Amerika
ABD’de bir siyah mahallesi “AI polisi” için laboratuvar haline geldi

ABD’nin Atlanta kentindeki bir mahallenin bağlı olduğu gözetim ağı, metropol bölgesindeki kolluk kuvvetlerine bağlı 60.000’den fazla kamu ve özel kameradan oluşuyor.
“Cop City”, yani Polis Şehri, resmi adıyla Atlanta Kamu Güvenliği Eğitim Merkezi (Atlanta Public Safety Training Center), Atlanta, Georgia’da inşa edilen ve büyük tartışmalara yol açan devasa bir polis ve itfaiye eğitim tesisi.
Atlanta’daki South River Forest ormanlık bölgesinde inşa edilen tesis yaklaşık 85-90 dönümlük bir alana yayılıyor ve maliyeti 90-115 milyon dolar civarında.
Proje kapsamında; atış poligonları, Black Hawk helikopter pisti ve kentsel savaş taktiklerinin uygulanabileceği “maketten bir şehir” (mock city) gibi askeri düzeyde eğitim tesisleri planlanmış.
Yetkililer, bu merkezin polis eğitimini modernleştireceğini ve kamu güvenliğini artıracağını savunuyor.
Öte yandan mahalle sakinleri ile görüşen Capital B, bölgede yaşayanların neredeyse her hareketini takip eden polis arabaları ve yapay zeka destekli kamera sıraları nedeniyle rahatsız olduklarını yazıyor.
Örneğin 41 yaşındaki Brian Page, AI destekli kamera ağının “kesinlikle mahremiyetin ihlali gibi geldiğini” söylüyor.
Mahallesi sel, kanalizasyon sorunları ve aşırı sıcaklarla boğuşan Page gibi siyah sakinler için bu kompleks, nadir bulunan serinletici bir yeşil alanı atış poligonları, sahte şehir blokları ve 24 saat çalışan bir gözetim merkeziyle değiştirerek, yakınlardaki sakinler için iklim ve sağlık risklerini artırdı.
Aynı zamanda, muhalifler, bu alanın Atlanta’nın geniş kamera ve plaka ağına bağlanmasının siyah mahallelerde dijital izleme eğilimini daha da güçlendireceği konusunda uyarıyor.
Page, “Sadece bu ülkenin tarihini [ve] profilleme tarihini bilmek [yeter]. Bu yapay zekanın [nasıl kullanıldığı] konusunda endişelerim ve sorularım var. Onların bilgiye sahip olmalarına veya bilgi toplamalarına güvenmiyorum. Bunun amacını anlayamıyorum,” diyor.
Georgia merkezli gözetim şirketleri bu modeli ülke çapında pazarlarken Atlanta’daki tartışma giderek daha önemli hale geliyor.
Eğitim materyalleri ve tesis turları, kameralar, plaka okuyucular ve gerçek zamanlı suç merkezi yayınlarıyla donatılmış sahte şehir bloklarını öne çıkarıyor; bu da memurlara, hareketleri takip etmek, protestoları izlemek ve müdahaleleri koordine etmek için yapay zeka destekli araçları kullanma pratiği yapabilecekleri kontrollü bir ortam sunuyor.
2025 haritalama projesine göre, Atlanta’da şu anda her 1.000 kişiye yaklaşık 124 gözetleme kamerası düşüyor.
Bu rakam, Çin’deki birkaç şehir dışında dünyadaki herhangi bir şehirden daha yüksek.
Son yıllarda, bu ağ, şüpheli bir suç işlenmemiş olsa bile, yapay zeka kullanarak “şüpheli” araçları ve insan hareketlerini gerçek zamanlı olarak işaretliyor.
Sivil özgürlük grupları, bu “stüdyolarda” prova edilenlerin orada kalmayacağı konusunda uyarıyor.
Atlanta polisi, Cop City karşıtlarına karşı sosyal medya izleme ve ağa bağlı kameraları zaten kullanmış durumda ve araştırmacılar, tesisin bu modeli ülke genelindeki departmanlara yayacağından endişe ediyor.
Sakinler, şehrin çevre koruma ve mahremiyeti yapay zeka karşılığında feda etmeye hazır olduğu bu modelin, kimin geleceğinin feda edildiği sorusunu akıllarına getirdiğini söyledi.
