladı. Listeler her yönden geliyordu,” dedi.

Hatch, ekibinin Canary Mission web sitesini incelemesi gerektiğini ve sitede 5.000’den fazla kişi hakkında raporlar bulunduğunu sözlü olarak kendisine iletildiğini düşündüğünü ekledi.

İç Güvenlik Bakanlığı yetkilisi, ”Bu da neden bir kaplan takımına ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Normal bir organizasyon yapısı içinde çalışan normal bir birim, bölüm veya analist grubu bu iş yükünü kaldıramazdı,” iddiasında bulundu.

Hatch, “terörle mücadele istihbaratı” birimine atanan analistlerin, diğerlerinin yanı sıra, “kaplan takımına” yeniden atandığını söyledi.

Hatch ayrıca, analistlerinin Canary Mission sitesinden elde ettiği tüm bilgilerin resmi raporlara dahil edilmeden önce doğrulanması gerektiğini vurguladı.

Yetkili, “Canary Mission, ABD hükümetinin bir parçası değil. Bu, bizim için güvenilir bir kaynak olarak kabul edeceğimiz bilgiler değildir. Bu web sitesini oluşturan kişilerle çalışmıyoruz. Web sitesini kimin oluşturduğunu bilmiyorum,” iddiasında bulundu.

Hatch ifadesinde, “kaplan takımının” hazırladığı raporlarda yer alan isimlerin “yüzde 75’inden fazlasının” Canary Mission’dan geldiğini ve diğerlerinin “Yahudiler karşı koyuyor” sloganını kullanan ve web sitesinde Filistin yanlısı aktivistlerin profillerini yayınlayan Betar US adlı gruptan geldiğini düşündüğünü söyledi.

Şubat ayında, Anti-Defamation League (ADL), Betar’ı aşırıcı gruplar listesine ekledi ve örgütün “İslamofobiyi açıkça benimsediğini ve Müslümanları çevrimiçi ve yüz yüze taciz ettiğini” iddia etti.

Betar, yorum talebine yanıt vermedi. Fakat Trump’ın ocak ayında Beyaz Saray’a dönüşünden birkaç gün sonra, Betar X ve haber kuruluşlarına yaptığı yorumlarda Trump yönetimi yetkililerine bir “sınır dışı listesi” sağladığını duyurdu.

Duruşma öncesinde yeminli ifade vermeye çağrılan yönetim yetkilileri, hangi tür savunuculuk veya aktivizmin antisemitizm veya ABD’nin terör örgütü olarak tanımladığı Hamas’a destek olarak kabul edileceğine dair kesin tanımlar vermekte zorlandı.

Her iki gerekçe de, sınır dışı etme kampanyasının ve ABD’de eğitim görmek veya eğitimine devam etmek isteyen yabancılara vize vermeyi reddetme çabalarının başlıca gerekçeleriydi.

Armstrong ifadesinde, Filistin yanlısı mitinglerde sıkça atılan “Nehirden denize, Filistin özgür olacak” sloganının, İsrail’in yok edilmesini çağrıştırdığı için ABD vizesinin reddedilmesine neden olabileceğini söyledi.

Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “Bence olabilir, çünkü tanımı gereği bu, İsrail’in ve İsrail halkının ortadan kaldırılması anlamına geliyor,” dedi.

Armstrong, İsrail’den kurumsal yatırımların çekilmesi, İsrail’e silah ambargosu veya İsrail’e askeri yardımın sona erdirilmesi çağrılarının da sorun teşkil edebileceğini söyledi ve bu ülkeyi “apartheid devleti” olarak nitelendirmenin “muhtemelen” İsrail karşıtı faaliyet olarak değerlendirileceğini de ekledi.

Öte yandan Armstrong, Gazze’de ateşkes çağrısı yapmanın vize başvurusunda aleyhte bir unsur olarak değerlendirilmeyeceğini söyledi.

Cuma günü duruşmada ifade vermesi planlanan Armstrong, “Başkan ateşkes çağrısı yaptı. Yani hayır,” dedi.

Trump’ın yeni politikası kapsamında hangi tür “anti-Amerikanizmlerin” vize reddine yol açabileceği sorusuna Armstrong, “Bu genel bir kınama olur: Tüm Amerikalılar şişman ve kötüdür. ‘Sosisli sandviçten nefret ediyorum’ demek olmaz,” yanıtını verdi.

Amerika

OpenAI liderliği Anthropic’e kaptırdı

Yayınlanma

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, bireysel kullanıcılara yönelik sohbet robotlarına ve yan projelere odaklanması nedeniyle yapay zeka sektöründeki liderliğini rakibi Anthropic’e kaptırdı. Anthropic’in yazılımcılara yönelik Claude Code aracının elde ettiği başarı şirketin gelirlerini artırırken, OpenAI ise ChatGPT’deki büyümenin yavaşlaması ve başarısız projeler nedeniyle pazardaki konumunu geri kazanmaya çalışıyor.

Yapay zeka sektöründeki hızlı yükselişin öncüsü olan ABD merkezli OpenAI, liderliği Claude isimli yapay zeka modelini geliştiren rakibi Anthropic’e kaptırdı.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde “OpenAI Yapay Zeka Sektöründeki Tacını Nasıl Kaybetti ve Onu Geri Almak İçin Nasıl Mücadele Ediyor? başlığıyla yayımlanan haberde, ChatGPT’yi geliştiren şirketin pazardaki birinciliğini yeniden elde etmek için yoğun bir çaba sarf ettiği kaydedildi.

Haberde, ChatGPT’nin kullanıcı sayısındaki artışın yavaşladığı belirtildi. Bazı büyük yatırımcıların büyüme hızına kıyasla yüksek seyreden harcamalardan endişe duyduğu, diğer yatırımcıların ise tercihlerini Anthropic’ten yana kullandığı aktarıldı.

Anthropic’in gelirlerinin ve piyasa değerinin, yazılımcılara yönelik Claude Code aracının yakaladığı başarı sayesinde OpenAI’ın göstergelerini geride bırakarak 1 trilyon dolara yaklaştığı bildirildi.

Gazete, Anthropic’in sonbaharda halka arz gerçekleştirme planlarını hızlandırdığını yazdı.

Yayınlanan materyale göre OpenAI’ın yaşadığı sorunların temelinde, şirket yönetiminin yapay zeka pazarının gelişim yönünü yanlış değerlendirmesi yatıyor. OpenAI CEO’su Sam Altman, daha fazla kullanıcının sohbet robotuna abone olacağı beklentisiyle başlangıçta ChatGPT’ye yatırım yaptı.

Ancak Claude Code’un başarısı, yazılım geliştiricilerine yönelik araçlar pazarının çok daha kazançlı olduğunu ortaya koydu.

OpenAI bu süreçte video üretme aracı, tüketici cihazları ve mikroçiplerle ilgilenirken, Anthropic yazılımcılar arasında popülerlik kazanan bir kodlama aracı geliştirdi.

Yazılımcı aracındaki yetersizlikler süreci olumsuz etkiledi

WSJ’ye konuşan kaynaklar, OpenAI’ın yazılımcılar için geliştirdiği ilk ürün olan Codex’in erken sürümünün yavaş ve kullanışsız kaldığını değerlendirdi.

OpenAI yeni modeller yayımlayarak, ürünlerini değiştirerek ve bir “kodlama ninjası” ekibi kurarak rakibini yakalamaya çalıştı.

Ancak şirket yönetiminin, Meta’nın yetenekli çalışanları kendi bünyesine katma girişimlerini püskürtmek ve Microsoft ile bozulan ilişkileri düzeltmek gibi başka sorunlarla ilgilenmek zorunda kaldığı, aynı zamanda Sora dahil olmak üzere başarısız projelere kaynak harcadığı aktarıldı.

Bu esnada Anthropic, kendi yönetimini dahi şaşırtan birkaç aylık bir büyüme performansı sergiledi.

ChatGPT’nin büyümesi ise Google’ın sohbet robotunun popülerlik kazanmasının ardından yavaşlama gösterdi.

OpenAI, yıl sonuna kadar haftalık 1 milyar aktif kullanıcıya ulaşma yönündeki şirket içi hedefini gerçekleştiremedi.

Mart ayında şirket çalışanlarının yönetime, “Bizden çok daha küçük bir şirket olan Anthropic neden sürekli olarak teknik ve kültürel standartları belirliyor, biz ise sadece bunlara yanıt vermekle kalıyoruz?” ve “Anthropic’in gelirlerinin bizimkileri aşması halka arz planlarımızı nasıl etkileyecek?” sorularını yönelttiği ifade edildi.

Kısa süre önce şirketten ayrılan Fidji Simo, OpenAI’ın ikincil görevlerin peşinden koşarak yolunu kaybettiğini, araştırma ve ürün konusunda liderliği rakibine bıraktığını belirtti.

Simo, Anthropic’in “ekonominin büyük bir bölümünü o kadar hızlandırdığını ki bunun kendileri için bir uyarı sinyali olması gerektiğini” vurguladı.

OpenAI kaybettiği konumunu geri kazanmak için birtakım adımlar atıyor.

Şirket, Codex’i ChatGPT ve internet tarayıcısıyla entegre eden bir “süper uygulama” ile yazılımcılar arasında ilgi gören yeni GPT-5.6 Sol modelini kullanıma sundu.

OpenAI ayrıca Amazon ile bir anlaşma imzalayarak ilk Gelir İdaresi Başkanını (CRO) işe aldı.

Teknoloji devlerinin yapay zeka yatırımları artıyor

Financial Times (FT) gazetesinin şirketlerin gelir raporlarına dayanarak aktardığı bilgilere göre Google, Amazon, Microsoft ve Meta, yapay zeka alanındaki yatırım miktarını 2023 yılından bu yana belirgin şekilde artırdı.

Şirketlerin toplam harcamaları 1,1 trilyon dolara ulaştı.

Şirketlerin verilerine göre yapay zeka yatırımları, özellikle bulut bilişim sektöründe gelir artışını hızlandırmaya başladı.

Google, Amazon ve Microsoft, OpenAI ile Anthropic’ten yapay zekayı sistemlerine entegre eden kurumsal şirketlere kadar geniş bir kitleye işlem gücü satan bulut birimlerinin büyüme kaydettiğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD altı eyaletteki siber saldırılarda İran izi arıyor

Yayınlanma

ABD’li yetkililer ve uzmanlar, ülkedeki su altyapılarını hedef alan siber saldırıların arkasında İran’ın bulunabileceği ihtimalini araştırıyor. En az altı eyaletteki tesisleri etkileyen saldırılarda sanayi tipi denetleyicilerin kontrolü ele geçirilerek ekipman yönetimi engellendi. Yetkililer, şebekelerdeki içme suyunun kalitesinde veya kullanılabilirliğinde bir değişim tespit edilmediğini bildirdi.

ABD yetkilileri, birden fazla eyalette su altyapı sistemlerini hedef alan siber saldırı dizisinde İran’ın olası rolünü inceliyor.

The New York Times gazetesinin resmi yetkililere ve uzmanlara dayandırdığı haberine göre, yürütülen soruşturma henüz ön inceleme niteliği taşıyor.

Tahran’ın olaydaki sorumluluğuna dair nihai kanıtlara ulaşılmamış olmakla birlikte, ABD makamları savaşın başlamasının ardından İranlı siber korsan gruplarının ABD’nin kritik altyapı tesislerine yönelik girişimlerini belirgin biçimde artırdığını değerlendiriyor.

Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından yapılan açıklamada, saldırıların en az altı eyaleti etkilediği ve bunlardan bir kısmının su altyapı sistemlerinin işleyişinde aksamalar yarattığı kaydedildi.

Siber korsanların su tesislerinin izlenmesi ile yönetilmesinde kullanılan sanayi tipi denetleyicilere erişim sağladığı belirtildi.

Cihazların ayarlarını ve şifrelerini değiştiren saldırganlar yüzünden tesis operatörlerinin ekipman kontrolünü kaybettiği aktarıldı.

Haberde, şebekelerde bulunan içme suyunun yapısında bir değişiklik meydana geldiğine ya da suyun kullanılamaz hale geldiğine dair herhangi bir işaret görülmediği vurgulandı.

ABD Başkanı Donald Trump ise gazetecilere yaptığı açıklamada, yaşananların arkasında İran’ın değil Minnesota’nın bulunduğunu düşündüğünü söyledi. Olayda Minnesota’da yaklaşık 30 tesis saldırıların hedefi oldu.

Ancak The New York Times, duruma ilişkin değerlendirmelere vakıf yetkililere dayandırarak Trump’ın bağlı olduğu kendi istihbarat kurumlarının İran’ın dahiliyetini son derece yüksek bir olasılık olarak gördüğünü aktardı.

Haberde federal yetkililerin de aynı görüşü paylaştığı kaydedildi.

Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

Yayımlanan haberde şu ifadelere yer verildi:

“Federal yetkililer özel görüşmelerde ana şüphelinin İran olmayı sürdürdüğünü ifade etti. Ancak yapılan değerlendirme ön nitelik taşımaktadır ve henüz adli incelemelerle teyit edilmiş nihai kanıtlar içermiyor.”

Soruşturmanın seyrine vakıf üst düzey bir yetkili de daha önce NBC News kanalına yaptığı değerlendirmede, saldırının “İran müdahalesine ait izler taşıdığını” ifade etti.

Mart ayında İran ile bağlantılı Hanzala (Hanzala Hack Team) adlı siber korsan grubu, FBI Direktörü Kash Patel’in kişisel elektronik posta hesabını ele geçirmiş ve ele geçirdiği materyallerin bir kısmını yayımlamıştı.

Söz konusu siber saldırı olayı ABD Adalet Bakanlığı sözcüsü tarafından da doğrulandı. Sözcü, kamuoyuna sızdırılan materyallerin “otantik göründüğünü” dile getirdi.

Bu olaydan bir hafta önce aynı gruptaki siber korsanlar, ABD merkezli tıbbi cihaz üreticisi Stryker şirketinin sistemlerine sızdıklarını duyurmuştu.

Hanzala grubu, bu eylemi Minab kentindeki bir ilkokula düzenlenen ve 175 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan saldırıya misilleme olarak gerçekleştirdiğini savunmuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanı İsrail’in savunmasında donanma krizine dikkat çekti

Yayınlanma

ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanı General Alexus Grynkewich, İran füzelerine karşı İsrail’i korumak ile ABD’nin kendi savunma ihtiyaçları arasında seçim yapmak zorunda kalabileceğini Pentagon’a bildirdi.

ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanı ve Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Hava General Alexus Grynkewich, İsrail’in İran balistik füzelerine karşı korunması ve aynı zamanda Washington’ın kendi savunma ihtiyaçlarının karşılanması konusunda füze güdümlü muhrip gemilerinin yetersiz kaldığı uyarısında bulundu.

The Washington Post gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre Grynkewich, Pentagon’a gönderdiği mektupta ilave bir muhrip tahsis edilmemesi halinde İsrail yerine doğrudan ABD topraklarının güvenliğini önceliklendirmek zorunda kalacağını kaydetti.

Çatışmaların devam ettiği beş aylık süreçte yürütülen yoğun askeri harekatlar, ABD’nin kritik silah stoklarının tükenmesine yol açtı.

Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararına yanıt olarak İran limanlarına uygulanan abluka nedeniyle özellikle deniz kuvvetleri üzerinde ağır bir yük oluştu.

Pentagon yetkilileri, ABD Deniz Kuvvetleri’nin İspanya’daki Rota Limanı’nda konuşlu beş muhribinin bulunduğunu ve bu yılın ilerleyen döneminde bir geminin daha bölgeye ulaşmasının beklendiğini belirtti.

Ancak yetkililer, yüksek yoğunluklu askeri operasyonlar sebebiyle gemilerin teknik bakım süreçlerinde ciddi aksamalar ve birikmeler yaşandığına dikkat çekti.

Gazetenin Pentagon değerlendirmelerine dayandırarak Mayıs ayında yayımladığı bir diğer haberde, İsrail’i İran balistik füzelerinden koruma yükünün büyük bölümünü ABD Silahlı Kuvvetleri’nin üstlendiği ifade edilmişti. Bölgede konuşlandırılan THAAD füze savunma sistemleri ile Doğu Akdeniz’deki savaş gemilerinden fırlatılan önleme füzeleri de dahil olmak üzere ABD’ye ait savunma unsurları, İsrail hava savunma sistemlerine kıyasla çok daha yoğun biçimde kullanıldı.

31 Temmuz Cuma günü itibarıyla Akdeniz’de USS Paul Ignatius ve USS Roosevelt olmak üzere iki ABD muhribi görev yapıyordu. Diğer üç muhrip olan USS Arleigh Burke, USS Bulkeley ve USS Oscar Austin ise Rota Limanı’nda bulunuyordu.

Kaynakların aktardığına göre, İran’a daha yakın bir konumda yer alan Umman Denizi’nde iki uçak gemisi USS George H.W. Bush ve USS Abraham Lincoln ile 11’i muhrip olmak üzere en az 15 savaş gemisinden oluşan geniş bir deniz gücü yer alıyor.

Söz konusu donanma gücü, İran limanlarına yönelik blokajda kritik bir rol üstleniyor. Bu güç aynı zamanda ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilerin güvenliğini sağladığı “Özgürlük Projesi” (Project Freedom) adlı operasyonda görev alıyor.

Yemenli Husilerin faaliyet gösterdiği Kızıldeniz’de ise USS Gonzalez adlı bir diğer ABD muhribi konuşlanmış durumda bulunuyor.

Temmuz ayının sonunda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray’da bir araya geldi. Axios’un haberine göre Netanyahu görüşmede, Washington’dan alınan doğrudan askeri yardımın azaltılması planını iletti.

Netanyahu bunun yerine, İsrail hava savunma sistemlerinin geliştirilmesi için 5 ila 10 milyar dolar ayrılmasını ve yeni nesil silah sistemlerinin ortak araştırma ve geliştirilmesi amacıyla 16 milyar dolarlık bir fon kurulmasını içeren yeni bir destek mekanizması önerdi.

ABD ile İsrail arasında uzun vadeli askeri yardım sağlamak amacıyla 1998 yılından bu yana her biri onar yıllık dönemi kapsayan üç ayrı anlaşma imzalandı. 2019-2028 yıllarını kapsayan son anlaşmanın toplam büyüklüğü 38 milyar dolar olarak belirlenmişti.

Netanyahu Mayıs ayında CBS News kanalına verdiği mülakatta, ABD’nin askeri yardımının kademeli olarak sonlandırılmasını desteklediğini belirterek, bu sürecin Kongre’deki üye değişimleri beklenmeden derhal başlatılabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English