Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’li çip şirketleri ‘daha az regülasyon’ istiyor

Yayınlanma

ABD’li şirketler, federal hükümete yarı iletken endüstrisine yönelik yardım koşullarını hafifletmesi için baskı yapıyor.

Çip üreticileri, hibe programı ve vergi kesintileri için önerilen sınırlamaların ABD şirketlerinin Çinli meslektaşlarıyla rekabet etmesini ve yeni teknoloji geliştirmesini zorlaştıracağını iddia ediyor.

Şirketler, ABD yarı iletken endüstrisini canlandırmak için kamu fonlarını kullanmaya yönelik ortak bir hükümet çabasıyla vergi kesintilerine ve 53 milyar dolarlık harcamaya izin veren geçen yılki Çipler ve Bilim Yasasının uygulanmasını şekillendirmeye çalışıyor.

Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre, nakit akışının bazı şartları var ve hibeler ABD’den fon alan şirketleri Çin’de daha fazla büyümeyi keskin bir şekilde sınırlamaya zorluyor.

Çin pazarının oyuncuları endişeli

Fakat Çin, küresel çip satışları pazarının üçte birini oluşturuyor ve yarı iletken tedarik zincirinin temel taşlarından biri. Şirketler ve endüstri grupları Ticaret Bakanlığına, Çin’deki genişlemeye yönelik kısıtlamaların çok sıkı olması halinde zarar görecekleri şikayetinde bulundu.

Çin’de iş yapan Amerikan şirketlerini temsil eden ABD-Çin İş Konseyi, “Önerilen koruyucu kurallar yazıldığı gibi uygulanırsa, şirketleri iki programa katılmayanlara göre ciddi bir dezavantaja sokacak, ABD yarı iletken endüstrisine bir bütün olarak zarar verecek ve CHIPS Yasasının amacına ters düşecektir,” diyor.

Güney Kore tepki gösteriyor

Yasaya yönelik en sert eleştiriler getirenler arasında Güney Kore hükümeti ve çip endüstrisinin yer alıyor. Bu durum, ABD’nin Çin’in teknolojik ilerlemesini sınırlama mücadelesinde müttefiklerinin desteğini seferber etmekte karşılaştığı zorluğun altını çiziyor. Güney Kore ve Tayvan şirketleri, Çin’deki büyük varlıkları nedeniyle özellikle etkileniyor.

Kore Yarı İletken Endüstrisi Birliği, koruyucu kuralların bazı hükümlerinin ‘Çip Yasası ile amaçlanan güçlü ABD yatırımını engelleyeceği ve çok uluslu yarı iletken üreticileri için başka türlü engeller yaratacağı’ uyarısında bulundu.

Vergi indirimlerinde düzenleme isteniyor

Hazine Bakanlığı ayrıca çip şirketleri ve tedarikçilerinin yeni yatırımlarına yönelik vergi indirimi kapsamının genişletilmesi için şirketlerin baskısı altında.

Hibelerden farklı olarak, yatırımlara yönelik vergi kesintileri açık uçlu. Fakat yasadaki temel tanımlar, bir projenin maliyetinin %25’i değerindeki bir sübvansiyon için neyin uygun olduğunu belirleme konusunda Hazine’ye takdir yetkisi veriyor.

Hükümetin ilk önerisini inceleyen şirketler, en büyük üretim tesislerini işleten büyük çip üreticilerinin ötesinde bazı işletmeleri de ödüllendirecek daha geniş tanımların yapılmasını istiyor.

Şirketler, Ticaret ve Hazine bakanlıkları nihai düzenlemeleri yayınlamaya hazırlanırken kendi yorumlarını sundular. Bu kurallar, yarı iletken endüstrisine federal müdahalenin nihai erişimini belirleyecek ve endüstrinin nerede ve nasıl büyüyeceğine etki edecek.

Ticaret Bakanlığı, hibe alan şirketlerin Çin’deki gelişmiş yarı iletkenlerin üretimini genişletme kabiliyetlerini ciddi şekilde sınırlandırmak isterken, şirketlerin mevcut tesisleri işletmeye devam etmelerine ve öncelikle yerel Çin pazarına hizmet eden tesisleri genişletmelerine izin veriyor.

