Avrupa
AB’nin yeni savunma planı ile Almanya liderliğini pekiştirecek

AB’nin yeni “Savunma Hazırlığı Yol Haritası”, insansız hava araçları ve uzay teknolojisini içeren kapsamlı silahlanma önlemleri öngörüyor ve Almanya ordusunun Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel askeri gücü haline gelmesini teşvik ediyor.
Geçen hafta Avrupa Komisyonu tarafından sunulan ve bu hafta devlet ve hükümet başkanları tarafından kabul edilecek olan belge, AB’nin militarizasyonu için dokuz öncelikli alan ve dört amiral gemisi proje tanımlıyor.
Buna göre bazı AB ülkeleri, silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretimine odaklanmak için “koalisyonlar” halinde bir araya gelecek ve raporlara bakılırsa, Almanya dokuz koalisyondan beşinde liderliği üstleniyor.
“Amiral gemisi” projeleri, Alman hükümetinin kendi yeniden silahlanmasını ilerletmek istediği alanlarda yer alıyor. Bunlar arasında, Berlin’in önümüzdeki birkaç yıl içinde 10 milyar avro yatırım yapacağı insansız hava araçları ve 35 milyar avro ayrılan uzayın militarizasyonu özellikle öne çıkıyor.
Silahlanmada dokuz temel alan
Komisyonun geçen perşembe günü sunduğu yeni “2030 Savunma Hazırlık Yol Haritası”, AB üye ülkelerinin önümüzdeki yıllarda özel silahlanma çabaları göstereceği dokuz temel alanı tanımlıyor.
Bu alanlar şöyle sıralanıyor:
- hava savunması;
- ulaşım ve keşif yetenekleri dahil olmak üzere stratejik kolaylaştırıcılar;
- askeri hareketlilik;
- topçu sistemleri;
- siber, yapay zeka ve elektronik savaş yetenekleri;
- füzeler ve mühimmat;
- insansız hava araçları ve insansız hava aracı savunması;
- kara savaş sistemleri ve denizcilik yetenekleri.
AB üye ülkeleri, dokuz alanın tamamında, yeni silah sistemlerinin geliştirilmesini ve üretimini ve bunların ortak tedarikini teşvik etmek için “kapasite koalisyonları” oluşturacak.
Raporlara göre, Almanya dokuz koalisyonun beşinde liderlik rolünü üstlenmek istiyor.
2027 yılına kadar, AB üye ülkeleri tarafından yapılan ortak tedariklerin payı yüzde 40’a çıkarılacak fakat Komisyon, Brüksel’in bu oranı yüzde 35’e çıkarmaya 2007 yılında karar verdiğini kabul ediyor.
Brüksel’den gelen bilgilere göre, bu oran bugün hâlâ yüzde 20’nin altında.
AB’nin önem verdiği dört büyük askeri proje
Avrupa Komisyonu, dört amiral gemisi projeye büyük önem veriyor.
Bunlar, Avrupa Drone Savunma Girişimi (EDDI), Doğu Kanadı Gözetleme, Avrupa Hava Kalkanı ve Avrupa Uzay Kalkanı.
Bunlardan bazıları, diğer birçok AB projesi gibi ertelenip sonunda suya düşmemesi için net bir zaman çizelgesine sahiptir. Avrupa İnsansız Hava Aracı Savunma Girişimi ve Doğu Kanadı Gözetleme’nin 2026 yılı sonuna kadar ilk kapasitelerine ulaşması ve sırasıyla 2027 ve 2028 yıllarının sonuna kadar tam olarak faaliyete geçmesi bekleniyor.
Avrupa Hava Kalkanı ve Avrupa Uzay Kalkanı’nın her ikisi de gelecek yılın ikinci çeyreğinde başlatılması planlanıyor. Almanya, Avrupa Hava Kalkanı’nın liderliğini üstlenmeyi talep ediyor.
Berlin, 2022 yılında Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ni (ESSI) başlatmıştı ve şimdi bu girişimi daha da geliştirebilir. Bu, Alman Diehl şirketi tarafından üretilen daha kısa menzilli IRIS-T savunma sistemlerinin tedarikini de içeriyor. Ayrıca, İsrail’in Arrow 3 sistemi de ESSI’nin bir parçası.
Fransız-İtalyan SAMP/T savunma sistemine henüz kalıcı bir yer verilmedi ama ABD’nin Patriot sistemi entegre edildi.
Drone duvarı muamması
Öte yandan Komisyon, NATO’nun doğu kanadında bir İHA duvarı inşa etme konusundaki orijinal planlarını değiştirdi.
Bu planlar, AB fonlarının tek taraflı olarak doğuya tahsis edilmesini önlemek isteyen güney ve batı AB ülkelerinin direnişiyle karşılaşmıştı.
Avrupa Drone Savunma Girişimi (EDDI) artık, güneyden ve AB ülkeleri içinden gelen İHA saldırılarına karşı savunma amaçlı da olan, AB çapında bir proje olarak açıkça tanımlanıyor.
Doğu Kanadı Gözetleme ise Baltık’tan Karadeniz’e kadar NATO’nun doğu kanadında yer alan kara bariyerleri, sensörler ve drone savunması da dahil olmak üzere hava savunma sistemlerini içerecek ve EDDI’nin bir parçası olarak drone’larla desteklenecek.
Aslında, başlangıçta planlanan drone duvarı, Doğu Kanadı Gözetleme ve EDDI’nin bir parçası olarak oluşturuluyor. Helsing ve Quantum Systems gibi Alman drone girişimleri, sözleşmelerden mümkün olduğunca büyük bir pay almaya çalışıyor. Bir süredir ilgili konseptler üzerinde çalışıyorlar ve bu sözleşmeleri drone üretimini seri üretime geçirmek için kullanabilirler.
Bu şirketler, silahlarını ABD’den gelen bileşenler kullanmadan üretme çabalarında oldukça başarılılar.
ABD’ye bağımlılığı azaltmada Almanya’ya düşen rol
Federal Cumhuriyet, AB’yi uzaydaki saldırılardan korumayı amaçlayan Avrupa Uzay Kalkanı’nın kurulması planlarında da güçlü ve öncü bir rol oynamaya çalışıyor.
Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) Güvenlik Politikası Araştırma Grubu’ndan uzman Juliana Süß, geçtiğimiz günlerde “Avrupa’nın uzayda ABD’ye aşırı bağımlı” olduğunu belirtti.
Ona göre bu durum özellikle keşif, iletişim ve navigasyon için geçerli. “Erken füze tespiti” ise tamamen ABD tarafından gerçekleştiriliyor.
AB’nin, Ukrayna savaşında önemini kanıtlamış Starlink gibi bir uydu ağına acilen ihtiyacı olduğu düşünülüyor. Olası bir seçenek, Fransız şirket Eutelsat’ın OneWeb sistemini kullanmak olabilir, fakat bunun için önemli ölçüde modernizasyon gerekecek.
Süß’e göre, örneğin Alman Taurus seyir füzesinin hâlâ ABD’nin GPS navigasyon sistemi ile çalışması bariz bir zayıflık; bu nedenle, AB’nin Galileo navigasyon uydu sistemini kullanabilen bu tür silah sistemleri için alıcılar geliştirilmesi acil bir ihtiyaç.
SWP uzmanı, AB’nin uzayın askeri kullanımında “çok fazla kat etmesi gereken mesafe” olduğunu da söylüyor.
Berlin gözünü uzayın askerileşmesine dikti
Nitekim Savunma Bakanı Boris Pistorius, eylül sonunda Alman Sanayiciler Birliği’nin (BDI) üçüncü Uzay Kongresi’nde yaptığı konuşmada buna ilişkin girişimleri duyurdu.
Buna göre, Alman hükümeti, “uydu konstellasyonları, yerdeki istasyonlar, güvenli fırlatma kapasiteleri ve hizmetlerden oluşan dayanıklı bir yapı” olan kapsamlı bir “uzay güvenliği mimarisi” kurmayı planlıyor.
Berlin, diğer şeylerin yanı sıra, radarlar, teleskoplar ve gelecekte kullanılacak nöbetçi uydular aracılığıyla “yörüngedeki durum farkındalığını” iyileştirmek istiyor.
Ayrıca, “bir veya birkaç takımyıldız düşman güçlerin saldırıları sonucu devre dışı kalırsa” birden fazla, ağa bağlı uydu takımyıldızları aracılığıyla yedeklilik sağlanması hedefleniyor.
Bunun yanı sıra Almanya, “esnek fırlatmalar için küçük fırlatma araçları” ve “Avrupa ağır yük fırlatma araçları” da dahil olmak üzere kendi “uzaya taşıma kapasitelerini” geliştirmeyi planlıyor.
Son olarak, tüm mimari “kesintilere ve saldırılara karşı” güçlendirilecek. Pistorius bu bağlamda, “saldırı yetenekleri hakkında da konuşacağız,” dedi.
Sistemi kontrol etmek için Alman Silahlı Kuvvetleri’nin uzay komutanlığı bünyesinde özel bir askeri uydu operasyon merkezi kurulması planlanıyor.
Pistorius’a göre, Alman hükümeti 2030 yılına kadar askeri uzay kapasitelerinin genişletilmesi için 35 milyar avro ayırmayı planlıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri’ni Avrupa’da “1 Numara” yapma hedefi
Ayrıca Pistorius’un çarşamba günü NATO savunma bakanları toplantısında açıkladığı gibi Berlin, “her tür ve irtifadaki insansız hava araçlarına” 10 milyar avro yatırım yapmak istiyor.
Kapsamlı yeni borçlanma ve eşzamanlı olarak sosyal harcamalarda yapılan dramatik kesintiler sayesinde elde edilen muazzam fonlar, Almanya’nın yeniden silahlanma konusunda diğer tüm AB ülkelerini geride bırakmasını sağlıyor.
Şansölye Friedrich Merz’in belirttiği hedef, Alman Silahlı Kuvvetleri’ni (Bundeswehr) Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel askeri gücü haline getirmek.
Bu plan başarılı olursa, ağır silahlı Federal Cumhuriyet, tek rakibi Fransa’yı sadece iktisadi ve siyasi olarak değil, artık askeri olarak da geride bırakmış olacak.
O zaman sadece AB’nin değil, tüm Avrupa’nın her bakımdan tartışmasız süper gücü haline gelecek.
Avrupa
Avrupa’da sıcak dalgası binlerce can kaybına yol açtı

Avrupa genelinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki aşırı sıcak dalgası esnasında 10 bin 650 fazla ölüm kaydedildi. Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu can kayıplarının 9 binden fazlası 65 yaş üstü kişilerden oluşuyor. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar nehirlerdeki su seviyelerini düşürerek enerji üretimi ile nehir taşımacılığını da sekteye uğratıyor.
Avrupa ülkelerinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki rekor sıcaklıkların yaşandığı haftada, 10 bin 650 fazla ölüm vakası kaydedildi.
Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu ölümlerin 9 binden fazlası 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor.
Reuters haber ajansının aktardığı veriler, 27 Avrupa ülkesindeki genel ölüm oranlarını analiz eden EuroMOMO tarafından paylaşıldı.
EuroMOMO çalışmalarını koordine eden Danimarka Devlet Serum Enstitüsü Başhekimi Lasse Vestergaard, mevcut durumu emsalsiz olarak nitelendirdi.
Vestergaard, “Yılın bu zamanında bu düzeyde bir fazla ölüm oranı olağan dışı bir durumdur. Bu oran çok yüksek” dedi.
Vestergaard, ölüm oranlarındaki bu ani yükselişin ekstrem sıcaklıklar dışında hiçbir gerekçeyle açıklanamayacağını ifade etti.
Sıcak dalgasından önceki sekiz haftalık süreçte Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık’taki haftalık ölüm oranları, normal seviyenin ortalama 500 vaka altında seyrediyordu.
EuroMOMO verileri, Belçika’da fazla ölüm oranının 2000 yılından bu yana kayıtların tutulduğu dönemdeki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.
Fransa’da haziran ayı, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en sıcak ikinci haziran ayı olarak kayıtlara geçti. Fransa Halk Sağlığı Kurumu (Santé publique France) tarafından yapılan ön değerlendirmelere göre, ülkede 24 Haziran’da başlayan sıcak dalgası ilk birkaç günde binin üzerinde ek can kaybına yol açmış olabilir.
Aşırı sıcaklardan özellikle Paris metropolü ile Pays de la Loire bölgesi etkilendi.
Fransa’da Loire Nehri’nin bazı bölümleri kuruma noktasına geldi. Ülke genelindeki 96 departmanın 94’ünde kuraklık nedeniyle uyarılar veya kısıtlamalar yürürlükte yer alıyor.
Birçok bölgede sakinlerin bahçe sulaması, havuz doldurması ve araç yıkaması yasaklandı.
Bloomberg’ün değerlendirmesine göre kuraklık, Fransa’nın bazı bölgelerinde tarımsal rekoltede üçte bire varan kayıplara yol açtı.
Ekstrem sıcaklıklar can kayıplarının yanı sıra Avrupa’nın enerji ve taşımacılık altyapısını da olumsuz etkiliyor. Fransa’da enerji şirketi EDF, nehir sularının nükleer santrallerin güvenli şekilde soğutulması için fazla ısınması sebebiyle üç nükleer reaktörü durdurmak ve diğer bazılarının kapasitesini düşürmek zorunda kaldı.
Almanya’da ise Ren Nehri’nin su seviyesi temmuz ayında normalde sonbahar başında görülen seviyelere geriledi. Bu durum yük gemilerinin kapasitelerinin ancak üçte biriyle yüklenebilmesine neden oluyor.
Alman İç Su Yolları Taşımacılığı Kooperatifi (DTG) Yönetim Kurulu Üyesi Roberto Spranzi de DW’ye yaptığı açıklamada Ren Nehri’ndeki su seviyesinin ciddi şekilde düştüğünü doğruladı.
Spranzi, durumun ilerleyen süreçte daha da kötüleşebileceğini ifade etti. Spranzi, Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede ise “45 yıllık çalışma hayatımda su seviyesinin bu kadar erken bir dönemde bu kadar düştüğünü hiç görmedim” dedi.
Avrupa
AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya kongresinde kaos

AfD Kuzey Ren-Vestfalya kongresi, eyalet seçimleri liste belirleme sürecindeki darp ve tehdit suçlamaları nedeniyle kaosa sahne oldu. Marl kentindeki toplantıda, aşırı sağcı milletvekili Matthias Helferich ile parti içi rakipleri karşılıklı olarak yargıya başvurdu. Delegelere baskı uygulandığı iddiaları, partinin Federal Meclis grubu ve eyalet teşkilatı düzeyinde derin çatlaklar olduğunu ortaya koydu.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Kuzey Ren-Vestfalya eyalet kongresi pazar günü kaotik biçimde sona erdi.
Kongrede gelecek yıl düzenlenecek eyalet seçimleri için aday listesinin 22. sırasının belirlenmesi esnasında, aşırı sağcı Federal Meclis Milletvekili Matthias Helferich’in kampına mensup delegeler, 100’den fazla aday önerdi.
Bu adımın, Marl kentindeki liste oylamasını bloke ederek sonraki sıralar için pazarlık yapılması amacıyla atıldığı bildirildi.
Aday belirleme sürecinde daha önce, parti içi ılımlı kanadı temsil eden Eyalet Eş Başkanı ve liste başı adayı Martin Vincentz’ın destekçileri üstünlük sağladı.
Helferich’e yakınlığıyla bilinen Zacharias Schalley’nin Vincentz kanadından bir adaya karşı kaybetmesi, partinin radikal kanadında büyük rahatsızlığa yol açtı.
Helferich destekçilerinin delegelerin yaklaşık yüzde 40’ını temsil etmesi sebebiyle, yeni kurulacak eyalet meclisi grubunda güçlü bir temsil hakkı talep ettiği kaydedildi.
Milletvekili Matthias Helferich, kongre sırasında Vincentz kampından Federal Meclis Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’nun kendisine fiziki saldırı uyguladığını iddia etti. Pazar günü WELT gazetesine konuşan 37 yaşındaki Helferich, olayı şu sözlerle aktardı:
“Meyer-Soltau benim oturduğum sıradan geçiyordu. Başka bir üyeyle tartışıyordu. Geriye döndüğünde, sandalyemde oturduğum sırada beni omuzlayarak ‘Kapa çeneni, seni aptal!’ diye bağırdı.”
Helferich ayrıca şunları kaydetti:
“Beni sandalyeden düşürmek isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak öfkeyle bana hakaret ettiği için bunun kasıtlı bir saldırı olma ihtimalini dışlamıyorum.”
Helferich’in pazartesi günü suç duyurusu yaptığı, Federal Yönetim Kuruluna ve eyalet yönetimine gönderdiği e-posta yazışmalarında ortaya çıktı.
“Meyer-Soltau kasıtlı ya da ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdeme çarptı”
Helferich’in sunduğu suç duyurusu dilekçesinde, “Meyer-Soltau kasıtlı veya ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdemin üst kısmına sert şekilde çarptı; düşmekten ancak masa kenarına tutunarak kurtulabildim” ifadeleri yer aldı. Dilekçede iki tanık ismi de belirtildi.
Helferich, parti yönetimine gönderdiği yazıda ise şu ifadeleri kullandı:
“Eyalet seçim kurultayında seçim hukuku açısından önem taşıyan çok sayıda benzer olay yaşandığından, parti düzenini koruma görevinin Federal Yönetim Kuruluna düştüğüne inanıyorum.”
Kendisi de Helferich gibi avukat olan 61 yaşındaki Meyer-Soltau suçlamaları reddetti. Pazar günü WELT’e açıklama yapan milletvekili, “Yöneltilen suçlamayı reddediyorum” dedi.
Meyer-Soltau, Helferich’in kendisini güçlü bir rakip olarak gördüğünü, çünkü daha önce partinin Federal Tahkim Mahkemesinde görülen Helferich’i ihraç davasında eyalet yönetiminin müzakereciliğini üstlendiğini belirtti. Söz konusu parti mahkemesi, yakın zamanda ihraç talebini reddetmişti.
Meyer-Soltau, “Bu durumun aramızdaki ilişkiyi olumlu etkilemediği açık” dedi. “Sayın Helferich, ağır bir yenilgi aldığı aday belirleme toplantısının ardından belli ki başka yollarla tatmin arayışına girdi. Konuyu avukatıma devredeceğim ve adli mercilere başvuracağım.”
Meyer-Soltau’nun avukatı tarafından Helferich’e gönderilen ve basına yansıyan yazıda, “Müvekkilim size hiçbir zaman hakaret etmemiş ve fiziki saldırı uygulamamıştır” denildi.
Yazıda Helferich’ten bu iddiayı tekrarlamaktan vazgeçmesi ve cezai şart içeren bir taahhütname imzalaması talep edildi.
Ayrıca Meyer-Soltau’nun avukatı, iftira suçlamasıyla Dortmund Başsavcılığına suç duyurusu yaptı.
Savcılığa sunulan dilekçede, “Fiziki saldırı suçlaması son derece onur kırıcı olup müvekkilimin kamuoyundaki itibarını kalıcı olarak zedelemeye ve kendisini sosyal olarak itibarsızlaştırmaya elverişlidir” ifadelerine yer verildi.
Kongrede delegelere şantaj yapıldığı iddiaları öne sürüldü
Marl’daki eyalet kongresinde delegelere yönelik tehdit iddiaları da gündeme geldi. Helferich, aday listesinin 13. sırası için Vincentz’ın yakın çalışma arkadaşı Klaus Esser’e karşı yarıştı.
İlk turda seçilmesi için sadece bir oya ihtiyaç duyan Esser, ancak ikinci tur oylamada çoğunluğu sağlayabildi.
Sonuçların açıklanmasının ardından kürsüye çıkan bir delege, Vincentz kampından bir eyalet yönetim kurulu üyesinin ikinci tur öncesinde Wuppertal ilçe teşkilatı sıralarına giderek, Esser için gereken oyun çıkmaması halinde Wuppertalli bir eyalet milletvekilinin gruptan ihraç edileceği tehdidini savurduğunu öne sürdü.
Delege, bu konuda suç duyurusu yapılacağını bildirdi.
AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel’ın sözcüsü, konuya ilişkin “The Pioneer” yayın organına yaptığı açıklamada, “Weidel bu durumu onaylamıyor. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekir” dedi.
Kongre süresince salondaki mikrofonlardan başka tehdit iddiaları da dile getirildi. Bir delege, adaylardan birinin bir ilçe belediye meclisi üyesi ve ilçe başkanı tarafından tehdit edildiğini savundu.
Delegelerden biri, “Kendisine adaylıktan çekilmemesi durumunda bu partide geleceğinin kalmayacağı söylendi. Bunu doğrulayacak çok sayıda tanık var” iddiasını paylaştı.
Başka bir delege ise genç bir kadının, bir ilçe başkanı tarafından “bu oyuna alet olup şantaja boyun eğip eğmeyeceği” sorularıyla baskı altına alındığını ve durumun kendisi için “ilçe teşkilatında sonuçları olacağı” şeklinde tehdit edildiğini aktardı.
Düsseldorf AfD Başkan Yardımcısı ve Helferich’e yakın bir isim olan Marco Vogt ise adaylık konuşmasında, liste kargaşasına katılan genç üyelerin salondaki işverenleri tarafından tehdit edildiğini söyledi.
Würselen Belediye Meclis Üyesi olan bir diğer aday da Aachen bölgesinden bir ilçe yöneticisinin, adaylıktan çekilmemesi halinde kendi teşkilatında çok sayıda düşman edineceğini söyleyerek kendisine yönelik örtülü tehdit savurduğunu belirtti.
Adaylardan Leon Biallawons ise doğrudan Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’yu hedef alarak, “Sana açıkça söylüyorum sevgili Knuth, senin tarafından tehdit edilmeme izin vermeyeceğim. Çünkü sevgili Knuth, bu partide kimin başarılı olacağına sen değil taban karar verecek ve taban uzun vadede kendi iradesini kabul ettirecek” dedi.
Meyer-Soltau ise bu iddialar karşısında yorum yapmaktan kaçınarak, “Bu tür asılsız iddialara dair açıklama yapmak istemiyorum” değerlendirmesini yaptı.
Pazar günkü kongrede süreci yavaşlatmak için başka yöntemlere de başvuruldu. Bir delege, “dışarıda dondurma arabası olduğu” gerekçesiyle kongreye 30 dakika ara verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.
Toplantı yöneticisi Julian Flak’ın bir delegeye, “O bahçe mobilyalarını hemen dışarı çıkarın!” diye seslendiği duyuldu.
Cumartesi günü Vincentz’a yakın bir sohbet grubunda paylaşılan mesajda, “kendini vatansever ilan eden grubun” kongreyi tamamen kilitlemekle tehdit ettiği belirtilmişti.
Helferich liderliğindeki çekirdek kadronun, pazarlık masasına oturmaya zorlamak amacıyla kongre akışını kasten engellemeyi planladığı öne sürüldü.
Chat grubunda Alice Weidel’a yıpratma suçlaması yöneltildi
Pazar günü aynı sohbet grubunda, sabotaj eyleminin Federal Başkan Yardımcısı Sven Tritschler ve Helferich tarafından koordine edildiği yazıldı.
Mesajda, Tritschler’in bu adımı “patronu Alice Merkel” ile görüştüğüne dair ifadeler yer alırken, AfD lideri Alice Weidel kastedilerek “Bu net bir yıpratma operasyonudur. Bir Alice Merkel’e boyun eğmeyeceğiz” denildi.
Pazartesi gecesi itibarıyla 22. sıra adaylığı için oy pusulasında 81 adayın ismi yer aldı. Adaylıklarını açıklayan bazı isimler konuşmalarından önce geri çekildi. Sonuçların önümüzdeki hafta sonu açıklanması bekleniyor.
Kuzey Ren-Vestfalya AfD teşkilatı, aday belirleme toplantıları için toplam dört hafta sonu ayırdı. Kamuoyu yoklamalarına göre eyalet meclisinde 30 ila 40 sandalye kazanması beklenen partide, listenin üst sıraları için yoğun bir mücadele yürütülüyor.
Helferich’e yakın bir Telegram kanalında pazartesi günü yayımlanan “AfD-NRW Tabanı Kartel Partileşmeye Karşı Direniyor” başlıklı yazıda, yaşananlar bir “kahramanlık eylemi” ve “uyanık, idealist tabanın etkileyici bir tepkisi” olarak nitelendirildi.
Toplu adaylık süreci ise “Carl Schmitt’in partizan teorisi ile AfD tarihinde eşi benzeri görülmemiş demokratik bir kurtuluş hamlesinin birleşimi” olarak tanımlandı.
Yazıda ayrıca, liste başı adayı Vincentz’ın anketlerdeki başarıyı iyi bir seçim sonucuna dönüştürmek istemesi halinde partiyi birleştirmesi, yani Helferich taraftarlarına listede seçilebilecek sıralar vermesi gerektiği savunuldu.
Avrupa
Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.
Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.
Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.
Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.
Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.
Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.
Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.
Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.
Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.
Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.
Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.
Sınırlı hukuki denetim imkanı
Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.
Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.
Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.
Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.
Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.
Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.
Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.
Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.
Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.
Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.
Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.
Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik









