Diplomasi
ABD ve müttefikleri, çok cepheli tatbikatlarla Çin’in etrafında güç gösterisi yapıyor

Analistler, Çin’in çevresinde yapılan neredeyse eş zamanlı tatbikatların, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük rol oynamasını sağlayan ABD stratejisindeki bir değişimi yansıttığını söylüyor.
Japonya bu ayın başlarında Filipinler’in en kuzeydeki eyaletinde paraşüt tatbikatları için seçkin hava indirme tugayının mensuplarını sessizce konuşlandırdığında, tatbikat iki taraftaki yetkililer tarafından da güçlü biçimde kamuoyuna duyurulmadı.
Batanes eyaletindeki Batan Adası’nda yapılan tatbikatlar, Filipin ve ABD deniz piyadelerinin ortak ev sahipliğinde çarşamba gününe kadar süren ülke çapındaki Kamandag görevinin bir parçasını oluşturdu. Yaklaşık 2 bin askerin katıldığı tatbikat, hazırlık düzeyini, birlikte çalışabilirliği ve istihbarat paylaşımını geliştirmeyi amaçlıyordu.
Ancak analistlere göre, söz konusu sessiz Batanes atlayışı, Asya genelinde neredeyse eş zamanlı biçimde yürütülen ve çoğu Amerikan öncülüğündeki dört diğer askeri tatbikatla birlikte ele alındığında, ABD’nin caydırıcılık stratejisinde ve “birinci ada zinciri” savunma politikasında yeni bir aşamaya işaret eden daha yüksek sesli bir eğilimin habercisi olabilir.
Tokyo ve Washington ayrıca salı gününe kadar Kyushu ve Okinawa’da Resolute Dragon 2026 tatbikatını yürütüyor. Tatbikata, Japonya’nın güneybatı adalarının savunmasına odaklanan 9 bin asker katılıyor.
Daha doğuda, Guam, Kuzey Mariana Adaları ve çevre sularda çarşamba gününe kadar sürecek Valiant Shield 2026’ya yaklaşık 10 bin personel katılıyor. Bu tatbikat, ABD ordusunun Typhon orta menzilli füze sisteminin ilk tatbikat konuşlandırmasına sahne oluyor.
Hawaii’de ise 31 ülkeden 25 binden fazla personel, 31 Temmuz’a kadar sürecek iki yılda bir düzenlenen Rim of the Pacific tatbikatına katılıyor. Tatbikat, denizcilik işbirliğini güçlendirmeyi ve “özgür ve açık Hint-Pasifik”i korumayı amaçlıyor.
Tayvan ise bu hafta Taoyuan’da, 100 bin askerin hızlı seferberliği test ettiği kendi iç Immediate Combat Readiness Exercise tatbikatını düzenliyordu.
ABD stratejisi
Gözlemciler, neredeyse eş zamanlı tatbikatların koordineli bir girişimi yansıtıp yansıtmadığı konusunda bölünmüş durumda. Ancak Lowy Enstitüsü’nde Güneydoğu Asya Programı Direktörü ve Asya Güç Endeksi’nin lideri Hunter Marston, son operasyonlar dizisinin Washington’ın birinci ada zinciri politikasına verdiği önceliğe işaret ettiğini düşünüyor.
Birinci ada zinciri, Doğu ve Güney Çin denizlerinin doğu kenarını belirleyen ada yayını ifade ediyor. Bu yay, Japon takımadaları ve Ryukyu Adaları’ndan güneye, Tayvan ve Filipinler üzerinden Büyük Sunda Adaları’na uzanıyor. Pekin’in, iddialı bir deniz stratejisi yoluyla bu sularda hâkimiyet kurmaya çalıştığı yaygın biçimde düşünülüyor.
Marston, This Week in Asia’ya yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Komutanlığı açısından, ABD’nin birinci ada zinciri boyunca müttefiklerinin güvenliğine bağlılığı kutsaldır,” dedi.
