Avrupa
AfD ile MAGA arasındaki dans tüm Alman sağını memnun etmiyor

Almanya için Alternatif (AfD) ile Trump destekçilerinden oluşan MAGA arasındaki ittifak, Alman sağındaki tüm figürler açısından olumlu bir şey değil.
Örneğin Financial Times’a (FT) konuşan Alman Yeni Sağı’nın genç isimlerinden Benedikt Kaiser bu ilişkiden pek memnun değil. AfD milletvekili Robert Teske ile birlikte çalışan Kaiser, partideki MAGA “hayranları” hakkında sert eleştirilerde bulunuyor.
Kaiser, “Her şey gerçekten sıradan bir şekilde başlıyor. Şapkalardan hoşlanıyorlar: ‘Make America Great Again’, ‘Make Germany Great Again’. Onlar hayranlar ve hayranlar da hayran gibi davranırlar,” diyor.
Partide çok sayıda Trump hayranı var. Ancak Doğu Almanya’da kök salmış en radikal kanadının birçok üyesi, uzun zamandır ABD’ye karşı derin bir şüpheyle yaklaşıyor. Kamuoyunun Washington’a karşı tutumu kötüleştikçe, bu üyelerin sesleri daha da yükseliyor.
Kaiser, yılın başından bu yana Trump’ın yurtdışı müdahalelerini sıraladı ve bazı parti mensuplarının tepkilerini alaycı bir şekilde taklit ederek şöyle konuştu:
“Maduro mu? Bravo! İran mı? Bravo! Grönland mı? Bravo! Sonuçlarını hiç düşünmediler. Bunun Almanya’ya ve Avrupa’ya yansımaları olacağı gerçeğini göz önünde bulundurmadılar.”
Kaiser, İran savaşının, AfD’ye Washington’a fazla yakınlaşmanın riskleri konusunda uyarıda bulunan kendisi gibi isimleri haklı çıkardığını söyledi.
Sağcı yazar, “Kendini ‘MAGA’nın bir uzantısı’ olarak gören Alman sağındaki bu grubun yanıldığı artık kanıtlandı,” diyor.
Parti, Trump’a karşı giderek kötüleşen kamuoyu havasıyla yüzleşmek zorunda kaldı. İran savaşı, zaten Alman sanayisini cezalandırıcı gümrük vergileri uygulayan, önemsiz vize ihlalleri nedeniyle Avrupalı vatandaşları gözaltına alan ve defalarca Grönland’ı ilhak etmekle tehdit eden başkan hakkındaki endişeleri daha da artırdı.
AfD, özellikle doğu eyaletlerinde yapılacak iki önemli seçime hazırlanırken, parti içindeki çatışan akımlar arasında denge kurmak zorunda kaldı.
Parti yönetimi son aylarda milletvekillerinden, kamuoyuna yansıyan ilişkilerini biraz hafifletmelerini istedi.
Üst düzey bir AfD yetkilisi, “İran, Trump’ın kamuoyundaki imajına zarar verdi. Hâlâ temas var, ancak eskisi kadar yoğun değil,” dedi.
2013 yılında Avro Bölgesi krizine tepki olarak kurulan parti, marjinal bir hareket olmaktan çıkıp ulusal anketlerde başı çeken bir partiye dönüştü.
Fakat parti, savaş sonrası dönemde alınan önlemler kapsamında, koalisyon kurmayı veya işbirliği yapmayı reddeden Almanya’nın ana akım partileri tarafından hâlâ dışlanıyor.
Bu durum, AfD’nin Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’nden gelen ilgiden neden bu kadar gurur duyduğunu ve enerji kazandığını açıklamaya yardımcı oluyor.
Birçok AfD üyesi, Ocak 2025’te Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden büyük keyif aldı. Bir grup üst düzey parti yetkilisi, Trump’ın göreve başlama töreni için Washington’a gitti.
Bunların arasında, AfD başkan yardımcısı Beatrix von Storch da vardı. Storch, geziyle ilgili olarak “Washington kırmızıya büründü. Harika,” demişti.
Geçen yıl AfD’nin ikinci sırada yer aldığı Almanya parlamento seçimlerinden önceki haftalarda, partinin MAGA ile bağları daha da derinleşti.
AfD’nin eş başkanı Alice Weidel, Elon Musk’ın sosyal medya platformu X’te düzenlenen canlı bir etkinliğe katıldı.
Ayrıca Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya geldi.
Vance, Avrupa liderlerini aşırı sağ ile işbirliğine karşı kurulan “güvenlik duvarını” yıkmaya çağırarak şok etmişti.
AfD, son on yılda giderek radikalleşti ve Holokost’u önemsiz gösteren, Nazi dönemi sloganlarıyla flört eden sert çizgideki isimlere yer verdi.
Parti, kitlesel sınır dışı etmeleri benimsedi ki bunun için genellikle “tersine göç” terimini kullanıyor.
Sadık bir Hıristiyan ve Hitler’in bakanlarından birinin torunu olan von Storch için, Trump’ın ikinci dönemi göç, aile politikası, sosyal medya düzenlemesi ve “anti-woke” gündemi konusunda bir rehber niteliğinde.
Von Storch, “AfD’nin Amerika’nın yaptığı her şeyi yüceltmesi gerekmese de… aynı dalga boyundayız. O da bizim istediğimiz gündemi takip ediyor,” diyor.
Trump ile uyum, siyasi koruma konusunda da umutlar doğurdu. Geçen yıl Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı AfD’yi aşırı sağcı olarak sınıflandırdığında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bunu “kılık değiştirmiş tiranlık” olarak nitelendirmiş ve yetkilileri kararlarından vazgeçmeye çağırmıştı.
MAGA’ya şüpheyle yaklaşan Kaiser bile, olası bir yasaktan “korunmanın” ABD ile bağlar kurmanın avantajlarından biri olduğunu kabul ediyor.
AfD’nin temaslarının çoğu, partinin dış politikasından sorumlu, puro ve burbon içen milletvekili Markus Frohnmaier aracılığıyla yürütülüyor.
Frohnmaier, “Uzun bir süre boyunca partinin odak noktası Doğu Avrupa, Rusya ve Çin’di. Dış politika sözcüsü olduktan sonra… ABD ile temaslara daha fazla ağırlık vermek istedim,” diyor.
Geçtiğimiz yıl boyunca, Avrupa’daki ifade özgürlüğü kısıtlamalarının önde gelen ABD’li eleştirmenlerinden biri haline gelen Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Sarah Rogers ve Avrupa’daki aşırı sağ ile bağlar kurmak konusunda aktif rol oynayan ABD’li Kongre Üyesi Anna Paulina Luna ile bir araya geldi.
Aralık ayında Frohnmaier, Forte’nin New York Genç Cumhuriyetçiler grubu tarafından düzenlenen bir etkinlikte ödül aldı.
Bu etkinlikte katılımcılar, Almanya milli marşının tabu sayılan orijinal ilk kıtasını (Deutschland, Deutschland über alles – Almanya, her şeyden önce Almanya) seslendirdiler.
O ve von Storch, birkaç ay sonra Forte’nin Berlin ziyaretini ve Trump’ın eski sosyal medya stratejistlerinden biri için Federal Meclis’te düzenlenen bir etkinliği organize ettiler.
Bu bağlantıların ne kadar derin olduğu bazen belirsiz. Frohnmaier’in ilk temasları arasında, daha sonra Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. için çalışan eski bir Amerikalı stajyer de yer alırken, Weidel ise ABD’li milyarderle kendisi başarılı bir şekilde iletişime geçemeyince 24 yaşındaki bir influencer aracılığıyla Musk’a ulaştı.
Mevcut bağlar soğumuş olsa da Frohnmaier bunu kabul etmekte isteksiz. Ortakların “her konuda aynı fikirde olmaları gerekmediğini” söyleyen AfD’li, yılın geri kalanında ABD’yi ziyaret etme planı olmadığını da ekledi.
Bunun yerine Haziran ayında, Vladimir Putin’in en önemli ekonomi forumu için St. Petersburg’a gitti ve burada Gazprom başkanı ve Putin’in bir başka önemli danışmanıyla görüşmeler yaptı. Ayrıca Hindistan’a da bir gezi planlıyor.
Frohnmaier’in bu temkinli tavrı, AfD içindeki alışılmadık konumunu yansıtıyor: ABD ile güçlü ticari bağları olan bir bölgeden gelen bir milletvekili, aynı zamanda partinin en aşırı kanadıyla da bağlantıları olan bir isim.
Trump’ın şubat sonunda İran’a hava saldırıları düzenlemesinin ardından Frohnmaier, bu saldırıların “cerrahi hassasiyetini ve net hedefini” övdü ama daha geniş çaplı bir çatışmanın tehlikelerine karşı uyarıda bulundu.
Parti içindeki bazı isimler, eylül ayında Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern gibi doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin ardından daha görünür temasların yeniden başlayacağına inanıyor.
Diğerleri ise, Trump’ın müdahaleci dış politikası konusunda kendi içinde bölünmüş olan MAGA’daki kargaşanın, özellikle de daha izolasyonist ve küreselleşme karşıtı Vance’in bir sonraki Cumhuriyetçi aday olması durumunda, AfD için bu uyum sürecini nihayetinde daha az karmaşık hale getirebileceğine inanıyor.
Kaiser gibi isimlerin etkisinin “abartılmaması” konusunda uyarıda bulunan Von Storch, ABD’li meslektaşlarla “canlı” iletişimin perde arkasında devam ettiğini söyledi.
İkili arasındaki ilişkiye yakın bir kaynağa göre, Weidel hâlâ Musk’a düzenli olarak mesaj gönderiyor.
AfD’nin eş başkanı Tino Chrupalla, Amerika’nın 250. kuruluş yıldönümünü kutlamak üzere Berlin’de düzenlenen ve ABD Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir partiye katıldı.
AfD yetkilileri, ABD’nin diplomatik etkinliklerine de davet ediliyor.
Daha alt düzeyde de girişimler var; bunlardan biri, AfD’nin iki Amerikalı stajyeri birkaç hafta boyunca Bundestag grubuyla birlikte vakit geçirmeleri için davet ettiği son etkinlik.
Son yıllarda Polonya ve Macaristan’da etkinlikler düzenleyen Cumhuriyetçi bir buluşma olan Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC), gelecek yıl Almanya’da ilk konferansını düzenlemeyi planlıyor.
Almanya’daki Republicans Overseas’in başkanı George Weinberg, etkinliğin amacının Almanya’ya “mevcut Amerikan yönetiminin yankısını” taşımak olduğunu söyledi:
“Biz Brandmauer’a, yani güvenlik duvarına karşıyız. Almanların çoğunluğu muhafazakârdır.”
Weinberg ayrıca Şansölye Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokratlarının “yumuşadığını” da ekledi.
Bazı AfD üyeleri bu fikre açık olsa da Frohnmaier bu fikri reddediyor. O, gelecek yıl bir ara dünyanın dört bir yanından benzer görüşteki politikacıları bir araya getirmek üzere kendi konferansını düzenlemek istiyor.
Onun gerekçesi, AfD ve diğer sağcı milliyetçi partilerin karşı karşıya olduğu zorluğu özetliyor: Yurt içindeki seçmenleri kendinden uzaklaştırmadan MAGA’nın uzattığı eli nasıl kabul edecekler?
Frohnmaier, “Avrupa’da bir CPAC düzenlerseniz, etkinliğin başında ABD milli marşı çalınır. Bu çok güzel bir marş. Fakat bazı kişilerde, bunun esasen… yurt dışından ithal edilmiş bir format olduğu izlenimini yaratabilir,” diyor.
Avrupa
Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.
İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.
AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.
Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.
Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.
Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.
Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”
Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.
SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.
Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.
Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.
Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.
Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.
BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.
Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.
Avrupa
Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.
German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.
NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.
Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.
Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.
Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.
Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.
İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.
Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.
Kitle imha silahlarına açılan kapı
NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.
Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.
Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor.
Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.
Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.
Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.
Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.
Fransa da nükleerde gaza basıyor
Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.
Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.
O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.
Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.
Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.
Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.
Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.
Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.
Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.
O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.
Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.
Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.
Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.
Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”
“Alman bombası” için hararetli çağrılar
Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.
Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:
“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”
Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.
Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.
Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:
“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”
Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.
Avrupa
Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.
Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.
Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:
“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”
Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.
LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.
Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.
Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.
Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.
Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.
Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.
Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.
Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.
Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.
Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.
Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor








