Ortadoğu
ABD’ye “Gazze’yi Berlinleştirme” suçlaması

Batılı diplomatlar, ABD’nin Gazze planının Gazze Şeridini “sürekli olarak ikiye bölme” riski taşıdığını iddia ediyorlar.
Savaş sonrası sürece dahil olan birçok yetkili, ABD’nin mevcut çabalarının neredeyse tamamen İsrail kontrolü altındaki Gazze bölgesini yeniden geliştirmek üzerine odaklandığını ve Hamas’ı silahsızlandırmak için uygulanabilir bir planın bulunmadığını belirtiyorlar.
Yetkililer The Telegraph gazetesine, uluslararası istikrar gücünün, tüm Gazze Şeridi için barış gücü olarak hareket etmek yerine, yalnızca İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) kontrolündeki “yeşil bölge”de konuşlandırılacağını söyledi.
Bu durum, geçici “sarı” geri çekilme hattının “ikinci Berlin duvarı” olarak kalıcı hale gelme olasılığını gündeme getiriyor.
Avrupalı ve Arap müttefikler, Donald Trump’ın planını yasal bir temele oturtan bu ayki önemli BM Güvenlik Konseyi kararı öncesinde Gazze’nin kontrolü konusunda endişelerini dile getirmeye çalıştılar.
Fakat The Telegraph’a verilen bilgiye göre, ABD ortaklarının karar metnini değiştirme girişimlerini şiddetle reddetti.
Yetkililer, karar metninin kısmen Filistinli teknokratlardan oluşan “barış kurulunun” yetkilerini önemli ölçüde azalttığını ve Hamas’ın kontrolü altında olmayan Gazze bölgesini fiilen ABD’nin egemenliği altına soktuğunu söylüyor.
Sürecin durma noktasına geldiğinin bir başka işareti olarak, İsrailli komutanlar Hamas’ı silahsızlandırma planının olmaması nedeniyle “giderek daha fazla hayal kırıklığına uğruyor.”
Hamas şu anda Gazze’nin tüm büyük şehirlerini ve neredeyse tüm nüfusunu kapsayan toprakların yüzde 45’ini kontrol ediyor.
Üst düzey bir İsrail savunma yetkilisi The Telegraph’a verdiği demeçte, IDF liderliğinin mevcut Trump planının Hamas ile başa çıkacağına pek güvenmediğini söyledi.
Kaynak, siyasi liderlere Hamas’ı silahsızlandırmak için kendi planlarını geliştirmelerine izin vermeleri için baskı yaptıklarını söyledi.
Hayatta kalan rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayan ateşkesin üzerinden altı hafta geçtikten sonra, Hamas kontrol ettiği Gazze bölgelerinde neredeyse tam hakimiyetini yeniden sağladı.
Örgütün nasıl ortadan kaldırılacağı konusunda belirgin bir çıkmaza girilmişken, ABD, Filistin nüfusunun sadece küçük bir kısmının orada yaşamasına rağmen, şu anda IDF’nin kontrolü altında bulunan Gazze’nin “%53’ünün” geleceğine odaklanıyor.
Kushner: Ben olsam Gazze’den insanları çıkarır ve (bölgeyi) temizlerdim
Birçok Batılı yetkili The Telegraph gazetesine, ABD’nin vizyonuna göre, Trump’ın 20 maddelik planında öngörülen uluslararası istikrar gücünün, şu anda İsrail’in kontrolündeki “yeşil bölge”de konuşlandırılacağını söyledi.
Trump’ın damadı Jared Kushner’in liderliğindeki Amerikalılar, sarı çizginin doğu ve güneyindeki yıkılmış mahallelerin enkazı üzerine Gazzeliler için bir dizi yeni yerleşim yeri inşa etmeyi planlıyor.
The Atlantic’e göre, bu yerleşim yerleri nakliye konteyneri büyüklüğünde geçici konutlardan oluşacak ve her biri 25.000’e kadar insan barındırabilecek.
Umut edilen, Gazzelilerin “iyi sağlık hizmetleri, eğitim ve çalışma olanakları vaadiyle” bu yerleşim yerlerine taşınmaya ikna olmaları.
Şu ana kadar Hamas’ı Gazze’nin batısından çıkarmak için kesin bir plan olmadığı için, Gazze Şeridinin ikiye bölünmüş halde kalacağı ihtimali ortaya çıkıyor.
İsrailli güvenlik yetkilileri, geçici bir durum olması amaçlanan bu durumu daha önce “Gazze’nin Berlin Duvarı” olarak tanımlamışlardı.
Bazı yardımlar, tüm büyük kasaba ve şehirleri kapsayan Hamas kontrolündeki batı Gazze’ye ulaşsa da, bu bölgede hiçbir yeniden inşa çalışması yapılmayacak.
Batı diplomatları, Kushner’in Gazze konusunda hem ABD hem de İsrail’in politika belirleme sürecinde açıkça hakimiyet kurması nedeniyle, şeridin doğusundaki geleceğinin nihayetinde başkanın şubat ayında ortaya koyduğu çok eleştirilen yapay zeka ile oluşturulmuş “Trump Gazze” vizyonu gibi olabileceğinden endişe duyuyorlar.
İsrail destekli çete lideri Gazze planını anlattı: Hamas’sız yeni bir yönetim
Trump’ın orijinal 20 maddelik planında, Hamas diğer bölgelerde kalmaya devam etse bile, Gazze’nin mümkün olan kısımlarında yeniden inşa ve radikalleşmenin önlenmesi çalışmalarının yürütüleceği belirtiliyordu.
Fakat o dönemde, bu modelin Gazze Şeridinin yaklaşık yarısına uygulanabileceğini öngören çok az kişi vardı.
İsrailli askeri komutanlar, ABD öncülüğündeki barış programını kamuoyu önünde destekliyor olsalar da, 24 aylık savaş sırasında önemli ölçüde zayıflatılmış ama yenilgiye uğratılamamış olan Hamas’a odaklanmaya devam ediyorlar.
Bir kaynak, “İnsanlar, kendi politikacılarımız da dahil olmak üzere, giderek daha fazla hayal kırıklığına uğruyorlar. Bağımsız bir plan geliştirmek için yeşil ışık yakılmasını istiyorlar,” dedi.
Kushner’in yardımcısı Aryeh Lightstone, sarı çizginin doğusu ve güneyindeki “yeni Gazze”ye ilişkin ABD’nin vizyonunun merkezinde yer alıyor.
Trump’ın ilk dönem İsrail büyükelçisi David Friedman’ın eski yardımcısı olan Lightstone’un, politikasını esas olarak Tel Aviv’deki bir sahil otelinden geliştirdiği söyleniyor.
Lightstone ve Kushner’in, Filistin devletinin kurulması için önemli bir adım olacak olan Gazze’nin Batı Şeria ile yeniden birleşmesine karşı Binyamin Netanyahu’nun muhalefetini kararlılıkla destekledikleri düşünülüyor.
New York Times’a göre, İsrail askerleri yakında Gazze’nin güneyindeki neredeyse tamamen yıkılmış olan Refah bölgesinde ilk “alternatif güvenli topluluk”un inşası için bir alan açmaya başlayacak.
IDF’nin sarı çizginin doğusunda yapıları neredeyse her gün yıkmaya devam ettiğine dair haberler geliyor; fakat ordu, tünellerden çıkanlar da dahil olmak üzere yeşil bölgede hâlâ Hamas savaşçılarıyla karşılaştıklarını ve tünelleri yok etmek için çalıştıklarını söylüyor.
“Arap liderlerin Gazze planı, ABD ve İsrail’in çıkarına olacaktır”
Ekim ayında Gazze’ye yapılan bir ziyaret sırasında, The Telegraph’a Gazze şehrinin doğusunda bulunan ve tamamen yıkılmış olan Şucaiye mahallesi gösterildi. Bu mahalle, alternatif “güvenli topluluk” için olası bir yer olarak gösterildi.
Florida’nın Tampa kentindeki ABD Özel Harekat Komutanlığının şu anda bu toplulukların pratikte nasıl işleyebileceğini yoğun bir şekilde modelleme ve deneme aşamasında olduğu anlaşılıyor.
Önümüzdeki ay, kilit taraflar arasında bir dizi sanal konferansın düzenlenmesi ve bu konferanslarda kararların alınması bekleniyor.
Bazı analistler, ABD’nin Irak’ta uyguladığı ve kısmen başarılı olan “güvenli mahalleler” modelini tekrar uygulamaya çalıştığını öne sürüyor.
Diplomatik bir kaynağa göre, bu topluluklar için güvenlik düzenlemeleri, angajman kuralları ve istikrar gücü için yetki alanı henüz belirlenmemiş.
Mısır’ın Filistin Yönetimi veya El Fetih’in polis gücünü güçlendirmek istediği biliniyor, ancak İsrail, bunun Batı Şeria ile Gazze arasında bir bağlantı oluşturacağı gerekçesiyle bunu reddediyor.
Azerbaycan ve Endonezya’nın az sayıda asker göndermesi bekleniyor, fakat bu askerler büyük olasılıkla insani yardım koridorlarının korunması, mayın temizleme ve alternatif güvenli toplulukların korunması gibi temel olmayan görevlerde görev alacaklar.
Bir kaynak, BMGK oylaması öncesinde, Avrupa ve Arap devletlerinin, süreci Hamas için kabul edilebilir hale getirmek için Kahire’de bir silah imha organı kurulmasını savunduğunu, fakat bu fikrin ABD tarafından veto edildiğini söyledi.
Bazı İsrailli generallerin Hamas’ın yeniden toplanmasından duyduğu hoşnutsuzluğa rağmen, Batılı müttefikler, bunun aynı zamanda ülkenin liderlerine de uygun olabileceğine inanıyor; çünkü bu, kalıcı bir gayri resmi tampon bölge sağlayacak ve Gazze’nin gelecekteki bir Filistin devletinin parçası olma olasılığını ortadan kaldıracak.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












