Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de nükleer girişimlerin hız talebi güvenlik kaygılarını artırıyor

Yayınlanma

ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’nun eski başkanı Allison Macfarlane, nükleer enerji alanında faaliyet gösteren bazı girişimlerin benimsediği hızlı büyüme yaklaşımının sektörün güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığını söyledi. Financial Times’a konuşan Macfarlane, küçük modüler reaktör geliştiren yeni şirketlerin düzenleyici süreçlerle ilgili taleplerinin nükleer güvenlik açısından risk yaratabileceği uyarısında bulundu.

ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’nun eski başkanı Allison Macfarlane, Financial Times’a yaptığı açıklamada, atom enerjisinde startup modelinin uygulanmasının sektörün güvenlik ilkeleriyle çelişebileceğini söyledi.

Macfarlane, nükleer alanda iki farklı yaklaşımın ortaya çıktığını belirterek, geleneksel nükleer sanayi ile yeni nesil girişimleri birbirinden ayırdı.

“Gerçek bir nükleer endüstri var, bir de sözde ‘nükleer kardeşler’ var” diyen Macfarlane, bu ifadeyle hızlı hareket eden ve önündeki engelleri kaldırmaya çalışan startup şirketlerini kastettiğini söyledi.

Bu şirketlerin çalışma anlayışının nükleer enerji sektörünün gerekleriyle örtüşmediğini ifade eden Macfarlane, “Bir şeyi nükleer enerjide bozarsanız, bunun sonuçları çok ciddi olur” dedi.

Financial Times’ın haberine göre Macfarlane’in işaret ettiği şirketler arasında Matt Loszak ile Idaho National Laboratory uzmanı Yasir Arafat tarafından kurulan Aalo Atomics ve Isaiah Taylor’ın yönettiği Valar Atomics yer alıyor. Söz konusu girişimler küçük reaktör teknolojileri geliştiriyor ve ABD’deki pilot programlarda görev alıyor.

Son yıllarda ABD’deki küçük nükleer reaktör pazarına 7 milyar dolardan fazla yatırım yapıldı. Bu alandaki projeler, risk sermayesi fonları, teknoloji şirketleri ve yeni enerji teknolojilerinin daha hızlı devreye alınmasını amaçlayan ABD hükümeti programları tarafından destekleniyor.

Bu gelişmelerle birlikte sektör düzenleyicileri ile startup şirketleri arasında lisans süreçlerinin hızı ve düzenlemelerin ne ölçüde sadeleştirilebileceği konusunda tartışmalar yoğunlaştı. Bazı uzmanlar, denetim mekanizmaları üzerindeki baskının nükleer güvenliğe duyulan güveni etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.

ABD uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmayı planlıyor

Financial Times’ın haberine göre ABD, 2028’de yürürlüğe girecek Rus nükleer yakıtı ithalat yasağı öncesinde uranyum zenginleştirme kapasitesini yaklaşık yüzde 50 artırmayı hedefliyor.

Gazetenin aktardığına göre Urenco, New Mexico eyaletinde yeni bir uranyum zenginleştirme tesisi kuracak. Proje, mevcut tesislerde yapılan kapasite artışına ek olarak 2,1 milyon ayrıştırma iş birimi (SWU) üretim kapasitesi sağlayacak.

Rusya hâlihazırda küresel uranyum zenginleştirme kapasitesinin yaklaşık yarısını kontrol ediyor ve ABD’de kullanılan nükleer yakıtın yaklaşık yüzde 20’sini sağlıyor. Washington yönetimi bu bağımlılığı enerji güvenliği açısından risk olarak değerlendiriyor ve yerli nükleer kapasiteyi geliştirmeye çalışıyor.

Financial Times, ABD’nin küresel nükleer enerji pazarındaki konumunu güçlendirmeye çalışırken Rusya ile rekabet ettiğini de belirtti.

Haberde, Rusya ile Kazakistan’ın mayıs ayında, devlet şirketi Rosatom’un katılımıyla 16,4 milyar dolar değerinde bir nükleer santral projesi üzerinde anlaşmaya vardığı hatırlatıldı.

ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te ABD Enerji Bakanlığı’na 2030 yılına kadar en az 10 yeni nükleer reaktörün inşasına başlanması talimatını verdi.

ABD, 2024 yılında Rus uranyumunun ithalatını 2040 yılına kadar yasaklayan yasayı kabul etmişti. Buna karşın ABD’li şirketler, alternatif tedarik kaynaklarının bulunamadığı durumlarda 2028’e kadar geçici ithalat izinleri alabiliyor.

Amerika

Florida’da ön seçimleri “Demokratik Sosyalist” Nixon kazandı

Yayınlanma

“Demokratik Sosyalist” Angie Nixon, Florida Demokrat Partisinin Senato adayı olmak üzere yapılan ön seçimleri beklenmedik bir şekilde kazandı.

Nixon, çarşamba günü erken saatlerde Demokrat Parti’nin adaylığını garantiledi.

Nixon, 2019’daki Kongre azil süreci sırasında Başkan aleyhine ifade verdikten sonra Donald Trump tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi’nden kovulan Alex Vindman’ı mağlup etti.

Nixon’ın 12 puanlık zaferi, siyasi kuruluşa karşı seçmenlerin hoşnutsuzluğunu kampanya malzemesi haline getirerek Minnesota, New York ve Colorado’da ön seçim zaferleri elde eden Demokratların “ilerici” kanadına en son moral desteği oldu:

“Birlikte, milyonlarca dolara karşı mücadele ettik . . . Harcama oranımız 16’ya 1 aleyhimizeydi ama kazandık.”

Nixon zafer konuşmasında ve “Washington DC’deki yaygın yolsuzluğa” karşı mücadele çağrısında bulundu.

Nixon, “Dünyaya, örgütlü insanların neler başarabileceğini gösterdik. Ve dünyaya Florida halkının neyi temsil ettiğini gösterdik: Herkes için Medicare, evrensel çocuk bakımı, gerçekten uygun fiyatlı konutlar, tam olarak finanse edilen kamu eğitimi ve anlamsız savaşın sona ermesi,” diye ekledi.

Öte yandan diğer “ilerici” adaylar, Florida’daki ayrı ön seçimlerde başarısız oldu. Elijah Manley ve Oliver Larkin, kongre seçim bölgelerindeki oylamalarda sırasıyla görevdeki Debbie Wasserman Schultz ve Jared Moskowitz’e karşı ağır bir yenilgiye uğradı.

Demokrat Parti’nin “sol” kanadı, Wisconsin dahil olmak üzere diğer ön seçimlerde de yenilgiler yaşadı.

Wisconsin’de “ılımlı” bir isim olan David Crowley, Demokratların vali adayı olmak için girdiği çekişmeli yarışta bir demokratik sosyalisti beklenmedik bir şekilde mağlup etti.

Salı günü Florida’daki Cumhuriyetçi ön seçimler de yakından takip ediliyordu. Trump’ın desteklediği aday Byron Donalds, “aşırı sağcı” James Fishback dahil olmak üzere diğer adayları geride bıraktı.

Donalds, görev süresi dolan Cumhuriyetçi vali Ron DeSantis’in yerine geçecek kişiyi belirleyecek yarışta, eski bir Cumhuriyetçi olan Demokrat David Jolly ile karşı karşıya gelecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump yönetimi UCM Başkanı Tomoko Akane’ye yaptırım kararı aldı

Yayınlanma

ABD’de Donald Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı Tomoko Akane ve Kıdemli Duruşma Avukatı Abdoulaye Seye hakkında yaptırım kararı aldı. Beyaz Saray, mahkemenin ABD egemenliğini tehdit etme kabiliyetini yitirene kadar sistematik olarak dağıtılmasını hedefleyen ilave adımlar atılacağını duyurdu. Karara Hollanda ve Japonya tepki gösterirken, ABD’li insan hakları örgütleri de yönetime karşı dava açtı.

Donald Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) üst düzey isimlerine yönelik yaptırım kararı aldı. Yaptırımların hedefinde mahkemenin Japon başkanı Tomoko Akane ile Senegalli kıdemli duruşma avukatı Abdoulaye Seye yer alıyor.

Beyaz Saray ayrıca mahkemeye karşı ek adımlar atılacağı tehdidinde bulundu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptığı açıklamada, bu adımların amacının “UCM’nin Amerikan egemenliğini tehdit etme kabiliyetini bütünüyle yitirene kadar sistematik olarak dağıtılması” olduğunu kaydetti.

ABD, kurulduğu 2002 yılından bu yana 21 kişiyi gözaltına alan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Rusya Çocuk Hakları Komiseri Mariya Lvova-Belova’nın da aralarında bulunduğu 60 kişi hakkında tutuklama emri çıkaran UCM’nin tarafı konumunda bulunmuyor.

Göreve gelen ABD başkanlarının yönetimleri, UCM’nin Amerikalılara yönelik dava yürütme yetkisine istikrarlı şekilde karşı çıksa da mahkemeye karşı yaptırım savaşını yalnızca Trump başlattı.

Trump, ilk başkanlık döneminde de Amerikalıların Afganistan’da savaş suçları işlediği yönündeki iddiaları soruşturması nedeniyle UCM başsavcısına ve yardımcılarından birine yaptırım uygulamıştı.

UCM’nin 2024 yılında İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki eylemleri gerekçesiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarması, Trump cephesinden gelen saldırıları daha da artırdı.

Rubio konuya ilişkin açıklamasında, “Bu mahkeme, yetkilerini kötü niyetle suistimal eden, görev sınırlarını aşan, yozlaşmış ve telafisi imkansız biçimde siyasallaşmış ulusüstü bir mahkemedir” ifadelerini kullandı.

Kısa süre önce hakimlik görevine aday gösterilen Abdoulaye Seye, İsrail-Filistin dosyası üzerinde çalışıyordu.

Geçtiğimiz hafta ABD’deki dört insan hakları örgütü, Trump yönetiminin UCM’ye karşı yürüttüğü seferberlik nedeniyle dava açtı. Kuruluşlar, uygulanan yaptırımların “dünya genelinde ağır uluslararası suçların mağdurları için adalete erişimi” kısıtladığını savundu.

Merkezi Lahey’de bulunan UCM’ye ev sahipliği yapan Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Tom Berendsen, Washington’ın son kararını kınadı. Berendsen yaptığı açıklamada, “Uluslararası mahkemeler ve ceza mahkemeleri yetkilerini serbestçe kullanabilmelidir” dedi.

UCM’nin en büyük mali destekçisi konumundaki Japonya da benzer bir açıklama yaptı. Japonya Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin yaptırım kararını “son derece esef verici” olarak nitelendirdi ve ülkenin uluslararası toplumda hukukun üstünlüğünü güçlendirme kararlılığını sürdürdüğünü vurguladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Venezuela hükümeti muhalefetle müzakerelerde Maduro’yu masaya getirmedi

Yayınlanma

Venezuela hükümetinin ABD destekli muhalefetle yürüttüğü müzakerelerde, Washington tarafından alıkonulan eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun serbest bırakılmasını talep etmediği bildirildi. Financial Times’ın haberine göre Karakas yönetimi, ABD’de ‘narkoterörizm’ suçlamasıyla tutuklu bulunan eski liderini tamamen gözden çıkardı. 

Venezuela hükümeti, ABD desteğiyle muhalefetle yürüttüğü müzakerelerde Washington tarafından ‘narkoterörizm’ suçlamasıyla tutuklanan eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun serbest bırakılmasına yönelik herhangi bir talepte bulunmadı.

Financial Times (FT) gazetesinin ‘Venezuela, Maduro’yu Amerikan Hapishanesinde Kaderine Terk Etti’ başlıklı haberine göre Karakas yönetimi, görüşmeler boyunca eski liderin tutukluluk haline tek bir kez bile değinmedi.

Müzakere sürecine katılan bir muhalefet temsilcisi gazeteye yaptığı değerlendirmede, “Maduro ve eşi Cilia Flores müzakere masasında kesinlikle mevcut değil. Onlar tarihten silindi” ifadelerini kullandı.

Müzakereler 6 Ağustos’ta başladı. ABD, muhalefetin başmüzakerecisi olarak Ulusal Meclis eski Başkanı Dinorah Figuera’yı belirledi. Venezuela hükümeti heyetine ise parlamento başkanı Jorge Rodriguez liderlik ediyor. Rodriguez’in kız kardeşi Delcy Rodriguez, Maduro’nun ABD operasyonuyla alıkonulmasından bu yana Venezuela’nın devlet başkanlığı görevini vekaleten yürütüyor.

Müzakerelerin 12 Ağustos’ta sona eren ilk turunun ardından taraflar, Yüksek Adalet Mahkemesi yargıçlarının atanmasına yönelik yeni bir mekanizmayı da içeren yargı reformu konusunda ön mutabakata vardıklarını açıkladı.

Heyetler ayrıca İngiltere Merkez Bankasında dondurulan altın rezervlerinin geri getirilerek depremden etkilenenlere yardım amacıyla kullanılması için ortak çalışma yürütme konusunda uzlaştı.

Görüşmelerde, Venezuela’da 2024 devlet başkanlığı seçimlerinde muhalefetin ortak adayı olan ancak adaylığı o dönem hükümet tarafından engellenen Maria Corina Machado yer almıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Maduro’nun kaçırılmasının ardından ocak ayında Machado’yu Beyaz Saray’da ağırlamıştı.

Fakat Trump, halk desteğinin yetersizliği nedeniyle ülkeyi yönetmekte zorlanacağını savunarak Machado’nun iktidarı devralma niyetini desteklemediğini ifade etmişti.

Amerikan güçleri ocak ayında düzenledikleri askeri operasyonla Maduro ve eşi Cilia Flores’i Venezuela’dan çıkararak ABD’ye götürdü. Çifte ABD’de resmi olarak ‘narkoterörizm’ suçlaması yöneltildi. O dönemde Devlet Başkan Vekili Delcy Rodriguez, Maduro ile eşinin ülkeden kaçırılmasını ‘alçakça bir saldırı’ olarak nitelemiş; kardeşi Jorge Rodriguez ise eski devlet başkanı serbest bırakılana kadar ‘rahat durmayacaklarını’ ilan etmişti.

Buna karşın FT, ABD destekli Rodriguez yönetiminin müzakerelerde eski Venezuela liderinin serbest bırakılması talebini dahi gündeme getirmeyerek muhalefeti şaşırttığını aktardı.

Venezuelalı analist Edward Rodriguez ise sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Maduro’nun kaderi çoktan belirlendi. Olayların kendi seyrinde ilerlemesine izin verecekler ve bu süreçte tek bir önceliğe, yani kendi hayatta kalma mücadelelerine odaklanacaklar” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English