Atlanta cemiyet organizatörü Kamau Franklin şöyle diyor:
“Gözetleme sistemi, çevre sorunları ve Atlanta’nın soylulaştırılması birbiriyle iç içe geçmiştir. Özel polis birimlerine ve kameralara ayrılan kaynak ve para, konut, yeşil alan veya istihdama yapılan yatırımların çok ötesinde.”
Son yirmi yılda Atlanta, sessizce yerel araştırmacıların bugün “kameralar şehri” olarak adlandırdığı bir yapıya dönüştü.
Bu ağ, şehir merkezindeki yeni kurulan Gerçek Zamanlı Suç Merkezi’ne görüntü aktaran 20’den az kamerayla mütevazı bir başlangıç yapmıştı.
O günden bu yana, işletmelerin ve ev sahiplerinin özel kamera görüntülerini canlı olarak bağışlamasına olanak tanıyan ve bu görüntülerin polis memurlarının ekranlarında Atlanta Polis Departmanı kameralarının yanında görünmesini sağlayan “Connect Atlanta” programı aracılığıyla şehir genelinde yaygınlaştı.
Georgia merkezli Flock Safety şirketi, elektrik direklerine ve mahalle girişlerine monte edilmiş siyah-beyaz plaka okuyucuları ile polise, memurların şehir içinde ve çok daha uzak mesafelerde araçları plaka numarası, marka ve modele göre (ve yeni yapay zeka pilot uygulamalarında “belirli bir tampon etiketi olan kamyonet” gibi açık uçlu tanımlamalara göre) arayabilmelerini sağlayan bir arayüz satıyor.
Bu bilgi, Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) Georgia’da politika savunucusu olan Shruti Lakshmanan tarafından aktarıldı.
Atlanta Polis Departmanı (APD) sözleşmelerini ve veri kayıtlarını inceleyen Lakshmanan şunları söylüyor:
“Genel olarak kitlesel gözetim bir sorundur, fakat yapay zeka, kitlesel gözetimin yapabileceklerini neredeyse kat kat artırıyor. Yapay zeka öncesinde, gözetim görüntüleri zaten bir suistimal şüphesinin olduğu durumları araştırmak için kullanılıyordu. Yapay zeka, polis departmanlarının şüphe yaratmasına olanak tanıyor.”
Grubun kayıt talepleri, APD’nin yakın zamanda, memurların sade bir dil kullanarak görüntü ve videolarda arama yapmalarını sağlayan Flock eklentilerini test ettiğini ortaya çıkardı: örneğin, tamponunda belirli bir siyasi mesaj bulunan her arabayı tespit etmek gibi.
Lakshmanan, sivil özgürlükler grubunun yapay zekanın “insanları inançlarına göre hedef almak için” kullanılabileceğinden endişe duyduğunu söyledi.
Franklin için, tarihi Siyah mahallede yürütülen bu deney hoş karşılanmıyor, fakat şaşırtıcı da değil:
“Bu durum, Atlanta’daki soylulaştırma sürecinin gidişatına gayet uyuyor.”
Giderek artan sayıda araştırma bu iddiayı destekliyor. Harvard Üniversitesi’nin 10 şehri kapsayan bir çalışması ortaya koydu ki, güvenlik kameraları en yoğun şekilde soylulaştırmaya uğrayan, “çeşitlenen” mahallelerde yoğunlaşıyor.
Suç ve gelir faktörleri kontrol edildikten sonra bile, beyaz sakinlerin bu mahallelere taşınmasıyla birlikte kamera kurulumları artıyor.
Atlanta, 1980’den bu yana ülkedeki en çok soylulaştırmaya uğrayan siyah mahalleler sıralamasında dördüncü.
Ardından, emlak değerleri yükseldikçe, polis denetimi de yoğunlaşıyor. Bir ulusal analiz, emlak değerlerindeki her %5’lik artışla birlikte mahallelerde tutuklamalarda bir sıçrama yaşandığını ortaya koyuyor.
Bu eğilimler bir araya geldiğinde, Page’in mahallesi gibi siyah mahallelerin kentsel dönüşüm hedefleri haline gelmesiyle birlikte, sermaye akışının genellikle yeni gözetim ve denetim önlemleriyle birlikte geldiğini gösteriyor.
Ayrıca çevre sorunları da dikkat çekiyor. Cop City, Atlanta’daki nadide şehir ormanlarından birine inşa edildi. Çevre savunucuları, bu ağaç örtüsünün kaybedilmesinin sonuçlarının “soyut” olmayacağı konusunda uyarıyor.
Atlanta’nın ağaç örtüsü üzerine yapılan araştırmalar, orman örtüsünün asfalt ve çatılarla yer değiştirdiği durumlarda, tipik bir şiddetli yağmurdan kaynaklanan yağmur suyu akışının %20 oranında artabileceğini tahmin ediyor.
Bu durum, halihazırda siyah ve işçi sınıfı mahallelerini daha sık sel basmasına neden olan eskimiş boru hatlarını ve dereleri aşırı yükleyebilir.
Eğitim merkezi, aktivistlere göre tam da bu hedefin somut bir ifadesi: şehrin siyah mahallelerinin kenarındaki gölgeyi ve suyu emen toprağı feda ederek, polislik teknolojisinin yeni bir çağını betonla sabitlemek.
Ayrıca Atlanta’nın yapay zeka kamera ağı büyüdükçe, toplanan bilgileri depolamak ve işlemek için Güney’in ormanlarını ve tarlalarını veri merkezlerine dönüştüren aynı enerji açığı veri altyapısına giderek daha fazla bağımlı hale geliyor.
Bu tesisler muazzam miktarda elektrik ve su gerektiriyor, bu da metropol bölgesine yük ve artan enerji maliyetleri yaratıyor.
Bu, Cop City çevresindeki ağaç örtüsünün kaybının, ülke çapındaki topluluklar ağaçları ve suyu bilgi işlem gücüyle takas ederken, başka yerlerdeki endüstriyel alanların ekosisteminin bir parçası olduğu anlamına geliyor.
Dahası, nu teknolojinin riskleri, Atlanta’nın güneydoğusundaki birkaç kilometrekarelik alanı epey aşıyor.
Bir araç kameralardan birinin önünden her geçişinde, plakası, konumu ve zaman bilgisi, artık ülke çapında yaklaşık 2.000 kolluk birimine ulaşan, arama yapılabilir ve paylaşılabilir bir veri tabanının parçası haline geliyor.
Kasım ayında, Atlanta Community Press Collective, bir haberde, Atlanta polis memurlarının, APD’nin göçmenlik uygulamalarına yardımcı olmadığını söylemesine rağmen, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’nın (ICE) Yürütme ve Sınır Dışı Etme Operasyonları bölümünü desteklemek için kamera sistemini kullandığını bildirdi.
Federal kurumların verilere erişmesinin birçok yolu var. Savunucular, yerel departmanlara yerleştirilmiş federal görev gücü memurlarının doğrudan giriş yapabileceğini veya başka bir eyaletteki ortak bir departmandan kendileri adına arama yapmasını isteyebileceğini söyledi.
Lakshmanan şunlara dikkat çekiyor:
“Veriler bir kez toplandıktan sonra, genellikle asıl amacının ötesine yayılır. Güçlü koruma önlemleri olmadan, bu veriler halkın bilgisi veya rızası olmadan federal kurumlarla veya diğer yargı bölgeleriyle paylaşılabilir ve protestocuları, göçmenleri, renkli toplulukları, LGBTQ bireyleri ve üreme sağlığı hizmeti arayan kişileri hedef almak için kötüye kullanılabilir. Şehir kontrolü kaybettiğinde, bu verilerin nasıl kötüye kullanılabileceğinin bir sınırı yok.”
Georgia State Üniversitesi araştırmacısı Taylor Shelton’ın hazırladığı harita, Atlanta’nın kamera ağının, şehrin ağırlıklı olarak siyah nüfusun yaşadığı batı ve güney mahallelerinde en yoğun olduğunu gösteriyor.
Yüz tanıma konusunda yapılan ulusal araştırmalar, birçok algoritmanın siyah ve Doğu Asya kökenli yüzleri beyaz yüzlere kıyasla 10 ila 100 kat daha fazla yanlış tanımlama eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.
Cilt rengi daha koyu olan kadınlar için hata oranları ise %35’e kadar çıkıyor.
Amerika
Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.
ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.
Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.
Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.
Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı
Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.
El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.
El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.
Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.
Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.
The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.
Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.
Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı
Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.
El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.
Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.
El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.
Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.
Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.
Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi
Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.
Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.
El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.
Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.
Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum








