Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de bir siyah mahallesi “AI polisi” için laboratuvar haline geldi

Yayınlanma

ABD’nin Atlanta kentindeki bir mahallenin bağlı olduğu gözetim ağı, metropol bölgesindeki kolluk kuvvetlerine bağlı 60.000’den fazla kamu ve özel kameradan oluşuyor.

“Cop City”, yani Polis Şehri, resmi adıyla Atlanta Kamu Güvenliği Eğitim Merkezi (Atlanta Public Safety Training Center), Atlanta, Georgia’da inşa edilen ve büyük tartışmalara yol açan devasa bir polis ve itfaiye eğitim tesisi.

Atlanta’daki South River Forest ormanlık bölgesinde inşa edilen tesis yaklaşık 85-90 dönümlük bir alana yayılıyor ve maliyeti 90-115 milyon dolar civarında.

Proje kapsamında; atış poligonları, Black Hawk helikopter pisti ve kentsel savaş taktiklerinin uygulanabileceği “maketten bir şehir” (mock city) gibi askeri düzeyde eğitim tesisleri planlanmış.

Yetkililer, bu merkezin polis eğitimini modernleştireceğini ve kamu güvenliğini artıracağını savunuyor.

Öte yandan mahalle sakinleri ile görüşen Capital B, bölgede yaşayanların neredeyse her hareketini takip eden polis arabaları ve yapay zeka destekli kamera sıraları nedeniyle rahatsız olduklarını yazıyor.

Örneğin 41 yaşındaki Brian Page, AI destekli kamera ağının “kesinlikle mahremiyetin ihlali gibi geldiğini” söylüyor.

Mahallesi sel, kanalizasyon sorunları ve aşırı sıcaklarla boğuşan Page gibi siyah sakinler için bu kompleks, nadir bulunan serinletici bir yeşil alanı atış poligonları, sahte şehir blokları ve 24 saat çalışan bir gözetim merkeziyle değiştirerek, yakınlardaki sakinler için iklim ve sağlık risklerini artırdı.

Aynı zamanda, muhalifler, bu alanın Atlanta’nın geniş kamera ve plaka ağına bağlanmasının siyah mahallelerde dijital izleme eğilimini daha da güçlendireceği konusunda uyarıyor.

Page, “Sadece bu ülkenin tarihini [ve] profilleme tarihini bilmek [yeter]. Bu yapay zekanın [nasıl kullanıldığı] konusunda endişelerim ve sorularım var. Onların bilgiye sahip olmalarına veya bilgi toplamalarına güvenmiyorum. Bunun amacını anlayamıyorum,” diyor.

Georgia merkezli gözetim şirketleri bu modeli ülke çapında pazarlarken Atlanta’daki tartışma giderek daha önemli hale geliyor.

Eğitim materyalleri ve tesis turları, kameralar, plaka okuyucular ve gerçek zamanlı suç merkezi yayınlarıyla donatılmış sahte şehir bloklarını öne çıkarıyor; bu da memurlara, hareketleri takip etmek, protestoları izlemek ve müdahaleleri koordine etmek için yapay zeka destekli araçları kullanma pratiği yapabilecekleri kontrollü bir ortam sunuyor.

2025 haritalama projesine göre, Atlanta’da şu anda her 1.000 kişiye yaklaşık 124 gözetleme kamerası düşüyor.

Bu rakam, Çin’deki birkaç şehir dışında dünyadaki herhangi bir şehirden daha yüksek. 

Son yıllarda, bu ağ, şüpheli bir suç işlenmemiş olsa bile, yapay zeka kullanarak “şüpheli” araçları ve insan hareketlerini gerçek zamanlı olarak işaretliyor.

Sivil özgürlük grupları, bu “stüdyolarda” prova edilenlerin orada kalmayacağı konusunda uyarıyor.

Atlanta polisi, Cop City karşıtlarına karşı sosyal medya izleme ve ağa bağlı kameraları zaten kullanmış durumda ve araştırmacılar, tesisin bu modeli ülke genelindeki departmanlara yayacağından endişe ediyor.

Sakinler, şehrin çevre koruma ve mahremiyeti yapay zeka karşılığında feda etmeye hazır olduğu bu modelin, kimin geleceğinin feda edildiği sorusunu akıllarına getirdiğini söyledi.

Atlanta cemiyet organizatörü Kamau Franklin şöyle diyor:

“Gözetleme sistemi, çevre sorunları ve Atlanta’nın soylulaştırılması birbiriyle iç içe geçmiştir. Özel polis birimlerine ve kameralara ayrılan kaynak ve para, konut, yeşil alan veya istihdama yapılan yatırımların çok ötesinde.”

Son yirmi yılda Atlanta, sessizce yerel araştırmacıların bugün “kameralar şehri” olarak adlandırdığı bir yapıya dönüştü.

Bu ağ, şehir merkezindeki yeni kurulan Gerçek Zamanlı Suç Merkezi’ne görüntü aktaran 20’den az kamerayla mütevazı bir başlangıç yapmıştı.

O günden bu yana, işletmelerin ve ev sahiplerinin özel kamera görüntülerini canlı olarak bağışlamasına olanak tanıyan ve bu görüntülerin polis memurlarının ekranlarında Atlanta Polis Departmanı kameralarının yanında görünmesini sağlayan “Connect Atlanta” programı aracılığıyla şehir genelinde yaygınlaştı.

Georgia merkezli Flock Safety şirketi, elektrik direklerine ve mahalle girişlerine monte edilmiş siyah-beyaz plaka okuyucuları ile polise, memurların şehir içinde ve çok daha uzak mesafelerde araçları plaka numarası, marka ve modele göre (ve yeni yapay zeka pilot uygulamalarında “belirli bir tampon etiketi olan kamyonet” gibi açık uçlu tanımlamalara göre) arayabilmelerini sağlayan bir arayüz satıyor.

Bu bilgi, Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) Georgia’da politika savunucusu olan Shruti Lakshmanan tarafından aktarıldı.

Atlanta Polis Departmanı (APD) sözleşmelerini ve veri kayıtlarını inceleyen Lakshmanan şunları söylüyor:

“Genel olarak kitlesel gözetim bir sorundur, fakat yapay zeka, kitlesel gözetimin yapabileceklerini neredeyse kat kat artırıyor. Yapay zeka öncesinde, gözetim görüntüleri zaten bir suistimal şüphesinin olduğu durumları araştırmak için kullanılıyordu. Yapay zeka, polis departmanlarının şüphe yaratmasına olanak tanıyor.”

Grubun kayıt talepleri, APD’nin yakın zamanda, memurların sade bir dil kullanarak görüntü ve videolarda arama yapmalarını sağlayan Flock eklentilerini test ettiğini ortaya çıkardı: örneğin, tamponunda belirli bir siyasi mesaj bulunan her arabayı tespit etmek gibi.

Lakshmanan, sivil özgürlükler grubunun yapay zekanın “insanları inançlarına göre hedef almak için” kullanılabileceğinden endişe duyduğunu söyledi.

Franklin için, tarihi Siyah mahallede yürütülen bu deney hoş karşılanmıyor, fakat şaşırtıcı da değil:

“Bu durum, Atlanta’daki soylulaştırma sürecinin gidişatına gayet uyuyor.”

Giderek artan sayıda araştırma bu iddiayı destekliyor. Harvard Üniversitesi’nin 10 şehri kapsayan bir çalışması ortaya koydu ki, güvenlik kameraları en yoğun şekilde soylulaştırmaya uğrayan, “çeşitlenen” mahallelerde yoğunlaşıyor.

Suç ve gelir faktörleri kontrol edildikten sonra bile, beyaz sakinlerin bu mahallelere taşınmasıyla birlikte kamera kurulumları artıyor.

