Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de federal mahkeme, Biden döneminin hayalet silah kuralını anayasaya aykırı buldu

Yayınlanma

Teksas’taki bir federal yargıç, Biden yönetimi döneminde takip edilemeyen “hayalet silahları” denetim altına almak amacıyla getirilen düzenlemenin anayasaya aykırı olduğuna hükmetti. Kararda, parçaları birleştirilerek yapılan silahların diğer ateşli silahlarla aynı muameleye tabi tutulmasının ülkenin kişisel silah üretimi geleneğiyle bağdaşmadığı belirtildi.

Teksas’taki bir federal mahkeme, pazartesi günü aldığı kararla Biden yönetimi döneminde takip edilemeyen “hayalet silahları” denetim altına almak üzere yürürlüğe konan düzenlemenin anayasaya aykırı olduğuna hükmetti.

ABD Bölge Yargıcı Reed O’Connor, evde birleştirilen silahların diğer ateşli silahlarla aynı yasal muameleye tabi tutulmasını şart koşan 2022 tarihli düzenlemenin, ülkenin kişisel silah yapımı ve bireysel silah üretimine dayanan “tarihi geleneğiyle” çeliştiğine karar verdi.

Eski Başkan George W. Bush tarafından göreve atanan O’Connor kaleme aldığı gerekçeli kararda, “Mahkeme; parça kitlerine erişimi kısıtlayarak evde silah üretimini engelleyen, muğlak ve geniş kapsamlı düzenlemelerin getirilmesinin İkinci Değişiklik ile bağdaştığı sonucuna varamaz” değerlendirmesinde bulundu.

O’Connor ayrıca düzenlemenin, Anayasa’daki Adil Yargılanma Maddesi’ni (Due Process Clause) ihlal edecek derecede anayasaya aykırı bir muğlaklık taşıdığını belirtti.

Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu (ATF), söz konusu kuralı 1968 tarihli Silah Kontrol Yasası’nda geçen “gövde veya mekanizma yuvası” tanımına açıklık getirmek amacıyla kabul etmişti. Düzenleme, bir ateşli silahı evde birleştirmek için kullanılabilen ticari parça kitlerine seri numarası verilmesini ve bu kitleri satın alanlar için geçmiş taraması yapılmasını zorunlu kılıyordu.

Kural, eleştirmenlerin büyük ölçüde takip edilemeyen silahların yaygınlaşmasına izin verdiğini savunduğu yasal bir boşluğu kapatmayı hedefliyordu.

ABD Adalet Bakanlığı Sözcüsü çarşamba günü yaptığı açıklamada, bakanlığın “mahkeme kararının etkilerini değerlendirdiğini” söyledi.

ABD Yüksek Mahkemesi, geçtiğimiz mart ayında 2’ye karşı 7 oyla aldığı kararda anayasal soruyu görmezden gelmiş ve yalnızca ATF’nin federal silah yasaları kapsamındaki yetkisine odaklanarak düzenlemeyi onamıştı.

Çoğunluk görüşünü kaleme alan Yüksek Mahkeme Yargıcı Neil Gorsuch, “Gelecekteki davalar, ATF’nin düzenlemeleri hakkında başka ve daha zorlu soruları gündeme getirebilir. Ancak biz davaları önümüze geldikçe ele alırız ve bugün yalnızca bize yöneltilen soruyu çözüme kavuşturuyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

O’Connor’ın kararı bir adım daha ileri giderek, Yüksek Mahkeme kararının ardından yeni bir müdahale arayışına giren iki silah hakkı grubunun açtığı uzun soluklu davada davacıların yanında yer aldı.

Second Amendment Foundation Yönetici Direktörü Adam Kraut, kararın ardından yayımladığı bildiride şu ifadeleri kullandı:

“Mahkeme; Biden ATF’sinin kuralının yalnızca İkinci Değişiklik ile korunan eylemleri tamamen yasaklamayı amaçlamakla kalmayıp, aynı zamanda neyin yasal neyin yasadışı olduğunu bilmeyi dahi imkansız kılacak kadar muğlak ve belirsiz bir şekilde kaleme alınarak korunan bu hakkı zedelediğine haklı biçimde hükmetti.”

Silah şiddetini önleme savunucuları ise O’Connor’ın hükmünün, silah sahibi olması yasaklanan kişilerin neredeyse hiçbir denetim olmadan kolayca silah edinebileceği bir “kabus” senaryosu doğurduğunu öne sürüyor.

Giffords adlı kuruluşun yönetici direktörü Emma Brown konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu ihtiyati tedbir kararının mantığına göre, silah edinme hakkı bulunmayan kişiler herhangi bir geçmiş taraması veya eğitimden geçmeksizin takip edilemeyen bir hayalet silah edinebilecek. Hiç kimse silahlı şiddet eylemlerinin kolayca işlendiği ve polisin bu suçları aydınlatmasının neredeyse imkansız hale geldiği bir ülkede yaşamak istemez” dedi.

Amerika

Bessent, ABD’nin mali gücünün dış politika aracı olarak kullanılmasını destekliyor

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Amerikan müttefiklerinin çıkarlarını ilerletmek amacıyla Washington’ın finansal gücünü bir dış politika aracı olarak kullanmasını savundu.

SMU Cox İşletme Fakültesi’nde düzenlenen bir etkinlikte konuşan Bessent, “ABD’nin bilançosunu dış politika için kullanabileceğime inanıyorum. Dolayısıyla, bir dış politika hedefimiz var ve bu da Batı yarımkürede müttefikler oluşturmak,” dedi.

“Arjantin bu konuda öncüydü ve Milei hükümetinin sağlam politikalara sahip olduğuna inanıyordum,” diyerek Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei’nin hükümetine atıfta bulundu.

Geçen yıl ABD, Arjantin’e para birimini istikrara kavuşturmak ve ara seçimler öncesinde Milei’yi desteklemek amacıyla milyarlarca dolarlık bir destek paketi sağladı.

Bessent’in açıklamaları, Trump yönetiminin yabancı ülkelerin siyasetini ve ekonomisini şekillendirmek için ABD’nin mali kaynaklarını kullanmaya istekli olduğunu açıkça ortaya koydu.

Donald Trump yönetimi, Latin Amerika’nın diğer bölgelerindeki siyasi yarışları etkilemeye çalıştı ve bölgedeki ABD varlığını ve etkisini artırmak için adımlar attı.

Trump ayrıca, Venezuela lideri Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını emretti ve ABD ordusu, Karayipler’deki teknelere düzinelerce kişinin ölümüne yol açan çok sayıda saldırı düzenledi.

Bessent ayrıca, 31 Temmuz’da ABD’nin Japonya ile birlikte nadir görülen bir ortak yen alım müdahalesine katıldığından bahsetti.

Bu müdahale, yen ve Japon devlet tahvillerindeki satış dalgasının küresel piyasalara sıçramasını önleme kararlılığının bir göstergesiydi.

Bessent, “Japon yenine müdahale ettiğimizde, Japonların, Japonya Merkez Bankası’nın ve Japon politika yapıcıların ne yapacağına dair oldukça iyi bir içgörüye sahibim,” dedi.

Bakan ayrıca, ABD’nin yıllık %3’lük bir büyüme elde edebilmesi halinde, büyüme yoluyla borç sorununu aşabileceğine inandığını belirtti.

Bessent, gelir sorunu değil, harcama sorunu olduğunu savunarak, ABD’nin harcamaları sınırlamaya çalışıp bunu %3’lük büyümeyle birleştirmesi halinde, “Büyüme yoluyla bu durumdan kurtulabiliriz,” diye ekledi.

ABD’nin toplam ulusal borcu kısa süre önce 40 trilyon doları aştı ve yıllık mali açığın 30 Eylül’de sona erecek mali yılın sonunda 2 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor.

İran krizini atlatacaklarını savunan Bessent, Amerikan ekonomisinin temelinin “çok, çok sağlam” olduğunu ve üstelik yeniden hızlandığını ekledi.

Bessent, geçen yıl kabul edilen büyük vergi yasasındaki teşviklerin yeni üretim tesislerinin inşasına yol açtığını ileri sürerek, Pepsi’nin Arizona’daki Frito-Lay fabrikasını genişletmesini, Winnebago’nun bir bataryapil fabrikası satın almasını ve Boeing’in Dreamliner kapasitesini artırmasını örnek gösterdi.

Harcama tarafında ise Bessent, bütçe açığını azaltmaya yönelik bir mali konsolidasyon planı üzerinde Yönetim ve Bütçe Ofisi Direktörü Russ Vought ile birlikte çalıştığını belirtti.

Yaklaşan ara seçimlerde Demokratlar Kongre’nin bir veya her iki meclisini geri kazanırsa, görev süresi dolmak üzere olan Kongre’den bu planı aceleyle geçirmemeyi tercih edeceğini belirtti.

Ayrıca, Yüksek Mahkeme’nin Başkan Trump’ın “Kurtuluş Günü” gümrük vergilerini iptal etmemiş olsaydı, ABD’nin bütçe açığını kapatmak için 180 milyar dolar tahsil etmiş olacağını da sözlerine ekledi.

Bessent, bu arada uzun vadeli Hazine tahvillerinin geri alımı konusuna da tekrar değindi.

Bakan, “Faiz oranları yüksek, fakat… daha fazla tahvil geri alımı yapacağız; bu, tahvil piyasasının en likit kısmını alıp likiditeye dönüştürmek ve tahvil alıcılarına daha fazla alım yapabilmeleri için para sağlamak anlamına geliyor,” dedi.

Mevcut faiz oranlarının enerji fiyatlarıyla şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek bir korelasyon içinde olduğunu belirten Bessent, bu durumun sona ereceğini düşünüyor.

ABD’nin şu anda Venezuela ile kurduğu enerji ilişkisi ve Orta Doğu’da durumun normale dönmesi göz önüne alındığında, bir ya da iki yıl içinde piyasada petrol arz fazlası oluşacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Morgan Stanley: Petrol tüccarları uzun vadeli işlemlerden çekiliyor

Yayınlanma

İran ve Ukrayna’daki savaşlar petrol piyasalarında likiditeyi düşürürken, tüccarlar uzun vadeli sözleşmeler yerine kısa vadeli araçlara sığındı. Hürmüz Boğazı üzerinden sevkiyat riskini üstlenen büyük ticaret şirketleri küresel fiyat dalgalanmaları sayesinde karlarını tarihi seviyelere taşıdı.

İran ve Ukrayna’daki savaşların yarattığı belirsizlik, petrol tüccarlarının uzun vadeli pozisyonlarını azaltarak üç ila altı aylık kısa vadeli araçlara yönelmesine yol açtı.

Morgan Stanley küresel petrol ticareti birimi eş başkanı Brendan Ross, Bloomberg’e verdiği demeçte, piyasa aktörlerinin riskleri çok daha hassas biçimde hesapladığını ve portföylerindeki gereksiz gördükleri riskleri tasfiye ettiğini söyledi.

Ross, tüccarların kısa vadeye çekilmesinin vadeli işlem piyasalarında likiditeyi düşürdüğüne dikkat çekti.

Likidite daralmasının özellikle uzun vadeli sözleşmelerde derinleştiğini vurgulayan Ross, “Piyasadaki aktörler yalnızca önlerindeki üç ila altı aylık vadeyle işlem yapıyor. Bu da, ileri vadeli kontratlarda likidite açığının daha da büyümesini beraberinde getiriyor” dedi.

Petrol piyasaları, ABD ile İran arasındaki savaş ve Rusya ile Ukrayna arasında devam eden çatışmalar nedeniyle sert fiyat hareketleri yaşıyor.

Washington ile Tahran arasındaki müzakereler ve Ukrayna ordusunun saldırıları piyasadaki oynaklığı yüksek tutuyor.

Bu yıl Brent tipi ham petrolün varil fiyatı 60 dolar ile 126 dolar arasında dalgalanırken, işlenmiş petrol ürünlerindeki fiyat artışları ham petrole kıyasla çok daha sert seviyelere çıktı.

Savaş ortamından en ağır darbeyi petrol ürünleri piyasaları aldı. Üretim ve ticaret süreçlerindeki aksamalar küresel arzın daralmasına yol açtı.

Ross, “Fiziki ve finansal sarsıntılar bakımından krizin doğrudan petrol ürünleri piyasalarını etkilediği görülüyor” değerlendirmesini yaptı.

Fiyat oynaklığı ve jeopolitik riskler, yüksek risk alabilen bazı emtia ticaret şirketlerinin karlarını rekor seviyelere taşıdı.

Bloomberg’ün verilerine göre Mercuria, dokuz aylık dönemde net karını yüzde 122 artırarak 2,01 milyar dolara yükseltti.

Gunvor ise ilk altı ayda elde ettiği 909 milyon dolarlık net karla gelirini geçen yılın aynı dönemine göre 6,4 kat artırdı.

Tüccarların rekor gelirler elde etmesinde, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol taşımayı göze alan aktörlerin yakaladığı karlı ticaret fırsatları etkili oldu.

Ortadoğu’daki savaş küresel fiyatları dalgalandırırken, stratejik boğaz hattında sevkiyat riskini üstlenen şirketlerin kar marjlarını büyüttü.

Piyasanın diğer büyük aktörleri de yüksek bilanço verileri paylaştı. Glencore tarihindeki en başarılı altı aylık sonuçlardan birini elde ederken, Trafigura’nın altı aylık net karı 4,09 milyar dolara ulaştı.

Ticaret şirketleri kazandıkları rekor gelirleri büyük temettü ödemelerine ayırmak yerine bünyelerinde tutmayı tercih ediyor.

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar Şubat ayında başladı.

Çatışmaların patlak vermesiyle Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi.

Taraflar Haziran ayında ateşkes anlaşmasına vardı ancak Tahran yönetiminin Washington’ı mutabakat şartlarını ihlal etmekle suçlamasının ardından çatışmalar yeniden başladı.

Ortadoğu’daki savaş öncesinde Hürmüz Boğazı, günlük 15 milyon varil ham petrol ve benzin, motorin ile jet yakıtından oluşan 5 milyon varil petrol ürünü dahil olmak üzere dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sini taşıyordu.

Sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) dünyadaki toplam ticaret hacminin yaklaşık beşte biri de bu stratejik deniz koridorundan sevk ediliyordu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de anket: Latin seçmenlerin yarıdan fazlası Demokratlara yöneldi

Yayınlanma

ABD’de yapılan kamuoyu araştırması, Kongre dengesini belirleyecek kritik seçim bölgelerindeki Latin seçmenlerin Demokrat partiye desteğini belirgin biçimde artırdığını ortaya koydu. 17 rekabetçi bölgede Demokratlar yüzde 58 desteğe ulaşırken, Cumhuriyetçiler yüzde 35 seviyesinde kaldı.

ABD’de yapılan yeni bir kamuoyu araştırması, Demokrat adayların 2024 yılından bu yana Temsilciler Meclisi yarışının çekişmeli geçtiği kritik bölgelerdeki Latin seçmenler nezdinde belirgin bir yükseliş yakaladığını ortaya koydu.

Söz konusu kazanımlar, gelecek yıl Kongre’deki çoğunluğun hangi partiye geçeceğini doğrudan belirleme potansiyeli taşıyor.

Axios ile paylaşılan Hart Research ve TelevisaUnivision ortak anketine göre, 17 rekabetçi Temsilciler Meclisi seçim bölgesindeki Latin seçmenlerin genel Kongre pusulasındaki tercihlerinde Demokratlar yüzde 58’lik desteğe ulaştı.

Aynı seçmen grubunda Cumhuriyetçileri destekleyenlerin oranı ise yüzde 35 seviyesinde kaldı. Bu kitle, kritik seçim çevrelerinde en hızlı büyüyen kararsız seçmen grubu niteliğini koruyor.

Teksas’ta çekişmeli geçen üç Temsilciler Meclisi yarışını inceleyen araştırma, 2024 başkanlık seçimlerinde yüzde 44’e yüzde 44 şeklinde eşit bölündüğünü belirten Latin seçmenlerin, ara seçimlere doğru yüzde 56’ya yüzde 36 ile Demokratların lehine yöneldiğini gösterdi.

Demokratlara yönelik Latin desteği diğer eyaletlerde de artış gösterdi. Kaliforniya’daki Latin seçmenlerin yüzde 57’si Demokratları destekleyeceğini ifade ederken, Cumhuriyetçi Parti’ye arka çıkacağını söyleyenlerin oranı yüzde 33’te kaldı.

TelevisaUnivision Kıdemli Başkan Yardımcısı Kate Coleman, Axios’a yaptığı değerlendirmede seçmen davranışına dikkat çekti:

“Latin seçmenler tek bir partiye kilitlenmiş değil. Gelişmeleri yakından izliyorlar; kimin yanlarında durduğuna ve nasıl durduğuna bakarak karar veriyorlar.”

Anket verileri, 2024 başkanlık seçiminde Donald Trump’a oy verdiğini söyleyen Latin katılımcıların yüzde 11’inin artık Demokrat adayları desteklediğini tespit etti.

Sınır dışı etme planlarını hızlandıran Trump, birçok Latin mahallesinde korkuyu tetiklerken bu seçmen grubundaki desteğini zayıflattı.

Hart Research ve TelevisaUnivision çalışması, Latin seçmenlerin yüzde 63’ünün Trump’ın başkanlık performansını onaylamadığını ortaya koydu. Görev icraatını onaylayanların oranı ise yüzde 36’da kaldı.

Trump’ın yüksek fiyatlar ve hayat pahalılığı karşısındaki tutumu Latin seçmenlerin yüzde 65’i tarafından onaylanmazken, göçmenlik denetimleri ile sınır dışı uygulamaları da yüzde 62 oranında tepki çekti.

Latin seçmenlerin yüzde 64 gibi yarıdan fazlası Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu’nu (ICE) onaylamadığını bildirdi.

Mayıs ayında UnidosUS tarafından yayımlanan anket, Latin seçmenlerin dörtte birinin Trump’a yeniden oy vermelerinin gerekmesi halinde “muhtemelen oy vermeyeceğini” ya da kesinlikle desteklemeyeceğini gösterdi.

O dönem yapılan çalışma, Trump’ın Latin seçmenler nezdindeki düşüşüne karşın Demokratların henüz belirgin bir kazanım elde edemediğine işaret etmişti.

Pew Araştırma Merkezi verilerine göre Trump, 2024 yılında Latin oylarının yüzde 48’ini alarak desteğini güçlendirmiş, dönemin Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in ulaştığı yüzde 51’lik orana oldukça yaklaşmıştı.

Demokrat Parti içerisindeki bazı isimler ise ön seçimlerde demokratik sosyalist adayların elde ettiği zaferlerin, özellikle Küba ya da Venezuela’dan kaçan kesimler başta olmak üzere kimi Latin seçmenlerde partiye karşı soğuk bir tutuma yol açmasından endişe ediyor.

Hart Research ve TelevisaUnivision araştırması, 6-17 Ağustos tarihleri arasında 1500 Latin katılımcıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın hata payı 2,5 puan olarak açıklandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English