Kore Yarı İletken Endüstrisi Birliği, Ticaret Bakanlığı’ndan başvuru sürecinde teknik ve gizli şirket bilgilerini talep etmekten kaçınmasını ve yabancı şirketlerin ticari sırlarını ABD hükümetiyle paylaşma konusundaki isteksizliğini yansıtan gizlilik anlaşmaları uygulamasını istedi.

Ticaret Bakanlığı revizyon hazırlığında

Arizona’daki iki çip fabrikasına 40 milyar dolar yatırım yapan dünyanın en büyük gelişmiş çip üreticisi Taiwan Semiconductor Manufacturing (TSMC) de Çin’deki mevcut tesislerin genişletilmesine ilişkin sınırlamaların hafifletilmesi ve ortak araştırma ve teknoloji lisanslamasına ilişkin kısıtlamalar da dahil olmak üzere Ticaret Bakanlığı’nın çeşitli önerilerinde revizyon yapılmasını istedi.

Bir Ticaret Bakanlığı yetkilisi, “Bakanlık kamuoyundan gelen yorumları inceliyor, paydaşların katkılarını takdir ediyor ve kuralı bu yıl içinde nihai hale getirmeyi planlıyor,” dedi.

Bunun yanı sıra, yarı iletken şirketleri Hazine Bakanlığı’nı çip girişiminin vergi indirimi tarafı için önerilen uygunluk tanımlarını gevşetmeye çağırıyor.

Bu indirim, şirketlerin yarı iletken üretim tesislerine veya yarı iletken üretim ekipmanı üreten fabrikalara yaptıkları yatırımların %25’ini sübvanse ediyor. Şirketler, yasanın bu terimleri tam olarak tanımlamadığını ve hükümetin önerdiği tanımların çok dar olduğunu iddia ediyor.

Şirketler, daha fazla tedarikçi ve yarı iletken malzeme üreticisinin hak kazanmasına olanak tanıyacak daha geniş kurallar getirilmesini savunuyorlar.

Amerika

ABD’de ICE memurunun ateş açması sonucu ölüm

Yayınlanma

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurunun Maine eyaletinde bir kişiyi vurarak öldürmesi üzerine tarafsız soruşturma çağrıları yapılıyor. Federal yetkililer, memurun “kamu güvenliği endişesiyle” ateş açtığını savunurken, göçmen hakları örgütleri hayatını kaybeden 26 yaşındaki Kolombiyalının ülkede yasal çalışma izni olduğunu bildirdi.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Maine eyaletinde bir kişinin federal göçmenlik polisi tarafından vurularak öldürülmesine gerekçe olarak “kamu güvenliği endişesini” gösterdi.

Bakanlık tarafından X platformu üzerinden yapılan açıklamada, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurlarının, Pazartesi günü yerel saatle 07.00 sularında Biddeford kentinde sınır dışı kararı bulunan bir düzensiz göçmenin bilinen son adresinde “hedefli gözetim” yürüttüğü ifade edildi. Bu sırada bir kişinin adresten araçla ayrıldığı aktarıldı.

Bakanlık açıklamasında, “Araç olay yerinden kaçmaya çalıştı ve bir memur, kamu güvenliği endişesiyle silahını ateşledi” ifadesi kullanıldı.

Açıklamada ayrıca, “Aracın sürücüsü vuruldu ve acil yardım ekipleriyle derhal irtibata geçildi. Sürücü aldığı yaralar sebebiyle yaşamını yitirdi” denildi.

Öldürülen kişinin çalışma izni vardı

Maine Göçmen Hakları Koalisyonu ve Presente! Maine adlı sivil toplum örgütleri, hayatını kaybeden kişinin ABD’de çalışma iznine ve sosyal güvenlik numarasına sahip 26 yaşında bir Kolombiya vatandaşı olduğunu açıkladı.

