Bizi Takip Edin

Diplomasi

Al Majalla: Colani’yi Şara yapan Powell, PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi

Yayınlanma

Yeni bir iddiaya göre Suriye’de HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani’yi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yapan İngiliz istihbaratı bağlantılı Inter Mediate’in kurucusu Jonathan Powell, “terörsüz Türkiye” iddiası ile PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi.

Londra merkezli Suudi yayını Al Majalla’da Con Coughlin imzasıyla yayınlanan profilde, yeni İşçi Partisi hükümetinde Başbakan Keir Starmer’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSA) olarak görevlendirilen Powell’ın, daha önce “çatışma çözümü” kapsamında yaptığı arabuluculuklar sıralanıyor. 

1997-2007 yılları arasında o zamanki Başbakan Tony Blair’in başdanışmanı olan Powell, Kasım 2024’te mevcut Başbakan Starmer tarafından Birleşik Krallık’ın yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanmıştı.

Blair’in en uzun süre görev yapan danışmanı olan ve Kuzey İrlanda’daki “Hayırlı Cuma” Barış Antlaşmasının müzakerecisi olarak tanınan Powell’ı eleştirenler, NSA rolünün siyasi olmaması gerektiğini savunuyor ve Powell’ın, Birleşik Krallık’ın Chagos Adalarının egemenliğini Mauritius’a devretmesine yol açan Eylül 2024 anlaşmasına dahil olmasına da işaret ediyor. Bu, adalar zincirinde Diego Garcia’da çok gizli bir ABD askeri üssü bulunduğu için tartışmalı bir hamle olarak görülüyor.

1956 doğumlu Powell, Amerikan yatırım bankası Morgan Stanley’de çalışmak ve BBC ile Granada ITN’de gazetecilik yapmak gibi çeşitli deneyimlere sahip.

2011 yılında, İngiliz baş müzakereci olarak edindiği deneyimlerini “karmaşık çatışmaların çözümüne yardımcı olmak” için kullanmak amacıyla Inter Mediate adlı yardım kuruluşunu kurdu.

Bu gizemli kuruluşun, İngiliz istihbarat teşkilatları MI6 ve SAS ile ilişkisi artık herkesin bildiği bir sır.

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

2014 yılında dönemin başbakanı David Cameron’un Libya Özel Temsilcisi olarak da görev yaptı.

Al Majalla’ya göre birçok kitabın yazarı olan Powell’ın şu anki görevinde en önemli rolü diplomatik deneyimi. Kuzey İrlanda’nın yanı sıra, Bask bölgesinde ETA ile başarılı müzakereler yürüttüğüne, Kolombiya’da FARC ile müzakerelerde yer aldığına ve Mozambik’teki barış müzakerelerinde görev aldığına işaret ediliyor.

Al Majalla, Powell’ın görevini şöyle tanımlıyor:

“Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSA), ulusal güvenlik konularında Başbakan ve Kabine’nin baş danışmanıdır. Bu görev, strateji, politika, yetenek ve sivil acil durumları içerir. Aynı zamanda Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri ve Kabine Ofisindeki ulusal güvenlik ekiplerinin başkanıdır, yani tüm Whitehall departmanlarında ve yurtdışında çalışmaktadır.”

Bu görevin önemli bir parçası, “uluslararası paydaşlar, iş dünyası, endüstri ve sivil toplum gruplarından oluşan” bir ağ. Profiline göre Powell’ın bazı bağlantıları, tarih okuduğu Oxford günlerine veya daha sonra Pennsylvania Üniversitesine kadar uzanıyor. Kaynaklarının çoğuyla, 1979’da Dışişleri Bakanlığına katılmadan önce gazetecilik kariyerine başladığı dönemde tanışmış olması muhtemel.

1981’de Lizbon’a, 1986’da Stockholm’e, ardından Viyana’ya ve 1991’de Birleşik Krallık’ın Washington, D.C. Büyükelçiliğine Birinci Sekreter olarak atanan Powell, burada Bill Clinton’ın başkanlık kampanyasına gözlemci olarak katıldı. Clinton’ın seçim zaferinin ardından Blair’i yeni ABD başkanıyla tanıştıran da Powell oldu.