Atlanta, 1980’den bu yana ülkedeki en çok soylulaştırmaya uğrayan siyah mahalleler sıralamasında dördüncü.

Ardından, emlak değerleri yükseldikçe, polis denetimi de yoğunlaşıyor. Bir ulusal analiz, emlak değerlerindeki her %5’lik artışla birlikte mahallelerde tutuklamalarda bir sıçrama yaşandığını ortaya koyuyor.

Bu eğilimler bir araya geldiğinde, Page’in mahallesi gibi siyah mahallelerin kentsel dönüşüm hedefleri haline gelmesiyle birlikte, sermaye akışının genellikle yeni gözetim ve denetim önlemleriyle birlikte geldiğini gösteriyor.

Ayrıca çevre sorunları da dikkat çekiyor. Cop City, Atlanta’daki nadide şehir ormanlarından birine inşa edildi. Çevre savunucuları, bu ağaç örtüsünün kaybedilmesinin sonuçlarının “soyut” olmayacağı konusunda uyarıyor.

Atlanta’nın ağaç örtüsü üzerine yapılan araştırmalar, orman örtüsünün asfalt ve çatılarla yer değiştirdiği durumlarda, tipik bir şiddetli yağmurdan kaynaklanan yağmur suyu akışının %20 oranında artabileceğini tahmin ediyor.

Bu durum, halihazırda siyah ve işçi sınıfı mahallelerini daha sık sel basmasına neden olan eskimiş boru hatlarını ve dereleri aşırı yükleyebilir.

Eğitim merkezi, aktivistlere göre tam da bu hedefin somut bir ifadesi: şehrin siyah mahallelerinin kenarındaki gölgeyi ve suyu emen toprağı feda ederek, polislik teknolojisinin yeni bir çağını betonla sabitlemek.​​

Ayrıca Atlanta’nın yapay zeka kamera ağı büyüdükçe, toplanan bilgileri depolamak ve işlemek için Güney’in ormanlarını ve tarlalarını veri merkezlerine dönüştüren aynı enerji açığı veri altyapısına giderek daha fazla bağımlı hale geliyor.

Bu tesisler muazzam miktarda elektrik ve su gerektiriyor, bu da metropol bölgesine yük ve artan enerji maliyetleri yaratıyor.

Bu, Cop City çevresindeki ağaç örtüsünün kaybının, ülke çapındaki topluluklar ağaçları ve suyu bilgi işlem gücüyle takas ederken, başka yerlerdeki endüstriyel alanların ekosisteminin bir parçası olduğu anlamına geliyor.

Dahası, nu teknolojinin riskleri, Atlanta’nın güneydoğusundaki birkaç kilometrekarelik alanı epey aşıyor.

Bir araç kameralardan birinin önünden her geçişinde, plakası, konumu ve zaman bilgisi, artık ülke çapında yaklaşık 2.000 kolluk birimine ulaşan, arama yapılabilir ve paylaşılabilir bir veri tabanının parçası haline geliyor.

Kasım ayında, Atlanta Community Press Collective, bir haberde, Atlanta polis memurlarının, APD’nin göçmenlik uygulamalarına yardımcı olmadığını söylemesine rağmen, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’nın (ICE) Yürütme ve Sınır Dışı Etme Operasyonları bölümünü desteklemek için kamera sistemini kullandığını bildirdi.

Federal kurumların verilere erişmesinin birçok yolu var. Savunucular, yerel departmanlara yerleştirilmiş federal görev gücü memurlarının doğrudan giriş yapabileceğini veya başka bir eyaletteki ortak bir departmandan kendileri adına arama yapmasını isteyebileceğini söyledi.

