Amerika
ABD’de bir siyah mahallesi “AI polisi” için laboratuvar haline geldi

ABD’nin Atlanta kentindeki bir mahallenin bağlı olduğu gözetim ağı, metropol bölgesindeki kolluk kuvvetlerine bağlı 60.000’den fazla kamu ve özel kameradan oluşuyor.
“Cop City”, yani Polis Şehri, resmi adıyla Atlanta Kamu Güvenliği Eğitim Merkezi (Atlanta Public Safety Training Center), Atlanta, Georgia’da inşa edilen ve büyük tartışmalara yol açan devasa bir polis ve itfaiye eğitim tesisi.
Atlanta’daki South River Forest ormanlık bölgesinde inşa edilen tesis yaklaşık 85-90 dönümlük bir alana yayılıyor ve maliyeti 90-115 milyon dolar civarında.
Proje kapsamında; atış poligonları, Black Hawk helikopter pisti ve kentsel savaş taktiklerinin uygulanabileceği “maketten bir şehir” (mock city) gibi askeri düzeyde eğitim tesisleri planlanmış.
Yetkililer, bu merkezin polis eğitimini modernleştireceğini ve kamu güvenliğini artıracağını savunuyor.
Öte yandan mahalle sakinleri ile görüşen Capital B, bölgede yaşayanların neredeyse her hareketini takip eden polis arabaları ve yapay zeka destekli kamera sıraları nedeniyle rahatsız olduklarını yazıyor.
Örneğin 41 yaşındaki Brian Page, AI destekli kamera ağının “kesinlikle mahremiyetin ihlali gibi geldiğini” söylüyor.
Mahallesi sel, kanalizasyon sorunları ve aşırı sıcaklarla boğuşan Page gibi siyah sakinler için bu kompleks, nadir bulunan serinletici bir yeşil alanı atış poligonları, sahte şehir blokları ve 24 saat çalışan bir gözetim merkeziyle değiştirerek, yakınlardaki sakinler için iklim ve sağlık risklerini artırdı.
Aynı zamanda, muhalifler, bu alanın Atlanta’nın geniş kamera ve plaka ağına bağlanmasının siyah mahallelerde dijital izleme eğilimini daha da güçlendireceği konusunda uyarıyor.
Page, “Sadece bu ülkenin tarihini [ve] profilleme tarihini bilmek [yeter]. Bu yapay zekanın [nasıl kullanıldığı] konusunda endişelerim ve sorularım var. Onların bilgiye sahip olmalarına veya bilgi toplamalarına güvenmiyorum. Bunun amacını anlayamıyorum,” diyor.
Georgia merkezli gözetim şirketleri bu modeli ülke çapında pazarlarken Atlanta’daki tartışma giderek daha önemli hale geliyor.
Eğitim materyalleri ve tesis turları, kameralar, plaka okuyucular ve gerçek zamanlı suç merkezi yayınlarıyla donatılmış sahte şehir bloklarını öne çıkarıyor; bu da memurlara, hareketleri takip etmek, protestoları izlemek ve müdahaleleri koordine etmek için yapay zeka destekli araçları kullanma pratiği yapabilecekleri kontrollü bir ortam sunuyor.
2025 haritalama projesine göre, Atlanta’da şu anda her 1.000 kişiye yaklaşık 124 gözetleme kamerası düşüyor.
Bu rakam, Çin’deki birkaç şehir dışında dünyadaki herhangi bir şehirden daha yüksek.
Son yıllarda, bu ağ, şüpheli bir suç işlenmemiş olsa bile, yapay zeka kullanarak “şüpheli” araçları ve insan hareketlerini gerçek zamanlı olarak işaretliyor.
Sivil özgürlük grupları, bu “stüdyolarda” prova edilenlerin orada kalmayacağı konusunda uyarıyor.
Atlanta polisi, Cop City karşıtlarına karşı sosyal medya izleme ve ağa bağlı kameraları zaten kullanmış durumda ve araştırmacılar, tesisin bu modeli ülke genelindeki departmanlara yayacağından endişe ediyor.
Sakinler, şehrin çevre koruma ve mahremiyeti yapay zeka karşılığında feda etmeye hazır olduğu bu modelin, kimin geleceğinin feda edildiği sorusunu akıllarına getirdiğini söyledi.
Atlanta cemiyet organizatörü Kamau Franklin şöyle diyor:
“Gözetleme sistemi, çevre sorunları ve Atlanta’nın soylulaştırılması birbiriyle iç içe geçmiştir. Özel polis birimlerine ve kameralara ayrılan kaynak ve para, konut, yeşil alan veya istihdama yapılan yatırımların çok ötesinde.”
Son yirmi yılda Atlanta, sessizce yerel araştırmacıların bugün “kameralar şehri” olarak adlandırdığı bir yapıya dönüştü.
Bu ağ, şehir merkezindeki yeni kurulan Gerçek Zamanlı Suç Merkezi’ne görüntü aktaran 20’den az kamerayla mütevazı bir başlangıç yapmıştı.
O günden bu yana, işletmelerin ve ev sahiplerinin özel kamera görüntülerini canlı olarak bağışlamasına olanak tanıyan ve bu görüntülerin polis memurlarının ekranlarında Atlanta Polis Departmanı kameralarının yanında görünmesini sağlayan “Connect Atlanta” programı aracılığıyla şehir genelinde yaygınlaştı.
Georgia merkezli Flock Safety şirketi, elektrik direklerine ve mahalle girişlerine monte edilmiş siyah-beyaz plaka okuyucuları ile polise, memurların şehir içinde ve çok daha uzak mesafelerde araçları plaka numarası, marka ve modele göre (ve yeni yapay zeka pilot uygulamalarında “belirli bir tampon etiketi olan kamyonet” gibi açık uçlu tanımlamalara göre) arayabilmelerini sağlayan bir arayüz satıyor.
Bu bilgi, Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) Georgia’da politika savunucusu olan Shruti Lakshmanan tarafından aktarıldı.
Atlanta Polis Departmanı (APD) sözleşmelerini ve veri kayıtlarını inceleyen Lakshmanan şunları söylüyor:
“Genel olarak kitlesel gözetim bir sorundur, fakat yapay zeka, kitlesel gözetimin yapabileceklerini neredeyse kat kat artırıyor. Yapay zeka öncesinde, gözetim görüntüleri zaten bir suistimal şüphesinin olduğu durumları araştırmak için kullanılıyordu. Yapay zeka, polis departmanlarının şüphe yaratmasına olanak tanıyor.”
Grubun kayıt talepleri, APD’nin yakın zamanda, memurların sade bir dil kullanarak görüntü ve videolarda arama yapmalarını sağlayan Flock eklentilerini test ettiğini ortaya çıkardı: örneğin, tamponunda belirli bir siyasi mesaj bulunan her arabayı tespit etmek gibi.
Lakshmanan, sivil özgürlükler grubunun yapay zekanın “insanları inançlarına göre hedef almak için” kullanılabileceğinden endişe duyduğunu söyledi.
Franklin için, tarihi Siyah mahallede yürütülen bu deney hoş karşılanmıyor, fakat şaşırtıcı da değil:
“Bu durum, Atlanta’daki soylulaştırma sürecinin gidişatına gayet uyuyor.”
Giderek artan sayıda araştırma bu iddiayı destekliyor. Harvard Üniversitesi’nin 10 şehri kapsayan bir çalışması ortaya koydu ki, güvenlik kameraları en yoğun şekilde soylulaştırmaya uğrayan, “çeşitlenen” mahallelerde yoğunlaşıyor.
Suç ve gelir faktörleri kontrol edildikten sonra bile, beyaz sakinlerin bu mahallelere taşınmasıyla birlikte kamera kurulumları artıyor.
Atlanta, 1980’den bu yana ülkedeki en çok soylulaştırmaya uğrayan siyah mahalleler sıralamasında dördüncü.
Ardından, emlak değerleri yükseldikçe, polis denetimi de yoğunlaşıyor. Bir ulusal analiz, emlak değerlerindeki her %5’lik artışla birlikte mahallelerde tutuklamalarda bir sıçrama yaşandığını ortaya koyuyor.
Bu eğilimler bir araya geldiğinde, Page’in mahallesi gibi siyah mahallelerin kentsel dönüşüm hedefleri haline gelmesiyle birlikte, sermaye akışının genellikle yeni gözetim ve denetim önlemleriyle birlikte geldiğini gösteriyor.