Profile göre Blair, İşçi Partisi lideri olduktan sonra Powell’dan başdanışmanı olmasını istedi. Blair hükümetinin ilk yıllarında Powell’ın en önemli önceliklerinden biri, 1998’deki Hayırlı Cuma Anlaşması ile sonuçlanacak olan Kuzey İrlanda barış süreciydi.

Powell, daha sonra Kuzey İrlanda’da başarıyla uygulanan taktiklerin “Teröre Karşı Savaş” döneminde de uygulanmasını istedi.

Günümüze gelince, Powell’ın gündemi yine yoğun görünüyor. Al Majalla’ya göre geçen ay Bangladeş’in geçici lideri Muhammed Yunus’un Birleşik Krallık’a yaptığı ilk resmi ziyaretinde onu karşılayan Powell’dı.

Haberdeki iddiaya göre Powell, PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla silah bırakacağını açıkladığı hafta İstanbul’daydı ve Rusya ile barış görüşmeleri için orada olan Ukrayna heyetiyle bir araya geldi ve günler öncesinde de Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile Kiev’de görüştü.

Şu anda iptal edilen İsrail-Filistin barış zirvesi öncesinde Powell, “huzursuz” milletvekillerine Birleşik Krallık’ın Filistin devletini tanıma konusundaki tutumunu açıklamakla görevlendirildi.

Al Majalla’ya göre perde arkasında Powell’’n varlığı son derece etkili. Geçen yılın sonlarında Beşar Esad’ı devirilmeden önce, hem HTŞ liderliğindeki cihatçı gruplarla, hem de PKK ile arabuluculuk rolünü üstlenen, Powell’ın kurduğu Inter Mediate adlı yardım kuruluşuydu.

Al Majalla’nın iddiasına göre PKK’yı dağılmaya ikna eden de Powell.

Yine Powell, 2021 yılının mayıs ayında, o dönem Ebu Muhammed el-Colani olarak bilinen Ahmed eş-Şara ile de görüşmüştü.

Al Majalla, Powell ve Inter Mediate’in “perde arkasındaki” faaliyetlerini de şöyle özetliyor:

“Onun etkisi personele de uzanıyor. Powell’ın eski yakın meslektaşları, yeni kurulan yönetimin Şam’da ayaklarını yere basmaya çalışırken danışmanlık görevi üstleniyor. Inter Mediate’in başkanlık sarayında bir ofisi olduğu söyleniyor. Türk bir kaynak, geçtiğimiz günlerde The National gazetesine verdiği demeçte çok önemli bilgiler verdi. ‘Jonathan Powell, bu çok hassas konuların ele alınmasında önemli bir rol oynadı,’ diyor kaynak: ‘O bir dışişleri bakanı gibi. Powell, Orta Doğu’da (İngiltere Dışişleri Bakanı) David Lammy’den daha önemli bir rol oynuyor.’”

The National‘da yer alan habere göre, geçen sene “Türk ve Kürt milletvekillerinden oluşan bir heyet”, Hayırlı Cuma Antlaşması hakkında bilgi almak için Birleşik Krallık ve İrlanda’ya gitti. Kürt milletvekillerinden Ayla Akat, Powell’ın müzakereleri bisiklete benzetmesini hatırladı: “Pedal çevirmeye devam etmelisiniz, yoksa düşersiniz.”

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Demokratik İlerleme Enstitüsü ile birlikte çalışan Powell ve ekibi, Kuzey İrlanda’dan alınan derslerden yararlanarak bir program geliştirdi. Ekip, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekillerine brifing verdi.

Kaynak, “Amerikan düşüncesi, bir gün Suriye’den çekilme olacağı yönündeydi. O gün geldiğinde, Suriye’deki Kürtlerin Türkiye ile çatışmaya girmesini istemiyorlardı. Bunun için zemin hazırlamak istiyorlardı,” dedi.

Bir kaynağa göre, Biden yönetimi altında ABD, PYD ile bir anlaşma önermek için Türkiye’ye ulaştı. Genel durum hızla ilerleyerek tam anlamıyla bir barış sürecine dönüştü. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu ay yirmi yıldan sonra ilk kez kamera karşısına çıktı. Öcalan, gruba silahlarını bırakıp şiddet içermeyen siyasete yönelmelerini, çünkü “ulusal kurtuluş savaşı stratejisinin sona erdiğini” söyledi.