Lakshmanan şunlara dikkat çekiyor:

“Veriler bir kez toplandıktan sonra, genellikle asıl amacının ötesine yayılır. Güçlü koruma önlemleri olmadan, bu veriler halkın bilgisi veya rızası olmadan federal kurumlarla veya diğer yargı bölgeleriyle paylaşılabilir ve protestocuları, göçmenleri, renkli toplulukları, LGBTQ bireyleri ve üreme sağlığı hizmeti arayan kişileri hedef almak için kötüye kullanılabilir. Şehir kontrolü kaybettiğinde, bu verilerin nasıl kötüye kullanılabileceğinin bir sınırı yok.”

Georgia State Üniversitesi araştırmacısı Taylor Shelton’ın hazırladığı harita, Atlanta’nın kamera ağının, şehrin ağırlıklı olarak siyah nüfusun yaşadığı batı ve güney mahallelerinde en yoğun olduğunu gösteriyor.

Yüz tanıma konusunda yapılan ulusal araştırmalar, birçok algoritmanın siyah ve Doğu Asya kökenli yüzleri beyaz yüzlere kıyasla 10 ila 100 kat daha fazla yanlış tanımlama eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.

Cilt rengi daha koyu olan kadınlar için hata oranları ise %35’e kadar çıkıyor.

Amerika

ABD’de ICE memurunun ateş açması sonucu ölüm

Yayınlanma

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurunun Maine eyaletinde bir kişiyi vurarak öldürmesi üzerine tarafsız soruşturma çağrıları yapılıyor. Federal yetkililer, memurun “kamu güvenliği endişesiyle” ateş açtığını savunurken, göçmen hakları örgütleri hayatını kaybeden 26 yaşındaki Kolombiyalının ülkede yasal çalışma izni olduğunu bildirdi.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Maine eyaletinde bir kişinin federal göçmenlik polisi tarafından vurularak öldürülmesine gerekçe olarak “kamu güvenliği endişesini” gösterdi.

Bakanlık tarafından X platformu üzerinden yapılan açıklamada, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurlarının, Pazartesi günü yerel saatle 07.00 sularında Biddeford kentinde sınır dışı kararı bulunan bir düzensiz göçmenin bilinen son adresinde “hedefli gözetim” yürüttüğü ifade edildi. Bu sırada bir kişinin adresten araçla ayrıldığı aktarıldı.

Bakanlık açıklamasında, “Araç olay yerinden kaçmaya çalıştı ve bir memur, kamu güvenliği endişesiyle silahını ateşledi” ifadesi kullanıldı.

Açıklamada ayrıca, “Aracın sürücüsü vuruldu ve acil yardım ekipleriyle derhal irtibata geçildi. Sürücü aldığı yaralar sebebiyle yaşamını yitirdi” denildi.

Öldürülen kişinin çalışma izni vardı

Maine Göçmen Hakları Koalisyonu ve Presente! Maine adlı sivil toplum örgütleri, hayatını kaybeden kişinin ABD’de çalışma iznine ve sosyal güvenlik numarasına sahip 26 yaşında bir Kolombiya vatandaşı olduğunu açıkladı.

Örgütler tarafından yayımlanan ortak bildiride, “26 yaşında bir adam yaşamak ve çalışmak için Maine’e geldi, şimdi ise ailesi ICE’ın dahil olduğu bir olayın ardından onun ölümünün yasını tutuyor. Bu durum yıkıcı, öfke uyandırıcı ve kabul edilemezdir. Yakınları yanıtları, kamuoyu ise ne olduğuna dair eksiksiz ve şeffaf bir açıklamayı hak ediyor” ifadelerine yer verildi.

ICE, bir Palantir programı ile göçmen baskınları yapıyor

Siyasetçilerden bağımsız soruşturma çağrısı

Maine senatörleri Cumhuriyetçi Susan Collins ve bağımsız Angus King, olaya ilişkin tarafsız bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.

Senatör Collins, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Biddeford’daki silahlı olay, yaşananların eksiksiz ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasını gerektiriyor. Biddeford polisinin bölgede güvenliği sağladığını ve FBI’ın soruşturma yürüttüğünü biliyorum” dedi.

