Bizi Takip Edin

Amerika

Anket: Amerikalıların çoğu temel hakların tehdit altında olduğunu düşünüyor

Yayınlanma

AP-NORC Center tarafından yapılan ankete göre Amerikalıların çoğu, oy kullanma hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin ABD’de belirli ölçüde tehdit altında olduğunu düşünüyor. Ankette ifade özgürlüğü, silah taşıma hakkı ve din özgürlüğü için de benzer sonuçlar ortaya çıktı.

Yeni bir ankete göre Amerikalıların çoğu, oy kullanma hakkı dahil bazı temel hakların belirli ölçüde tehdit altında olduğuna inanıyor.

AP-NORC Center tarafından yapılan ankette katılımcıların yüzde 66’sı, ABD’de oy kullanma hakkının “büyük bir tehdit” ya da “küçük bir tehdit” altında olduğunu söyledi. Katılımcıların yüzde 33’ü ise bu hakkın “hiçbir tehdit altında olmadığını” ifade etti.

Ankete katılanların yüzde 78’i, ABD’de ifade özgürlüğünün “büyük bir tehdit” ya da “küçük bir tehdit” altında olduğunu belirtti. Yüzde 20’lik kesim ise ifade özgürlüğünün herhangi bir tehdit altında olmadığını söyledi.

Katılımcıların çoğu, ABD Anayasası’nın güvence altına aldığı silah bulundurma ve taşıma hakkının da tehdit altında olduğu görüşünü dile getirdi. Ankete katılanların yüzde 69’u bu hakkın “büyük bir tehdit” ya da “küçük bir tehdit” altında olduğunu belirtirken, yüzde 30’u herhangi bir tehdit görmediğini söyledi.

AP-NORC anketine katılanların yüzde 68’i din özgürlüğünün de ABD’de “büyük bir tehdit” ya da “küçük bir tehdit” altında olduğunu ifade etti. Yüzde 31’lik kesim ise din özgürlüğünün tehdit altında olmadığını belirtti.

Anket, gelecek ay kutlanacak olan ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü öncesinde yayımlandı. Ankete göre birçok Amerikalı, kutlamalar sırasında öne çıkacak bazı özgürlüklerin tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Yakın zamanda yayımlanan başka bir PRRI anketi de Amerikalıların ülkeleriyle duydukları gururun son 13 yılda azaldığını ortaya koydu. Haziran 2013’te katılımcıların yüzde 81’i Amerikan kimliğiyle ilgili olarak kendilerini “son derece gururlu” veya “çok gururlu” hissettiklerini söylerken, bu oran nisan ayında yüzde 51’e geriledi.

AP-NORC anketi 16-20 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmaya 2 bin 596 yetişkin katıldı. Anketin örnekleme hata payı artı veya eksi 2,6 puan olarak açıklandı.

Amerika

Florida’da ön seçimleri “Demokratik Sosyalist” Nixon kazandı

Yayınlanma

“Demokratik Sosyalist” Angie Nixon, Florida Demokrat Partisinin Senato adayı olmak üzere yapılan ön seçimleri beklenmedik bir şekilde kazandı.

Nixon, çarşamba günü erken saatlerde Demokrat Parti’nin adaylığını garantiledi.

Nixon, 2019’daki Kongre azil süreci sırasında Başkan aleyhine ifade verdikten sonra Donald Trump tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi’nden kovulan Alex Vindman’ı mağlup etti.

Nixon’ın 12 puanlık zaferi, siyasi kuruluşa karşı seçmenlerin hoşnutsuzluğunu kampanya malzemesi haline getirerek Minnesota, New York ve Colorado’da ön seçim zaferleri elde eden Demokratların “ilerici” kanadına en son moral desteği oldu:

“Birlikte, milyonlarca dolara karşı mücadele ettik . . . Harcama oranımız 16’ya 1 aleyhimizeydi ama kazandık.”

Nixon zafer konuşmasında ve “Washington DC’deki yaygın yolsuzluğa” karşı mücadele çağrısında bulundu.

Nixon, “Dünyaya, örgütlü insanların neler başarabileceğini gösterdik. Ve dünyaya Florida halkının neyi temsil ettiğini gösterdik: Herkes için Medicare, evrensel çocuk bakımı, gerçekten uygun fiyatlı konutlar, tam olarak finanse edilen kamu eğitimi ve anlamsız savaşın sona ermesi,” diye ekledi.

