Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’li milyarderler, Trump’ın yemin töreni kuyruğunda

Yayınlanma

Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi başlarken, birinci yemin töreninin aksine ABD’nin en zengin kişileri yeni yemin törenine akın etti.

Financial Times (FT), Donald Trump’ın 2017’de ilk kez göreve gelmesinden günler sonra Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin’in, yeni yönetimin göçmen politikalarına karşı düzenlenen bir protestoya katılarak bu politikaların ABD’nin “temel değerlerini” tehdit ettiği uyarısında bulunduğunu hatırlatıyor.

Pazartesi günü ise aynı Brin, Trump’ın ikinci yemin töreninde en ön sıralarda yer alan ondan fazla milyardere katılarak milyonlarca göçmeni sınır dışı etme ve kapsamlı gümrük vergileri getirme sözü veren bir adamı alkışladı.

Dünyanın en zengin beş adamından dördü törendeydi

Trump’ın ABD Kongresindeki yemin töreni, Başkanın özellikle teknoloji devleriyle derinleşen bağlarının ve daha önce kendisini küçümseyen iş dünyası liderlerinin değişen tutumlarının altını çizdi.

FT’nin aktardığına göre dünyanın en zengin beş adamından dördü, Trump’ın kendi kabine üyelerinden daha fazla ön planda yer alırken, bazılarının eşleri de valiler ve kongre üyelerine verilmeyen bir ayrıcalıkla, tören koltuklarını işgal etti.

Trump’ın seçilmesi için çeyrek milyar dolar harcayan eski Joe Biden destekçisi Elon Musk’a tribünde, bu ay Trump’a bir barış teklifi olarak sosyal medya platformlarında teyitlemeyi kaldıran Meta patronu Mark Zuckerberg ve sahibi olduğu Washington Post’un yayın kurulunun Kamala Harris’i desteklemesini engelleyen Amazon’un sahibi Jeff Bezos eşlik etti.

Bunların yanı sıra Avrupa’nın en zengin adamı, LVMH lüks ürünler imparatorluğunun başkanı Bernard Arnault, Hindistanlı Mukesh Ambani ve Apple CEO’su Tim Cook, Google CEO’su Sundar Pichai gibi isimler de törende yerlerini aldılar.

Musk’tan ‘Roma selamı’ mı?

Ticaret Bakanı Howard Lutnick ve Hazine Bakanı adayı Scott Bessent gibi milyarder olan kabine adayları da Büyük Teknoloji zenginlerine katıldı.

Lutnick, pazartesi günü Başkanın destekçilerinin yemin törenini izlemek üzere toplandığı Capital One Arena’da yaptığı konuşmada Trump için “Bu adam güçtür,” dedi.

Lutnick’in ardından Musk, Trump’ın “altın çağı” başlatmasına yardım edeceği sözünü verdiğinde büyük alkış aldı.

Milyarder ayrıca kalabalığa, birçok gözlemci tarafından faşistlerin “Roma selamına” benzetilen bir kol hareketi yaptı.

Musk’ın artan gücü ve etkisinin bir işareti olarak, kalabalık Trump’ın Mars’a astronot gönderme vaadine yaptığı atıfı da alkışladı. Musk’ın SpaceX uzay şirketi bu konu üzerinde yıllardır çalışıyor.

‘Trumpizm’ Wall Street’te alıcı buluyor

“Trumpizmin” Amerikan zenginleri arasındaki etkisi sadece yemin töreninde gözlemlenmiyor. Peter Thiel, Elon Musk ve Mark Zuckerberg gibi isimler Trump’a yönelik milyarder hücumunun başını çekse de, geleneksel bankacılık sektörünün kalbi Wall Street’ten de sıcak mesajlar geliyor.

Örneğin bir süredir Trump’a kur yapan JPMorgan CEO’su Jamie Dimon, geçen hafta CBS’e verdiği bir demeçte, “verimsiz devlet” ve göçmenlik konularında Trumpçıların görüşlerini tekrarladı. 

Trump’ın seçimleri kazanmasına şaşırmadığını belirten Dimon, “İnsanlar devlet dedikleri şeye kızgındı: ‘bataklık.’ Etkisiz hükümet. İnsanlar daha büyüme yanlısı ve iş dünyası yanlısı politikalar istiyor, sosyal politikalar konusunda kendilerine sürekli ders verilmesini istemiyorlardı,” dedi.

