Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ve müttefikleri, çok cepheli tatbikatlarla Çin’in etrafında güç gösterisi yapıyor

Yayınlanma

Analistler, Çin’in çevresinde yapılan neredeyse eş zamanlı tatbikatların, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük rol oynamasını sağlayan ABD stratejisindeki bir değişimi yansıttığını söylüyor.

Japonya bu ayın başlarında Filipinler’in en kuzeydeki eyaletinde paraşüt tatbikatları için seçkin hava indirme tugayının mensuplarını sessizce konuşlandırdığında, tatbikat iki taraftaki yetkililer tarafından da güçlü biçimde kamuoyuna duyurulmadı.

Batanes eyaletindeki Batan Adası’nda yapılan tatbikatlar, Filipin ve ABD deniz piyadelerinin ortak ev sahipliğinde çarşamba gününe kadar süren ülke çapındaki Kamandag görevinin bir parçasını oluşturdu. Yaklaşık 2 bin askerin katıldığı tatbikat, hazırlık düzeyini, birlikte çalışabilirliği ve istihbarat paylaşımını geliştirmeyi amaçlıyordu.

Ancak analistlere göre, söz konusu sessiz Batanes atlayışı, Asya genelinde neredeyse eş zamanlı biçimde yürütülen ve çoğu Amerikan öncülüğündeki dört diğer askeri tatbikatla birlikte ele alındığında, ABD’nin caydırıcılık stratejisinde ve “birinci ada zinciri” savunma politikasında yeni bir aşamaya işaret eden daha yüksek sesli bir eğilimin habercisi olabilir.

Tokyo ve Washington ayrıca salı gününe kadar Kyushu ve Okinawa’da Resolute Dragon 2026 tatbikatını yürütüyor. Tatbikata, Japonya’nın güneybatı adalarının savunmasına odaklanan 9 bin asker katılıyor.

Daha doğuda, Guam, Kuzey Mariana Adaları ve çevre sularda çarşamba gününe kadar sürecek Valiant Shield 2026’ya yaklaşık 10 bin personel katılıyor. Bu tatbikat, ABD ordusunun Typhon orta menzilli füze sisteminin ilk tatbikat konuşlandırmasına sahne oluyor.

Hawaii’de ise 31 ülkeden 25 binden fazla personel, 31 Temmuz’a kadar sürecek iki yılda bir düzenlenen Rim of the Pacific tatbikatına katılıyor. Tatbikat, denizcilik işbirliğini güçlendirmeyi ve “özgür ve açık Hint-Pasifik”i korumayı amaçlıyor.

Tayvan ise bu hafta Taoyuan’da, 100 bin askerin hızlı seferberliği test ettiği kendi iç Immediate Combat Readiness Exercise tatbikatını düzenliyordu.

ABD stratejisi

Gözlemciler, neredeyse eş zamanlı tatbikatların koordineli bir girişimi yansıtıp yansıtmadığı konusunda bölünmüş durumda. Ancak Lowy Enstitüsü’nde Güneydoğu Asya Programı Direktörü ve Asya Güç Endeksi’nin lideri Hunter Marston, son operasyonlar dizisinin Washington’ın birinci ada zinciri politikasına verdiği önceliğe işaret ettiğini düşünüyor.

Birinci ada zinciri, Doğu ve Güney Çin denizlerinin doğu kenarını belirleyen ada yayını ifade ediyor. Bu yay, Japon takımadaları ve Ryukyu Adaları’ndan güneye, Tayvan ve Filipinler üzerinden Büyük Sunda Adaları’na uzanıyor. Pekin’in, iddialı bir deniz stratejisi yoluyla bu sularda hâkimiyet kurmaya çalıştığı yaygın biçimde düşünülüyor.

Marston, This Week in Asia’ya yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Komutanlığı açısından, ABD’nin birinci ada zinciri boyunca müttefiklerinin güvenliğine bağlılığı kutsaldır,” dedi.

Marston, kritik deniz koridorları boyunca rakiplerin deniz ve hava kontrolünü engellemenin Asya’da uzun süredir Amerikan güvenliğinin temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de Pasifik’te Washington’ın birincil hedefi olarak engellemeyi tanımladığını belirtti.

“ABD, Japonya’nın daha fazla birlikte çalışabilirlik geliştirmesini ve daha aktif bir güvenlik rolü üstlenmesini teşvik etti. Dolayısıyla bu, Trump yönetiminin yük paylaşımına yaptığı vurguyla uyumlu,” dedi.

Araştırmaları uluslararası ilişkiler ve Doğu Asya jeopolitiğine odaklanan Britanya’daki University of Central Lancashire’dan siyaset analisti Sylwia Monika Gorska, erişimi önlemeden dağınık noktalarda sürdürülebilir operasyonel kontrole doğru bir kayma tespit etti. Ona göre bu değişim, mevcut ABD ve müttefik kuvvet geliştirme süreçlerine de yansıyor.

“Sürekli deniz ya da hava kontrolüne yoğunlaşmak yerine, son tatbikatlar kuvvetleri tespit etme, hedefleme, takviye etme ve sürdürebilme kabiliyetini korumaya odaklanıyor,” dedi.

Gorska, tatbikatların gelecekteki çatışmaların sürekli kesinti altında yaşanacağı varsayımını yansıttığını savundu. Bu durumda deniz kontrolü ve hava üstünlüğü, tüm bir harekât sahasında sürekli olmaktan ziyade geçici, yerel ve çekişmeli olacaktır.

Tayvan’ın en zorlu ihtimal olmaya devam ettiğini söyledi. Ancak Gorska’ya göre son ABD stratejisi bunu tek planlama senaryosu olarak ele almıyor; bunun yerine odak, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük bir pay üstlenmesini sağlarken birinci ada zinciri boyunca engelleme yoluyla caydırıcılığa kayıyor.

Gorska, “Daha önemli değişim, planlama varsayımında… ABD planlaması giderek, tırmanmanın yeri, ölçeği ve yönünün önceden öngörülemeyeceğini varsayıyor,” dedi. “Dolayısıyla amaç, ittifakı tek bir senaryo için optimize etmekten ziyade farklı ihtimallerde uygulanabilir kalacak askeri kabiliyetler geliştirmek.”

Singapur’daki S. Rajaratnam School of International Studies’te araştırma görevlisi olan Muhammad Faizal Bin Abdul Rahman, ABD’nin Hint-Pasifik’teki müttefiklerini askeri hazırlıklarını ve tatbikatlarını güçlendirmeye ittiğini söyledi.

“Ancak bu, ABD’nin bu tatbikatları koordine ettiği anlamına gelmez,” dedi ve ekledi: “Aksine, müttefikler de Çin’le süregelen gerilimler ve daha geniş jeopolitik belirsizlikler ortamında kendi ulusal çıkarlarıyla hareket ediyor.”

Uzmanlara göre Washington kendi üslerini ve kuvvetlerini hâlâ vazgeçilmez görüyor; ancak kabiliyet, erişim, personel ve siyasi kararlılık bakımından müttefiklerin daha fazla katkı sunmasını giderek daha fazla istiyor.

Asia Pacific Foundation of Canada’da araştırma ve stratejiden sorumlu başkan yardımcısı Vina Nadjibulla, “Dolayısıyla ortaya çıkan model, Japonya, Filipinler, Avustralya ve diğer ortakların tamamlayıcı kabiliyetler getirdiği ve daha geniş bir coğrafi alanda erişim sağladığı daha dağınık bir koalisyondur,” dedi.

Caydırıcılık ve yük paylaşımı

Pekin’ de ABD ve müttefiklerinin tatbikatlarına karşı kendi askeri faaliyetlerini artırdı. Liaoning uçak gemisi grubu, Filipinler ve Tayvan’ın doğusundaki sular dahil olmak üzere batı Pasifik’te gerçek atışlı tatbikatlar yürütüyor.

Faizal’a göre, ABD öncülüğündeki tatbikatlar, “Çin’le askeri bir çatışma durumunda muharebeye sahne olabilecek” yerlerde “caydırıcılık ve karşılık için operasyonel hazırlıkları” yansıtıyor.

Gorska ise çakışmanın tesadüfi olma ihtimalinin düşük olduğunu söyledi ve tatbikatların son yıllarda hız kazanan aynı ittifak geliştirme modelini izlediğine dikkat çekti.

Marston daha ölçülüydü: “Bunların stratejide herhangi bir değişimi yansıttığından emin değilim. Ancak kesinlikle derinleşen ağ temelli güvenlik işbirliğinin ve Japonya gibi ABD müttefiklerinin yük paylaşımına daha fazla vurgu yapmasının bir resmini ortaya koyuyor.”

Nadjibulla’ya göre kolektif mesaj açık: Caydırıcılık, tek ve büyük bir ABD varlığına daha az; bölge genelinde bir rakibin planlamasını karmaşıklaştırmak üzere tasarlanmış dağınık, dirençli ve birlikte çalışabilir bir koalisyona daha fazla bağlı olacak.

“Bunlar, ABD’nin esasen merkez-çevre tipi bir ittifak sistemini daha ağ temelli bir güvenlik mimarisiyle değiştirmeye çalıştığını gösteriyor,” dedi.

Diplomasi

Ukrayna ekonomisi, 2022’den bu yana ilk kez küçülmeye gidiyor

Yayınlanma

Ukrayna Merkez Bankası, Rus saldırılarının ticari faaliyeti vurması nedeniyle ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 0,4 daralacağını tahmin ederek faiz artışına gitti. Gelecek yılın bütçesini 47,5 milyar dolar açıkla onaylayan hükümet azami tasarruf rejimine geçerken Kiev, AB’nin vaat ettiği 90 milyar avroluk kredinin şimdiye kadar yalnızca 19,8 milyar avrosuna erişebildi.

Bloomberg’in Ukrayna Merkez Bankasının tahminine dayandırdığı habere göre Ukrayna ekonomisi 2022’den bu yana ilk kez küçülecek.

Banka, bu yılın sonunda ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 0,4 daralacağını öngörüyor.

Ukrayna Merkez Bankası daha önce ekonominin yüzde 1,8 büyüyeceğini tahmin ediyordu.

Ülke ekonomisindeki son daralma, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 30’dan fazla eridiği 2022 yılında kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Merkez Bankası tahminin kötüleşmesini, Rus saldırılarının “iş aktivitesinde keskin bir düşüşe” yol açmasıyla açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleri ile bunlarla bağlantılı altyapıyı hedef aldığını defalarca vurguladı.

Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun Ukrayna altyapısına yönelik saldırılarının etkili ve zamanında adımlar olduğunu, zira askerlerin önlerindeki muharebe görevlerini çözmelerine yardımcı olduğunu söyledi.

Ukrayna Merkez Bankası, ekonominin savunma sanayisine ve diğer projelere yönelik yatırımların artması sayesinde gelecek yıl yeniden yüzde 0,4 büyüme patikasına girmesini bekliyor.

Bloomberg’in aktardığına göre Ukrayna Merkez Bankası, kötüleşen ekonomik tahminlerin ardından politika faizini artırdı.

Merkez Bankasının güncellenen değerlendirmeleri daha önce beklenenden daha yüksek bir enflasyona işaret ediyor.

Hükümet harcamaları kesti ve tasarruf moduna geçti

Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy, eylül ayı sonunda ülkenin azami tasarruf rejimine geçtiğini ve acil olmayan bütün harcamaları ertelediğini duyurdu.

Koretskiy daha önce ülkenin kamu maliyesindeki tablonun kritik seviyeye yaklaştığını dile getirmişti.

Ukrayna’nın 2026 yılı bütçesi yaklaşık 1,9 trilyon grivna, yani 47,5 milyar dolarlık açıkla kabul edildi.

Yaklaşan 2026 kışını ülke için “nesnel biçimde zorlu” olarak niteleyen Koretskiy, kış dönemi öncesinde Ukrayna’nın enerji sektöründeki finansman açığının yaklaşık 650 milyon avro seviyesinde kaldığına dikkat çekti.

Ukrayna Maliye Bakanlığı, 2026-2029 döneminde ülkenin gereksinim duyduğu dış finansman miktarını neredeyse 146 milyar dolar olarak hesaplıyor.

Uluslararası Para Fonu ise Ukrayna’nın 2029 yılına kadar 54 milyar dolara varan bir finansman açığıyla karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Avrupa Birliği yılın başında Kiev için 60 milyar avrosu savunma harcamalarına, 30 milyar avrosu ise bütçe ve ekonomi desteğine ayrılan 90 milyar avroluk bir kredi paketinde uzlaştı.

Ukrayna, kararlaştırılan krediden 14 Ekim itibarıyla toplam tutarın yalnızca yüzde 22’sine denk gelen 19,8 milyar avro alabildi.

Moskova yönetimi Kiev’e verilen askeri desteği kınıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu, AB’nin Ukrayna’ya sağladığı krediyi değerlendirirken bu politikanın Avrupa devletlerini “egemenliklerini nihai olarak kaybetmeye” sürüklediğini öne sürdü.

Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’ya “bütün Batı’nın” yardım ettiğini ifade etti.

Putin, teslim ettikleri silahların Rusya topraklarına yönelik saldırılarda kullanılmasına izin veren ülkelerin askeri tesislerine karşı Rusya’nın silah kullanma hakkını saklı gördüğünü belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada, AB ile “giderek daha yakın” ilişkiler kurmak istiyor

Yayınlanma

Kanadalılar, AB ile daha yakın işbirliğinin getireceği iktisadi fırsatları, düzenleyici zorlukları ve kimlik meselelerini değerlendiriyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’yı, ticaret, güvenlik, teknoloji ve halklar arası bağların güçlendirilmesine odaklanan iki günlük bir zirve için ağırlıyor.

Liderlerin, Kanada ile AB arasında “Gelecek İttifakı” olarak adlandırılan ve “her zamankinden daha yakın bir birliktelik” olarak tanıtılan önerileri de içeren iddialı yeni bir ortaklığı ilerletmeleri bekleniyor.

Peki, Kanadalılar bu yeni anlaşma hakkında ne düşünüyor?

Rapporteur’ün aktardığına göre anket şirketi Abacus Data’nın Şubat 2026’da yaptığı bir ankette ortaya çıktı ki, Kanadalıların %74’ü dış politika, savunma ve ekonomik öncelikler konusunda AB ile daha yakın işbirliğini destekliyor. Sadece %10’u buna karşı çıkarken, %15’i kararsız kalıyor.

Bu geniş destek, farklı siyasi tutumları gizliyor. Ankete göre, Liberal seçmenlerin %60’ı AB’yi Kanada’nın en önemli iki ortağı arasında sayarken, %36’sı ABD’yi bu listeye dahil ediyor.

Muhafazakârlar arasında ise rakamlar tersine dönüyor: %65’i ABD’ye öncelik verirken, AB’yi öncelikli görenlerin oranı %36’da kalıyor.

Abacus Data’nın araştırmasına göre, Kanadalıların %48’i AB üyeliğini desteklerken, %28’i buna karşı çıkıyor.

Anket şirketi Rapporteur’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“ABD, Kanadalıların düşünce yapısında hâlâ merkezi bir yer tutuyor ama bu durum değişmeye devam ediyor. Bugün hâlâ en önemli ortak olarak görülüyor fakat artık tartışmasız bir konumda değil.”

Kanada Ticaret Odası’nın Stratejik Politika ve Küresel Ortaklıklar Başkan Yardımcısı Catherine Fortin LeFaivre, Donald Trump döneminde Avrupa’ya yönelmeye istekli olsa da AB’nin bürokratik engelleri konusunda endişeleri var:

“Kanada’nın ABD ile ilişkisi her zaman son derece önemli olacak ama son iki yıl, çeşitlendirmenin gerekliliğini görmezden gelinemez hale getirdi. Avrupa, iktisadi bağları derinleştirmek için doğal bir yer. Fakat istemediğimiz şey, ek bir regülasyon katmanına kapı açmak.”

Ontario’lu çiftçi Hannah Hutchings de bu endişeyi paylaşıyor.

“ABD hâlâ vazgeçilmez bir iş ortağıdır,” diyen Hutchings, AB ile daha yakın bağların, daha fazla rekabet ve regülasyon yaratmadan çiftçilere iktisadi fayda sağladığı takdirde, Kanadalı tarım ürünlerinin Avrupalı tüketicilere ulaşmasına yardımcı olabileceğini savundu.

2017 yılından bu yana geçici olarak uygulanan AB-Kanada Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlaşması (CETA), ticaret engellerini azaltmış olsa da Kanadalı ihracatçılara her pazarı açmadı.

Kanada Tarım-Gıda Ticaret Birliği’nin genel müdürü Michael Harvey, “Daha yakın ilişkiler, AB ile ticaret olanakları üzerinde çalışmak için bir fırsat sunuyor ve müzakerelerde bize daha fazla pazarlık gücü sağlıyor. Bazı tarım ürünleri için, tarife dışı engeller hâlâ pazara erişimi engelliyor çünkü AB, kendi kriterlerini tüm dünyaya dayatmak istiyor,” dedi.

Harvey, AB’nin büyüme hormonları ve bitki koruma ürünleri üzerindeki kısıtlamalarına değindi:

“Bu yakınlaşma döneminde, bu konular üzerinde çalışmalıyız. Daha yakın ilişkiler halk tarafından büyük ölçüde olumlu karşılanıyor, ancak ayrıntılar fark yaratacak. Bu, her iki taraf için de kazançlı bir durum olmalı.”

Hutchings de tarımsal inovasyon ve sürdürülebilirlik alanlarında işbirliği fırsatları gördüğünü belirterek, artan maliyetler, işgücü kıtlığı, iklim değişikliği ve genç nesilleri tarıma çekme gibi ortak zorluklara dikkat çekti.

Kanadalı işletmeler için Avrupa’nın cazibesi, öngörülebilirliğinde de yatıyor.

Fortin LeFaivre, “ABD ile ticaretin maliyetini tahmin etmek zor hale geldi. Avrupa daha güvenilirdir ve iş planlaması yapmaya, pazara giriş maliyetini anlamaya ve ticaret koşullarını öngörmeye imkân tanır,” dedi.

Kanada Ticaret Odası, işletmelerin özellikle Avrupa’da yeni ihracat fırsatlarını belirlemelerine yardımcı olan “Trade Explorer” adlı bir araç geliştirdi.

Quebec merkezli kayak üreticisi Ferreol’un kurucu ortağı ve CEO’su Jonathan Audet, 2025 yılının sonlarında Fransız pazarına girdi ve satışlarının %5’ini buradan elde etti.

Audet, Avrupa’daki pazar payının zamanla Kanada’yı geçeceğini öngörüyor:

“İş ortamı ABD’dekinden daha elverişli. AB ile daha yakın bağlar kurmak, ihracatı artıracak ve ticari ortaklıklar ile ortak inovasyon ortaklıkları kurmamızı sağlayacak.”

Fakat Audet, özellikle Avrupa’daki ticaret misyonlarına ürün numuneleri götürürken idari prosedürlerin daha basitleştirilmesini istiyor.

“Onları satmayacağız, sadece ürünleri sergilemek için götürüyoruz, ancak gümrük açısından bu iş karmaşık. Mallar için bir tür pasaport olan ATA Karnesi’ne başvurmak zorundayım,” diyerek gecikmelerden, ücretlerden ve havaalanı gümrük işlemlerinden bahsetti.

Öğrenciler de fırsatlar görüyor. Ottawa’daki Carleton Üniversitesi öğrencisi ve öğrenci birliği yönetim kurulu başkanı Alex Simion, Avrupa’daki eğitim ve istihdam olanaklarına daha kolay erişimi destekliyor.

“Carleton, mühendislik öğrencisi sayısı fazla olan bir üniversite. Öğrenciler, AB ile daha yakın bağların kurulmasını coşkuyla karşılıyorlar,” diyen Simion, vize işlemlerinin basitleştirilmesini ve öğrenci konutlarına daha iyi erişim sağlanmasını talep etti.

Fakat belirsizlik hâlâ ortadan kalkmış değil. Simion, “Çoğumuz Brexit süreci yaşanırken liseye başladık, bu yüzden büyürken AB’de bir sorun olduğunu gördük,” dedi.

Onun için bu tartışma, Kanada kimliği hakkında daha derin sorular da gündeme getiriyor.

“Kanadalı olmak ne demektir? Hâlâ bunu anlamaya çalışıyoruz,” diyen Simion, AB üyeliğinin Kanada’nın kendine özgü kimliğini zedeleyip zedelemediğini sorguladı:

“Daha yakın bir bağ, AB’ye katılmadan önce Kanadalı olmanın ne anlama geldiğine bir cevap bulmamızı daha da önemli hale getiriyor.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya, AB-Kanada ‘ortak üye’ açıklamasına sert tepki gösterdi

Yayınlanma

Almanya ve diğer üç ülke, Kuzey Amerika ülkesini bloğun ilk “ortak üyesi” yapmayı öneren AB-Kanada ortak bildirisine itiraz etti.

Bu itiraz, salı sabahı otomatik olarak kabul edilmesi planlanan metnin sürecini durdurdu. Bildirinin şimdi yeniden kaleme alınması gerekecek.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ortak üyelik kavramını ilk olarak Eylül ayında gündeme getirmişti.

O zamandan beri bu tanım, bu hafta Montréal’de yapılacak AB-Kanada zirvesi öncesinde en tartışmalı konulardan biri haline geldi ve bu statünün pratikte ne anlama geleceğine dair netlik olmaması nedeniyle hem Brüksel’de hem de Ottawa’da şaşkınlık yarattı.

Almanya, bu terime en şiddetli şekilde karşı çıkan ülkeler arasında yer aldı.

Birkaç AB diplomatının Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, itiraz, AB’nin “sessizlik prosedürü” olarak adlandırılan diplomatik mekanizmanın son başvuru süresinden önce geldi.

Bu mekanizma kapsamında, bir üye zamanında itiraz etmediği sürece metin otomatik olarak onaylanır.

İtalya, Fransa ve Yunanistan olmak üzere üç ülke de bildirgeye itiraz etti.

Dört üyenin itiraz ettiği taslak, üye devletlerin pazartesi günü metni tartışmasının ardından, farklı tutumlar arasında uzlaşma sağlanması amacıyla dağıtıldı.

Diplomatların belirttiğine göre, 26 Ekim tarihli ve Rapporteur tarafından incelenen son versiyon, “Avrupa Komisyonu tarafından önerilen Ortak Üye” kavramını tanımlamak amacıyla yürütülen çalışmalara atıfta bulunuyordu.

Bu da, ulusal başkentlerin iç anlaşmazlıktan uzaklaşmaya çalışırken, bu unvanın sahipliğini fiilen yeniden AB yürütme organına devrediyordu.

Pazartesi günkü taslakta, 2027’deki bir sonraki AB-Kanada zirvesi öncesinde bu kavramı tanımlama taahhüdü hâlâ yer alıyordu.

Bu unvan daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ın da öfkesini tetiklemişti.

Trump, Eylül ayında bu fikri “gülünç” olarak nitelendirmiş ve bunu “düşmanca bir eylem” olarak değerlendirerek AB’ye “çok ağır gümrük vergileri” uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English