Ayrıca çevre sorunları da dikkat çekiyor. Cop City, Atlanta’daki nadide şehir ormanlarından birine inşa edildi. Çevre savunucuları, bu ağaç örtüsünün kaybedilmesinin sonuçlarının “soyut” olmayacağı konusunda uyarıyor.
Atlanta’nın ağaç örtüsü üzerine yapılan araştırmalar, orman örtüsünün asfalt ve çatılarla yer değiştirdiği durumlarda, tipik bir şiddetli yağmurdan kaynaklanan yağmur suyu akışının %20 oranında artabileceğini tahmin ediyor.
Bu durum, halihazırda siyah ve işçi sınıfı mahallelerini daha sık sel basmasına neden olan eskimiş boru hatlarını ve dereleri aşırı yükleyebilir.
Eğitim merkezi, aktivistlere göre tam da bu hedefin somut bir ifadesi: şehrin siyah mahallelerinin kenarındaki gölgeyi ve suyu emen toprağı feda ederek, polislik teknolojisinin yeni bir çağını betonla sabitlemek.
Ayrıca Atlanta’nın yapay zeka kamera ağı büyüdükçe, toplanan bilgileri depolamak ve işlemek için Güney’in ormanlarını ve tarlalarını veri merkezlerine dönüştüren aynı enerji açığı veri altyapısına giderek daha fazla bağımlı hale geliyor.
Bu tesisler muazzam miktarda elektrik ve su gerektiriyor, bu da metropol bölgesine yük ve artan enerji maliyetleri yaratıyor.
Bu, Cop City çevresindeki ağaç örtüsünün kaybının, ülke çapındaki topluluklar ağaçları ve suyu bilgi işlem gücüyle takas ederken, başka yerlerdeki endüstriyel alanların ekosisteminin bir parçası olduğu anlamına geliyor.
Dahası, nu teknolojinin riskleri, Atlanta’nın güneydoğusundaki birkaç kilometrekarelik alanı epey aşıyor.
Bir araç kameralardan birinin önünden her geçişinde, plakası, konumu ve zaman bilgisi, artık ülke çapında yaklaşık 2.000 kolluk birimine ulaşan, arama yapılabilir ve paylaşılabilir bir veri tabanının parçası haline geliyor.
Kasım ayında, Atlanta Community Press Collective, bir haberde, Atlanta polis memurlarının, APD’nin göçmenlik uygulamalarına yardımcı olmadığını söylemesine rağmen, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’nın (ICE) Yürütme ve Sınır Dışı Etme Operasyonları bölümünü desteklemek için kamera sistemini kullandığını bildirdi.
Federal kurumların verilere erişmesinin birçok yolu var. Savunucular, yerel departmanlara yerleştirilmiş federal görev gücü memurlarının doğrudan giriş yapabileceğini veya başka bir eyaletteki ortak bir departmandan kendileri adına arama yapmasını isteyebileceğini söyledi.
Lakshmanan şunlara dikkat çekiyor:
“Veriler bir kez toplandıktan sonra, genellikle asıl amacının ötesine yayılır. Güçlü koruma önlemleri olmadan, bu veriler halkın bilgisi veya rızası olmadan federal kurumlarla veya diğer yargı bölgeleriyle paylaşılabilir ve protestocuları, göçmenleri, renkli toplulukları, LGBTQ bireyleri ve üreme sağlığı hizmeti arayan kişileri hedef almak için kötüye kullanılabilir. Şehir kontrolü kaybettiğinde, bu verilerin nasıl kötüye kullanılabileceğinin bir sınırı yok.”
Georgia State Üniversitesi araştırmacısı Taylor Shelton’ın hazırladığı harita, Atlanta’nın kamera ağının, şehrin ağırlıklı olarak siyah nüfusun yaşadığı batı ve güney mahallelerinde en yoğun olduğunu gösteriyor.
Yüz tanıma konusunda yapılan ulusal araştırmalar, birçok algoritmanın siyah ve Doğu Asya kökenli yüzleri beyaz yüzlere kıyasla 10 ila 100 kat daha fazla yanlış tanımlama eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.
Cilt rengi daha koyu olan kadınlar için hata oranları ise %35’e kadar çıkıyor.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









