Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de federal çalışanlar artık işyerinde dua edip vaaz verebilecek

Yayınlanma

Trump yönetimi tarafından pazartesi günü yayınlanan ve kilise ile devletin ayrılması savunucularını endişelendiren yeni yönergeler uyarınca, federal çalışanlar işyerlerinde vaaz verebilecek.

Personel Yönetimi Ofisinin (OPR) bir notunda özetlenen yönergeler, kamu çalışanlarının dua etmesine ve din hakkında tartışmasına, “başkalarını kendi dini görüşlerinin doğruluğuna ikna etme” çabaları da dahil olmak üzere, izin veriyor fakat belirli bir inancı desteklemiyor.

Yöneticiler de çalışanları dua dahil olmak üzere inançlarını ifade etmeye teşvik edebilecek.

OPR Direktörü Scott Kupor, karar hakkında yaptığı açıklamada, “Federal çalışanlar asla inançları ile kariyerleri arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı. Bu kılavuz, federal işyerlerinin sadece yasalara uymasını değil, tüm inançlara sahip Amerikalılara karşı hoşgörülü olmasını da sağlar,” dedi.

Beyaz Saray, eski Başkan Bill Clinton tarafından yayınlanan benzer bir dil ve korumalar içeren bir nota da işaret etti.

Yine de, din özgürlüğü savunucuları rahatsız olmuş görünüyor. Askeri Din Özgürlüğü Vakfının başkanı ve kurucusu Mikey Weinstein, yönergelerin Anayasa ve çalışanların haklarıyla çeliştiğini söyledi.

Weinstein, “Eğer amiriniz oturup, İsa Mesih’in İncilinin bu silah haline getirilmiş versiyonunu kabul etmenin kendisi için önemli olduğunu açıkça belirtirse, terfi şansınız ne olur?” diye sordu.

Fakat Southern Baptist Theological Seminary’nin dekan yardımcısı Andrew Walker, yeni politikanın kuralları tarafsızlığa “sıfırladığını” söyledi.

Walker, “Bununla hiçbir sorunum yok. Bana göre bu, taciz edici davranışlarda bulunmadığınız sürece uygun uyarılar içeren [ABD Anayasası] Birinci Madde’yi yeniden teyit etmekten ibarettir,” iddiasında bulundu.

Başkan Donald Trump’ın yeni yönetimi, dini eğilimleri önemli ölçüde benimsemiş görünüyor. Başkanlığa döndükten sonra Beyaz Saray’da bir İnanç Ofisi kurdu, Dışişleri Bakanlığı çalışanlarına meslektaşlarının Hristiyanlara karşı önyargılı davranışlarını bildirmelerini talimat verdi ve dini özgürlüklerle ilgili bir başkanlık komisyonu kurulması için bir başkanlık kararnamesi yayınladı.

Amerika

ABD Temsilciler Meclisinden üniversitelere İsrail boykotu cezası

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara katılan yükseköğretim kurumlarının federal fonlarını kesmeyi öngören yasa tasarısını kabul etti. Genel Kurulda perşembe günü yapılan oylamada 169 oya karşı 237 oyla kabul edilen düzenleme Senatoya gönderildi.

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara dahil olan üniversitelerin federal mali yardımlardan mahrum bırakılmasını öngören tartışmalı yasa tasarısını kabul etti.

Cumhuriyetçilerin öncülük ettiği düzenleme, Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı nedeniyle Tel Aviv yönetimine yönelik hesap verebilirlik çağrılarını ve üniversite yerleşkelerinde Filistin ile sergilenen dayanışmayı hedef alıyor.

“2026 Ekonomik ve Akademik Özgürlüğü Koruma Yasası” başlıklı düzenleme, perşembe günü yapılan oylamada 169’a karşı 237 oyla kabul edildi.

Tasarıya yalnızca iki Cumhuriyetçi milletvekili karşı çıkarken, 33 Demokrat Partili vekil parti çizgisinin dışına çıkarak tasarı lehinde oy kullandı. Yasa teklifi bu aşamadan sonra Senatoya iletilecek.

H.R. 4795 sayılı yasa teklifi, federal öğrenci yardımı programlarından yararlanan yüksekokul ve üniversitelerin İsrail’e yönelik ticari boykotlara girişmesini yasaklıyor.

Uluslararası araştırmalar ve yabancı dil programları için “Title VI” fonu alan kurumların ise öğrencilerin veya öğretim üyelerinin işgal altındaki topraklardaki akademik programlara katılmasını engellemediğini ya da İsrailli öğrenci ve akademisyenlerin kendi yerleşkelerine girişini kısıtlamadığını belgelemesi şart koşuluyor.

Yasa tasarısının ortak sponsorluğunu Kuzey Carolina’dan Cumhuriyetçi Milletvekili Virginia Foxx ile New Jersey’den Demokrat Milletvekili Josh Gottheimer üstlendi.

Temsilciler Meclisi Eğitim Komisyonu Başkanı Tim Walberg, vergi mükelleflerinin parasının “İsrail’e karşı ayrımcılık yapan” kurumlara kesinlikle aktarılmaması gerektiğini savundu.

İsrail yönetiminin güçlü destekçilerinden Gottheimer ise BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar) hareketinin “tek bir ülkeyi ve tek bir dini hedef alan” bir kampanya olduğunu dile getirdi.

Tasarının muhalifleri, düzenlemenin fiilen var olmayan bir soruna çözüm aradığını ve anayasa tarafından korunan ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı niteliği taşıdığını vurguladı.

Komisyondaki en kıdemli Demokrat Milletvekili Bobby Scott, ABD’deki hiçbir yüksekokul veya üniversitenin küresel BDS hareketine fiilen katılmadığına dikkat çekti. Scott, öğrenci ve akademisyen topluluklarının BDS’ye destek açıkladığını ancak üniversite yönetimlerinin bu talepleri uygulamaya koymayı reddettiğini hatırlattı.

Scott, Genel Kuruldaki değerlendirmesinde, “Antisemitizm nerede ortaya çıkarsa çıksın onunla mücadele etmeliyiz; ancak bunu koruma altındaki ifade özgürlüğünü cezalandırarak ya da bir öğrencinin görüşünü üniversite politikasıyla bir tutarak yapmamalıyız” ifadelerini kullandı.

BDS hareketine karşı olan New Yorklu Demokrat Milletvekili Jerrold Nadler de tasarıya aleyhte oy verdi. Nadler, katıldığı görüşleri korumanın tek yolunun katılmadığı görüşlerin de ifade edilmesini savunmaktan geçtiğini kaydetti.

Liberal Yahudi kuruluşu J Street de yasa teklifine karşı çıkan aktörler arasında yer aldı. Kuruluş, düzenlemenin İsrail yönetimi ile işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan yasa dışı yerleşimlerle bağlantılı şirketlere yönelik boykotları bir tuttuğu uyarısında bulundu.

J Street, tasarının İsrail’i istisnai bir konuma yerleştirdiğini, Yahudi öğrencileri korumaya hiçbir katkı sunmadığını ve antisemitizmle mücadele etmek yerine bu sorunu daha da alevlendirme riski taşıdığını bildirdi. Tasarıya Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ise açık destek verdi.

Oylama, öğrenci ve öğretim üyelerinin İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşına karşı yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü protestoların ardından geldi.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 7 Ekim 2023 operasyonu ve İsrail’in ardından başlattığı askeri harekat neticesinde düzenlenen saldırılarda 73 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, bölgedeki üniversiteler, okullar ve sivil altyapının büyük bölümü yerle bir edildi.

Üniversite yerleşkelerinde kurulan çadır kamplarında katliama son verilmesi ve üniversitelerin işgal ile savaştan kâr sağlayan şirketlerle olan mali yatırımlarını geri çekmesi talep ediliyordu.

Washington yönetimi ve müttefikleri söz konusu protestoları sıklıkla antisemitizm olarak niteledi. Trump yönetimi ise üniversiteleri çeşitli soruşturmalarla ve federal fonları dondurma tehditleriyle hedef aldı.

Kasım ayındaki ara seçimleri ve Trump’ın görev süresinin son iki yılında Kongre’deki çoğunluğu korumayı hedefleyen Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri, Gazze’deki kitlesel ölümler arttıkça İsrail’e yönelik eleştirilerini artıran Demokratlar arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirmek için bu konuyu gündemde tutuyor.

Temmuz ayında, Gazze’deki harekatın soykırım boyutuna ulaştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde, Temsilciler Meclisindeki 100’den fazla Demokrat vekil ABD’nin müttefiki olan İsrail’e yönelik bazı askeri yardımların kesilmesini öngören bir girişime destek vermişti.

Eleştirmenler, son yasa tasarısının 30’dan fazla ABD eyaletinde daha önce kabul edilen ve kamu yüklenicileri ile kamu kurumlarını İsrail’i boykot etmeyeceklerine dair taahhütte bulunmaya zorlayan BDS karşıtı yasal sürecin bir devamı olduğunu savunuyor.

İfade özgürlüğü savunucuları, bu eyalet yasalarının Anayasa’nın Birinci Ek Maddesi ile çeliştiğini uzun süredir dile getiriyor.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen düzenleme ise bu baskıyı federal düzeydeki tüm öğrenci mali yardım sistemine genişletmeyi amaçlıyor.

ABD’de hiçbir üniversitenin resmi olarak BDS kararı almamasına karşın yasa teklifi, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren kuruluşlar da dahil olmak üzere, İsrail yönetimiyle araya konacak sınırlı ticari veya akademik mesafeyi dahi federal fonların kesilme gerekçesi haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump’ın Ontario Gölü kavgası harita uygulamalarını ikilemde bıraktı

Yayınlanma

Donald Trump’ın Ontario Gölü’nün adını Amerika Gölü olarak değiştiren kararnameyi imzalamasının ardından harita sağlayıcıları şaşırttı.

ABD’nin iki önde gelen çevrimiçi harita sağlayıcısı olan Google ve Apple, Microsoft ve MapQuest gibi rakiplerinin şu ana kadar orijinal ismi kullanmaya devam etmesine rağmen, göl ile ilgili kararnameye birkaç gün içinde uydu.

Değişikliğin bu kadar hızlı gerçekleşmesi, 2025’in başlarında Google’ın yaklaşık bir hafta bekledikten sonra Meksika Körfezi’nin artık Amerika Körfezi olduğu yönündeki Trump’ın açıklamasını kabul etmesiyle tezat oluşturdu.

Trump, Truth Social’da değişiklikleri kutladı ve Çarşamba günü “Google Haritalar ile Apple Haritalar arasındaki bu çok önemli isim değişikliği artık tamamlanmış, onaylanmış ve bağlayıcı hale gelmiştir,” diye yazdı.

Başkanın bu konuya kişisel olarak önem verdiğini göz önünde bulundurarak müşterilerine uyum sağlamalarını tavsiye eden lobiciler, teknoloji devleri için bu değişikliği kabullenmenin çok kolay olduğunu söylüyor.

Kamuoyuna açıklama yapma yetkisi olmadığı için isminin gizli kalmasını isteyen bir teknoloji lobicisi, “Böylesine aptalca bir şey için Trump’la mücadele etmeye değmez,” dedi.

Teknoloji sektörü koalisyonu Chamber of Progress’in CEO’su Adam Kovacevich, “Yönetim, harita sağlayıcılarını kazanamayacakları bir duruma soktu,” diye konuştu.

Demokratlar için bu olay, teknoloji devlerinin sivil toplumdaki saldırılarına karşı sürekli boyun eğmeye devam ettiklerinin bir başka kanıtı.

Demokrat Temsilci Mark Pocan, Apple’dan Ontario Gölü’ndeki değişiklik konusunda bir açıklama talep etti ve Demokratların Kasım ayında Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü geri alması ve celp yetkisini yeniden kazanması halinde şirket yöneticilerini bir oturuma çağırmakla tehdit etti.