Collins daha sonra İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin’in kendisine, bakanlığın müfettişlik makamına bağlı Boston ofisinin, FBI işbirliğiyle soruşturmayı üstlendiği bilgisini verdiğini aktardı.

Senatör King ise Associated Press haber ajansına yaptığı açıklamada, Bakan Mullin’in kendisini bilgilendirdiğini ve üzerlerinde vücut kamerası taşımayan ICE memurlarının Biddeford’da bir yakalama kararını infaz etmek üzere orada bulunduğunu, ancak bu kararın vurulan kişiyle ilgili olmadığını belirtti.

CNN televizyonuna da konuşan King, “Gerçekler neydi? Bu genç adam gerçekten aracını bir ICE ajanının üzerine mi sürmeye çalıştı, yoksa sokaktaki diğer insanları ezme tehlikesi mi yaratıyordu ve bu silahlı saldırıyı haklı çıkaracak makul bir bedensel zarar ya da ölümcül güç tehdidi var mıydı?” diyerek soruşturmanın bu soruları aydınlatması gerektiğini vurguladı.

“Aracı silah olarak kullandı” iddiası

Senatör King, İç Güvenlik Bakanı Mullin ile yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak, bakanın olayda “aracı silah olarak kullanmak” ifadesini tercih ettiğini aktardı.

King, “Araçtaydı, araçla hareket etti ve bakanın kullandığı ifadeyle aracı silah olarak kullandı ve bir ICE ajanı tarafından vuruldu” dedi.

ICE tarafından daha sonra yapılan açıklamada ise aracın bir silah gibi kullanıldığı ifadesine yer verilmezken, sadece şüphelinin kaçmaya çalıştığı öne sürüldü.

Açıklamada, vurulan kişinin asıl hedef olup olmadığı konusuna da açıklık getirilmedi.

Maine Başsavcılığı da kendi soruşturmasını yürüteceğini açıklarken, olaya ilişkin ilk bulgulara değindi. Başsavcılık açıklamasında, “İlk beyanlar, bir sınır dışı operasyonu yürüten memurun görevini yaptığı sırada, öznenin aracıyla memurun üzerine doğru kaçmaya çalıştığını ve bu sırada vurularak öldürüldüğünü göstermektedir” denildi.

İç Güvenlik Bakanlığı, daha önce de ICE tarafından vurulan kişileri agresif davranmakla suçlamış, ancak daha sonra ortaya çıkan video kayıtları bu iddialarla çelişmişti. Olay anında memurların üzerinde vücut kamerası yer almadığı bildirildi.

Bir haftada ikinci olay

Maine’deki bu olay, son bir hafta içinde bir ICE memurunun dahil olduğu ikinci ölümcül silahlı saldırı olarak kayıtlara geçti. Geçen hafta Salı günü Teksas eyaletinde ICE memurları, işe gitmekte olan Lorenzo Salgado Araujo’yu vurarak öldürmüştü.

Kurum, Salgado Araujo’nun aracını memurlara karşı bir silah gibi kullanmaya çalıştığını öne sürmüş, ancak araçtaki diğer kişiler ve Salgado Araujo ailesinin avukatı bu iddiayı yalanlamıştı.

Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Delia Ramirez, yaşananlara tepki göstererek, “Lorenzo’nun öldürülmesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden ICE, Maine’de bir başka adamı daha vurarak öldürdü. ICE eliyle gerçekleştirilen cinayetler münferit değil, bir kalıbın parçasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kongre üyeleri Houston’daki ICE operasyonu için soruşturma istedi

Okumaya Devam Et

Amerika

Veri merkezleri Microsoft’un karbon emisyonunu yükseltti

Yayınlanma

Teknoloji devi Microsoft, yapay zeka veri merkezlerinin altyapısını genişletmesiyle birlikte 2025 yılında karbon emisyonlarının yüzde 25 oranında arttığını bildirdi. Şirket tarafından Perşembe günü yayımlanan sürdürülebilirlik raporunda, artışın temel nedeninin altyapı büyümesi ve yeni enerji yatırımlarına öncelik verilmesi olduğu kaydedildi.

Teknoloji şirketi Microsoft, yapay zeka veri merkezlerinin kullanımını artırma hedefleri doğrultusunda, 2025 yılında karbon emisyonlarında yüzde 25 oranında artış yaşandığını bildirdi.

Perşembe günü yayımlanan yeni sürdürülebilirlik raporunda, Microsoft Başkan Yardımcısı Brad Smith ile Sürdürülebilirlik Direktörü Melanie Nakagawa ortak bir açıklama yaptı.

Açıklamada, emisyon artışının “öncelikli olarak veri merkezi altyapımızın genişletilmesinden ve şebekelere net yeni enerji sağlayan yatırımlara öncelik verirken, ek katkı sağlamayan, bağımsız yenilenebilir enerji sertifikalarının kullanımını durdurmamızdan” kaynaklandığı ifade edildi.

Raporun genel değerlendirme bölümünde, “Bu karar kısa vadede bildirilen emisyonlarımızı artırsa da yalnızca sertifikalara güvenmek yerine yeni karbon emisyonsuz elektrik geliştirilmesini artırmamıza olanak tanıyor” denildi.

Değerlendirmede ayrıca, “Bu değişikliğin daha uzun vadeli sürdürülebilirlik faydaları yaratacağına inanıyoruz. Büyümeye bağlı emisyon baskısı beklenen bir durumdu” ifadesine yer verildi.

Söz konusu artışın önemli bir bölümünün, şirketin faaliyetlerini yürütmek için satın aldığı veya edindiği enerjiden kaynaklanan ve Microsoft’un “Kapsam 2” olarak adlandırdığı emisyonlarla ilişkili olduğu belirtildi.

Bu kalem, geçen yıl toplam emisyonların yüzde 2’sini oluştururken, bu yıl toplam emisyonların yüzde 13’üne ulaştı.

Smith ve Nakagawa tarafından kaleme alınan raporda, “Bu gelişme, tedarik zincirimiz genelindeki enerji sistemlerinin çevresel sonuçları şekillendirmede ne kadar önemli olduğunu vurguluyor” tespiti paylaşıldı.

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Geçen yıl Haziran ayında sona eren 2025 mali yılını kapsayan rapor, Microsoft’un bu tarihten sonra yaptığı anlaşmaları içermiyor.

Bu anlaşmalar arasında doğalgazla çalışan veri merkezleri ve geçen ay Chevron ile yapılan 20 yıllık enerji anlaşması da yer alıyor.

Söz konusu anlaşma kapsamında, Batı Texas’ta şirket için bir enerji santrali inşa edilecek.

Buna karşın sürdürülebilirlik raporunda, Microsoft’un “faaliyetlerimiz ile değer zincirimiz genelinde emisyonları azaltarak ve saldığımızdan daha fazla karbonu ortadan kaldırarak 2030 yılına kadar karbon negatif” olma taahhüdü yineleniyor.

Microsoft’un verileri; Google ve Amazon’un kendi sürdürülebilirlik raporlarını yayımlamasının ardından geldi. Google, “işletmemizin hızlı genişlemesini destekleyen tedarik zinciri faaliyetlerindeki artışlar” nedeniyle emisyonlarının yüzde 18 arttığını açıklamıştı.

Amazon’un genel emisyonları yüzde 16 artarken, veri merkezi inşası ve yapımını da içeren tedarik zinciri emisyonları yüzde 20 oranında yükseldi.

Veri merkezleri, artan enerji fiyatları ve inşaat için ayrılan arazi kullanımı konusundaki endişeler nedeniyle kamuoyunda tepkiyle karşılaşıyor.

Eyalet milletvekilleri, veri merkezlerinin geride bıraktığı çevresel ve ekonomik etkilerle mücadele etmek amacıyla moratoryumlar veya daha sıkı düzenlemeler getirmeyi değerlendiriyor.