Örgütler tarafından yayımlanan ortak bildiride, “26 yaşında bir adam yaşamak ve çalışmak için Maine’e geldi, şimdi ise ailesi ICE’ın dahil olduğu bir olayın ardından onun ölümünün yasını tutuyor. Bu durum yıkıcı, öfke uyandırıcı ve kabul edilemezdir. Yakınları yanıtları, kamuoyu ise ne olduğuna dair eksiksiz ve şeffaf bir açıklamayı hak ediyor” ifadelerine yer verildi.

ICE, bir Palantir programı ile göçmen baskınları yapıyor

Siyasetçilerden bağımsız soruşturma çağrısı

Maine senatörleri Cumhuriyetçi Susan Collins ve bağımsız Angus King, olaya ilişkin tarafsız bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.

Senatör Collins, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Biddeford’daki silahlı olay, yaşananların eksiksiz ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasını gerektiriyor. Biddeford polisinin bölgede güvenliği sağladığını ve FBI’ın soruşturma yürüttüğünü biliyorum” dedi.

Collins daha sonra İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin’in kendisine, bakanlığın müfettişlik makamına bağlı Boston ofisinin, FBI işbirliğiyle soruşturmayı üstlendiği bilgisini verdiğini aktardı.

Senatör King ise Associated Press haber ajansına yaptığı açıklamada, Bakan Mullin’in kendisini bilgilendirdiğini ve üzerlerinde vücut kamerası taşımayan ICE memurlarının Biddeford’da bir yakalama kararını infaz etmek üzere orada bulunduğunu, ancak bu kararın vurulan kişiyle ilgili olmadığını belirtti.

CNN televizyonuna da konuşan King, “Gerçekler neydi? Bu genç adam gerçekten aracını bir ICE ajanının üzerine mi sürmeye çalıştı, yoksa sokaktaki diğer insanları ezme tehlikesi mi yaratıyordu ve bu silahlı saldırıyı haklı çıkaracak makul bir bedensel zarar ya da ölümcül güç tehdidi var mıydı?” diyerek soruşturmanın bu soruları aydınlatması gerektiğini vurguladı.

“Aracı silah olarak kullandı” iddiası

Senatör King, İç Güvenlik Bakanı Mullin ile yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak, bakanın olayda “aracı silah olarak kullanmak” ifadesini tercih ettiğini aktardı.

King, “Araçtaydı, araçla hareket etti ve bakanın kullandığı ifadeyle aracı silah olarak kullandı ve bir ICE ajanı tarafından vuruldu” dedi.

ICE tarafından daha sonra yapılan açıklamada ise aracın bir silah gibi kullanıldığı ifadesine yer verilmezken, sadece şüphelinin kaçmaya çalıştığı öne sürüldü.

Açıklamada, vurulan kişinin asıl hedef olup olmadığı konusuna da açıklık getirilmedi.

Maine Başsavcılığı da kendi soruşturmasını yürüteceğini açıklarken, olaya ilişkin ilk bulgulara değindi. Başsavcılık açıklamasında, “İlk beyanlar, bir sınır dışı operasyonu yürüten memurun görevini yaptığı sırada, öznenin aracıyla memurun üzerine doğru kaçmaya çalıştığını ve bu sırada vurularak öldürüldüğünü göstermektedir” denildi.

İç Güvenlik Bakanlığı, daha önce de ICE tarafından vurulan kişileri agresif davranmakla suçlamış, ancak daha sonra ortaya çıkan video kayıtları bu iddialarla çelişmişti. Olay anında memurların üzerinde vücut kamerası yer almadığı bildirildi.

Bir haftada ikinci olay

Maine’deki bu olay, son bir hafta içinde bir ICE memurunun dahil olduğu ikinci ölümcül silahlı saldırı olarak kayıtlara geçti. Geçen hafta Salı günü Teksas eyaletinde ICE memurları, işe gitmekte olan Lorenzo Salgado Araujo’yu vurarak öldürmüştü.

Kurum, Salgado Araujo’nun aracını memurlara karşı bir silah gibi kullanmaya çalıştığını öne sürmüş, ancak araçtaki diğer kişiler ve Salgado Araujo ailesinin avukatı bu iddiayı yalanlamıştı.

Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Delia Ramirez, yaşananlara tepki göstererek, “Lorenzo’nun öldürülmesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden ICE, Maine’de bir başka adamı daha vurarak öldürdü. ICE eliyle gerçekleştirilen cinayetler münferit değil, bir kalıbın parçasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kongre üyeleri Houston’daki ICE operasyonu için soruşturma istedi

Okumaya Devam Et

Amerika

Veri merkezleri Microsoft’un karbon emisyonunu yükseltti

Yayınlanma

Teknoloji devi Microsoft, yapay zeka veri merkezlerinin altyapısını genişletmesiyle birlikte 2025 yılında karbon emisyonlarının yüzde 25 oranında arttığını bildirdi. Şirket tarafından Perşembe günü yayımlanan sürdürülebilirlik raporunda, artışın temel nedeninin altyapı büyümesi ve yeni enerji yatırımlarına öncelik verilmesi olduğu kaydedildi.

Teknoloji şirketi Microsoft, yapay zeka veri merkezlerinin kullanımını artırma hedefleri doğrultusunda, 2025 yılında karbon emisyonlarında yüzde 25 oranında artış yaşandığını bildirdi.

Perşembe günü yayımlanan yeni sürdürülebilirlik raporunda, Microsoft Başkan Yardımcısı Brad Smith ile Sürdürülebilirlik Direktörü Melanie Nakagawa ortak bir açıklama yaptı.

Açıklamada, emisyon artışının “öncelikli olarak veri merkezi altyapımızın genişletilmesinden ve şebekelere net yeni enerji sağlayan yatırımlara öncelik verirken, ek katkı sağlamayan, bağımsız yenilenebilir enerji sertifikalarının kullanımını durdurmamızdan” kaynaklandığı ifade edildi.

Raporun genel değerlendirme bölümünde, “Bu karar kısa vadede bildirilen emisyonlarımızı artırsa da yalnızca sertifikalara güvenmek yerine yeni karbon emisyonsuz elektrik geliştirilmesini artırmamıza olanak tanıyor” denildi.

Değerlendirmede ayrıca, “Bu değişikliğin daha uzun vadeli sürdürülebilirlik faydaları yaratacağına inanıyoruz. Büyümeye bağlı emisyon baskısı beklenen bir durumdu” ifadesine yer verildi.

Söz konusu artışın önemli bir bölümünün, şirketin faaliyetlerini yürütmek için satın aldığı veya edindiği enerjiden kaynaklanan ve Microsoft’un “Kapsam 2” olarak adlandırdığı emisyonlarla ilişkili olduğu belirtildi.

Bu kalem, geçen yıl toplam emisyonların yüzde 2’sini oluştururken, bu yıl toplam emisyonların yüzde 13’üne ulaştı.

Smith ve Nakagawa tarafından kaleme alınan raporda, “Bu gelişme, tedarik zincirimiz genelindeki enerji sistemlerinin çevresel sonuçları şekillendirmede ne kadar önemli olduğunu vurguluyor” tespiti paylaşıldı.

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Geçen yıl Haziran ayında sona eren 2025 mali yılını kapsayan rapor, Microsoft’un bu tarihten sonra yaptığı anlaşmaları içermiyor.

Bu anlaşmalar arasında doğalgazla çalışan veri merkezleri ve geçen ay Chevron ile yapılan 20 yıllık enerji anlaşması da yer alıyor.

Söz konusu anlaşma kapsamında, Batı Texas’ta şirket için bir enerji santrali inşa edilecek.

Buna karşın sürdürülebilirlik raporunda, Microsoft’un “faaliyetlerimiz ile değer zincirimiz genelinde emisyonları azaltarak ve saldığımızdan daha fazla karbonu ortadan kaldırarak 2030 yılına kadar karbon negatif” olma taahhüdü yineleniyor.

Microsoft’un verileri; Google ve Amazon’un kendi sürdürülebilirlik raporlarını yayımlamasının ardından geldi. Google, “işletmemizin hızlı genişlemesini destekleyen tedarik zinciri faaliyetlerindeki artışlar” nedeniyle emisyonlarının yüzde 18 arttığını açıklamıştı.

Amazon’un genel emisyonları yüzde 16 artarken, veri merkezi inşası ve yapımını da içeren tedarik zinciri emisyonları yüzde 20 oranında yükseldi.

Veri merkezleri, artan enerji fiyatları ve inşaat için ayrılan arazi kullanımı konusundaki endişeler nedeniyle kamuoyunda tepkiyle karşılaşıyor.

Eyalet milletvekilleri, veri merkezlerinin geride bıraktığı çevresel ve ekonomik etkilerle mücadele etmek amacıyla moratoryumlar veya daha sıkı düzenlemeler getirmeyi değerlendiriyor.

Bu tepkiler, eyalet valilerini ve vali adaylarını, veri merkezlerinin bölgelerinde yarattığı etkilerle nasıl mücadele edecekleri konusunda zor bir pozisyonda bırakıyor.

Veri merkezi sektörü ise yapay zeka ile veri merkezleri arasında kurulan doğrudan ilişkiye karşı çıkarak, bu merkezlerin başka amaçlara da hizmet ettiğini savunuyor.

ABD’deki yeni veri merkezlerinin yüzde 40’ı gecikebilir

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon bilgi sızdıranlara karşı ortak birim kurdu

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, hassas bilgilerin dışarıya sızdırılmasını engellemek amacıyla Adalet Bakanlığı ile ortak bir çalışma grubu kurulduğunu açıkladı. Yeni yapılanmaya göre Pentagon’un Hukuk Müşavirliği, medya sızıntısı soruşturmalarına dair tüm bilgi ve kayıtlara erişebilecek.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, hassas bilgilerin kamuoyuna açıklanmasını engellemeye yönelik çabalar kapsamında Pentagon ve Adalet Bakanlığının ortak bir çalışma grubu kurduğunu duyurdu.

Hegseth, Savaş Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin (OGC), medya sızıntısı soruşturmalarına ilişkin Pentagon genelindeki tüm bilgi, destek ve kayıtları talep etme ve teslim alma yetkisine sahip olacağını belirtti.

Savaş Bakanı, bakanlığın tüm birimlerinin ve personelinin bu taleplere öncelik vereceğini, OGC tarafından bu yetki çerçevesinde verilen her türlü talimata, talebin sunulmasından itibaren iki gün içinde eksiksiz ve tam bir yanıt verilmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

Hegseth, X sosyal medya platformunda yayımlanan yaklaşık iki buçuk dakikalık video mesajında, “Sızdırılan bilgiler hayatları riske atıyor. Bu yeni araçlar ve süreçler, ortak gücümüzü korumamıza büyük ölçüde yardımcı olacak. Ulusumuzun güvenliği, anlık manşetler peşinde koşanlar için bir pazarlık kozu olamaz” dedi.

Hegseth ayrıca, “Gizli ve mahrem bilgilere erişim kutsal bir emanettir ve bu emanete ihanet edenler yasaların tüm gücüyle karşılaşacaktır” ifadesini kullandı.

New York Times muhabirlerine mahkeme celbi

Söz konusu çalışma grubunun duyurulması, Adalet Bakanlığının dört New York Times muhabirine mahkeme celbi göndermesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Federal büyük jüri önünde ifade vermeye çağrılan gazeteciler, Başkan Donald Trump’ın NATO zirvesi için Türkiye’ye uçtuğu ve Katar tarafından bağışlanan uçağına ilişkin güvenlik endişelerini haberleştirmişti.

Mahkeme celpleri, New York Times gazetesi ve basın özgürlüğü savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. Muhalifler, hükümetin haber kuruluşlarını gözdağı yoluyla sindirmeye çalıştığını savunuyor.

New York Times avukatı David McCraw yaptığı açıklamada, “Gazetecilerimiz gerçekleri rapor etmekte ve Amerikan kamuoyunun, hükümetlerinin nasıl çalıştığını ve vergi mükelleflerinin paralarının nasıl kullanıldığını bilme hakkını savunmaktadır. Bu küstahça eylem, gazetecileri işlerini yapmaktan alıkoyarak kamuoyunun ülkede neler olup bittiğini öğrenmesini engelleme girişiminden başka bir şey değildir” dedi.

Bakanlık bünyesindeki ihraçlar

Hegseth, Pentagon’daki görevinin başından bu yana basına sızıntı yapılmasını engellemeye yönelik adımlar atıyor. Bakanlık geçen yıl basına gizli bilgi sızdırdığı iddia edilen personele yönelik soruşturmalar başlatmış ve yalan makinesi testleri uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Sızıntı iddiaları geçen yıl Hegseth’in bazı danışmanlarına da yöneltilmişti. Eski kıdemli danışman Dan Caldwell ve eski özel kalem müdür yardımcısı Darin Selnick bu isimler arasında yer alıyor. Caldwell, Selnick ve Savaş Bakan Yardımcısı Stephen A. Feinberg’in eski özel kalem müdürü Colin Carroll, bakanlıktaki sızıntı soruşturması kapsamında önce açığa alınmış, ardından Pentagon’dan uzaklaştırılarak işlerine son verilmişti.

Bir hükümet yetkilisi, Mart ayı ortasında The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, bu yılın başlarında Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisinde (ODNI) işe başlayan Caldwell’in Pentagon’dan bilgi sızdırdığına dair hiçbir kanıt bulunmadığını belirtti.

Savaş Bakanı Hegseth, hassas bilgileri paylaştığı gerekçesiyle daha önce kendisi de eleştirilerin hedefi olmuştu. Hegseth, geçen yıl ABD’nin Yemen’deki Husilere yönelik planlanan saldırılarını, The Atlantic dergisi editörünün de yanlışlıkla eklendiği bir Signal grup sohbetinde tartışmıştı. Pentagon Genel Müfettişliği Ofisi tarafından Aralık ayında yayımlanan raporda, Hegseth’in kişisel cep telefonunda Signal uygulamasını kullanarak askeri güvenliği tehlikeye attığı ve bakanlık politikasını ihlal ettiği saptanmıştı.

Eski Pentagon Sözcüsü John Ullyot, “Hegseth’in kendisi geçen yıl Signal üzerinden eşiyle hassas ulusal savunma bilgilerini paylaşıp hiçbir sonuçla karşılaşmamışken, şimdi bu bilgileri koruma ihtiyacından bahsetmesi oldukça ironiktir. 2012 yılında CIA Direktörü David Petraeus, benzer bir durumu kız arkadaşıyla yaşadığı için görevinden istifa etmiş, federal mahkemede iki yıl denetimli serbestlik ve 10 bin dolar para cezasına çarptırılmıştı” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi sözcülüğü de yapan Ullyot, Pazartesi günü The Hill’e verdiği demeçte, “Başkan, ulusal güvenlik yöneticilerinden daha iyisini hak ediyor. Hegseth başkalarından hesap sormadan önce kendisinden hesap sormaya başlamalıdır” dedi.

Basın mensuplarının erişimi kısıtlandı

Hegseth’in tesislerin çoğuna erişimi iptal etmesi nedeniyle muhabirlerin Pentagon’a girişi büyük ölçüde engellenmiş durumda. Pentagon muhabirleri, yetkisiz materyalleri talep etmeyeceklerine dair taahhüt içeren yeni medya politikasını imzalamayı reddederek Ekim ayında basın kartlarını iade etmişti.

Hegseth ve destekçileri, bu politikanın gizli bilgilerin sızmasını önleyerek ulusal güvenliği koruyacağını savunuyor. Basın özgürlüğü grupları ve eleştirmenler ise bu uygulamayı gazetecilerin anayasal haklarının ihlali olarak nitelendiriyor.

Bakanlık son olarak, Pentagon binasını gizli alan ilan ederek gazetecilerin içeri girmesini yasakladı ve basının erişimini daha da daralttı.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada tarihi referanslar veren Hegseth, “Hassas ulusal savunma bilgilerini ve sırlarını sızdırmak, ülkemizin üniformasını giyen kadın ve erkeklere ihanet etmektir. Bu, savaş tarihi kadar eski bir ilkedir ve Amerika Birleşik Devletleri’nde cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar uzanır. George Washington’ın kendisi de sızıntılarla, içerideki tehditlerle ve casuslukla mücadele etmiştir” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English