Habere göre İngiltere de bu görüşmelere dahil oldu ve Powell’ın Inter Mediate şirketi, İngiltere ile sözleşme kapsamında PYD ve Türkiye ile uzun süredir ilişkiler içinde.

The National‘daki habere göre Colani Şam’a taşındıktan sonra, Inter Mediate’den iki danışman da Başkanlık Sarayı’na gitti ve bu yardım kuruluşunun miras sözleşmesi gibi görünen bir sözleşme kapsamında üstlendiği görevi tamamladı.

Inter Mediate’in yönetici direktörü Claire Hajaj ve uzun vadeli projeler direktörü Lucy Stuart, Suriye’de hükümeti yeniden kurmak isteyen Şam’daki başkanlık ofisine danışmanlık yapıyor.

Inter Mediate, Powell’ı web sitesinde öne çıkararak, Kuzey İrlanda’daki “1998 Hayırlı Cuma Antlaşmasının kilit mimarlarından biri” olarak rolünü öne çıkarıyor. Powell’ın, “Kuzey İrlanda barış görüşmelerinden çıkarılan dersleri paylaşmak ve benzer ikilemlerle karşı karşıya kalan diğer liderlere yardımcı olmak” amacıyla bu örgütü kurduğu belirtiliyor.

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

Ayrıca, Powell’ın İspanya’daki Bask çatışmasının sona ermesine nasıl yardımcı olduğu, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un “barış danışmanı” olarak görev yaptığı ve Mozambik Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi ile birlikte ülkenin iç savaşını sona erdirmek için çalıştığı belirtiliyor.

Powell kasım ayında hükümete döndükten sonra, Birleşik Krallık yasalarına göre hayır kurumundan istifa etti ve o zamandan beri Inter Mediate’in faaliyetlerine katıldığına dair herhangi bir bilgi yok.

Habere göre, İşçi Partisi’nin parlamento grubunda, Powell ve bir zamanlar Blair yönetiminde Powell’ın yardımcısı olan Politika Uygulama Direktörü Liz Lloyd’un sahip olduğu güç hakkında şikayetler var ve “iktidar gaspı” söylentileri dolaşıyor.

Muhalefetteki Muhafazakârlar bu durumu fırsat bilerek, Powell’a neden doğrudan bakanlık ataması yerine özel danışman statüsü verildiğinin araştırılması için parlamentoda soruşturma açılması çağrısında bulundu. Bu statü, Powell’ın Birleşik Krallık adına yabancı hükümetlerle doğrudan görüşmesine ve Chagos Adalarının devriyle ilgili müzakereleri yürütmesine rağmen parlamentoya hesap vermemesi anlamına geliyor.

Lancaster Dükalığı Gölge Şansölyesi Alex Burghart bu ay yaptığı açıklamada, “Chagos’un teslim edilmesindeki rolünü sorgulayamamak yeterince skandal, ama şimdi de özel kuruluşunu terörist gruplarla gizli kanallar kurmak için kullandığı ortaya çıktı. Parlamento onu bu konuda sorgulayabilmelidir. Hükümetin saklayacak bir şeyi olmasaydı, Powell’ı soğuk inceleme ışığından uzak tutmak için bu kadar uğraşmazdı,” demişti.

Profil şöyle sona eriyor:

“Powell’ın soruşturmaya çıkıp çıkmayacağı artık Starmer’ın elinde, fakat Powell’ın diplomatik kariyerine en üstünkörü bir bakış bile, onun en iyi performansını kamuoyunun gözünden uzak, perde arkasında sergilediğini gösteriyor. Muhalefet için asıl sorunun, onun sık sık elde ettiği sonuçlar olup olmadığı merak ediliyor.”

Diplomasi

ABD ve Türkiye, F-16 görüşmelerine yeniden başladı

Yayınlanma

ABD ve Türkiye, F-16 savaş uçakları konusundaki görüşmeleri yeniden başlattı.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak Al-Monitor’a verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında New York’ta bu hafta gerçekleşmesi beklenen bir toplantı öncesinde bu gelişmeyi aktardı.

Geçen hafta gazetecilere konuşan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Erdoğan ve Trump’ın BM Genel Kurulu’nun kenarında bir araya gelebileceğine işaret etti.

Görüşmenin gerçekleşeceğine dair resmi bir teyit bulunmamakla birlikte, Türk ve ABD’li yetkililerin bir şekilde bir araya gelmesi bekleniyor.

Erdoğan, pazartesi sabahı erken saatlerde New York’a vardı ve salı günü Genel Kurul’da bir konuşma yaptı.

Ayrıca Erdoğan’ın, Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamad el-Sabah ve Libya Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi de dahil olmak üzere birçok devlet ve hükümet başkanıyla toplantılar yapması bekleniyor.

Cumhurbaşkanlığı’na göre Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da aralarında bulunduğu geniş bir heyet eşlik ediyor.

Türkiye ve ABD’li yetkililer arasındaki görüşmelerde, savunma alımları iki başkent arasındaki çözülmemiş sorunlardan biri olmaya devam ettiği için, silah satışlarının gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.

ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı mevcut yaptırımlara ve Ankara’nın olası F-35 alımına ek olarak, Türkiye’nin F-16 filosunun modernizasyonu da her iki başkentin gündemine geri döndü.

Fidan, cumartesi günü NTV’ye verdiği demeçte, “Yaptırımlar ‘bizim için bir engel’ ve bunların kaldırılması için çalışıyoruz. Tüm bunları tetikleyen S-400 meselesinin nasıl çözüleceğine dair bazı yaratıcı fikirler de var,” dedi ama ayrıntılara girmedi.

BM toplantısı, Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen ve büyük ölçüde silah satışlarına odaklanan görüşmenin ardından geliyor.

2020 yılında Türkiye, Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alması nedeniyle “Yaptırımlar Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarına Karşı Mücadele Yasası” (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO üyesi oldu.

Ayrıca, yaklaşık 1,4 milyar dolar ödediği altı adet F-35 uçağını teslim alması da engellendi.

Bu yasa, Rusya, İran ve Kuzey Kore ile yapılan işlemleri caydırmak amacıyla 2017 yılında Kongre’de ezici çoğunlukla kabul edilmişti.

F-35 programından çıkarılmasının ardından, Ekim 2021’de Ankara, 40 adet yeni F-16 Block 70 savaş uçağı ve mevcut filosundaki 79 uçak için modernizasyon kiti satın alma talebinde bulundu.

Mühimmat ve diğer teçhizatı da içeren önerilen paketin değeri başlangıçta yaklaşık 23 milyar dolar olarak belirlendi. Washington, 2024 yılında bu satışı onayladı. 

Fakat aynı yılın ilerleyen aylarında Türkiye, paketi küçülttü ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti satın alma planlarını rafa kaldırdı.

Bunun yerine, mevcut F-16’larının bir kısmını yurt içinde modernize etmeye karar verdi.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

Trump’ın 2025’te ikinci dönemine başlamasının ardından Ankara, ABD yönetimini CAATSA yaptırımlarını kaldırmaya ikna etmeye çalıştı.

Bu arada, 40 adet yeni F-16’nın satışı konusunda Ankara ile Washington arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış durumda.

ABD’ye göre Türkiye’nin S-400 sistemine sahip olmaya devam etmesi, yaptırımların kaldırılması önünde hukuki bir engel teşkil etmeye devam ediyor.

ABD yasalarına göre Ankara’nın bu sistemi “elinden çıkarması” gerekiyor.

Temmuz ayında Erdoğan-Trump görüşmesinin ardından Türk medyası, Ankara’nın sistemleri Birleşik Arap Emirlikleri’ne satmayı değerlendirdiğini bildirmişti.

Rusya da konunun Ankara ile Moskova arasında görüşülmekte olduğunu doğruladı fakat herhangi bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediği belirsizliğini koruyor.

F-16 müzakerelerinin yeniden başlaması, F-35’ler konusunda ilerleme kaydedilememesi nedeniyle Türkiye’nin hava caydırıcılığını sürdürmek amacıyla hava filosunu yenileme çabalarının bir parçası.

ABD’li savunma şirketi Lockheed Martin’e göre, Türkiye şu anda 230’dan fazla F-16 uçağı kullanıyor.

Bu uçaklar, Türkiye’nin savaş uçağı filosunun bel kemiğini oluşturmaya devam ediyor.

Bu filoda F-16 Block 30, 40, 50 ve 50+ varyantları yer alıyor. F-16 Block 30 uçakları için şu anda devam eden modernizasyon çalışmalarının 2027 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.

Türkiye Savunma Sanayileri Başkanlığı’na göre, Block 40 ve 50 uçaklarının modernizasyonu ise 2028-2030 yılları arasında gerçekleştirilecek.

Yeniden başlayan görüşmelerin, Türkiye’nin planladığı 40 adet yeni F-16 Blok 70 uçağı alımına mı, mevcut filosunun yurt içinde modernizasyonu için gerekli olan ABD onaylarına mı, yoksa her ikisine mi odaklandığı henüz belirsiz.

Bölgedeki rakipler savaş uçağı filolarını modernize edip beşinci nesil yeteneklerini genişletirken, F-35’lerin bulunmaması nedeniyle Türkiye’nin yeni F-16’lara ve mevcut filosunun modernizasyonuna olan ihtiyacı daha da önem kazandı.

Akdeniz’deki diğer ülkeler de Lockheed Martin askeri filolarını modernize ediyor. NATO üyesi Yunanistan, F-16 filosunun büyük bir kısmını modernize ediyor ve Yunanistan Savunma Bakanlığı’na göre 2024 yılında 20 adet F-35 satın alma anlaşması imzaladı.

Bu anlaşmada 20 adet daha satın alma opsiyonu da bulunuyor. İlk uçakların 2028 yılında teslim edilmesi bekleniyor.

İsrail Savunma Bakanlığı’na göre ise İsrail, halihazırda 48 adet F-35 uçağı kullanıyor.

İlk 50 uçaklık siparişinden iki uçağın teslimatı hâlâ beklemekte olup, 25 adetlik bir sipariş daha verildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

JPMorgan CEO’su Dimon: Hindistan Rus petrolü yüzünden cezalandırılmamalı

Yayınlanma

Uluslararası yatırım bankası JPMorgan’ın CEO’su James Dimon, ABD yönetiminin Rusya’ya baskı uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırmaması gerektiğini belirtti. Dimon, rafinerilerin teknik altyapısı nedeniyle tedarikçi değişiminin son derece güç olduğuna dikkat çekti.

ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan Chase & Co. CEO’su James Dimon, CNBC TV18 kanalına verdiği mülakatta, Rusya’ya baskı kurma çabalarının Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını hedef almaması gerektiğini söyledi.

Dimon konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Umarım Amerika oturup tüm bu meseleleri etraflıca değerlendirir ve neticede Rusya’ya karşı yapmamız gerekenleri uygularken Hindistan’ı ve küresel petrol piyasalarını cezalandırma yoluna gitmez” dedi.

Petrol rafinerilerinin genellikle belirli ham petrol türlerini işleyecek şekilde inşa edildiğine dikkat çeken Dimon, bu teknik durumun alıcıların tedarikçi değiştirmesini zorlaştırdığını vurguladı.

JPMorgan yöneticisi, “Buradan almadıkları takdirde başka bir yerden tedarik etmek zorundalar. O petrol de söz konusu rafinerilere uygun düşen türde olmayabilir” ifadelerini kullandı.

Dimon’ın bu çıkışından günler önce, 19 Eylül gecesi ABD Başkanı Donald Trump, merhum Senatör Lindsey Graham’ın adını taşıyan yeni yaptırım yasa tasarısını imzalamıştı.

“Cehennem yaptırımları” olarak nitelenen düzenleme, Rusya’dan petrol ve doğalgaz alan ülkelere ikincil ticaret kısıtlamaları getirilmesini öngörüyor.

Yasa kapsamında ABD’ye giren Rus menşeli ürünlere yüzde 500’e kadar, Rus petrolü veya doğalgazı satın alan ülkelerden gelen mallara ise yüzde 100’e kadar gümrük vergisi uygulanması planlanıyor.

Hindistan yönetimi ise ABD’nin Rusya ve İran’a yönelik bu yaptırım yasasını incelemeye alacağını duyurdu.

Daha önce Axios haber sitesi, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat Parti yönetiminin Rusya’ya yönelik “cehennem yaptırımlarına” açıkça karşı çıktığını yazmıştı.

Demokratlar, söz konusu gümrük vergilerinin ABD içindeki fiyatları artırabileceğini ve Trump’a gereğinden geniş ticaret yetkileri devredeceğini savunmuştu.

Tasarıyı destekleyen kanat ise bu adımlarla Rusya’nın enerji satışından elde ettiği gelirleri azaltmayı amaçlıyor.

Moskova yönetimi yaptırımları yasa dışı görüyor. Rusya’nın Washington Büyükelçiliği, Graham tasarısının Trump yönetimine yönelik “kötü bir hizmet” niteliği taşıdığını, kısıtlamaların bizzat Washington için ekonomik sonuçlar doğuracağını kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Ne kadar çok yaptırım uygulanırsa, bu yaptırımları getirenler için o kadar kötü olur” demişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da ABD’nin atacağı bu yöndeki yeni adımların Ukrayna krizinde çözüm arayışlarını baltalayacağını dile getirmişti.

Peskov, “Bu girişimler hasmane eylemler kapsamına giriyor. ABD’nin getireceği ilave yaptırımlar, Ukrayna’da barışçıl çözüme dönük çabaları şüphesiz zorlaştıracaktır” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Palantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?

Yayınlanma

Yapay zeka şirketi Palantir, geliştirdiği askeri veri ve hedefleme yazılımlarını Ukrayna’nın savunma ve kamu mekanizmalarına entegre etti. Gerçek muharebe koşullarında toplanan veriler yeni nesil savunma sanayii ürünlerine aktarılıyor. Kiev yönetiminin dijital dönüşüm politikaları, küresel teknoloji firmalarının savaş sahasındaki test faaliyetleriyle paralel ilerliyor.

Yapay zeka odaklı askeri teknoloji şirketi Palantir, Ukrayna’nın askeri yapılarına ve sivil kurumlarına entegre olarak ülkeyi gözetleme, iz sürme ve hedef imha teknolojileri için bir test sahasına çevirdi.

Peter Thiel tarafından kurulan ve Alex Karp yönetimindeki şirket, 2022’de Rusya ile savaşın patlak vermesinin hemen ardından Ukrayna ordusuna “öldürme zincirini” (kill-chain) hızlandıran veri sistemleri sağlamaya başladı. Bir hedefin tespitinden vurulma veya ölüm anına kadar geçen süreci yöneten bu yapı, şirketin Maven adlı yapay zeka yazılımı üzerinden işliyor.

Şirkete ait Prisma sistemi insansız hava aracı saldırılarını yönlendirirken, Metaconstellation adlı üçüncü ürün ise saldırı öncesinde alçak yörünge uydularını yeryüzündeki herhangi bir alanı izlemek üzere görevlendiriyor.

Askeri alandaki ortaklığın ardından şirket, Ukrayna devlet mekanizmasında hızla etki kazandı. Ukrayna yönetimi 2023 yılında, Palantir’in Dijital Dönüşüm Bakanlığı üzerinden resmi bir temas noktası kurduğunu ve birçok kamu kurumuyla çalışmaya başladığını duyurdu.

Günümüzde söz konusu yazılımlar Ukrayna iç güvenlik birimlerinde ve eğitim sisteminde çalışıyor; ayrıca Ukrayna’nın dünyanın ilk yapay zeka tabanlı “eylemci devleti” (agentic state) olma yönündeki kamu dijitalleştirme adımlarının merkezinde yer alıyor.

Ukrayna’nın dijital dönüşümünün en belirgin alanı, askerlik çağındaki erkeklerin sokaklardan toplanarak cepheye gönderilmesini sağlayan iz sürme altyapısında görülüyor.

Ukrayna yönetimi bu süreçte Oberih adlı ulusal askeri veritabanını dijital ortama aktararak verileri Reserve+ sisteminde birleştirdi. Sistem; vergi, istihdam, ikamet ve sağlık kayıtları dahil olmak üzere kişisel bilgileri devlet sicilleriyle eşleştiriyor ve yapay zeka aracılığıyla kişilerin askerliğe uygunluk durumunu analiz ediyor.

Zorunlu seferberlik uygulamasında kullanılan bu sistem üzerinden yürütülen faaliyetler tepki çekiyor.

Ukrayna Telegram kanallarında, seferberlik birimlerinin erkekleri sokaklardan veya süpermarketlerden zorla araçlara bindirerek cephe hatlarına sevk ettiğini gösteren görüntüler günlük olarak yayımlanıyor.

Palantir veya Kiev yönetimi bu askeri sistemlerin dijitalleştirilmesinde şirketin rol aldığını resmi olarak doğrulamasa da, firmanın çoklu veritabanlarını birbirine bağlama konusundaki uzmanlığı bu iddiaları güçlendiriyor.

Reserve+ sisteminin çalışma prensibi ile Palantir’in kamu kurumlarındaki erişimi aynı doğrultuda ilerliyor.

Söz konusu seferberlik ekiplerinin çalışma biçimi, Palantir’in on yılı aşkın süredir veri araçları tedarik ettiği ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimlerinin uygulamalarıyla örtüşüyor.

ICE bünyesindeki Soruşturma Vaka Yönetimi platformu; şahısların okul durumu, aile bağları, çalışma bilgileri, telefon kayıtları, biyometrik verileri ve ikamet adresleri gibi geniş çaplı verileri topluyor. Her iki ülkede de kişilerin yakalanmasına yol açan yazılım temeli benzerlik gösteriyor.

Palantir’in yönlendirdiği kaydedilen Rusya topraklarına yönelik derin menzilli saldırılar ise stratejik bir kazanım getirmemekle birlikte, Rusya’nın karşı saldırılarını tetikledi.

Ukraynalı yetkililerin açıklamalarına göre bu saldırılar sonucunda Odessa limanları işlevsiz kalarak ülkenin deniz ticareti kesildi, gıda lojistiği altyapısının yaklaşık yüzde 90’ı ve enerji üretim kapasitesinin yüzde 80’i tahrip edildi.

Saldırılardan elde edilen saha verileri Palantir’in sistemlerine aktarılarak yeni nesil askeri yapay zeka ürünlerinin geliştirilmesinde girdi olarak kullanılıyor.

Şirket hisseleri savaş öncesinde 8 ila 10 dolar seviyesindeyken, savaş sürecinde yüzde 2000’in üzerinde artış kaydederek geçen yıl 200 dolar seviyesine ulaştı.

NATO da bazı AB ülkelerinin itirazlarına rağmen 2025’te Maven sistemini satın aldı ve bu yazılım haziran ayında operasyonel hale getirildi.

Savaş sürecinde Microsoft, Amazon ve Google gibi teknoloji şirketleri de Ukrayna pazarındaki faaliyetlerini artırdı.

Google’ın eski yöneticisi Eric Schmidt tarafından kurulan insansız hava aracı şirketi, Rusya’ya yönelik saldırılar için Ukrayna’ya çok sayıda tek kullanımlık insansız hava aracı sağlıyor.

Ukrayna basınında çıkan haberlerde, Schmidt’in yeni sistemleri test etmek için gerçek bir muharebe ortamına ihtiyaç duyduğu aktarılıyor.

Palantir İngiltere Yöneticisi Louis Mosley, Ukrayna’nın askeri bağlamda yapay zeka için bir Ar-Ge laboratuvarına dönüştüğünü ve gerçek savaş alanının sağladığı test imkanlarının teknolojik gelişimi hızlandırdığını kaydetti.

Görevden alınan eski savunma bakanı Mihail Fedorov da 2024’te Ukrayna’nın en yeni teknolojilerin denenmesi için en uygun test sahası olduğunu dile getirmişti. Fedorov’un kurduğu yeni askeri yapay zeka girişiminin ana yatırımcısının Alex Karp olduğu açıklandı.

Savaşın uzaması Ukrayna’daki demografik krizi derinleştiriyor. 1991 yılında 52 milyon civarında olan ülke nüfusu, 2021’de 41 milyona geriledi. IMF verilerine göre şu anda Ukrayna kontrolündeki bölgelerde 33 milyondan biraz fazla insan yaşıyor.

2025 yılında ölüm oranları doğum oranlarının yaklaşık üç katına çıkarken, 3 milyon çalışma çağındaki kişi ülkeyi terk etti ve doğurganlık oranı kadın başına bir çocuğun altına indi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English