Bu tepkiler, eyalet valilerini ve vali adaylarını, veri merkezlerinin bölgelerinde yarattığı etkilerle nasıl mücadele edecekleri konusunda zor bir pozisyonda bırakıyor.

Veri merkezi sektörü ise yapay zeka ile veri merkezleri arasında kurulan doğrudan ilişkiye karşı çıkarak, bu merkezlerin başka amaçlara da hizmet ettiğini savunuyor.

ABD’deki yeni veri merkezlerinin yüzde 40’ı gecikebilir

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon bilgi sızdıranlara karşı ortak birim kurdu

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, hassas bilgilerin dışarıya sızdırılmasını engellemek amacıyla Adalet Bakanlığı ile ortak bir çalışma grubu kurulduğunu açıkladı. Yeni yapılanmaya göre Pentagon’un Hukuk Müşavirliği, medya sızıntısı soruşturmalarına dair tüm bilgi ve kayıtlara erişebilecek.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, hassas bilgilerin kamuoyuna açıklanmasını engellemeye yönelik çabalar kapsamında Pentagon ve Adalet Bakanlığının ortak bir çalışma grubu kurduğunu duyurdu.

Hegseth, Savaş Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin (OGC), medya sızıntısı soruşturmalarına ilişkin Pentagon genelindeki tüm bilgi, destek ve kayıtları talep etme ve teslim alma yetkisine sahip olacağını belirtti.

Savaş Bakanı, bakanlığın tüm birimlerinin ve personelinin bu taleplere öncelik vereceğini, OGC tarafından bu yetki çerçevesinde verilen her türlü talimata, talebin sunulmasından itibaren iki gün içinde eksiksiz ve tam bir yanıt verilmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

Hegseth, X sosyal medya platformunda yayımlanan yaklaşık iki buçuk dakikalık video mesajında, “Sızdırılan bilgiler hayatları riske atıyor. Bu yeni araçlar ve süreçler, ortak gücümüzü korumamıza büyük ölçüde yardımcı olacak. Ulusumuzun güvenliği, anlık manşetler peşinde koşanlar için bir pazarlık kozu olamaz” dedi.

Hegseth ayrıca, “Gizli ve mahrem bilgilere erişim kutsal bir emanettir ve bu emanete ihanet edenler yasaların tüm gücüyle karşılaşacaktır” ifadesini kullandı.

New York Times muhabirlerine mahkeme celbi

Söz konusu çalışma grubunun duyurulması, Adalet Bakanlığının dört New York Times muhabirine mahkeme celbi göndermesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Federal büyük jüri önünde ifade vermeye çağrılan gazeteciler, Başkan Donald Trump’ın NATO zirvesi için Türkiye’ye uçtuğu ve Katar tarafından bağışlanan uçağına ilişkin güvenlik endişelerini haberleştirmişti.

Mahkeme celpleri, New York Times gazetesi ve basın özgürlüğü savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. Muhalifler, hükümetin haber kuruluşlarını gözdağı yoluyla sindirmeye çalıştığını savunuyor.

New York Times avukatı David McCraw yaptığı açıklamada, “Gazetecilerimiz gerçekleri rapor etmekte ve Amerikan kamuoyunun, hükümetlerinin nasıl çalıştığını ve vergi mükelleflerinin paralarının nasıl kullanıldığını bilme hakkını savunmaktadır. Bu küstahça eylem, gazetecileri işlerini yapmaktan alıkoyarak kamuoyunun ülkede neler olup bittiğini öğrenmesini engelleme girişiminden başka bir şey değildir” dedi.