JPMorgan Chase, geçtiğimiz haftalarda ayrılan Morgan Stanley, Citigroup, Bank of America, Wells Fargo ve Goldman Sachs’a katılarak net-Sıfır Bankacılık İttifakından (NZBA) çekilen son ABD süper bankası olmuştu.

‘MAGA’ iç savaşında kazanan şimdilik zenginler

Bu tür kurumsal güç gösterileri Trump’ın çekirdek “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) tabanının bazı üyeleri tarafından eleştiriliyor.

Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon, bu hafta Musk’a ve başkanın yörüngesindeki teknoloji patronlarına yüklenerek Biden’ın “oligarklar” tanımlamasını yineledi ve bunların “Demokrat Parti ve kolay para lordları tarafından yaratıldıklarını” iddia etti.

Bannon yine de Musk konusunda kısmi bir geri adım attı ve “onun da masada yer almaya hakkı olduğunu” söyledi.

Amerika

Anthropic ve OpenAI eyalet düzeyinde kural yarışına girdi

Yayınlanma

Yapay zeka sektörü temsilcilerinden Anthropic, eyaletlerin her seferinde daha sıkı güvenlik kuralları getirmesini hedefleyen bir lobicilik stratejisi yürütüyor. Rakibi OpenAI ise federal düzeyde ortak bir zemin oluşturmak amacıyla eyaletlerde kuralların tek tipleştirilmesini savunuyor.

Yapay zeka sektörünün önde gelen şirketlerinden Anthropic, eyaletlerin tek bir kurallar dizisi etrafında birleşmesi yerine, giderek daha sıkı güvenlik sınırları getirmesini teşvik eden bir rekabet stratejisi yürütüyor.

Bu yaklaşım, eyaletleri çığır açan bu teknolojinin düzenlenmesinde ortak bir zemine yönlendirmeye çalışan en büyük rakibi OpenAI’ın tercih ettiği stratejiyle tam bir tezat oluşturuyor.

Anthropic’in ABD eyalet ve yerel yönetim ilişkileri başkanı Cesar Fernandez, salı günü Politico’ya verdiği mülakatta, “Sektörde eyalet politikalarını federal mevzuat için bir tavan oluşturma aracı olarak görenler olsa da Anthropic her eyalette aynı tasarıyı desteklemekle yetinmiyor. Biz, en gelişmiş yapay zeka sistemleri için güvenlik çıtasını anlamlı şekilde yükseltecek yasalar arıyoruz” dedi.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI’ın baş lobicisi Chris Lehane, kilitlenmiş bir Kongre’yi devre dışı bırakıp eyalet yasa tasarılarını birbirine kopyalayarak ulusal bir yapay zeka çerçevesi oluşturma girişimlerini tarif etmek için “tersine federalizm” (reverse federalism) terimini kullanmıştı.

OpenAI’a yönelik bu dolaylı eleştiri, yöneticileri 2020 yılında şirketin güvenliğe yeterince öncelik vermediği endişesiyle OpenAI’dan ayrılan Anthropic’in kurumsal kimliğiyle örtüşüyor.

Anthropic, hem federal hem de eyalet düzeyinde sürekli daha güçlü yapay zeka güvenliği kuralları için bastırıyor.

Bu çaba, özellikle Trump yönetimine yakın bazı çevreler ve risk sermayedarları tarafından, düzenleyicileri engelleme ve rakipleri dışarıda bırakma girişimi olarak nitelendiriliyor.

OpenAI sözcüsü Liz Bourgeois yaptığı açıklamada şirketin yaklaşımını savunarak, “Etkili eyalet güvenlik önlemlerinin ulusal standartları şekillendirdiği tersine federalizm, düzenleyicilerin yasaları uygulamasına yardımcı olur, kamuoyuna daha net korumalar sağlar ve geliştiricilerin kaynaklarını çelişkili gereksinimler yerine güvenliğe odaklamasına olanak tanır” dedi.

Eyalet parlamentolarında OpenAI ile Anthropic arasındaki bu yaklaşım ayrılığı, yapay zeka düzenlemeleri açısından kritik bir dönemde yaşanıyor.

Kongre’nin harekete geçme konusundaki isteksizliği ve Beyaz Saray’ın hafif dokunuşlu adımlar ile sert müdahaleler arasında gidip gelmesi nedeniyle, yapay zeka sektörü düzenleme netliği için giderek daha fazla eyaletlere yöneliyor.

Eyalet vekillerinin nihayetinde tek bir yapay zeka güvenlik çerçevesi etrafında mı birleşeceği yoksa zaman içinde birbirini geride bırakmaya mı çalışacağı, ABD’deki yapay zeka kurallarının nihai biçimi üzerinde büyük bir etki yaratacak.

Lehane gibi kendisinin de federal bir çerçeve istediğini belirten Fernandez, gelişmiş yapay zeka modellerinin oluşturduğu risklere karşı hükümetin vereceği yanıtın “Washington’ın harekete geçmesini bekleyemeyeceğini” ifade etti.

Anthropic lobicisi, şirketinin eyalet politikaları tartışmalarına erken dönemde dahil olduğunu vurgulayarak da farkını ortaya koydu.

Anthropic, gelişmiş yapay zeka modellerini düzenlemeye yönelik ülkedeki ilk yasa olan California’nın 2025 yılındaki yasasını destekleyen tek lider yapay zeka laboratuvarı olmuştu.

OpenAI ise California’daki teklif yasalaşmadan önce bir pozisyon almamıştı. Ancak şirket daha sonra, firmaların güvenlik planlarına daha fazla şeffaflık getirmeyi amaçlayan bu yasayı, diğer eyaletlerin de kopyalaması gereken bir örnek olarak göstermeye başladı.

Diğer yandan Anthropic, California yasasını yapay zeka güvenliği çabalarını artırmak için bir sıçrama tahtası olarak gördü.

Fernandez, giderek daha güçlü hale gelen yapay zeka modellerinin hızlı gelişiminin, şirketinin New York, Illinois ve şimdi de Massachusetts’teki daha iddialı tasarıları desteklemesinin ve yasama sürecine daha erken dahil olmasının arkasındaki ana faktör olduğunu belirtti.

Fernandez, “Bu tasarıların her biri bir öncekinden daha güçlüydü ve tüm tasarılar gerçek güvenlik yükümlülüklerini ileriye taşıdı. Şeffaflık ve kendi kendini raporlamanın artık yeterli olduğuna inanmıyoruz” dedi.

Fernandez, Anthropic’in güçlü Claude Mythos modeline işaret etti. Şirket, yaptığı testlerde bu modelin tüm büyük bilgisayar işletim sistemlerindeki güvenlik açıklarından yararlanma yeteneğine sahip olduğunu tespit etmişti.

Mythos’un (ve Fable olarak bilinen halka açık versiyonunun) yarattığı siber güvenlik endişeleri, Trump yönetiminde paniğe yol açmış ve hükümet ile Anthropic bu güvenlik açıklarını giderene kadar teknolojiye ihracat kontrolleri getirilmişti.

Geçen yılın sonlarında OpenAI lobicileri, New York Valisi Kathy Hochul’a baskı yaparak eyaletin yapay zeka güvenliği tasarısını California’nın kurallarına daha fazla benzeyecek şekilde değiştirmesini sağladı.

Ancak bazı güvenlik savunucularını şaşırtacak şekilde OpenAI, Illinois’de New York ve California’dakilerden daha katı olduğu düşünülen bir tasarıyı desteklemek için Anthropic’e katıldı.

Vali JB Pritzker tarafından bu ay imzalanarak yasalaşan bu teklif, lider yapay zeka şirketlerinin güvenlik planlarını her yıl bağımsız üçüncü taraf denetimlerine tabi tutmasını zorunlu kılıyor ve bu yönüyle türünün ilk örneği olma özelliği taşıyor.

Anthropic çıtayı daha da yukarı taşıyor. Haziran ayı sonlarında şirket, Massachusetts’te ekonomik kalkınma tahvil tasarısı kapsamında hazırlanan ve ülkenin en güçlü eyalet yapay zeka güvenliği teklifi olarak nitelendirdiği düzenlemeleri desteklediğini açıkladı.

Anthropic’in desteklediği metin, lider yapay zeka şirketlerinin, teknolojinin biyolojik silahların geliştirilmesine yardımcı olması gibi katastrofik risk potansiyellerini değerlendirmek üzere bağımsız değerlendiriciler tutmasını zorunlu kılan bir hüküm ve eyaletin başsavcısına bu zorunluluğu uygulama yetkisi veren bir madde içeriyordu.

OpenAI sözcüsü Bourgeois, şirketin Massachusetts teklifini hala incelemekte olduğunu belirtti ancak OpenAI’ın eyalet parlamentosunun yapay zeka güvenlik önlemlerine odaklanmasını desteklediğini sözlerine ekledi.

Yapay zeka devleri seçim kampanyalarında da karşı karşıya geldi. Her iki şirket de ülke genelindeki siyasi kampanyalara şimdiye kadar on milyonlarca dolar aktaran rakip süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) ağlarıyla ilişkilendiriliyor.

Haziran ayında Anthropic, doğrudan California’daki siyasilere de bağış yapmaya başladı.

Fernandez, “Yapay zeka güvenliği düzenlemesine bakış açıları, güçlü yapay zekaya sahip bir dünyaya geçişin bu ülkedeki ve tüm dünyadaki insanlar için iyi sonuçlanmasını sağlama misyonumuzla uyumlu olan adayları seçimlerde ve yeniden seçimlerde destekliyoruz. İdeolojik uyumun olduğu adayları fazlasıyla destekliyoruz” dedi.

Fernandez, California ve diğer yerlerdeki siyasi adaylara kişisel olarak katkıda bulunan çalışanlarla şirket arasında bir koordinasyon olmadığını ifade etti.

Fernandez, “Çalışanlarımızı bağış yapmaya yönlendirmiyoruz ancak onlar yapay zekanın geleceği ve hükümetler tarafından uygun güvenlik politikaları uygulanmadığı takdirde bu sürecin nereye varacağı konusunda endişe duydukları için Anthropic’te çalışıyorlar. Bunun onları siyasi sürece katılmaya yönelttiğini tahmin ediyorum” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Demokratlar İsrail yardımı konusunda bölündü

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik askeri yardımların kesilmesini öngören yasa tasarısı değişikliği nedeniyle derin bir görüş ayrılığı yaşıyor. Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise parti içi bölünmeyi çözmek için doğrudan müdahale etmek yerine üyelerinin kapalı kapılar ardında tartışmasına izin vermeyi tercih ediyor.

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımların kesilmesini öngören bir bütçe tasarısı değişikliği teklifi nedeniyle kendi içlerinde sert bir bölünme yaşıyor.

Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise şu ana kadar partisini bu konuda ortak bir çizgide birleştirmek için bir girişimde bulunmadı.

Milletvekillerinin geçen hafta konuyu karara bağlaması planlanıyordu ancak Cumhuriyetçiler arasında yaşanan ve tasarıyla ilgisi olmayan bir iç kriz, Meclis çalışmalarının erken kesilmesine ve üyelerin Bağımsızlık Günü tatili için memleketlerine dönmesine yol açtı.

Ancak bu süreç yaşanmadan önce, bu yılki parti ön seçimlerini domine eden İsrail başlığı, Demokrat saflarında zorunlu bir hesaplaşmayı beraberinde getirdi.

New York’ta sol kanadın adayları Darializa Avila Chevalier ve Brad Lander ile Colorado’da Melat Kiros, mevcut Kongre üyelerini ve parti yönetimini Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) mali destek almakla suçlayarak yürüttükleri kampanyalar sonucunda rakiplerini mağlup etmeyi başardı.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie tarafından sunulan ve İsrail’e yönelik yardımları kesmeyi öngören bütçe tasarısı değişikliği önergesi, Demokratlar arasındaki bu iç mücadeleyi Kongre’nin gündemine taşıdı ve Jeffries kendisini bu tartışmanın tam merkezinde buldu.

Demokratlar, siyasi açıdan son derece hassas olan bu oylamaya nasıl yaklaşacaklarını tartışırdı, Jeffries üyelere somut bir yönlendirmede bulunmadı.

Bunun yerine milletvekillerinin aralarındaki fikir ayrılıklarını, düzenlenen iki uzun ve basına kapalı grup toplantısında kendi aralarında müzakere etmesine izin verdi.

İsrail yanlısı çizgideki Demokrat Temsilci Greg Landsman, geçen hafta verdiği mülakatta, “Siyaset, en azından Demokratların ön seçimlerinde, bu konuyu çok iyi bilmeyen insanların bir rehberlik ve yönlendirme arayışında olduğu bir noktaya evrildi” değerlendirmesinde bulundu.

Brooklyn’deki seçim bölgesinde yoğun bir Ortodoks Yahudi nüfusu temsil eden Jeffries, geçmişten bu yana İsrail’e güçlü destek veren bir siyasetçi portresi çizdi. İlk kez 2012 yılında Temsilciler Meclisi için yarıştığında, Senatör Chuck Schumer kendisini desteklediğini açıklar ve birincil seçimlerde aday gösterirken onu “İsrail’in gerçek ve sadık bir dostu” olarak nitelendirmişti.

Ancak İsrail merkezli siyasi dengeler, aradan geçen yaklaşık on beş yılda ve özellikle Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından Gazze’ye yönelik askeri operasyonları başlatmasından bu yana büyük bir değişim geçirdi.

Günümüzde ABD’nin İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içindeki en büyük fay hatlarından biri haline geldi.

İsrail politikalarına şüpheyle yaklaşan adayların ön seçimleri birbiri ardına kazanması, gelecek yıl Jeffries için büyük bir yönetim krizine dönüşme potansiyeli taşıyor.

Jeffries, taban ve parti içindeki bu yaklaşım değişimini nasıl yönetmeyi planladığına dair son aylarda bazı işaretler verdi ve bu süreci son derece temkinli yürütmeye çalıştı.

Massie’nin sunduğu değişiklik önergesine ilişkin tutumunu netleştirmekten kaçınan Jeffries, konuya dair soruya, “İsrail ve Filistinliler arasında adil ve kalıcı bir barışın tesis edileceği bir noktaya ulaşmak için çok farklı adımların atılması gerekiyor. Hepimizin artık nihai olarak iki devletli çözüme ulaşmaya odaklanması şart” yanıtını verdi.

Jeffries, üyelere oylama tarihi kesinleştiğinde daha spesifik bir grup kararı veya tavsiyesi ileteceğini bildirdi.

Basına kapalı grup toplantısında konuşulanları aktarma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağın belirttiğine göre Jeffries, sol eğilimli ve İsrail yanlısı bir kuruluş olan J Street’in önergeye karşı çıkan açıklamasını da grup üyelerinin dikkatine sundu.

Partinin farklı ideolojik kanatlarından milletvekilleri, geçen hafta yaptıkları açıklamalarda bu tür tartışma zeminlerinin yaratılmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Birçok milletvekili, bu yöntemin Jeffries’in gelecekte Meclis çoğunluğunu elde etmesi halinde grubu nasıl yöneteceğine dair bir model sunabileceğini dile getirdi. Ancak bazı Demokratlar, hassas konularda “uzlaşamadığımızı kabul edelim” tavrının her zaman işe yaramayacağı konusunda uyarıda bulundu.

Massie’nin sunduğu İsrail önergesinin kabul edilmesi beklenmiyor çünkü kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasından bile bu önergeye destek verecek isimlerin sayısının oldukça az olduğu belirtiliyor.

Buna rağmen önerge, Demokrat grubu ideolojik hatlar boyunca bölmeyi başardı.

İlerici Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımları engellemenin yanı sıra 3,3 milyar dolarlık yabancı askeri yardımı da kesmeyi öngören bu değişikliği genel olarak destekliyor.

Öte yandan, parti yönetimine yakın üyeler ile ılımlı Demokratlar, önergenin kötü kaleme alındığını ve Filistinlilere yönelik insani yardımları da istemeden engelleyebileceğini savunuyor.

Yaşanan bu görüş ayrılıkları, parti yönetimini süresi bir saati aşan iki ayrı grup toplantısı düzenlemeye sevk etti. Katılımcıların “yoğun tartışmalara sahne olduğunu” belirttiği bu toplantıların amacı, liderliğin belirlediği bir kararın etrafında grubu konsolide etmek değil, üyelerin farklı bakış açılarını serbestçe dile getirmesine imkan tanımaktı.

Toplantılar, geçen ay yapılan haftalık liderlik değerlendirmesinde Massie’nin önergesine dair kaygıların dile getirilmesinin ardından planlandı.

Toplantıda bulunan Temsilci Becca Balint, milletvekillerinin konuyu açıkça tartışmak için süre talep ettiğini ve Jeffries’in de bu talebi kabul ettiğini aktardı.

Balint, parti yönetimine iletilen mesajın “Bu konuyu bir an önce konuşmamız gerekiyor” şeklinde olduğunu belirtti. Balint ayrıca, “İster bu hafta ister gelecekte karşımıza çıksın, bu konuda gerçekten güçlü ve kapsamlı bir tartışma yürütmeliyiz. Cumhuriyetçilerin bizi bölmek için kullanacağını bildiğimiz bu başlığı nasıl ele almaya devam edeceğiz?” dedi.

Parti yönetimini eleştiren ilerici kanat temsilcilerinden Illinois Temsilcisi Delia Ramirez, bu toplantıların Kongre’deki iki dönemlik görev süresi boyunca İsrail konusunun grup genelinde tartışılabildiği ilk meşru zemin olduğunu kaydetti.

Ramirez, Jeffries hakkında, “Bir lider olarak onun adına kolay bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Ancak gerçek bir diyalog kurmamıza izin vermesini, kimsenin sesini kısmamasını takdir ediyorum. Dinleme konusunda son derece kararlı ve özenli davrandı” ifadelerini kullandı.

Jeffries, azınlık lideri olarak görev yaptığı süre boyunca, Affordable Care Act vergi kredilerinin süresinin uzatılması veya Trump yönetiminin İran’a yönelik adımlarını sınırlandırmayı amaçlayan Savaş Yetkileri Yasası tasarısı gibi konularda grubunu tek bir imza kampanyası etrafında birleştirmeyi başarmıştı.

Bu hamleler genellikle Cumhuriyetçileri bölmeye ve kendi içlerinde zorlu tartışmalar yaşamalarına yol açmıştı.

Jeffries, Meclis Başkanı seçilmesi durumunda genel kurul gündemini tamamen kontrol etme yetkisine sahip olacak ve partiyi bölebilecek hassas oylamaları engelleyebilecek.

Fakat azınlıkta kalsalar bile Cumhuriyetçiler, geçmişte Jeffries’in yaptığı gibi, Demokratları özellikle İsrail gibi hassas konularda kendi iç bölünmeleriyle yüzleşmeye zorlayacak mekanizmaları kullanma yetkisine sahip olmaya devam edecek.

Jeffries, bu yasama döneminde tartışmalı diğer bazı konularda da doğrudan taraf olmaktan kaçındı. Nisan ayında devletin gözetim ve istihbarat yetkilerinin uzatılmasına ilişkin tasarı ele alınırken geri planda kalmayı tercih etti.

Kararı savunma veya eleştirme görevini İstihbarat Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes ile Anayasa Komisyonu’nun kıdemli üyesi Jamie Raskin’e bıraktı.

Söz konusu istihbarat yetkisinin 45 gün uzatılması oylamaya sunulduğunda, Demokrat milletvekilleri 94 kabul oyuna karşı 85 ret oyuyla ikiye bölünmüştü.

Ancak Jeffries, grup içinde belirgin bir uzlaşı sağlandığında üyelerini harekete geçirebileceğini de gösterdi.

Donald Trump’ın, müttefiki olan Bill Pulte’yi ulusal istihbarat direktör vekili olarak atamasının ardından Jeffries, Pulte görevden ayrılana kadar yetki süresinin uzatılmasına karşı çıkılması yönünde grubunu neredeyse firesiz bir şekilde bir araya getirdi.

Grup içi dinamikleri değerlendiren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Demokrat milletvekili, “Birlikte hareket etmemiz gereken konuları çok iyi biliyor.

Öte yandan, İsrail gibi konularda ise insanların farklı düşündüğünün farkında. Bu serbestliği tanıması bence çok iyi çünkü eğer bir yönde oy kullanmamız için baskı yapsaydı, inandığı değerleri savunan birçok insan kendisini çok kötü hissedecekti” dedi.

Temsilci Don Beyer ise Jeffries’in halefi olduğu eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi’nin de, sert kararlar alan ve sonrasında hiçbir itiraza izin vermeyen disiplinli imajına rağmen, hangi siyasi mücadeleye girip girmeyeceğini çok iyi seçmek zorunda kaldığını hatırlattı.

Beyer, Jeffries’in bu daha yumuşak yönetim tarzını benimsemesinin kendisini şaşırtmadığını ekledi.

Beyer, “Hakeem’in insanların kafasına vurarak siyaset yapacak bir yapısı yok. O bunu ikna yoluyla, ortak faydayı göstererek ve ‘Bu hamle Amerika için en iyisi’ diyerek yapmaya çalışacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Rubio’nun kaybolan Signal mesajları davalık oldu

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun resmi yazışmalarda otomatik silinen Signal mesajlarını kullanması, federal kayıt tutma yasaları çerçevesinde yargıya taşındı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Rubio’nun bu özelliği kullanmadığı yönündeki mahkeme beyanını geri çekerken, bakanın telefonuna kurulan özel bir arşivleme yazılımının kayıtları güvenceye aldığını savundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, çoğu federal yetkili gibi, görevi gereği oluşturduğu resmi kayıtları korumakla yasal olarak yükümlü.

Bu nedenle, Rubio’nun diğer üst düzey ulusal güvenlik yetkilileriyle Yemen’deki savaş planlarına ilişkin otomatik silinen bir Signal sohbet grubuna katıldığının The Atlantic tarafından ifşa edilmesinin ardından, ofisinin geçen yıl mahkemelik olması şaşırtıcı bulunmuyor.

Rubio’nun telefonundaki Signal kayıtlarına erişim talebiyle Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası kapsamında açılan davada, federal bir yargıç bu belgelerin korunduğuna dair güvence talep etti.

Rubio’nun ekibi mahkemeye verdiği beyanda, bakanın resmi telefonuna 21 Temmuz 2025 tarihinde LeapXpert adlı bir yazılım kurulduğunu bildirdi.

Bu yazılımın, gönderici mesajı otomatik silinecek şekilde ayarlasa dahi Signal üzerinden gönderilen veya alınan tüm mesajları otomatik olarak arşivlediği savunuldu.

Yedi hafta sonra, 9 Eylül tarihinde mahkemeye sunulan bir başka beyanda, Dışişleri Bakanlığı Bilgi Erişim Programları Direktörlüğü Kıdemli Danışmanı Susan Weetman, “Bakan Rubio, federal kayıt içerebilecek iletişimleri gönderirken üçüncü taraf mesajlaşma uygulamalarındaki otomatik silme işlevlerini kullanmamaktadır” ifadesini kullandı.

“Otomatik silme özelliği iki ay sonra devreye alındı”

Şimdiki zaman kipiyle yazılan bu yalanlama, görünenden daha sınırlı bir gerçeğe işaret ediyordu.

Konuya vakıf ancak resmi açıklama yapma yetkisi bulunmayan bir kaynak, The Atlantic dergisine yaptığı açıklamada, Rubio’nun bu beyandan yaklaşık iki ay sonra, diğer üst düzey yetkililerle hükümet işlerini görüştüğü bir Signal sohbetinde mesajların belirli bir süre sonra otomatik silinmesi ayarını aktif hale getirdiğini aktardı.

Görüşüne başvurulan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Rubio’nun kaybolan mesajları sürekli kullanma gibi bir alışkanlığı olduğu iddiasına karşı çıksa da söz konusu somut olaya dair açıklama yapamadı.

Dışişleri Bakanlığı, Signal uygulamasının kurum içinde onaylı bir iletişim aracı olmaya devam ettiğini, LeapXpert yazılımının bazı yetkililerin resmi telefonlarında kurulu olduğunu ve bakanlığın kayıt tutma yasalarına tam uyum konusundaki kararlılığını koruduğunu bildirdi.

Bakanlık düzenlemeleri hakkında isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir yetkili, “Bu önlemler, kullanıcılar Signal uygulamasının ‘kaybolan mesajlar’ ayarı dahil olmak üzere uygulama ayarlarını değiştirdiğinde bile yasal uyumu desteklemektedir” dedi.

Ancak bakanlık, telefonunda mesajların tamamen silinmesini engelleyen bir yazılım varken Rubio’nun neden kaybolan mesajlar özelliğini etkinleştirmeyi seçtiği sorusuna yanıt vermedi.

Maryland Üniversitesi Profesörü ve Ulusal Arşiv ve Kayıtlar İdaresinin eski dava direktörü Jason R. Baron, bir kopyası arşivlendiği sürece yasanın, resmi bir telefonun içindeki mesajların silinmesini yasaklamadığını ifade etti.

Baron, telefonun kaybolması veya hacklenmesi durumunda bu yöntemin güvenlik avantajları sağlayabileceğini belirterek, “Birden fazla yerde bulunan yinelenen kayıtların ortadan kaldırılması iyi bir uygulama olarak görülebilir” değerlendirmesini yaptı.

Bakanlık personelinin davranış kurallarını belirleyen Dışişleri Hizmetleri El Kitabı ise “e-Mesajlaşma uygulamasında ‘geçici’ veya kendi kendini yok eden/kaybolan mesaj özelliklerinin kullanılması kesinlikle yasaktır” hükmünü içeriyor.

El kitabında, resmi kayıtların bütünlüğünü, erişilebilirliğini ve korunmasını sağlamak amacıyla bu tür seçeneklerin devre dışı bırakılması veya kapalı tutulması gerektiği vurgulanıyor.

Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, kurumun LeapXpert kurulu telefonlara sahip yetkililere ek talimatlar verdiğini, çünkü bu teknolojinin mesajlar Signal üzerinde kaybolsa bile arşivlenmesini sağladığını belirtti.

Ancak bu yazılıma erişimi olan yetkili sayısı çok az olduğu için söz konusu istisna el kitabında yer almıyor.

Muhalefet ve izleme örgütleri süreci yakından takip ediyor

Demokrasiyi Koruma Derneği, Rubio ile o dönem kıdemli yardımcısı olan Mike Needham’ın telefonlarındaki 2025 yılının ilk yarısına ait Signal yazışmalarına erişmek amacıyla yasal süreç başlattı.

Dernek, Dışişleri Bakanlığının geçen ay sunduğu belgelerde Rubio veya Needham’ın daha önce bilinmeyen iş odaklı 13 farklı Signal sohbetine katıldığının ortaya çıkması üzerine davada yeni taleplerde bulunma hakkını saklı tuttuğunu açıkladı.

Büyük ölçüde karartılmış olan bu belgeler arasında, Rubio, Savaş Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine arasındaki, mesajların sekiz saat sonra otomatik silinmesi ayarlı üçlü bir sohbet de yer alıyor.

Demokrasiyi Koruma Derneği Kıdemli Denetim Danışmanı Dan McGrath yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanlığının yargılama sürecinde Bakan Rubio’nun kaybolan mesajları kullanmadığı yönündeki beyanları ışığında, bu son gelişmeleri yakından inceliyor ve sonraki adımları değerlendiriyoruz” dedi.

Geçen yıl Demokrasiyi Koruma Derneği, ABD Kolombiya Bölgesi Bölge Mahkemesinde, Weetman’ın yalan yere yemin cezası kapsamında verdiği beyandaki “kullanmıyor” ifadesinin ne anlama geldiğini sorgulamıştı.

Grubun avukatları mahkemeye sundukları dilekçede, “Bu beyan en iyi ihtimalle Bakan’ın şu anda otomatik silme özelliğini kullanmadığını göstermektedir, ancak Bakan’ın bu olası uygulama değişikliğinden önce oluşturulan kayıtların korunup korunmadığına açıklık getirmemektedir” diye yazdı.

Bu yılın başlarında, hükümet izleme grubu American Oversight ile varılan uzlaşmanın bir parçası olarak, birden fazla devlet kurumu 30 Nisan tarihinde mahkemeye kayıt tutma uygulamalarını açıklayan beyanlar sundu.

Dışişleri Bakanlığının bu yılki beyanında, Rubio’nun kaybolan mesajları kullanmadığı yönündeki geçen yılki iddiasını tekrarlamaması dikkat çekti.

Bakanlık bunun yerine, Rubio’nun cihazındaki bir uygulamanın, “mesajların silme süresi ayarı etkin olsa dahi” verileri topladığını belirtmekle yetindi.

Aynı dosyada, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü daha geniş bir güvence vererek üst düzey personelin Signal sohbetlerinin “şu anda otomatik silinmeye ayarlı olmadığını” bildirdi.

Savaş Bakanlığı ise 26 Nisan 2025 itibarıyla Hegseth’in telefonunda “yakın zamanda silinme veya otomatik silinme riski altında olan federal kayıt içeren hiçbir Signal sohbetinin bulunmadığını” açıkladı.

CIA de mahkemeye, 12 Mart itibarıyla Signal üzerindeki tüm mesajların korunduğunu ve “silinme riski altında olan” herhangi bir federal kayıttan haberdar olmadıklarını bildirdi.

Ancak üst düzey yetkililerin Signal kullanmaya devam etmesi Kongre’de endişe yaratıyor. Cumhuriyetçi Nebraska Milletvekili Don Bacon, platformun güvenli olmadığına dair kişisel bir tecrübeye sahip olduğunu belirterek, bir yabancı devletin oltalama girişimi sonrasında “Ruslar benim Signal hesabımı hackledi” açıklamasını yaptı.

Bacon ve Demokrat Pensilvanya Milletvekili Chrissy Houlahan, Pentagon ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğüne ortak bir mektup göndererek, yönetim yetkililerinin Signal üzerinden hangi bilgileri aktardığı ve platformun zafiyetleri hakkında brifing talep etti.

Milletvekilleri, gizli olmayan bilgilerin bile devlet dışı bir mesajlaşma uygulamasında ele geçirilmesi halinde, bir araya getirilerek düşmanın karar alma süreçlerini besleyecek “önemli öngörüler” sunabileceğini savundu.

Bacon yaptığı açıklamada, kabine üyelerinin Signal’e bu kadar yoğun şekilde güvenmeyi bırakması gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Ruslar ve Çinliler kesinlikle onları izliyor ve yetkililerin her gün buna göre hareket etmesi gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English