Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de hükümetin kapanması dördüncü haftasına girdi

Yayınlanma

ABD’de federal hükümetin faaliyetlerini durduran bütçe krizi 22’nci gününe girdi. Bu krizle birlikte Başkan Donald Trump, toplam 57 günle ABD tarihinde en uzun süreli hükümet kapatma rekorunu kırdı. Bütçe anlaşmazlığı nedeniyle 1,4 milyon memur maaş alamazken, krizin ekonomiye olumsuz etkileri de artıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) federal hükümetin faaliyetlerini durduran bütçe krizi dördüncü haftasına girerken, kapatma 22’nci gününe ulaştı.

Bu süreyle birlikte Başkan Donald Trump, görev dönemindeki kesintilerin toplamıyla ABD tarihinin en uzun süreli hükümet kapatma rekorunu kırmış oldu.

Trump yönetimi altında federal hükümet ilk kez 2018 yılında 36 gün kapalı kalmıştı.

1 Ekim’de başlayan mevcut krizin 22 gündür devam etmesiyle, Cumhuriyetçi başkan döneminde hükümetin çalışmadığı toplam gün sayısı 57’ye yükseldi.

Önceki rekor, 56 günle Demokrat Partili eski başkan Jimmy Carter’a aitti.

1,4 milyon memur maaşsız kaldı

Hükümetin kapalı olduğu süre boyunca yalnızca hayati hizmetleri yürüten doktorlar, askerler ve güvenlik görevlileri gibi personel görevlerine devam ediyor.

Başkan, Kongre üyeleri ve bazı üst düzey kamu görevlileri de görevlerinin başında. Buna karşın yaklaşık 1,4 milyon federal çalışan ya ücretsiz izne ayrıldı ya da maaşları ödenmeden çalışmayı sürdürüyor.

Washington yönetimi ayrıca, çoğunluğu Hazine, Sağlık ve Sosyal Hizmetler, Eğitim, Konut ve Kentsel Kalkınma bakanlıklarından olmak üzere 4 bin 100 kamu çalışanını kalıcı olarak işten çıkarmayı planlıyor.

Oxford Economics tarafından yapılan hesaplamalara göre hükümetin kapalı kalması, ABD’nin ekonomik büyümesini her hafta yüzde 0,1 ila 0,2 puan yavaşlatıyor.

Krizin üç ay sürmesi halinde Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyüme oranının yüzde 1,2 ila 2,4 arasında düşebileceği öngörülüyor.

Krizin temelinde bütçe anlaşmazlığı var

ABD’de mali yıl her ekim ayında başlıyor ancak bu yıl Demokratlar ve Cumhuriyetçiler bütçe yasası üzerinde uzlaşma sağlayamadı.

Kongre yeni bütçeyi zamanında kabul edemediği için federal yasalar uyarınca hükümet kurumlarının harcama yapması yasaklandı ve memurlar zorunlu izne gönderildi.

Krizin temelinde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki bütçe anlaşmazlığı yatıyor.

Demokratlar, “Obamacare” olarak bilinen sağlık sigortası programı kapsamındaki sübvansiyonların korunmasını talep ederken, Cumhuriyetçiler “Medicaid” programındaki harcamaların kısılmasını istiyor.

Son yedi yıldır ilk kez tam kapsamlı bir hükümet kapatma yaşanıyor.

Önceki yıllarda Kongre, geçici bütçeler kabul ederek hükümetin faaliyetlerini birkaç aylığına sürdürmesini sağlıyordu.

Fakat bu yıl taraflar geçici bütçe tasarısında uzlaşamadı. Yasanın kabulü için 60 oy gerekirken, Cumhuriyetçilerin Senato’daki sandalye sayısı 53’te kalıyor.

ABD’de önceki kapanmalar

Mevcut bütçe sistemi 1976’da yürürlüğe girdiğinden bu yana ABD’de toplam 22 kez hükümet kapatıldı. İlk kapatma aynı yıl, Cumhuriyetçi Başkan Gerald Ford döneminde yaşandı.

Ford, sağlık ve sosyal harcamaları fazla bulduğu gerekçesiyle bütçeyi veto etmişti.

Ford’u takip eden Demokrat Başkan Jimmy Carter döneminde ise hükümet beş kez kapatıldı ve bu kesintiler toplamda 56 gün sürdü. Bu krizlerin üçünde Kongre, düşük gelirli kadınların Medicaid kapsamında kürtaj masraflarının hangi durumlarda karşılanacağı konusunda anlaşamadı.

Uzun müzakerelerin ardından yalnızca tecavüz ve ensest vakalarında masrafların karşılanmasına izin verildi. Carter ayrıca 1978’de nükleer uçak gemisine ayrılan fonu veto etti.

1979’da ise Kongre, hem milletvekili maaşlarını hem de kürtaj finansmanını tartıştıktan sonra anlaşmaya vardı.

Cumhuriyetçi Ronald Reagan döneminde hükümet sekiz kez kapandı ve toplam süre 14 gün oldu. İlkinde başkan bütçe kesintilerini yetersiz bulurken, ikincisinde Kongre zamanında anlaşamadı.

Sonraki kapatmaların nedenleri arasında eğitim bütçesi, Suriye ve El Salvador’a dış yardımlar, suçla mücadele ve su projeleri yer aldı.

Son kriz ise Reagan yönetiminin Nikaragua’daki muhalif harekete mali destek sağlaması konusundaki anlaşmazlık nedeniyle yaşandı.

Cumhuriyetçi George H. W. Bush döneminde hükümet yalnızca bir kez, Ekim 1990’da kapandı. Bush, bütçeye mali açık azaltıcı tedbirler eklenene kadar yasayı imzalamayı reddetmişti.

Demokrat Bill Clinton döneminde ise iki kez hükümet kapatıldı. Clinton, Kasım 1995’te Medicare programı prim artışlarını içeren bütçeyi veto etti.

Aralık ayında ise Kongre, bütçenin dengelenmesi için kullanılan ekonomik tahminler üzerinde uzlaşamayınca hükümet yeniden kapandı.

Cumhuriyetçi George W. Bush döneminde ise hükümet faaliyetleri hiç durmadı.

21’inci yüzyıldaki ilk hükümet kapatma, Demokrat Barack Obama döneminde 2013’te gerçekleşti.

İki parti, düşük gelirli Amerikalılara sigorta erişimini kolaylaştıran Obamacare reformunun finansmanı konusunda anlaşamadı. Joe Biden başkanlığında ise şu ana kadar böyle bir kesinti yaşanmadı.

Trump döneminde iki kez hükümet kapandı

Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde iki kez hükümet kapatma kararı alındı. 9 Şubat 2018’deki ilk kapatma yalnızca beş saat sürdü ve taraflar göç politikası önlemleri üzerinde anlaşamadı.

İkincisi ise yıl sonunda, Meksika sınırına örülmesi planlanan duvarın finansmanı konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle gerçekleşti.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English