Marston, kritik deniz koridorları boyunca rakiplerin deniz ve hava kontrolünü engellemenin Asya’da uzun süredir Amerikan güvenliğinin temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de Pasifik’te Washington’ın birincil hedefi olarak engellemeyi tanımladığını belirtti.
“ABD, Japonya’nın daha fazla birlikte çalışabilirlik geliştirmesini ve daha aktif bir güvenlik rolü üstlenmesini teşvik etti. Dolayısıyla bu, Trump yönetiminin yük paylaşımına yaptığı vurguyla uyumlu,” dedi.
Araştırmaları uluslararası ilişkiler ve Doğu Asya jeopolitiğine odaklanan Britanya’daki University of Central Lancashire’dan siyaset analisti Sylwia Monika Gorska, erişimi önlemeden dağınık noktalarda sürdürülebilir operasyonel kontrole doğru bir kayma tespit etti. Ona göre bu değişim, mevcut ABD ve müttefik kuvvet geliştirme süreçlerine de yansıyor.
“Sürekli deniz ya da hava kontrolüne yoğunlaşmak yerine, son tatbikatlar kuvvetleri tespit etme, hedefleme, takviye etme ve sürdürebilme kabiliyetini korumaya odaklanıyor,” dedi.
Gorska, tatbikatların gelecekteki çatışmaların sürekli kesinti altında yaşanacağı varsayımını yansıttığını savundu. Bu durumda deniz kontrolü ve hava üstünlüğü, tüm bir harekât sahasında sürekli olmaktan ziyade geçici, yerel ve çekişmeli olacaktır.
Tayvan’ın en zorlu ihtimal olmaya devam ettiğini söyledi. Ancak Gorska’ya göre son ABD stratejisi bunu tek planlama senaryosu olarak ele almıyor; bunun yerine odak, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük bir pay üstlenmesini sağlarken birinci ada zinciri boyunca engelleme yoluyla caydırıcılığa kayıyor.
Gorska, “Daha önemli değişim, planlama varsayımında… ABD planlaması giderek, tırmanmanın yeri, ölçeği ve yönünün önceden öngörülemeyeceğini varsayıyor,” dedi. “Dolayısıyla amaç, ittifakı tek bir senaryo için optimize etmekten ziyade farklı ihtimallerde uygulanabilir kalacak askeri kabiliyetler geliştirmek.”
Singapur’daki S. Rajaratnam School of International Studies’te araştırma görevlisi olan Muhammad Faizal Bin Abdul Rahman, ABD’nin Hint-Pasifik’teki müttefiklerini askeri hazırlıklarını ve tatbikatlarını güçlendirmeye ittiğini söyledi.
“Ancak bu, ABD’nin bu tatbikatları koordine ettiği anlamına gelmez,” dedi ve ekledi: “Aksine, müttefikler de Çin’le süregelen gerilimler ve daha geniş jeopolitik belirsizlikler ortamında kendi ulusal çıkarlarıyla hareket ediyor.”
Uzmanlara göre Washington kendi üslerini ve kuvvetlerini hâlâ vazgeçilmez görüyor; ancak kabiliyet, erişim, personel ve siyasi kararlılık bakımından müttefiklerin daha fazla katkı sunmasını giderek daha fazla istiyor.
Asia Pacific Foundation of Canada’da araştırma ve stratejiden sorumlu başkan yardımcısı Vina Nadjibulla, “Dolayısıyla ortaya çıkan model, Japonya, Filipinler, Avustralya ve diğer ortakların tamamlayıcı kabiliyetler getirdiği ve daha geniş bir coğrafi alanda erişim sağladığı daha dağınık bir koalisyondur,” dedi.
Caydırıcılık ve yük paylaşımı
Pekin’ de ABD ve müttefiklerinin tatbikatlarına karşı kendi askeri faaliyetlerini artırdı. Liaoning uçak gemisi grubu, Filipinler ve Tayvan’ın doğusundaki sular dahil olmak üzere batı Pasifik’te gerçek atışlı tatbikatlar yürütüyor.
Faizal’a göre, ABD öncülüğündeki tatbikatlar, “Çin’le askeri bir çatışma durumunda muharebeye sahne olabilecek” yerlerde “caydırıcılık ve karşılık için operasyonel hazırlıkları” yansıtıyor.
Gorska ise çakışmanın tesadüfi olma ihtimalinin düşük olduğunu söyledi ve tatbikatların son yıllarda hız kazanan aynı ittifak geliştirme modelini izlediğine dikkat çekti.
Marston daha ölçülüydü: “Bunların stratejide herhangi bir değişimi yansıttığından emin değilim. Ancak kesinlikle derinleşen ağ temelli güvenlik işbirliğinin ve Japonya gibi ABD müttefiklerinin yük paylaşımına daha fazla vurgu yapmasının bir resmini ortaya koyuyor.”
Nadjibulla’ya göre kolektif mesaj açık: Caydırıcılık, tek ve büyük bir ABD varlığına daha az; bölge genelinde bir rakibin planlamasını karmaşıklaştırmak üzere tasarlanmış dağınık, dirençli ve birlikte çalışabilir bir koalisyona daha fazla bağlı olacak.
“Bunlar, ABD’nin esasen merkez-çevre tipi bir ittifak sistemini daha ağ temelli bir güvenlik mimarisiyle değiştirmeye çalıştığını gösteriyor,” dedi.
Diplomasi
İngiltere, Arjantinli futbolcuların pankartını FIFA’ya taşıdı

Arjantinli futbolcuların İngiltere’yi eledikleri Dünya Kupası yarı final maçının ardından açtığı “Falkland Adaları Arjantin’indir” yazılı pankart iki ülke arasında diplomatik kriz yarattı. İngiltere İş Dünyası Bakanı Peter Kyle, futbolcuların davranışını tamamen uygunsuz bulduğunu belirterek FIFA’yı olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma açmaya çağırdı.
İngiliz hükümeti, Arjantin milli takımı oyuncularının İngiltere ile oynanan Dünya Kupası yarı final maçının ardından egemenliği ihtilaflı olan Falkland Adaları üzerinde hak iddia eden bir pankartla poz vermesi üzerine uluslararası futbolun yönetim organı FIFA’ya soruşturma çağrısında bulundu.
İngiltere İş Dünyası Bakanı Peter Kyle, perşembe günü Times Radio ve BBC’ye yaptığı açıklamalarda, Arjantinli bazı futbolcuların galibiyet sevincinde açtığı pankartı “tamamen uygunsuz” olarak nitelendirdi ve dünya futbolunun yönetim organının bu olaya ilişkin “düzgün bir soruşturma” yürütmesini beklediğini dile getirdi.
Siyasetin futboldan ayrı tutulması gerektiğini vurgulayan Kyle, İngiliz futbolcuların sergilediği ağırbaşlı duruşun, Arjantin takımının tavrıyla tam bir tezat oluşturduğunu söyledi.
“Malvinas Arjantin’indir”
Arjantin, çarşamba günü ABD’nin Atlanta kentinde oynanan Dünya Kupası yarı final maçında İngiltere’yi 2-1 mağlup etti. Karşılaşmanın ardından futbolcular, tribündeki taraftarların uzattığı ve üzerinde İspanyolca “Las Malvinas son Argentinas” (Falkland Adaları Arjantin’indir) yazılı pankartı taşıdı.
Arjantin, İngiltere’nin denizaşırı toprağı olan bu takımadaları “Islas Malvinas” olarak adlandırıyor.
Söz konusu pankartı taşıyan futbolcular arasında İngiliz kulüplerinde oynayan Manchester United savunma oyuncusu Lisandro Martinez, Liverpool orta sahası Alexis Mac Allister ve Tottenham stoperi Cristian Romero da yer aldı.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Lisandro Martinez, bu pankartın derin duyguları harekete geçirdiğini belirterek “Bir Malvinas gazisinin bunu görerek ağladığını hayal edebiliyorum. Cezai bir yaptırım uygulanır mı bilemiyorum ancak bizim yaptığımız o pankartı açmak ve adaların bize ait olduğunu ilan etmekti” dedi.
Arjantinli futbolcu Leandro Paredes ise konunun geçmişteki sancılı bir döneme dayandığını ifade ederek “Maalesef bu olay, o dönemi yaşayan herkes için tarihimizin üzüntü verici bir parçası. Bu durum canımızı yakıyor. Onlar için de oynadığımızı biliyorduk” diye konuştu.
FIFA disiplin yönetmeliği, stadyumlarda spor etkinliklerine uygun olmayan siyasi, ideolojik, dini veya saldırgan mesajlar içeren her türlü pankart, bayrak, afiş ve kıyafetin kullanımını kesin olarak yasaklıyor.
Bu kuralların ihlali durumunda Arjantin Futbol Federasyonuna 5 bin ila 20 bin İsviçre frangı arasında değişen para cezaları verilebiliyor. FIFA yetkilileri ise perşembe günü konu hakkındaki sorulara henüz yanıt vermedi.
Geçmişte benzer siyasi mesajlar içeren olaylarda FIFA disiplin kurulu cezai işlemler uygulamıştı.
2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda Güney Koreli futbolcu Park Jong-woo, Japonya’ya karşı kazanılan üçüncülük maçının ardından tribünden aldığı “Dokdo bizim toprağımızdır” yazılı pankartı taşıdığı için iki milli maçtan men edilmişti. FIFA, o dönem futbolcunun davranışının “tolere edilemeyeceğini” açıklamıştı.
Benzer şekilde, Arjantin milli takımı Haziran 2014’te Buenos Aires’te oynanan bir hazırlık maçında aynı pankartı açmış ve FIFA, turnuva sonrasında Arjantin Futbol Federasyonuna 30 bin İsviçre frangı para cezası kesmişti.
En son 2022 Dünya Kupası’nda ise Sırbistan Futbol Federasyonuna, Brezilya maçı öncesinde soyunma odasına Kosova haritasını Sırbistan sınırları içinde gösteren ve üzerinde “Teslim Olmak Yok” yazan bir bayrak asılması nedeniyle 20 bin İsviçre frangı ceza verilmişti.
Tarihsel ve siyasi arka plan
Güney Atlantik’te yer alan, yaklaşık 3 bin 500 nüfuslu Falkland Adaları, İngiltere’ye yaklaşık 13 bin kilometre, Arjantin kıyılarına ise yaklaşık 500 kilometre uzaklıkta.
Londra ve Buenos Aires yönetimleri, 1982 yılında bu takımadaların egemenliği için savaşa girdi.
Arjantin’deki askeri diktatörlüğün talimatıyla 1982’de başlatılan işgal girişimi, İngiltere’nin askeri karşılık vermesiyle 10 hafta süren bir savaşa dönüştü. Savaş, İngiltere’nin askeri zaferiyle sonuçlandı.
Çatışmalarda 649 Arjantin askeri, 255 İngiliz askeri personeli ve 3 ada sakini hayatını kaybetti. Savaşın sona erdiği dönem, İspanya’da düzenlenen 1982 Dünya Kupası ile aynı günlere denk gelmiş, İngiliz televizyon kanalları Arjantin’in turnuvadaki açılış maçını yayımlamayı reddetmişti.
Arjantin, adaların 1833 yılında İngiltere tarafından kendisinden hukuka aykırı şekilde alındığını savunuyor. Toprak iddiasının 1765 yılına dayandığını belirten İngiltere ise egemenlik kurmak isteyen Arjantin güçlerini uzaklaştırmak için 1833’te adalara savaş gemisi gönderdiğini kaydediyor.
Sahanın dışındaki siyasi gerilim, çarşamba günkü yarı final öncesinde de kendini gösterdi. Arjantin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Victoria Villarruel, maç öncesindeki açıklamasında İngiltere’yi “işgalci” olarak nitelendirdi.
Öte yandan, FIFA’nın siyasi tarafsızlık ilkesi bu turnuvada daha önce de tartışma konusu oldu. FIFA Başkanı Gianni Infantino ve disiplin kurulunun, ABD’li forvet Folarin Balogun’un son 16 turundaki kırmızı kart cezasının ertelenmesi konusunda ABD Başkanı Donald Trump’ın baskılarına boyun eğdiği yönünde eleştiriler yapılmıştı.
Cezası bir yıl süreyle ertelenen Balogun, Belçika karşısında forma giymiş ve Belçika karşılaşmayı 4-1 kazanarak çeyrek finale yükselmişti.
FIFA Başkanı Infantino’nun, pazar günü New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nda oynanacak Arjantin-İspanya final müsabakasını, yakın siyasi müttefikler olan Donald Trump ve Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei ile birlikte izlemesi bekleniyor.
Diplomasi
Economist: Trump İran karşısında çıkmaza girdi

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yaşanan çatışmayı kayıpsız sonlandıracak bir planı olmadığı için askeri eylemleri sürdürmek zorunda kalacağı bir çıkmaza girdi. Bir ay önce imzalanan uzlaşı muhtırasının tarafların farklı yorumlamaları ve karşılıklı saldırılar nedeniyle çöktüğü belirtilirken, ABD’nin yaptırımları genişlettiği aktarıldı. The Economist dergisinin analizinde, olası bir savaşın Washington’a maliyetinin 100 milyar doları bulabileceği ifade edildi.
ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yaşanan çatışmanın çözümü konusunda iyi seçeneklerin bulunmadığı bir çıkmazla karşı karşıya kaldı.
The Economist dergisinin analizine göre Trump, Tahran yönetimine “cömert bir anlaşma” sundu. Bu teklif kapsamında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve nükleer hırslardan vazgeçilmesi karşılığında ABD yüz milyarlarca dolar yatırım vadetti ancak bu kaynak İran için yeterli olmadı.
Bir ay önce imzalanan ve 60 günde barışı sağlamayı hedefleyen uzlaşı muhtırası, taraflar arasında yeni bir çatışma konusuna dönüştü. İran bu belgeyi boğazı kontrol etme hakkı olarak yorumlarken, ABD ise seyrüsefer serbestisinin engellenmemesi taahhüdü olarak görüyor.
Bu görüş ayrılıklarının sonucu olarak taraflar karşılıklı saldırılarına yeniden başladı, petrol tankerleri Hürmüz Boğazı’ndan geçmekten kaçınmaya yöneldi, petrol fiyatları yükseldi ve nükleer programa ilişkin müzakerelerde ilerleme kaydedilemedi.
“Trump’ın bir planı yok”
Dergide yer alan bilgilere göre, İran’ın yeni dini lideri Moctaba Hamaney’in ya ABD’den taviz koparma fikrini onayladığı ya da savaş isteyenlerin etkisi altında yer aldığı belirtiliyor.
The Economist, Trump’ın ise bir planı olmadığını kaydediyor. Trump bu hafta boğazdan geçen gemilerden yüzde 20 oranında harç alınmasını önerdi ancak bu stratejiden hemen sonra vazgeçti.
ABD liderinin İran tesislerini yok etme yönündeki tehditlerinin başarı vadetmediği vurgulanıyor. Rejimi devirmeyi amaçlayan önceki bombardımanlar, nihayetinde yalnızca rejimin destekçilerini bir araya getirdi.
Analizde, Hark Adası’nı ele geçirme planlarının da riskli olduğu, çünkü Amerikan güçlerinin adada İran füzeleri ve insansız hava araçları için “kolay hedef” haline geleceği aktarılıyor.
Washington için İran’a taviz verme seçeneğinin müttefikleri korumasız bırakacağı ve kötü bir mesaj vereceği için “korkunç” olacağı belirtiliyor.