Pocan, “İnsanlar dünya çapında Apple ürünleri satın alıyor. Yöneticilerinizin korkak, ilkel koyunlar olduğunu göstermek uluslararası satışları etkileyebilir mi?” diye sordu.

Bir lobi uzmanı ise, “Neden kimse bunu ciddiye alsın ki?. Demokratlar, Trump’ın yaptığı her küçük şeye denetim çağrısında bulunurlarsa, ‘kurt geldi’ diye bağıran çocuk gibi olurlar,” dedi.

Trump, Kanada ile süren ticaret ve gümrük vergisi savaşının ortasında Perşembe günü Ontario Gölü’nün isim değişikliğini açıkladı.

Kanadalı yetkililer, gölün sadece ABD sınırları içinde yer almadığını belirterek isim değişikliğine itiraz ettiler.

Google, iki gün sonra Google Haritalar’daki gölün adını değiştirdi ve Apple da Çarşamba günü Apple Haritalar’daki adı değiştirdi.

İçişleri Bakanı Doug Burgum, Pazartesi günü Fox Business’ta yaptığı açıklamada, Trump’ın isim değişikliği konusunda “Apple ile doğrudan temasa geçtiğini” söyledi.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi Salı günü POLITICO’ya, diğer platformların da yakında aynı yolu izleyeceğini söyledi.

Yetkili, “Google Haritalar’da adını ‘Amerika Gölü’ olarak değiştirdik ve diğer birçok harita da birkaç gün içinde değişecek. Wikipedia da değişecek,” dedi.

Çarşamba günü itibarıyla Wikipedia, hem Meksika Körfezi hem de Ontario Gölü için hâlâ orijinal isimleri kullanıyordu; fakat Trump’ın bu isimleri değiştirmek üzere emirler imzaladığını da belirtiyordu.

Wikipedia’nın ana kuruluşu olan Wikimedia Vakfı’nın bir sözcüsü POLITICO’ya şunları söyledi:

“Wikipedia’daki tüm bilgiler, gönüllü editörlerden oluşan küresel bir topluluk tarafından oluşturulur ve düzenlenir. Bu gönüllüler (Wikimedia Vakfı değil), Wikipedia’ya hangi içeriğin nasıl dahil edileceğini belirleyen editoryal politikaları ve yönergeleri belirler.”

Trump’ın başkanlık emri, tüm federal kurumlara ve ülkenin coğrafi özelliklerinin isimlerini kaydeden veritabanı olan Coğrafi İsimler Bilgi Sistemi’ne (GNIS), söz konusu su kütlesine “Amerika Gölü” olarak atıfta bulunmalarını talimat verdi.

İmzalanmasından iki gün sonra, Google, GNIS’teki değişikliği gerekçe göstererek haritalarını isim değişikliğini yansıtacak şekilde güncelleyeceğini duyurdu.

Tartışmalı su kütleleriyle ilgili politikasına uygun olarak Google, ABD’deki kullanıcılarına ‘Amerika Gölü’ adını, Kanada’daki kullanıcılara ise ‘Ontario Gölü’ adını gösterecek. Diğer tüm kullanıcılar her iki adı da görecek.

Daha önce Google’ın ABD politika strateji ekibini yöneten Kovacevich, “Bu, şirketin coğrafi anlaşmazlıkları ele almadaki uzun süredir devam eden yaklaşımı. Aslında teknoloji şirketlerinin dünyadaki her türlü toprak ve coğrafi anlaşmazlığı bağımsız olarak karara bağlamasını istememeliyiz,” dedi.

Bir sözcü, POLITICO’ya Microsoft’un da Bing Maps için GNIS’e güvendiğini söyledi.

Sözcü, “Bing Maps, coğrafi veri güncellemelerini aylık olarak inceler ve değerlendirir [ve] bu değişikliği de söz konusu inceleme sürecinin bir parçası olarak değerlendirecektir,” diye ekledi.

Lobicilerden biri, hükümet veritabanına bağlı kalmanın, teknoloji şirketlerine değişikliği şirket içi bir karar yerine resmi bir tanımlamaya dayandırma imkânı vererek siyasi bir koruma sağladığını belirtti.

Diğer harita sağlayıcıları ise bazı kullanıcıların isim değişikliğine karşı çıkmasından yararlanmaya çalışarak kendilerini direnişin öncüleri olarak konumlandırdılar.

2000’li yılların başında popülerlik kazanan, ancak daha sonra Google ve Apple gibi şirketler tarafından geride bırakılan harita platformu MapQuest, Ontario Gölü’nün adını değiştirmeyi reddetti.

Şirket, X’te yaptığı esprili bir açıklamada, “Ontario Gölü’nün haritamızda doğru şekilde etiketlendiğinin farkındayız,” dedi.

Hatta kullanıcıların Ontario Gölü’nün adını istedikleri gibi değiştirebilecekleri bir web sayfası bile açtı.

MapQuest’in Meksika Körfezi’nin adını değiştirmeyi reddetmesinin ardından aldığı olumlu tepkiler, Ontario Gölü konusunda da benzer bir yaklaşım benimsemelerine ilham verdi.

Şirketin genel müdürü Doug Berger’e göre bu hamle meyvesini verdi; başkanlık kararnamesinin imzalanmasından bu yana ABD ve Kanada’da 1,5 milyon kez indirilen MapQuest, Apple’ın uygulama mağazasında en çok indirilen uygulama sıralamasında 1. sıraya yükseldi.

Fakat teknoloji sektöründen bazıları, Google ve Apple’a yönelik tepkilerin uzun sürmeyeceğine inanıyor.

Bir lobici, “Bence bir hafta içinde sönümlenecek. Can sıkıcı bir durum fakat bunun gelirlerini etkilemeyeceğini biliyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

JD Vance: Deccal aramızda olabilir

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dünyanın sonunun gelme olasılığı ve Deccal’in varlığı hakkında konuştu.

Evanjelik sunucu Bryce Crawford’un sunduğu bir podcast’te Vance, “Tanrı’nın işini olabildiğince çok” yapmaya çalıştığını söyledi.

Cumhuriyetçi siyasetçi, eğer yaptığı iş kıyamete yol açarsa, bunun “sorun olmadığını” savunarak şunları ekledi:

“Ve eğer bu, benim ölümümden çok sonra da gelişip varlığını sürdürecek daha iyi bir dünya inşa etmemize yol açarsa, o da harika olur.”

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

Vance ayrıca “kıyametin” çoktan başlamış olup olmadığını bilmediğini vurguladı fakat onun geleceğini söyledi. Başkan yardımcısına göre tek mesele, bunun “binlerce yıl” mı yoksa “birkaç ay” sonra mı olacağı.

2019’da Katolik olan Vance, Deccal’in halihazırda aramızda olmasına da şaşırmayacağını söyledi.

Örnek olarak yapay zekayı gösteren Vance, insanların yapay zekayı, örneğin bir evlilik danışmanı olarak kullanarak sosyal ilişkilerden insani unsuru ortadan kaldırmasını “birazcık şeytani” olarak nitelendirdi.

Vance’in en büyük destekçisi, Deccal üzerine dışa kapalı dersler veren, Palantir’in kurucusu Peter Thiel. Thiel, Başkan Yardımcısı’nın 2022’deki Ohio senatörlük kampanyasını fonlamıştı.

Kıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor

Vance ayrıca devlet ve hükümet başkanlarıyla yaptığı görüşmelerden de bahsetti ve siyasi konularla ilgili bazı sohbetlerde bir “karanlık” hissettiğini söyledi.

Vance’e göre bu durum, onun için “tüm manevi alarm zillerini” çaldırdı.

Başkan Yardımcısı röportajda ayrıca, Trump’ı İsa’ya benzeyen bir şekilde gösteren yapay zeka tarafından üretilmiş bir resme yönelik eleştirilere karşı Başkanı savundu.

Trump’ın bu resimle kimseyi kırmak istemediğini söyleyen Vance, Başkanın iyi bir mizah anlayışı olduğunu da ekledi.

Trump, Hristiyan çevrelerden gelen eleştirilerin ardından bu resmi silmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English