Avrupa
AB’den deregülasyon hamlesi: Yeşil Mutabakat’tan geri adımlar başladı

Avrupa Birliği, bu tür kuralların birliğin ABD ve Asya ile rekabet etme çabalarını engelleyen bir ağırlık haline geldiği yönündeki şikayetlerin ortasında, planlanan çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) düzenlemelerinin önemli bir kısmını geri çekmek üzere.
Bloomberg tarafından görülen belgelere göre Avrupa Komisyonu, ESG raporlama gerekliliklerinden tedarik zinciri yönetimine kadar her şeyi kapsayan düzenlemelerin, bloktaki ticari çıkarları korumak için esnetilmesini önerdi. Nihai teklifin çarşamba günü (26 Şubat) kamuoyuna açıklanması bekleniyor.
Bu hamle, çevresel, sosyal ve yönetişim mevzuatının dizginlenmesi için hem Avrupa içinden hem de dışından gelen yoğun baskının ardından geldi. Bu gelişme, dünyadaki ESG fon varlıklarının %80’inden fazlasını oluşturan Avrupa’da ESG’nin geleceği açısından büyük önem taşıyor.
AB’nin en büyük iki ekonomisi olan Almanya ve Fransa, her iki ülke de iktisadi verimliliğin düşmesine tepki gösterdiğinden, daha küçük ve orta ölçekli şirketlerin raporlama gerekliliklerinin tam kapsamından çıkarılması için yoğun lobi faaliyetleri yürütüyor.
Fransa’da bir hükümet sözcüsü, ESG kurumsal raporlama kurallarını, uyması beklenen şirketler için “cehennem” olarak nitelendirecek kadar ileri gitti.
ABD’den gelen tehditler de etkili oldu
Avrupa’nın ESG gündemini küçültme kararı, Amerikan şirketleri Başkan Donald Trump yönetiminde yeni bir deregülasyon çağına girerken geldi. Trump, selefi Joe Biden’ın “yeşil” politikalarını geri alırken gümrük tarifelerini ABD ticaret politikasının temel taşı haline getirdi.
AB de ESG regülasyonlarının kapsamını daraltması için ABD’nin daha doğrudan baskısıyla karşı karşıya kaldı.
Yeni onaylanan ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, geçen ay Cumhuriyetçi senatörlere, AB pazarına maruz kalan Amerikan şirketlerinin kurumsal sürdürülebilirlik durum tespitine (CSDDD) uymalarının beklenmemesini sağlamak için “ticaret araçlarını” kullanmayı düşünmeye istekli olduğunu söyledi.
Sınırda karbon vergisi mekanizmaları da yumuşatılacak
Avrupa Komisyonu, değer zincirlerinin ESG ihlalleri içerdiğinin tespit edilmesi halinde şirketleri yasal sorumluluğa maruz bırakacak şekilde tasarlanan Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifinin önemli ölçüde sınırlandırılmasını öneriyor.
Buna daha düşük potansiyel cezalar ve iş ortakları, tedarikçiler ve müşterilerin ESG risklerini izleme yükümlülüğünün azaltılması da dahil.
Daha az sıkı iklim politikalarına sahip ülkelerden AB’ye ithal edilen çelik ve çimento gibi mallara vergi koyacak olan Karbon Sınır Ayarlama Mekanizması, yerli şirketlerin daha az raporlama yükümlülüğü ile karşı karşıya kalması için yumuşatılacak.
Alman ve Fransızların KOBİ bürokrasisini azaltma talebi karşılık buldu
Komisyon ayrıca sadece 1.000’den fazla çalışanı olan ve yıllık geliri 450 milyon avroyu aşan firmaların hem Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) hem de CSDDD’nin tam kapsamına tabi olmasını öneriyor.
Böyle bir uygulama, CSRD’de başlangıçta hedeflenen şirketlerin tahmini %85’ini kapsam dışında bırakacak ve Alman ve Fransız talepleriyle uyumlu olacak.
Brüksel, “Avrupa Rekabet Edebilirliği için Yeni Anlaşmaya ilişkin Budapeşte Deklarasyonu”nda, işletmeler için “açık, basit ve akıllı bir düzenleyici çerçeve” sağlamak ve “idari, düzenleyici ve raporlama yüklerini büyük ölçüde azaltmak” için “devrim niteliğinde bir basitleştirme sürecinin başlatıldığını” duyurmuştu.
Avrupa Komisyonu’nun Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis bu kararın gerekçesi olarak, “Bir yandan gereksiz kısıtlama ve sınırlamalarla kendimize yüklenirken diğer yandan küresel düzeyde rekabet edebilmeyi bekleyemeyiz,” dedi.
Alman ekonomisine sıfır maliyetle büyüme fırsatları
Alman sermayesi uzun zamandır böyle bir adım atılmasını istiyordu ve buna hazırlanıyordu.
Alman İşveren Sendikaları Konfederasyonu (BDA) Aralık 2024 gibi erken bir tarihte AB’ye “gerekliliklerin azaltılmasına yönelik öneriler” sunmuştu.
BDA, Tedarik Zinciri Direktifinin kapsamının 5.000’den fazla çalışanı olan şirketlerle sınırlandırılmasını istemiş, ayrıca raporlama zorunluluğunun doğrudan tedarikçilerle sınırlandırılması ve ihlaller için artık uygulanabilir bir sorumluluk olmaması çağrısında bulunmuştu.
Alman Sanayi Federasyonu (BDI) ise daha da ileri gitti. Fransız ve İtalyan sanayi dernekleri Medef ve Confindustria ile birlikte kaleme aldığı bir pozisyon belgesinde, üye ülke hükümetlerinin ilgili AB düzenlemelerini ulusal hukuka uygularken sıkılaştırmalarını yasaklayacak bir “azami uyum” maddesi çağrısında bulundu.
BDI, “Bürokrasinin azaltılması, sıfır maliyetle büyüme fırsatları anlamına gelir,” diyerek AB’yi harekete geçmeye çağırdı.
BDI, “Açıklanan torba yasa ile Avrupa Komisyonu sadece raporlama gerekliliklerini azaltmakla kalmamalı, aynı zamanda şirketlerin sürdürülebilirlik raporlamasına ilişkin yönergeyi, AB tedarik zinciri yasasını ve taksonomi yönetmeliğini de önemli ölçüde değiştirmelidir,” diyordu.
Alman bakanlar sanayicilerin talimatlarını yerine getirdi
Berlinli politikacılar da sanayiyi desteklemek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Örneğin 17 Aralık 2024 tarihinde, halen görevde olan federal bakanlar Volker Wissing, Jörg Kukies, Robert Habeck ve Hubertus Heil, AB’ye bir mektup yazarak Sürdürülebilirlik Direktifinin ulusal hukuka aktarılması için son tarihin iki yıl ertelenmesi çağrısında bulundu.
Ayrıca “şirketler üzerindeki gereksiz yüklerden kaçınmak ve şirketlerin kaynaklarını AB’de sürdürülebilir büyüme ve inovasyon yararına kullanmalarını sağlamak” amacıyla raporlama gerekliliklerinin azaltılmasını savunmuşlardı.
Onlara göre aynı durum Taksonomi Direktifi için de geçerli. Hatta Ursula von der Leyen’e yazdığı bir mektupta Alman Şansölyesi Olaf Scholz, AB’nin Tedarik Zinciri Direktifini, Alman iş dünyasının “haklı olarak daha fazla acil eylem ihtiyacına işaret ettiği” yükler arasına açıkça dahil etmişti.
Alman şirketlerinden endişe verici ihlaller: Çocuk işçiliği, sendikal hakların engellenmesi
Öte yandan şu ana kadar elde edilen raporlar endişe verici boyutta suistimalleri ortaya koyuyor.
Örneğin Bayer Grubu’nun 2023 yılı raporu, tedarikçilerinden gelen en az 1.281 ihlal raporunu belgeliyor. Bunlar çocuk işçiliği ve sendikal faaliyetlerin engellenmesinden, tehlikeli çalışma koşulları ve diğer iş güvenliği ihlallerine, adil ücretlerin ödenmemesine ve işyerinde ayrımcılığa kadar uzanıyor.
Bu suçlar sadece küresel tedarik zincirlerinde değil, Leverkusen merkezli grubun kendi iştiraklerinde de işlenmiş görünüyor: Kendi bölümünde iş güvenliği ve sağlığına uyulmaması ve işle ilgili sağlık tehlikeleri hakkında toplam 64 şikayet yapıldı.
Şirket ihlal raporlamaları bu haliyle bile eksik
Başka hiçbir Alman şirketinin bu kadar çok raporu yok. Örneğin Adidas 207, SAP 142, VW 104, BASF şaşırtıcı bir şekilde sadece dört, Siemens ise sadece üç rapora sahip. MTU, RWE ve Deutsche Telekom’un tedarik zincirleri boyunca hiçbir vaka raporu bulunmuyor.
Fakat German Foreign Policy’nin aktardığına göre mevcut raporları inceleyen Graf von Westfalen hukuk bürosundan Lothar Harings bu bilgileri sorguluyor.
“Analizimiz, şirketlerin ‘insan hakları veya çevresel risk’ kavramlarını farklı yorumladıklarını açıkça gösteriyor,” diyen Harings, bu kavramların açıklığa kavuşturulması çağrısında bulundu.
Dahası, Inkota ve “Temiz Giysi Kampanyası” girişimleri, ayakkabı ve tekstil şirketlerinin ilgili raporlarında yanlış iddialar bile keşfetti. Örneğin KIK, kadın haklarını güçlendirmeye yönelik bir girişimde yer aldığını belirttiği halde bunun doğru olmadığı ortaya çıktı.
STK’lar, “Bu tür yanlış beyanlar, beyanların doğrulanabilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır,” diyor.
224 resmi şikayet var
Bundan sorumlu olan Federal Ekonomik İşler ve İhracat Kontrol Ofisi (BAFA) Ağustos 2024’e kadar toplam 224 resmi şikayet aldığını açıkladı.
Bunlardan bazıları STK’lar tarafından sunuldu. Örneğin Oxfam, gönderdiği bir yazıda Edeka ve REWE’ye karşı harekete geçilmesi çağrısında bulunuyor. Örgüt bu iki gıda şirketini Kosta Rika’daki meyve plantasyonlarında yaşanan işçi hakları ihlalleri konusunda hiçbir şey yapmamakla suçluyor.
Bu arada Deutsche Umwelthilfe, Client Earth ve Mighty Earth, Tönnies, Westfleisch ve Rothkötter’in soya tedarik zincirlerinin ilk halkalarını suçluyor; bunların “yüksek orman tahribatı ve insan hakları ihlali riski taşıdığı” söyleniyor.
Tedarik Zinciri Durum Tespiti Yasasının yürürlüğe girmesinden bu yana BAFA, 118’i olay odaklı olmak üzere 1.231 “risk temelli kontrol” gerçekleştirdi ve Kasım 2024’e kadar 50 ceza işlemi başlattı.
Bunlardan biri, 2023 yazında sürücülerinden toplamda yaklaşık yarım milyon avroluk ücret kesmesine rağmen Polonyalı nakliye şirketi Mazur ile çalışmaya devam eden bir şirketle ilgiliydi.
Yaklaşık 100 çalışanın Gräfenhausen otoyol servis istasyonunda açlık grevi yaparak karşılık vermesi o dönemde manşetlere taşınmış ve BAFA’nın dikkatini çekmişti.
Şu ana kadar hiçbir şirket ceza ödemedi
Fakat şu ana kadar tek bir şirket bile ödeme yapmak zorunda kalmadı. Ayrıca, onlardan talep edilenler de yüksek değil.
Federal hükümet, Federal Meclis’teki Die Linke (Sol Parti) parlamento grubunun kısa bir sorusuna verdiği yanıtta, şirketlerin çabalarında “başarıyı garanti etmekle yükümlü olmayacaklarını” belirtti.
Şirketler yalnızca “özellikle uygulanabilir ve makul olanın sınırları dahilinde” gereklilikleri yerine getirmeye çalışacak durumda ve “Herhangi bir şirketten yasal olarak ve fiilen imkansız olan hiçbir şey talep edilemez,” deniyor.
Yine de bir dava mahkemeleri meşgul etmeye devam ediyor. İki Volkswagen yöneticisi, VW araçlarının iç kısımlarındaki zararlı kimyasal buharların tehlikesine işaret etmek için dahili raporlama sistemini kullandı. Ayrıca üretim sürecinde kullanılan malzemelerin dokümantasyonundaki boşluklara da dikkat çektiler.
Buna karşılık şirket yönetimi iki kişiye baskı uyguladı. Bu nedenle Braunschweig İş Mahkemesinde tazminat davası açtılar. Anlaşmazlık konusu olan miktar 7,5 milyon avro.
Avrupa
Fransa, manga parkı için Suudi sermayesine yöneldi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ofisi, bir zamanlar ülkenin en büyük tema parkı olan yeri manga temalı bir eğlence merkezine dönüştürmek için Suudi Arabistan’dan finansal destek almaya çalışıyor.
POLITICO’ya konuşan altı diplomat, hükümet yetkilisi ve sektör temsilcisinin ifadesine göre, Élysée Sarayı, mali sorunlar nedeniyle 1991’de kapanan ve o günden beri terk edilmiş durumda olan Mirapolis’in yeniden canlandırılması konusunda potansiyel Suudi Arabistanlı yatırımcılarla birkaç aydır görüşmeler yürütüyor.
Müzakerelerin merkezinde, Suudi Kamu Yatırım Fonu’nun bir iştiraki olan Qiddiya Yatırım Şirketi yer alıyor. Suudi varlık fonu, kısa süre önce Paris’te bir ofis açmıştı.
Körfez bölgesinde bağlantıları olan bir diplomata göre, proje kapsamında Suudi yatırımcılar, Paris’in yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısında bulunan eski Mirapolis arazisini satın alacak ve burayı popüler manga serisi Dragon Ball’a dayalı bir tema parkına dönüştürmeyi planlıyor.
Manganın popülaritesindeki patlama, çizgi romanların ve grafik romanların özellikle popüler olduğu Fransa’da da yoğun bir şekilde hissedildi.
Beklenen yatırım tutarı henüz bilinmemekle birlikte, görüşmelere katılan bazı taraflar anlaşmanın 1 milyar avroyu aşabileceğini öne sürüyor.
Bu girişim, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, turizm ve eğlence sektörlerine yapılacak devasa yatırımlarla krallığın petrole bağımlı ekonomisini çeşitlendirmeyi amaçlayan “Vizyon 2030” planının bir parçası.
Qiddiya Yatırım Şirketi, Riyad’a yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta yer alan devasa bir eğlence kompleksi olan Qiddiya şehrinin inşasını denetliyor.
Bu alanda bir Formula 1 pisti, uluslararası turnuvalara ev sahipliği yapmak üzere tasarlanmış büyük bir tenis kompleksi, Amerikan Six Flags zinciri tarafından işletilecek bir eğlence parkı ve Dragon Ball temalı bir başka tema parkı yer alacak.
Müzakerelere yakın üç kaynağa göre, mevcut plan, bir zamanlar Mirapolis’in bulunduğu yere daha küçük ölçekli bir Dragon Ball parkı inşa etmek.
Qiddiya Genel Müdürü Abdullah Aldawood, ülkeye yabancı yatırım çekmek amacıyla düzenlenen “Choose France” zirvelerinin son ikisinde Macron ile bir araya geldi.
Etkinlikte, zirvenin basın dosyasında, “Fransa’da büyük bir turizm ve eğlence projesini araştırmayı” amaçlayan bir mutabakat zaptının imzalandığına, POLITICO’ya göre “gizemli” ifadelerle değinildi.
Bu yılki Choose France zirvesinden birkaç hafta önce Aldawood, terk edilmiş Mirapolis sahasının bulunduğu Île-de-France bölgesinin başkanı Valérie Pécresse ile bir araya geldi.
Toplantıya katılan bir kişinin aktardığına göre, Aldawood ayrıca Business France ve bölgenin ekonomik kalkınma ajansı olan Choose Paris Region’dan ekiplerle de görüştü.
Projenin iyi bir şekilde ilerlediğinin bir göstergesi olarak, geçen ayın sonlarında Paris’i de içeren Île-de-France’ı temsil eden yetkililer, parkın yeniden canlandırılması olasılığını görüşmek üzere 10 kilit bakanlığın temsilcileri, elektrik şebekesi işletmecisi RTE ve toplu taşıma işletmecisi Île-de-France Mobilités ile bir araya geldi.
POLITICO’nun gördüğü toplantı gündeminde, gelecekteki projenin yönetimi, ulaşım altyapısı, enerji gereksinimleri ve arazi edinimi konuları yer alıyordu.
Toplantıya, Macron’un eski Genelkurmay Başkanı ve şu anda Île-de-France bölgesinin valisi olan Georges-François Leclerc başkanlık etti.
Tartışmalara katılan bir bakanlık danışmanı, “Toplantı davetini almadan önce elimizde hiçbir bilgi yoktu ama Élysée’nin bu konuda baskıyı artırmak istediğini anlıyoruz,” dedi.
1987 yılında dönemin Başbakanı Jacques Chirac tarafından açılan ve Suudi milyarder Ghaith Pharaon’un finansmanıyla hayata geçirilen Mirapolis, Fransa’nın tema parkı endüstrisindeki ABD hakimiyetini altüst etme girişimi olarak tasarlanmıştı.
Fakat mali zorluklar hızla arttı. Ziyaretçi sayıları beklentilerin altında kaldı ve birkaç yıl sonra EuroDisney’den gelen rekabet, parkın iş modelini daha da zayıflattı. Mirapolis, dört yıl sonra kapılarını tamamen kapattı.
Mirapolis seçim bölgesini temsil eden Sosyalist Parti senatörü Rachid Temal, tartışmalara dahil olmadığını ve bu aşamada yorum yapmamayı tercih ettiğini söyledi.
Bölgeyi temsil eden Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin milletvekili Aurélien Taché de kendisinin de gelişmelerden haberdar edilmediğini belirtti ve “projenin çevresel ve sosyal yönlerine” özellikle dikkat edeceğini ifade etti.
Avrupa
Avrupa Komisyonu, ABD teknolojilerinin yerine yerli çözümlere yönelecek

Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki personel eşleştirme servisindeki ABD menşeli bulut hizmetlerini ve yapay zeka modelini Avrupalı alternatiflerle değiştirmeyi değerlendiriyor. Karar, AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin kişisel verilerin işlenmesine ilişkin endişelerini dile getirmesinin ardından gündeme geldi. Komisyon, nisan ayında imzalanan egemen bulut sözleşmesi kapsamındaki dört Avrupa sağlayıcısını ve yerel yapay zeka modellerini test etmeyi planlıyor.
Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki yeni dijital personel eşleştirme servisinde kullanılan Amerikan teknolojilerini Avrupa menşeli bulut platformları ve yapay zeka modelleriyle değiştirmeyi değerlendiriyor.
Euractiv’in bir Komisyon yetkilisine dayandırdığı haberine göre, söz konusu gözden geçirme süreci AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin adayların kişisel verilerinin ABD merkezli bir bulut sağlayıcısı tarafından işlenmesine dair endişelerini iletmesinin ardından başladı
Söz konusu değişiklik, son geliştirme aşamasında olan İş Eşleştirme Uygulaması’nı (Job Matching Application) kapsıyor.
Servisin başlangıçta Amazon Web Services (AWS) altyapısında ve ABD şirketi Anthropic’in Claude dil modeli kullanılarak barındırılması öngörülüyordu.
Komisyon yetkilisi, yürütme organının nisan ayında 180 milyon avro karşılığında imzalanan egemen bulut hizmetleri alım anlaşması çerçevesinde dört “Avrupa egemen alternatifi”ne geçişi değerlendirdiğini doğruladı. Olası tedarikçiler arasında Alman StackIT ile Fransız OVHcloud, Scaleway ve S3NS şirketleri bulunuyor.
Yetkili, Komisyon’un ayrıca Avrupa kökenli dil modellerini de test etmeyi planladığını bildirdi. Halen kullanılmakta olan Anthropic Claude modelinin “önümüzdeki aylarda” daha egemen bir çözümle değiştirilebileceği belirtildi.
Yapay zeka kullanımına dair rehber
Avrupa Komisyonu 2023 yılında personeli için yapay zeka kullanımına ilişkin bir rehber yayımlamıştı.
Belge, çalışanları gizli bilgilerin veya kişisel verilerin ifşa edilmesi risklerine, önyargılı yanıtlara ve fikri mülkiyet haklarının ihlaline karşı uyarıyordu. Bu uyarılara rağmen yapay zeka araçları hem Komisyon temsilcileri hem de ABD makamları tarafından giderek daha yoğun biçimde kullanılmaya başlandı.
Pentagon mayıs ayında OpenAI, Alphabet bünyesindeki Google ve Microsoft dahil yedi şirketle gizli operasyonlarda yapay zeka kullanımı için anlaşma imzaladı. Politico kaynaklarına göre Avrupa Komisyonu da aday ülkelerin AB üyelik başvurularını inceleme sürecini hızlandırmak amacıyla yapay zekadan yararlanmaya başladı.
Yapay zekanın iş süreçlerine entegrasyonu ve güvenliğine yönelik tartışmalar sürerken bu teknolojilerin çalışmasında çok sayıda sızıntı ve ihlal kaydedildi.
Temmuz ayında Çinli sohbet robotu DeepSeek’in kullanıcı diyalogları, iş belgeleri ve özel mesajlar da dahil olmak üzere açık erişime açıldı.
Bundan birkaç gün önce Reuters, OpenAI’nin modellerinin kontrol dışına çıktığını tespit ettiğini duyurdu.
Şirket bundan kısa süre önce, yapay zeka modellerinin test edilmesi sırasında Hugging Face platformunun altyapısına saldırdığı “benzeri görülmemiş bir siber olay” yaşandığını bildirmişti.
Avrupa
Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Alman otomotiv sektörü, Çinli otomobil üreticilerinden gelen rekabet ve Çin pazarının gitgide ısınması nedeniyle zor günlerden geçiyor.
Çin, Almanya’nın otomobil üreticilerinin küresel devlere dönüşmesine katkıda bulunarak onlarca yıl boyunca güçlü satışlar ve milyarlarca kar elde etmelerini sağlamıştı. Şimdi bu durum, Almanlar için en büyük yük haline geldi.
POLITICO’da yer alan analize göre Çin’in kendi otomobil üreticileri, onlarca yıl boyunca gözlemleyip, öğrenip ve yatırım yaparak, artık Volkswagen, BMW ve Mercedes-Benz’den daha ucuz fiyatlarla daha donanımlı elektrikli otomobiller üretiyor.
Bu arada, dünyanın en büyüğü olan Çin’in aşırı ısınan otomobil pazarı bu yıl beşte bir oranında küçüldü ve bu durum, yerli ve yabancı otomobil üreticilerini hayatta kalmak için acımasız bir mücadeleye zorladı.
Alman otomobil üreticilerinin bu ay açıkladığı yarıyıl sonuçlarında, milyarlarca dolarlık zararlar ve Avrupa genelinde işten çıkarmalar ile fabrika kapanışları duyuruları, bu durumun net sonuçlarını ortaya koydu.
Volkswagen Grubu CEO’su Oliver Blume yatırımcılara yaptığı açıklamada, “Ortam, bugün karşı karşıya olduğumuz kadar zorlu hiç olmamıştı. Geleceğe baktığımızda, karşımızda giderek artan riskler var,” dedi.
Sektörün yaşadığı sıkıntılar, Almanya’nın zaten zor durumda olan ekonomisine bir darbe daha vururken, bu sonbaharda yapılacak önemli eyalet seçimleri Şansölye Friedrich Merz’in kırılgan koalisyonu için giderek büyüyen bir siyasi sorun teşkil ediyor.
Otomotivde yıkılan hayaller
1980’lerden bu yana Çin, Alman otomobil üreticileri için yüksek kârların anahtarıydı.
Devasa ve hızla büyüyen bir pazara erişim karşılığında, otomobil üreticileri Pekin tarafından yerel ortaklarla ortak girişimler kurmaya zorlandı.
On yıllar boyunca bu anlaşma mantıklıydı ve hissedarlara büyük kazançlar sağladı.
Fakat Çinli şirketler, pandemi sonrasında Çin’de hızla yaygınlaşan elektrikli araç teknolojisi konusunda Alman rakiplerini geride bıraktı.
Alman markaları uzun süre Çinli alıcılar arasında prestijliydi ama alıcılar daha iyi teknolojiye ve daha düşük fiyatlara sahip yerel otomobil üreticilerine hızla yöneldi.
Danışmanlık firması Gartner’da otomotiv analisti olarak görev yapan Pedro Pacheco, “Çin’de büyük kayıplar yaşıyorlar ve artık orada toparlanamayabilirler,” dedi.
Sorun sadece Çin’de değil, Almanya’da da kronikleşiyor
Bu sıkıntı, Çin’de değil, Almanya’daki fabrikalarda giderek daha fazla hissediliyor.
BMW, bu hafta 2027 sonuna kadar Almanya genelinde 8.000 kişiyi işten çıkaracağını ve işten çıkarılan çalışanlara tazminat ödemelerinin ekim ayından itibaren başlayacağını duyurdu.
Mercedes-Benz ise çalışanlarından, aynı ücret karşılığında haftalık çalışma saatlerini 35’ten tam 40 saate çıkarmalarını istiyor.
Öte yandan, sektörün amiral gemisi Volkswagen, 100.000 kişiyi işten çıkarmak ve fabrikaları kapatmak için sendikalarla müzakere halinde.
Bu durum, ulusal anketlerde güç kazanan Almanya için Alternatif (AfD) partisine ivme kazandırıyor.
Parti, otomotiv sektöründeki gerilemeyi ve işten çıkarmaları, hükümeti sert bir şekilde eleştirmek için kullanıyor.
AfD eş başkanı Alice Weidel bu hafta, “Volkswagen, Porsche veya Infineon gibi önemli sanayi şirketleri bile kârlarında tarihi düşüşler kaydediyor ve önümüzdeki yıllarda yüz binlerce işten çıkarmayı planlıyor. Bu, iş merkezimizin sanayisizleşmesinin gerçekte ne kadar ilerlediğini gösteriyor,” diye konuştu.
Merz ve koalisyonu, bu sonbaharda AfD’nin Doğu Almanya’daki kalesi olan Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da yapılacak eyalet seçimlerinde, bu kesintilerin seçmenler nezdinde nasıl yankı bulduğuna dair ilk ipuçlarını elde edecek.
Çinli araçlar Avrupa pazarını domine etmeye başladı
Otomobil üreticileri Avrupa ve Kuzey Amerika’da iyi performans gösterirken, Çin’deki satışlardaki çöküş bu kârları silip süpürüyor.
Yurt içinde şiddetli rekabet ve kapasite fazlasıyla karşı karşıya kalan Çinli otomobil üreticileri, rekor sayıda araç ihraç ediyor.
Avrupa başlıca hedef pazar: Çin şu anda Avrupa’da, Almanya’nın Çin’de sattığından daha fazla otomobil satıyor.
Ve Avrupalı müşteriler bu araçları memnuniyetle satın alıyor. Otomobil lobi kuruluşu ACEA’nın en son verilerine göre, AB’deki Çin menşeli otomobil satışları bu yılın ilk yarısında yüzde 63 artış göstererek 2025’teki 338.000 adetten 2026’da yaklaşık 549.000 adete yükseldi.
Bu rakam, toplam otomobil satışlarının neredeyse yüzde 10’unu oluşturuyor.
Alman otomobil şirketleri Çin’e benzersiz bir şekilde bağımlı olsa da, Renault gibi Çin’de varlığı olmayan otomobil üreticileri bile Avrupa’da artan Çin otomobil satışlarının etkisini hissediyor.
Avrupalı otomobil analisti Matthias Schmidt, daha iyi teknolojiye sahip ucuz Çin otomobillerindeki artışın Renault ve düşük fiyatlı Dacia modellerini zor durumda bıraktığını söyledi.
Renault, perşembe günü yaptığı açıklamada, Dacia’nın 2026 yılının ilk yarısında satışlarının bir önceki yıla göre yüzde 8 düştüğünü bildirdi.
Avrupalı şirketler, Çinli rakipleriyle işbirliği yapmak zorunda
Avrupa Komisyonu, bir anti-sübvansiyon soruşturmasının ardından Çin menşeli elektrikli araçlara gümrük vergisi uygulayarak yardımcı olmaya çalışıyor ama bu ek maliyetler akını durdurmada pek etkili olamadı.
Gümrük vergileri şarj edilebilir hibrit araçları kapsamıyor ve bu da Çinli otomobil üreticileri için kârlı bir boşluk bırakıyor.
Bu durumdaki değişim, bazı Avrupalı otomobil üreticilerini Çinli şirketlerle işbirliği yapmaya yönlendiriyor.
Fransız-İtalyan-Amerikan markası Stellantis, Çinli Leapmotor ile ortaklık kurdu. ACEA verilerine göre Leapmotor’un satışları 2025 yılının ilk yarısında sadece 7.701 adetten bu yıl 48.261 adete sıçradı.
Volkswagen’in CEO’su Blume, benzer bir strateji izleyeceklerini ima ederek yatırımcılara, otomobil üreticisinin Avrupa müşterileri için Çin’de üretilen bazı modellerini Avrupa’da üretmeye başlayabileceğini söyledi.
Volkswagen’in önemli hissedarlarından biri olan Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, bu yaz yaptığı açıklamada, otomobil üreticisinin Çin’in teknolojik ilerlemelerinin dışında kalmasının bir hata olacağını belirtti.
Lies, “Amacımız, teknolojik gelişmeleri birbirinden izole etmek olmamalı,” dedi.
Fakat analist Schmidt, böyle bir hamlenin Alman markasına zarar verme riski taşıdığı konusunda uyarıyor.
Bu araçların özünde VW logolu Çin menşeli araçlar olacağını belirten Schmidt, bunun tüketicileri daha ucuz olan Çin versiyonunu satın almaya yöneltebileceğini ifade etti.
Yeni pazar arayışı hızlandı
Avrupalı otomobil üreticileri, gelişmekte olan pazarlarda büyüme yoluyla kendilerini kurtarmaya da çalışıyor.
Blume, yatırımcılarla yaptığı görüşmede, “Kuzey Amerika, Hindistan ve küresel güney, bizim için yarının büyüme motorları,” dedi.
Ne var ki Çinliler zaten bu pazarlarda yer almış durumda. Güneydoğu Asya ve Latin Amerika genelinde elektrikli araç satışlarında Çinli markalar hakim durumda.
Ağır darbe alan Avrupalı otomobil üreticileri, seri üretim konusundaki uzmanlıklarını sunarak savunma harcamalarındaki artıştan da kâr elde etmeyi umuyor.
Blume, yatırımcılara Volkswagen’in bir savunma şirketiyle “çok ileri aşamadaki görüşmeler” yürüttüğünü söyledi ve “bu yıl içinde bir karar alınmasını” beklediğini ekledi.
Fakat özellikle Almanya’daki bazı işçiler, silah endüstrisiyle ilişkilendirilmekten hâlâ çekiniyor.
Ayrıca Pekin’den misilleme gelme riski de var. Bu ayın başlarında Çin, Alman savunma devi Rheinmetall dahil 14 savunma ve teknoloji şirketine ihracat kısıtlamaları getirdi.
Bu önlemler, Çinli şirketlere uygulanan ihracat kısıtlamalarına misilleme niteliğinde olsa da, savunma sektörüne adım atan otomotiv şirketleri risk altında olabilir.
Pacheco, “Avrupalı otomobil üreticileri çok, çok dikkatli hareket etmeliler çünkü bu sadece hızlı bir kazanç değil. Öyle görünebilir ama o satranç tahtasına bir kez girdiğinizde, satranç oynamayı bilmeniz gerekir,” dedi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’