Öte yandan diğer “ilerici” adaylar, Florida’daki ayrı ön seçimlerde başarısız oldu. Elijah Manley ve Oliver Larkin, kongre seçim bölgelerindeki oylamalarda sırasıyla görevdeki Debbie Wasserman Schultz ve Jared Moskowitz’e karşı ağır bir yenilgiye uğradı.

Demokrat Parti’nin “sol” kanadı, Wisconsin dahil olmak üzere diğer ön seçimlerde de yenilgiler yaşadı.

Wisconsin’de “ılımlı” bir isim olan David Crowley, Demokratların vali adayı olmak için girdiği çekişmeli yarışta bir demokratik sosyalisti beklenmedik bir şekilde mağlup etti.

Salı günü Florida’daki Cumhuriyetçi ön seçimler de yakından takip ediliyordu. Trump’ın desteklediği aday Byron Donalds, “aşırı sağcı” James Fishback dahil olmak üzere diğer adayları geride bıraktı.

Donalds, görev süresi dolan Cumhuriyetçi vali Ron DeSantis’in yerine geçecek kişiyi belirleyecek yarışta, eski bir Cumhuriyetçi olan Demokrat David Jolly ile karşı karşıya gelecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump yönetimi UCM Başkanı Tomoko Akane’ye yaptırım kararı aldı

Yayınlanma

ABD’de Donald Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı Tomoko Akane ve Kıdemli Duruşma Avukatı Abdoulaye Seye hakkında yaptırım kararı aldı. Beyaz Saray, mahkemenin ABD egemenliğini tehdit etme kabiliyetini yitirene kadar sistematik olarak dağıtılmasını hedefleyen ilave adımlar atılacağını duyurdu. Karara Hollanda ve Japonya tepki gösterirken, ABD’li insan hakları örgütleri de yönetime karşı dava açtı.

Donald Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) üst düzey isimlerine yönelik yaptırım kararı aldı. Yaptırımların hedefinde mahkemenin Japon başkanı Tomoko Akane ile Senegalli kıdemli duruşma avukatı Abdoulaye Seye yer alıyor.

Beyaz Saray ayrıca mahkemeye karşı ek adımlar atılacağı tehdidinde bulundu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptığı açıklamada, bu adımların amacının “UCM’nin Amerikan egemenliğini tehdit etme kabiliyetini bütünüyle yitirene kadar sistematik olarak dağıtılması” olduğunu kaydetti.

ABD, kurulduğu 2002 yılından bu yana 21 kişiyi gözaltına alan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Rusya Çocuk Hakları Komiseri Mariya Lvova-Belova’nın da aralarında bulunduğu 60 kişi hakkında tutuklama emri çıkaran UCM’nin tarafı konumunda bulunmuyor.

Göreve gelen ABD başkanlarının yönetimleri, UCM’nin Amerikalılara yönelik dava yürütme yetkisine istikrarlı şekilde karşı çıksa da mahkemeye karşı yaptırım savaşını yalnızca Trump başlattı.

Trump, ilk başkanlık döneminde de Amerikalıların Afganistan’da savaş suçları işlediği yönündeki iddiaları soruşturması nedeniyle UCM başsavcısına ve yardımcılarından birine yaptırım uygulamıştı.

UCM’nin 2024 yılında İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki eylemleri gerekçesiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarması, Trump cephesinden gelen saldırıları daha da artırdı.

Rubio konuya ilişkin açıklamasında, “Bu mahkeme, yetkilerini kötü niyetle suistimal eden, görev sınırlarını aşan, yozlaşmış ve telafisi imkansız biçimde siyasallaşmış ulusüstü bir mahkemedir” ifadelerini kullandı.

Kısa süre önce hakimlik görevine aday gösterilen Abdoulaye Seye, İsrail-Filistin dosyası üzerinde çalışıyordu.

Geçtiğimiz hafta ABD’deki dört insan hakları örgütü, Trump yönetiminin UCM’ye karşı yürüttüğü seferberlik nedeniyle dava açtı. Kuruluşlar, uygulanan yaptırımların “dünya genelinde ağır uluslararası suçların mağdurları için adalete erişimi” kısıtladığını savundu.

Merkezi Lahey’de bulunan UCM’ye ev sahipliği yapan Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Tom Berendsen, Washington’ın son kararını kınadı. Berendsen yaptığı açıklamada, “Uluslararası mahkemeler ve ceza mahkemeleri yetkilerini serbestçe kullanabilmelidir” dedi.

UCM’nin en büyük mali destekçisi konumundaki Japonya da benzer bir açıklama yaptı. Japonya Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin yaptırım kararını “son derece esef verici” olarak nitelendirdi ve ülkenin uluslararası toplumda hukukun üstünlüğünü güçlendirme kararlılığını sürdürdüğünü vurguladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Venezuela hükümeti muhalefetle müzakerelerde Maduro’yu masaya getirmedi

Yayınlanma

Venezuela hükümetinin ABD destekli muhalefetle yürüttüğü müzakerelerde, Washington tarafından alıkonulan eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun serbest bırakılmasını talep etmediği bildirildi. Financial Times’ın haberine göre Karakas yönetimi, ABD’de ‘narkoterörizm’ suçlamasıyla tutuklu bulunan eski liderini tamamen gözden çıkardı. 

Venezuela hükümeti, ABD desteğiyle muhalefetle yürüttüğü müzakerelerde Washington tarafından ‘narkoterörizm’ suçlamasıyla tutuklanan eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun serbest bırakılmasına yönelik herhangi bir talepte bulunmadı.

Financial Times (FT) gazetesinin ‘Venezuela, Maduro’yu Amerikan Hapishanesinde Kaderine Terk Etti’ başlıklı haberine göre Karakas yönetimi, görüşmeler boyunca eski liderin tutukluluk haline tek bir kez bile değinmedi.

Müzakere sürecine katılan bir muhalefet temsilcisi gazeteye yaptığı değerlendirmede, “Maduro ve eşi Cilia Flores müzakere masasında kesinlikle mevcut değil. Onlar tarihten silindi” ifadelerini kullandı.

Müzakereler 6 Ağustos’ta başladı. ABD, muhalefetin başmüzakerecisi olarak Ulusal Meclis eski Başkanı Dinorah Figuera’yı belirledi. Venezuela hükümeti heyetine ise parlamento başkanı Jorge Rodriguez liderlik ediyor. Rodriguez’in kız kardeşi Delcy Rodriguez, Maduro’nun ABD operasyonuyla alıkonulmasından bu yana Venezuela’nın devlet başkanlığı görevini vekaleten yürütüyor.

Müzakerelerin 12 Ağustos’ta sona eren ilk turunun ardından taraflar, Yüksek Adalet Mahkemesi yargıçlarının atanmasına yönelik yeni bir mekanizmayı da içeren yargı reformu konusunda ön mutabakata vardıklarını açıkladı.

Heyetler ayrıca İngiltere Merkez Bankasında dondurulan altın rezervlerinin geri getirilerek depremden etkilenenlere yardım amacıyla kullanılması için ortak çalışma yürütme konusunda uzlaştı.

Görüşmelerde, Venezuela’da 2024 devlet başkanlığı seçimlerinde muhalefetin ortak adayı olan ancak adaylığı o dönem hükümet tarafından engellenen Maria Corina Machado yer almıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Maduro’nun kaçırılmasının ardından ocak ayında Machado’yu Beyaz Saray’da ağırlamıştı.

Fakat Trump, halk desteğinin yetersizliği nedeniyle ülkeyi yönetmekte zorlanacağını savunarak Machado’nun iktidarı devralma niyetini desteklemediğini ifade etmişti.

Amerikan güçleri ocak ayında düzenledikleri askeri operasyonla Maduro ve eşi Cilia Flores’i Venezuela’dan çıkararak ABD’ye götürdü. Çifte ABD’de resmi olarak ‘narkoterörizm’ suçlaması yöneltildi. O dönemde Devlet Başkan Vekili Delcy Rodriguez, Maduro ile eşinin ülkeden kaçırılmasını ‘alçakça bir saldırı’ olarak nitelemiş; kardeşi Jorge Rodriguez ise eski devlet başkanı serbest bırakılana kadar ‘rahat durmayacaklarını’ ilan etmişti.

Buna karşın FT, ABD destekli Rodriguez yönetiminin müzakerelerde eski Venezuela liderinin serbest bırakılması talebini dahi gündeme getirmeyerek muhalefeti şaşırttığını aktardı.

Venezuelalı analist Edward Rodriguez ise sürece ilişkin değerlendirmesinde, “Maduro’nun kaderi çoktan belirlendi. Olayların kendi seyrinde ilerlemesine izin verecekler ve bu süreçte tek bir önceliğe, yani kendi hayatta kalma mücadelelerine odaklanacaklar” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English