Bu durumda ABD için geriye kalan tek yolun, kasım ayındaki başkanlık seçimleri öncesinde benzin fiyatlarını artıracak olsa bile İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürme kararlılığını göstermek olduğu ifade ediliyor. Analizde, Trump ne kadar manevra yapmaya çalışırsa çalışsın, askeri eylemleri sürdürmekten başka seçeneğinin kalmadığı vurgulanıyor.
New York Times gazetesinin 13 Temmuz tarihli haberine göre Trump, Kongre’ye İran’daki askeri faaliyetlerin yeniden başladığını bildirdi.
Bu gelişmenin ardından ABD, Tahran’a yönelik yaptırımları genişleterek listeye 50 gerçek kişi ile ondan fazla şirket ve gemiyi dahil etti.
Karşılıklı saldırıların tekrarlanması üzerine İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İran ile ABD arasında bir aydan kısa süre önce imzalanan uzlaşı muhtırasının artık geçerliliğini yitirdiğini açıkladı.
NBC televizyonunun aktardığı verilere göre, İran ile girilecek bir savaşın ABD’ye maliyeti 100 milyar doları bulabilir. Kanalın kaynakları ayrıca, Bahreyn’de saldırılardan hasar gören ABD askeri tesislerinin onarımının 1 milyar dolara mal olabileceğini hesaplıyor.
Diplomasi
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı

Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’nin başlattığı hükümet revizyonu kapsamında, askeri teknolojide reformlarıyla tanınan ancak ordu komutasıyla anlaşmazlık yaşayan Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov görevden alındı. Sivil toplum ve muhalefetten karara sert tepkiler yükselirken, yeni savunma bakanlığı görevi için mevcut İçişleri Bakanı İgor Klimenko’nun ismi konuşuluyor.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’nin başlattığı hükümet revizyonu dalgasında, orduya teknolojik yenilikler kazandırmasıyla bilinen ancak üst düzey generallerle fikir ayrılıkları yaşayan Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov görevden alındı.
Kabinenin bu hafta başında istifa etmesinin ardından, iktidardaki Halkın Hizmetkarı partisinden bir milletvekili, Zelenskiy’nin yeni hükümet listesinde Fedorov’un ismini sunmayacağını bildirdi.
İç siyasi konuların hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan iktidar partisi milletvekili, kararın gerekçelerinin açık olduğunu belirterek, ordu komutanlığıyla yaşanan çatışmayı ve seferberlik reformundaki başarısızlığı işaret etti.
Milletvekili, Fedorov’un reformları sadece sunumlar üzerinden yürüterek taklit ettiğini savunarak Zelenskiy’nin kararını desteklediğini ifade etti.
Fedorov ise görevden ayrılacağını Facebook üzerinden yaptığı bir paylaşımla doğrulayarak, “Daha önce savunma bakanlığına gelirken üstlendiğim misyon için çalışmaya devam edeceğim; düşmanı asimetri, inovasyon hızı ve organizasyonel güçle yenmek” dedi.
Orduda reform sancıları
Henüz altı aydır görevde olan 35 yaşındaki Fedorov, özel sektörün hızını ve kararlılığını Ukrayna ordusuna taşıyan bir reformcu olarak görülüyordu.
Ancak yolsuzluğu azaltma, ihale süreçlerini yeniden düzenleme ve drone teknolojisini geliştirme çabaları, Genelkurmay Başkanı General Oleksandr Sırskiy’nin yaklaşımıyla çatıştı.
Muhalefetteki Holos partisinden milletvekili Yaroslav Jelenzyak, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Zelenskiy’nin Fedorov ile Sırskiy arasında bir seçim yapamadığını ve Fedorov’u seferberlik reformunu başaramamakla suçladığını belirterek bu kararı “aptalca ve adaletsiz” olarak nitelendirdi.
Fedorov görev süresi boyunca, Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketini Rus ordusu tarafından kullanılan Starlink terminallerini kapatmaya ikna ederek cephe hattında Rus lojistiğini aksatmıştı.
Ayrıca drone’lar aracılığıyla cephe hattının 100 kilometre gerisindeki hedefleri vurmayı amaçlayan orta menzilli saldırı kampanyasını desteklemişti.
Eski Dijital Dönüşüm Bakanı olan Fedorov, teknoloji altyapısını kullanarak Rus saldırılarının ardından operasyon sonu değerlendirme sistemini devreye sokmuş ve bu sayede Ukrayna hava kuvvetlerinin drone imha oranını artırmıştı.
Ancak Ukrayna’nın Patriot hava savunma sistemleri için yeterli önleyici füze tedarik edememesi, Rus balistik füzelerinin Ukrayna şehirlerine isabet etmeye devam etmesine yol açtı.
Fedorov geçen ay, cephedeki askerlerin maaşlarını artıran, yabancı gönüllülerin katılımını kolaylaştıran ve asker kaçaklarının birliklerine dönüşünü düzenleyen bir askeri hizmet reformu başlatsa da bu adımlar ülkedeki genel seferberlik sıkıntılarını kökten çözmeye yetmedi.
Fedorov’un attığı adımlar ordu komutasıyla ilişkilerini gererken, bürokraside de onun “kibirli ve çalışılması zor” biri olduğuna dair eleştiriler yükseldi.
Üst düzey bir Ukrayna hükümet yetkilisi, Politico’ya yaptığı açıklamada Fedorov’un çok şey vaat ettiğini ancak iddialı vaatlerini yerine getiremediğini ve nesnel eleştirileri dinlemek istemeyen otoriter bir tutum sergilediğini öne sürdü.
Zelenskiy’nin 2019 seçim kampanyasında kilit rol oynayan uzun süreli müttefiki Fedorov ile cumhurbaşkanı arasındaki ilişkilerin son haftalarda soğuduğu belirtiliyor.
Fedorov, geçen hafta Ankara’da düzenlenen NATO zirvesine ve bu hafta Kiev’in ana destekçilerinin bir araya geldiği toplantılara katılmamıştı.
Buna karşın Fedorov’un destekçileri karara tepkili. Tanınmış askeri gönüllülerden Maria Berlinska, Fedorov’un savunma bakanlığına getirilmesinin en akıllıca kararlardan biri olduğunu, görevden alınmasının ise “büyük ve ölümcül bir hata” olacağını savunarak bunun bedelinin ağır olacağını yazdı.
Fedorov taraftarları Kiev’de bir protesto düzenlemeyi planlıyor.
Financial Times’ın haberine göre ise Fedorov, savunma bütçesinden gelir elde etmeye çalışan çevrelerin önüne geçmeye çalışıyordu ve savunma alımlarında düzen sağlamak istemesi bazı siyasi ve askeri elitleri rahatsız etti.
Yatırım bankacısı Serhiy Fursa, Fedorov’un fazla popüler olmasının, çok verimli görünmesinin ve yolsuzluğa müsamaha göstermemesinin onun sonunu hazırlayan hatalar olduğunu iddia etti.
Öte yandan, The Economist dergisi Fedorov’un Genelkurmay Başkanı Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığını ancak Zelenskiy’den destek göremediğini yazdı.
Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?
Hükümette kapsamlı değişim
Zelenskiy’nin pazar günü başlattığı revizyon kapsamında Başbakan Yulya Sviridenko istifa etmiş ve kabine tamamen dağılmıştı.
Zelenskiy, yeni başbakan adayı olarak Naftogaz yöneticisi Serhiy Koretskiy’yi işaret ederken, yeni kabinenin öncelikli görevlerinin kış hazırlıkları, seferberlik merkezlerinin sorunları, hava savunmasının güçlendirilmesi ve ordu-bakanlık koordinasyonu olacağını duyurdu.
Yeni hükümette savunma bakanlığı için en güçlü adayın mevcut İçişleri Bakanı İgor Klimenko olduğu belirtiliyor. Zelenskiy’nin yeni kabine listesini perşembe günü parlamentoya sunması bekleniyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti









