Bizi Takip Edin

Amerika

ABD, sınır dışı faaliyetlerinde İsrail yanlısı Canary Mission sitesini kullanmış

Yayınlanma

ABD yönetimi, sınır dışı edilecek Filistin yanlısı akademisyenleri belirlerken, Canary Mission isimli bir İsrail yanlısı web sitesinden büyük ölçüde yararlandığı ortaya çıktı.

Kayıtlara göre, Donald Trump’ın sınır dışı etme girişimini desteklemek için İç Güvenlik Bakanlığı, Filistin yanlısı faaliyetlerde bulunan yaklaşık 100 yabancı öğrenci ve akademisyen hakkında dosya hazırlayan istihbarat analistlerinden oluşan bir “kaplan ekibi” kurdu.

Trump yönetiminin Filistin yanlısı akademisyenleri hedef almasına karşı açılan davada bu hafta açıklanan ifade kayıtlarına göre, bu kişilerin 75’inden fazlası, gizemli bir web sitesi olan “Canary Mission” tarafından tespit edildi.

Davayı şu anda denetleyen federal yargıç, kampüslerden sınır dışı etme çabalarıyla ilgili yönetim yetkililerinin yüzlerce sayfalık yeminli ifadeleri içeren ifade tutanaklarını kamuoyuna açıkladı.

Tutanaklardaki bazı ayrıntılar, yönetim yetkililerinin tanık kürsüsüne çağrılmaya başlamasıyla çarşamba günü açık mahkemede ortaya çıktı.

POLITICO’nun sorusuna yanıt olarak Canary Mission, “bu yönetimle veya önceki yönetimle hiçbir teması olmadığını” öne sürdü.

Göçmenlik avukatları ve Filistin yanlısı aktivistler, göçmenlik yetkililerinin Canary Mission sitesinden akademisyenlerin isimlerini alıp, çok az bağımsız araştırma yaparak vizelerini iptal etmeye çalıştıklarından zaten şüpheleniyorlardı. 

Fakat ifade tutanakları, Trump yetkililerinin bu siteye ne kadar geniş ölçüde güvendiklerini ilk kez ortaya koydu. Çarşamba günü duruşmada ifade veren İç Güvenlik Bakanlığı yetkilisi Peter Hatch, sitenin Trump yönetiminin çabaları için önemini kabul etti ama siteden alınan tüm bilgilerin bağımsız olarak doğrulandığını söyledi.

Canary Mission, amacının üniversite kampüslerinde “İsrail ve Yahudi karşıtı duyguları” ortaya çıkarmak olduğunu söylüyor. Filistin yanlısı akademisyenlerin fotoğraflarını ve sosyal medya profillerini yayınlıyor ve protesto faaliyetlerini kaydediyor.

Eleştirenler, grubun zayıf veya alakasız kanıtlara dayanarak Filistin yanlısı aktivistleri Yahudi karşıtı olarak göstererek McCarthy benzeri taktikler uyguladığını iddia ediyor. Canary Mission, fon sağlayıcılarını veya kimler tarafından yönetildiğine dair ayrıntıları açıklamıyor.

Grup, “ABD, İsrail ve Yahudilere karşı nefreti teşvik eden kişi ve grupları belgeliyoruz. Aşırı sağ, aşırı sol ve İsrail karşıtı aktivistler dahil olmak üzere tüm siyasi yelpazede nefret suçlarını araştırıyoruz,” dedi.

Açıklanan mahkeme kayıtları, Trump yönetiminin, özellikle de Trump’ın üst düzey danışmanı Stephen Miller’ın, Amerikan üniversitelerinde okuyan ve öğretim görevlisi olan Filistin yanlısı akademisyenlerin vizelerinin iptal edilmesi çabalarına ne kadar derinlemesine dahil olduğunu da ilk kez ortaya koydu.

Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Bürosunun vekil başkanı John Armstrong, öğrenci sınır dışı etme kampanyası hakkında Beyaz Saray yetkilileriyle “en az bir düzine” görüşme yaptığını ve Miller’ın bu konuyla ilgili kurumlar arası konferans görüşmelerine “en az haftada bir” katıldığını ifade etti.

Armstrong’a göre, Miller ile yapılan konferans görüşmeleri yaklaşık 15 dakika ile bir saat arasında sürdü ve İç Güvenlik Konseyi, Dışişleri Bakanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı’ndan diğer yetkililer de katıldı.

Beyaz Saray’ın belirli öğrencileri seçme sürecine ne ölçüde dahil olduğu hâlâ belirsizliğini koruyor, çünkü Beyaz Saray, Miller’ın kurum yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin ayrıntılarını gizlemek için yürütme ayrıcalığını kullandı.

Yönetimin Filistin yanlısı akademisyenleri sınır dışı etme girişimine ilişkin ayrıntılı tanıklıklar, bu hafta Boston’da federal mahkemede bu politikaya karşı açılan davanın başlamasıyla kamuoyuna açıklanan 1.000 sayfadan fazla belge ve ifade tutanaklarında ortaya çıktı.

ABD Bölge Yargıcı William Young, davaya başkanlık ediyor ve Trump yönetiminin akademisyenleri konuşmaları ve siyasi görüşleri nedeniyle hedef alarak Anayasanın Birinci Maddesini ihlal edip etmediğine karar verecek.

Yabancı uyruklu akademisyenler, öğrenci vizesi veya yeşil kartla Amerikan üniversitelerinde yasal olarak yaşıyor ve okuyorlardı. Fakat yönetim, onların yasal statülerini iptal etmeye ve ülkeyi terk etmeye zorlamaya çalıştı. Mahkemeler şu ana kadar Khalil, Ozturk ve diğerlerinin derhal sınır dışı edilmesini önlemek için müdahale etti.

Hatch, akademisyenleri hedef almada dış grupların rolüne ilişkin yeni bilgiler verdi.

Çarşamba günü devam eden duruşmada tanık olarak çağrılan Hatch, Canary Mission’ın sınır dışı edilmeyle ilgili istihbarat çalışmalarında kilit rol oynadığını doğruladı.

Hatch, “İsimlerin çoğu, hatta neredeyse tamamı o web sitesinden geldi, ancak birçok farklı web sitesinden de isimler ve ipuçları alıyorduk. Aynı protestocular hakkında birçok kaynaktan bilgi aldık, fakat Canary Mission en kapsamlı bilgiyi sağladı. Listeler her yönden geliyordu,” dedi.

Hatch, ekibinin Canary Mission web sitesini incelemesi gerektiğini ve sitede 5.000’den fazla kişi hakkında raporlar bulunduğunu sözlü olarak kendisine iletildiğini düşündüğünü ekledi.

İç Güvenlik Bakanlığı yetkilisi, ”Bu da neden bir kaplan takımına ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Normal bir organizasyon yapısı içinde çalışan normal bir birim, bölüm veya analist grubu bu iş yükünü kaldıramazdı,” iddiasında bulundu.

Hatch, “terörle mücadele istihbaratı” birimine atanan analistlerin, diğerlerinin yanı sıra, “kaplan takımına” yeniden atandığını söyledi.

Hatch ayrıca, analistlerinin Canary Mission sitesinden elde ettiği tüm bilgilerin resmi raporlara dahil edilmeden önce doğrulanması gerektiğini vurguladı.

Yetkili, “Canary Mission, ABD hükümetinin bir parçası değil. Bu, bizim için güvenilir bir kaynak olarak kabul edeceğimiz bilgiler değildir. Bu web sitesini oluşturan kişilerle çalışmıyoruz. Web sitesini kimin oluşturduğunu bilmiyorum,” iddiasında bulundu.

Hatch ifadesinde, “kaplan takımının” hazırladığı raporlarda yer alan isimlerin “yüzde 75’inden fazlasının” Canary Mission’dan geldiğini ve diğerlerinin “Yahudiler karşı koyuyor” sloganını kullanan ve web sitesinde Filistin yanlısı aktivistlerin profillerini yayınlayan Betar US adlı gruptan geldiğini düşündüğünü söyledi.

Şubat ayında, Anti-Defamation League (ADL), Betar’ı aşırıcı gruplar listesine ekledi ve örgütün “İslamofobiyi açıkça benimsediğini ve Müslümanları çevrimiçi ve yüz yüze taciz ettiğini” iddia etti.

Betar, yorum talebine yanıt vermedi. Fakat Trump’ın ocak ayında Beyaz Saray’a dönüşünden birkaç gün sonra, Betar X ve haber kuruluşlarına yaptığı yorumlarda Trump yönetimi yetkililerine bir “sınır dışı listesi” sağladığını duyurdu.

Duruşma öncesinde yeminli ifade vermeye çağrılan yönetim yetkilileri, hangi tür savunuculuk veya aktivizmin antisemitizm veya ABD’nin terör örgütü olarak tanımladığı Hamas’a destek olarak kabul edileceğine dair kesin tanımlar vermekte zorlandı.

Her iki gerekçe de, sınır dışı etme kampanyasının ve ABD’de eğitim görmek veya eğitimine devam etmek isteyen yabancılara vize vermeyi reddetme çabalarının başlıca gerekçeleriydi.

Armstrong ifadesinde, Filistin yanlısı mitinglerde sıkça atılan “Nehirden denize, Filistin özgür olacak” sloganının, İsrail’in yok edilmesini çağrıştırdığı için ABD vizesinin reddedilmesine neden olabileceğini söyledi.

Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “Bence olabilir, çünkü tanımı gereği bu, İsrail’in ve İsrail halkının ortadan kaldırılması anlamına geliyor,” dedi.

Armstrong, İsrail’den kurumsal yatırımların çekilmesi, İsrail’e silah ambargosu veya İsrail’e askeri yardımın sona erdirilmesi çağrılarının da sorun teşkil edebileceğini söyledi ve bu ülkeyi “apartheid devleti” olarak nitelendirmenin “muhtemelen” İsrail karşıtı faaliyet olarak değerlendirileceğini de ekledi.

Öte yandan Armstrong, Gazze’de ateşkes çağrısı yapmanın vize başvurusunda aleyhte bir unsur olarak değerlendirilmeyeceğini söyledi.

Cuma günü duruşmada ifade vermesi planlanan Armstrong, “Başkan ateşkes çağrısı yaptı. Yani hayır,” dedi.

Trump’ın yeni politikası kapsamında hangi tür “anti-Amerikanizmlerin” vize reddine yol açabileceği sorusuna Armstrong, “Bu genel bir kınama olur: Tüm Amerikalılar şişman ve kötüdür. ‘Sosisli sandviçten nefret ediyorum’ demek olmaz,” yanıtını verdi.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English