Bakanlık bünyesindeki ihraçlar

Hegseth, Pentagon’daki görevinin başından bu yana basına sızıntı yapılmasını engellemeye yönelik adımlar atıyor. Bakanlık geçen yıl basına gizli bilgi sızdırdığı iddia edilen personele yönelik soruşturmalar başlatmış ve yalan makinesi testleri uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Sızıntı iddiaları geçen yıl Hegseth’in bazı danışmanlarına da yöneltilmişti. Eski kıdemli danışman Dan Caldwell ve eski özel kalem müdür yardımcısı Darin Selnick bu isimler arasında yer alıyor. Caldwell, Selnick ve Savaş Bakan Yardımcısı Stephen A. Feinberg’in eski özel kalem müdürü Colin Carroll, bakanlıktaki sızıntı soruşturması kapsamında önce açığa alınmış, ardından Pentagon’dan uzaklaştırılarak işlerine son verilmişti.

Bir hükümet yetkilisi, Mart ayı ortasında The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, bu yılın başlarında Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisinde (ODNI) işe başlayan Caldwell’in Pentagon’dan bilgi sızdırdığına dair hiçbir kanıt bulunmadığını belirtti.

Savaş Bakanı Hegseth, hassas bilgileri paylaştığı gerekçesiyle daha önce kendisi de eleştirilerin hedefi olmuştu. Hegseth, geçen yıl ABD’nin Yemen’deki Husilere yönelik planlanan saldırılarını, The Atlantic dergisi editörünün de yanlışlıkla eklendiği bir Signal grup sohbetinde tartışmıştı. Pentagon Genel Müfettişliği Ofisi tarafından Aralık ayında yayımlanan raporda, Hegseth’in kişisel cep telefonunda Signal uygulamasını kullanarak askeri güvenliği tehlikeye attığı ve bakanlık politikasını ihlal ettiği saptanmıştı.

Eski Pentagon Sözcüsü John Ullyot, “Hegseth’in kendisi geçen yıl Signal üzerinden eşiyle hassas ulusal savunma bilgilerini paylaşıp hiçbir sonuçla karşılaşmamışken, şimdi bu bilgileri koruma ihtiyacından bahsetmesi oldukça ironiktir. 2012 yılında CIA Direktörü David Petraeus, benzer bir durumu kız arkadaşıyla yaşadığı için görevinden istifa etmiş, federal mahkemede iki yıl denetimli serbestlik ve 10 bin dolar para cezasına çarptırılmıştı” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi sözcülüğü de yapan Ullyot, Pazartesi günü The Hill’e verdiği demeçte, “Başkan, ulusal güvenlik yöneticilerinden daha iyisini hak ediyor. Hegseth başkalarından hesap sormadan önce kendisinden hesap sormaya başlamalıdır” dedi.

Basın mensuplarının erişimi kısıtlandı

Hegseth’in tesislerin çoğuna erişimi iptal etmesi nedeniyle muhabirlerin Pentagon’a girişi büyük ölçüde engellenmiş durumda. Pentagon muhabirleri, yetkisiz materyalleri talep etmeyeceklerine dair taahhüt içeren yeni medya politikasını imzalamayı reddederek Ekim ayında basın kartlarını iade etmişti.

Hegseth ve destekçileri, bu politikanın gizli bilgilerin sızmasını önleyerek ulusal güvenliği koruyacağını savunuyor. Basın özgürlüğü grupları ve eleştirmenler ise bu uygulamayı gazetecilerin anayasal haklarının ihlali olarak nitelendiriyor.

Bakanlık son olarak, Pentagon binasını gizli alan ilan ederek gazetecilerin içeri girmesini yasakladı ve basının erişimini daha da daralttı.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada tarihi referanslar veren Hegseth, “Hassas ulusal savunma bilgilerini ve sırlarını sızdırmak, ülkemizin üniformasını giyen kadın ve erkeklere ihanet etmektir. Bu, savaş tarihi kadar eski bir ilkedir ve Amerika Birleşik Devletleri’nde cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar uzanır. George Washington’ın kendisi de sızıntılarla, içerideki tehditlerle ve casuslukla mücadele etmiştir” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English