Avrupa
Alman Dış İlişkiler Konseyi: Avrupa savunmasını ABD’den bağımsızlaştırmalıyız

Avrupa’nın ve dünyanın etkili düşünce kuruluşlarından Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP), Federal Meclis’in silahlanma için borçlanmaya getirilen kısıtlamaların tamamen kaldırılmasına ilişkin bugün alacağı karar öncesinde, Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Bundeswehr) silahlandırılması için özel öneriler sunuyor.
Bu önemli makalenin yazarları isimler: DGAP Başkanı ve eski Airbus CEO’su Thomas Enders, Airbus CEO’su René Obermann (eski Deutsche Telekom CEO’su), Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) Başkanı Moritz Schularick ve yatırımcı Jeannette zu Fürstenberg.
Makalede, NATO’nun doğu kanadında büyük ölçekli bir “insansız hava aracı duvarı” inşa etmek için Avrupa’da on binlerce araç tedarik edileceği vurgulanıyor.
Buna ek olarak, Starlink benzeri ve Avrupa’ya ait bir uydu takımyıldızının ve özellikle Baltık Denizi’nde büyük ölçekli sualtı gözetiminin geliştirilmesinin gerekli olduğunu savunan yazar, ayrıca “otonom sistemler ve robotik” ile “uygulamalı yapay zeka ”nın geliştirilmesine de büyük önem atfediyor.
Enders bunu yaparken, örneğin F-35 savaş uçakları ile ortaya çıkan ABD’ye olan mevcut bağımlılıktan kurtulmak için “egemen Avrupa-içi tedariki” konusunda ısrar etmenin önemli olduğuna işaret ediyor.
DGAP makalesi ayrıca nükleer silahlar konusunda Washington’dan bağımsızlığı ve buna bağlı olarak Avrupa potansiyelinin geliştirilmesini hedefliyor ve bu potansiyelin ABD’nin potansiyeline benzer olması gerektiğini savunuyor.
Pentagon’da reform planı: Askerleri teknobüyücülere dönüştürmek
Veri ve dijital entegrasyon
DGAP’nin “Bağımlılık ya da Kendini Kabul Ettirme” başlığı altında yayınlanan makalesi, ilk olarak Alman hükümetinin Ukrayna’daki savaşın başlamasından hemen sonra verdiği 100 milyar avroluk özel borcun (“özel fonlar”) kullanımını eleştiriyor.
Makaleye göre bu fonlar “zaman baskısı altında” en mantıklı şekilde harcanmadı; çoğunlukla “2000’li ve 2010’lu yılların teknolojilerine” ve ayrıca “büyük ölçüde … Avrupa dışı sistemlere” harcandı ki burada kastedilen ABD savunma sanayi ürünleri.
Modern savaş alanında hayati önem taşıyan şeyin salt tank ve uçak sayısı değil, insansız hava araçları (İHA) gibi diğer yeni silahlar ve her şeyden önce “veri akış hızı, hassasiyet ve dijital entegrasyon” olduğunu savunan yazar, bu nedenle Federal Almanya’nın “teknoloji odaklı bir savunma stratejisi” izlemesi gerektiğini salık veriyor.
Gelecekte askeri yatırımların sadece stratejik yeteneklere, yani derin vuruş ve hava savunmasına değil, aynı zamanda ve özellikle “ağa bağlı ve otonom sistemler” ve uzay gibi “modern teknoloji alanlarına” yönelik olması gerektiği de makalede yer verilen görüşler arasında.
Silah teknolojisinde ‘Avrupalı al’ stratejisi
Yazarlar, SPARTA (Stratejik Koruma ve Gelişmiş Dayanıklılık Teknolojisi İttifakı) adlı bir proje çağrısında bulunuyor ve Almanya’nın Avrupa düzeyinde bir “başlatıcı” olarak hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.
Genel olarak amaç, büyük silahlanma programlarının gecikmeksizin oluşturulması; “yeni teknolojilere odaklanılması ve ABD’ye bağımlılıktan kaçınmak için “egemen Avrupa-içi tedarikinin” yapılması.
ABD’nin F-35 savaş uçağı olumsuz bir örnek olarak gösteriliyor, zira “son derece şifreli ve kapalı bir yazılım mimarisine” sahip olduğu ve bunun da “Avrupa sistemlerine doğrudan entegrasyonu” zorlaştırdığı vurgulanıyor.
Yazarlara göre bu durum, ABD tarafından kontrol edilen düzenli yazılım güncellemeleri ve bakım gerektiriyor ki bu da sürekli bağımlılığa yol açıyor. DGAP Başkanı Enders kısa süre önce verdiği bir röportajda bazı uyarılarda bulunmuştu. faz’a konuşan Enders, “Amerikalıların isterlerse bu şeyi kapatabileceklerini biliyoruz,” demişti.
DGAP raporunun yazarları “hızın” önemini vurguluyor; acil (altı ila 12 ay), kısa vadeli (bir ila üç yıl) ve en iyi ihtimalle orta vadeli (üç ila beş yıl) projeler öneriyorlar.
Amaç, sadece modası geçmiş “eski platformları” yakalamak yerine “önemli teknolojik üstünlük” elde etmek.
On binlerce drondan oluşan bir Doğu Avrupa duvarı
Yazarlar spesifik olarak, örneğin NATO’nun doğu kanadı üzerinde uzun menzilli bir insansız hava aracı duvarı kurulmasını öneriyorlar; bunun için on binlerce İHA’nın gerekeceğini de kabul ediyorlar.
Yazarlar, mevcut silah sistemlerinin mümkün olduğunca modernize edilmesini ve böylece Ukrayna’daki savaş alanlarında görüldüğü gibi modern dron savaşında ayakta kalabilmelerinin sağlanmasını talep ediyorlar.
Buna ek olarak, NATO’nun doğu kanadının izlenmesi de dahil olmak üzere “askeri uygulamalar için gerçek zamanlı değerlendirme” de dahil olmak üzere hızla Starlink benzeri “egemen bir uydu takımyıldızının geliştirilmesi” de beklentiler arasında.
Baltık ülkeleriyle birlikte büyük ölçekli bir sualtı gözetleme sisteminin geliştirilmesinin de ele alınmasını isteyen DGAP yazarları, “Savaş alanında merkezi olmayan, ağ bağlantılı veri kullanımı için bir Avrupa çok alanlı savaş bulutunun hızla hayata geçirilmesinin” de Kıta’nın kendi komuta ve kontrolünü ve nihayetinde etkinliğini hızlandırmak için vazgeçilmez olduğunu düşünüyorlar.
Son olarak, DGAP belgesinin yazarları, ‘niteliksel ve niceliksel hava üstünlüğü’ elde etmeyi mümkün kılacak ‘insansız, bağımsız olarak kontrol edilebilen savaş uçağı sistemlerine giriş’ çağrısında da bulunuyorlar.
Almanya, nükleer istiyor
DGAP belgesinin yazarlarına göre SPARTA programının Alman ve Avrupalı silah şirketlerini yönlendireceği beş merkezi teknoloji alanı arasında otonom sistemler ve robotik, uygulamalı yapay zeka, uzay teknolojileri ve hipersonik silah sistemleri yer alırken, belgede açıkça nükleer teknolojiden bahsediliyorve nükleer silah stoklarının “genişletilmesi ve modernizasyonuna” atıfta bulunuluyor.
Almanya’nın bugüne kadar NATO’nun nükleer programına katılımının devam etmesini isteyen yazarlar, aynı zamanda Avrupa’nın da ABD’ninkine benzer yeteneklerle donatılması gerektiği belirtiyorlar.
İki nükleer güç olan Fransa ve Birleşik Krallık ile Almanya’nın yakın işbirliği, kabiliyetleri genişletmek ve bunları kendi özel koruyucu şemsiyelerine entegre etmek için en iyi seçenek olarak görünüyor.
Diğer Avrupa ülkelerinin de buna katılması gerektiğine işaret eden DGAP belgesi, arzu edilen nükleer silah anlaşmasını bir ‘özgürlük savunucuları koalisyonu’ olarak tanımlıyor.
Rakip olarak ABD
DGAP Başkanı Enders faz’a verdiği aynı röportajda daha da ileri giderek, Amerikan sistemlerinden “mümkün olduğunca çok ve hızlı bir şekilde bağımsız olmanın” zorunlu olduğunu savunmuştu.
Örneğin Enders, Fransız-İtalyan SAMP/T hava savunma sisteminin ABD’nin Patriot füzelerine eşit bir alternatif sunduğunu ileri sürüyor.
Alman hükümetinin Avrupa hava savunma girişimi ESSI (Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi) için SAMP/T sistemi yerine Patriot’u tercih etme kararı, Fransa ve İtalya’nın 2022 yılına kadar ESSI’ye katılmamasına neden olmuştu.
Enders, “Bu Amerikan yönetiminin artık bir muarız haline geldiği gerçeğini görmezden gelemeyiz,” dedi.
Avrupa
Avrupa’da sıcak dalgası binlerce can kaybına yol açtı

Avrupa genelinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki aşırı sıcak dalgası esnasında 10 bin 650 fazla ölüm kaydedildi. Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu can kayıplarının 9 binden fazlası 65 yaş üstü kişilerden oluşuyor. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar nehirlerdeki su seviyelerini düşürerek enerji üretimi ile nehir taşımacılığını da sekteye uğratıyor.
Avrupa ülkelerinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki rekor sıcaklıkların yaşandığı haftada, 10 bin 650 fazla ölüm vakası kaydedildi.
Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu ölümlerin 9 binden fazlası 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor.
Reuters haber ajansının aktardığı veriler, 27 Avrupa ülkesindeki genel ölüm oranlarını analiz eden EuroMOMO tarafından paylaşıldı.
EuroMOMO çalışmalarını koordine eden Danimarka Devlet Serum Enstitüsü Başhekimi Lasse Vestergaard, mevcut durumu emsalsiz olarak nitelendirdi.
Vestergaard, “Yılın bu zamanında bu düzeyde bir fazla ölüm oranı olağan dışı bir durumdur. Bu oran çok yüksek” dedi.
Vestergaard, ölüm oranlarındaki bu ani yükselişin ekstrem sıcaklıklar dışında hiçbir gerekçeyle açıklanamayacağını ifade etti.
Sıcak dalgasından önceki sekiz haftalık süreçte Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık’taki haftalık ölüm oranları, normal seviyenin ortalama 500 vaka altında seyrediyordu.
EuroMOMO verileri, Belçika’da fazla ölüm oranının 2000 yılından bu yana kayıtların tutulduğu dönemdeki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.
Fransa’da haziran ayı, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en sıcak ikinci haziran ayı olarak kayıtlara geçti. Fransa Halk Sağlığı Kurumu (Santé publique France) tarafından yapılan ön değerlendirmelere göre, ülkede 24 Haziran’da başlayan sıcak dalgası ilk birkaç günde binin üzerinde ek can kaybına yol açmış olabilir.
Aşırı sıcaklardan özellikle Paris metropolü ile Pays de la Loire bölgesi etkilendi.
Fransa’da Loire Nehri’nin bazı bölümleri kuruma noktasına geldi. Ülke genelindeki 96 departmanın 94’ünde kuraklık nedeniyle uyarılar veya kısıtlamalar yürürlükte yer alıyor.
Birçok bölgede sakinlerin bahçe sulaması, havuz doldurması ve araç yıkaması yasaklandı.
Bloomberg’ün değerlendirmesine göre kuraklık, Fransa’nın bazı bölgelerinde tarımsal rekoltede üçte bire varan kayıplara yol açtı.
Ekstrem sıcaklıklar can kayıplarının yanı sıra Avrupa’nın enerji ve taşımacılık altyapısını da olumsuz etkiliyor. Fransa’da enerji şirketi EDF, nehir sularının nükleer santrallerin güvenli şekilde soğutulması için fazla ısınması sebebiyle üç nükleer reaktörü durdurmak ve diğer bazılarının kapasitesini düşürmek zorunda kaldı.
Almanya’da ise Ren Nehri’nin su seviyesi temmuz ayında normalde sonbahar başında görülen seviyelere geriledi. Bu durum yük gemilerinin kapasitelerinin ancak üçte biriyle yüklenebilmesine neden oluyor.
Alman İç Su Yolları Taşımacılığı Kooperatifi (DTG) Yönetim Kurulu Üyesi Roberto Spranzi de DW’ye yaptığı açıklamada Ren Nehri’ndeki su seviyesinin ciddi şekilde düştüğünü doğruladı.
Spranzi, durumun ilerleyen süreçte daha da kötüleşebileceğini ifade etti. Spranzi, Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede ise “45 yıllık çalışma hayatımda su seviyesinin bu kadar erken bir dönemde bu kadar düştüğünü hiç görmedim” dedi.
Avrupa
AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya kongresinde kaos

AfD Kuzey Ren-Vestfalya kongresi, eyalet seçimleri liste belirleme sürecindeki darp ve tehdit suçlamaları nedeniyle kaosa sahne oldu. Marl kentindeki toplantıda, aşırı sağcı milletvekili Matthias Helferich ile parti içi rakipleri karşılıklı olarak yargıya başvurdu. Delegelere baskı uygulandığı iddiaları, partinin Federal Meclis grubu ve eyalet teşkilatı düzeyinde derin çatlaklar olduğunu ortaya koydu.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Kuzey Ren-Vestfalya eyalet kongresi pazar günü kaotik biçimde sona erdi.
Kongrede gelecek yıl düzenlenecek eyalet seçimleri için aday listesinin 22. sırasının belirlenmesi esnasında, aşırı sağcı Federal Meclis Milletvekili Matthias Helferich’in kampına mensup delegeler, 100’den fazla aday önerdi.
Bu adımın, Marl kentindeki liste oylamasını bloke ederek sonraki sıralar için pazarlık yapılması amacıyla atıldığı bildirildi.
Aday belirleme sürecinde daha önce, parti içi ılımlı kanadı temsil eden Eyalet Eş Başkanı ve liste başı adayı Martin Vincentz’ın destekçileri üstünlük sağladı.
Helferich’e yakınlığıyla bilinen Zacharias Schalley’nin Vincentz kanadından bir adaya karşı kaybetmesi, partinin radikal kanadında büyük rahatsızlığa yol açtı.
Helferich destekçilerinin delegelerin yaklaşık yüzde 40’ını temsil etmesi sebebiyle, yeni kurulacak eyalet meclisi grubunda güçlü bir temsil hakkı talep ettiği kaydedildi.
Milletvekili Matthias Helferich, kongre sırasında Vincentz kampından Federal Meclis Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’nun kendisine fiziki saldırı uyguladığını iddia etti. Pazar günü WELT gazetesine konuşan 37 yaşındaki Helferich, olayı şu sözlerle aktardı:
“Meyer-Soltau benim oturduğum sıradan geçiyordu. Başka bir üyeyle tartışıyordu. Geriye döndüğünde, sandalyemde oturduğum sırada beni omuzlayarak ‘Kapa çeneni, seni aptal!’ diye bağırdı.”
Helferich ayrıca şunları kaydetti:
“Beni sandalyeden düşürmek isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak öfkeyle bana hakaret ettiği için bunun kasıtlı bir saldırı olma ihtimalini dışlamıyorum.”
Helferich’in pazartesi günü suç duyurusu yaptığı, Federal Yönetim Kuruluna ve eyalet yönetimine gönderdiği e-posta yazışmalarında ortaya çıktı.
“Meyer-Soltau kasıtlı ya da ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdeme çarptı”
Helferich’in sunduğu suç duyurusu dilekçesinde, “Meyer-Soltau kasıtlı veya ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdemin üst kısmına sert şekilde çarptı; düşmekten ancak masa kenarına tutunarak kurtulabildim” ifadeleri yer aldı. Dilekçede iki tanık ismi de belirtildi.
Helferich, parti yönetimine gönderdiği yazıda ise şu ifadeleri kullandı:
“Eyalet seçim kurultayında seçim hukuku açısından önem taşıyan çok sayıda benzer olay yaşandığından, parti düzenini koruma görevinin Federal Yönetim Kuruluna düştüğüne inanıyorum.”
Kendisi de Helferich gibi avukat olan 61 yaşındaki Meyer-Soltau suçlamaları reddetti. Pazar günü WELT’e açıklama yapan milletvekili, “Yöneltilen suçlamayı reddediyorum” dedi.
Meyer-Soltau, Helferich’in kendisini güçlü bir rakip olarak gördüğünü, çünkü daha önce partinin Federal Tahkim Mahkemesinde görülen Helferich’i ihraç davasında eyalet yönetiminin müzakereciliğini üstlendiğini belirtti. Söz konusu parti mahkemesi, yakın zamanda ihraç talebini reddetmişti.
Meyer-Soltau, “Bu durumun aramızdaki ilişkiyi olumlu etkilemediği açık” dedi. “Sayın Helferich, ağır bir yenilgi aldığı aday belirleme toplantısının ardından belli ki başka yollarla tatmin arayışına girdi. Konuyu avukatıma devredeceğim ve adli mercilere başvuracağım.”
Meyer-Soltau’nun avukatı tarafından Helferich’e gönderilen ve basına yansıyan yazıda, “Müvekkilim size hiçbir zaman hakaret etmemiş ve fiziki saldırı uygulamamıştır” denildi.
Yazıda Helferich’ten bu iddiayı tekrarlamaktan vazgeçmesi ve cezai şart içeren bir taahhütname imzalaması talep edildi.
Ayrıca Meyer-Soltau’nun avukatı, iftira suçlamasıyla Dortmund Başsavcılığına suç duyurusu yaptı.
Savcılığa sunulan dilekçede, “Fiziki saldırı suçlaması son derece onur kırıcı olup müvekkilimin kamuoyundaki itibarını kalıcı olarak zedelemeye ve kendisini sosyal olarak itibarsızlaştırmaya elverişlidir” ifadelerine yer verildi.
Kongrede delegelere şantaj yapıldığı iddiaları öne sürüldü
Marl’daki eyalet kongresinde delegelere yönelik tehdit iddiaları da gündeme geldi. Helferich, aday listesinin 13. sırası için Vincentz’ın yakın çalışma arkadaşı Klaus Esser’e karşı yarıştı.
İlk turda seçilmesi için sadece bir oya ihtiyaç duyan Esser, ancak ikinci tur oylamada çoğunluğu sağlayabildi.
Sonuçların açıklanmasının ardından kürsüye çıkan bir delege, Vincentz kampından bir eyalet yönetim kurulu üyesinin ikinci tur öncesinde Wuppertal ilçe teşkilatı sıralarına giderek, Esser için gereken oyun çıkmaması halinde Wuppertalli bir eyalet milletvekilinin gruptan ihraç edileceği tehdidini savurduğunu öne sürdü.
Delege, bu konuda suç duyurusu yapılacağını bildirdi.
AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel’ın sözcüsü, konuya ilişkin “The Pioneer” yayın organına yaptığı açıklamada, “Weidel bu durumu onaylamıyor. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekir” dedi.
Kongre süresince salondaki mikrofonlardan başka tehdit iddiaları da dile getirildi. Bir delege, adaylardan birinin bir ilçe belediye meclisi üyesi ve ilçe başkanı tarafından tehdit edildiğini savundu.
Delegelerden biri, “Kendisine adaylıktan çekilmemesi durumunda bu partide geleceğinin kalmayacağı söylendi. Bunu doğrulayacak çok sayıda tanık var” iddiasını paylaştı.
Başka bir delege ise genç bir kadının, bir ilçe başkanı tarafından “bu oyuna alet olup şantaja boyun eğip eğmeyeceği” sorularıyla baskı altına alındığını ve durumun kendisi için “ilçe teşkilatında sonuçları olacağı” şeklinde tehdit edildiğini aktardı.
Düsseldorf AfD Başkan Yardımcısı ve Helferich’e yakın bir isim olan Marco Vogt ise adaylık konuşmasında, liste kargaşasına katılan genç üyelerin salondaki işverenleri tarafından tehdit edildiğini söyledi.
Würselen Belediye Meclis Üyesi olan bir diğer aday da Aachen bölgesinden bir ilçe yöneticisinin, adaylıktan çekilmemesi halinde kendi teşkilatında çok sayıda düşman edineceğini söyleyerek kendisine yönelik örtülü tehdit savurduğunu belirtti.
Adaylardan Leon Biallawons ise doğrudan Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’yu hedef alarak, “Sana açıkça söylüyorum sevgili Knuth, senin tarafından tehdit edilmeme izin vermeyeceğim. Çünkü sevgili Knuth, bu partide kimin başarılı olacağına sen değil taban karar verecek ve taban uzun vadede kendi iradesini kabul ettirecek” dedi.
Meyer-Soltau ise bu iddialar karşısında yorum yapmaktan kaçınarak, “Bu tür asılsız iddialara dair açıklama yapmak istemiyorum” değerlendirmesini yaptı.
Pazar günkü kongrede süreci yavaşlatmak için başka yöntemlere de başvuruldu. Bir delege, “dışarıda dondurma arabası olduğu” gerekçesiyle kongreye 30 dakika ara verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.
Toplantı yöneticisi Julian Flak’ın bir delegeye, “O bahçe mobilyalarını hemen dışarı çıkarın!” diye seslendiği duyuldu.
Cumartesi günü Vincentz’a yakın bir sohbet grubunda paylaşılan mesajda, “kendini vatansever ilan eden grubun” kongreyi tamamen kilitlemekle tehdit ettiği belirtilmişti.
Helferich liderliğindeki çekirdek kadronun, pazarlık masasına oturmaya zorlamak amacıyla kongre akışını kasten engellemeyi planladığı öne sürüldü.
Chat grubunda Alice Weidel’a yıpratma suçlaması yöneltildi
Pazar günü aynı sohbet grubunda, sabotaj eyleminin Federal Başkan Yardımcısı Sven Tritschler ve Helferich tarafından koordine edildiği yazıldı.
Mesajda, Tritschler’in bu adımı “patronu Alice Merkel” ile görüştüğüne dair ifadeler yer alırken, AfD lideri Alice Weidel kastedilerek “Bu net bir yıpratma operasyonudur. Bir Alice Merkel’e boyun eğmeyeceğiz” denildi.
Pazartesi gecesi itibarıyla 22. sıra adaylığı için oy pusulasında 81 adayın ismi yer aldı. Adaylıklarını açıklayan bazı isimler konuşmalarından önce geri çekildi. Sonuçların önümüzdeki hafta sonu açıklanması bekleniyor.
Kuzey Ren-Vestfalya AfD teşkilatı, aday belirleme toplantıları için toplam dört hafta sonu ayırdı. Kamuoyu yoklamalarına göre eyalet meclisinde 30 ila 40 sandalye kazanması beklenen partide, listenin üst sıraları için yoğun bir mücadele yürütülüyor.
Helferich’e yakın bir Telegram kanalında pazartesi günü yayımlanan “AfD-NRW Tabanı Kartel Partileşmeye Karşı Direniyor” başlıklı yazıda, yaşananlar bir “kahramanlık eylemi” ve “uyanık, idealist tabanın etkileyici bir tepkisi” olarak nitelendirildi.
Toplu adaylık süreci ise “Carl Schmitt’in partizan teorisi ile AfD tarihinde eşi benzeri görülmemiş demokratik bir kurtuluş hamlesinin birleşimi” olarak tanımlandı.
Yazıda ayrıca, liste başı adayı Vincentz’ın anketlerdeki başarıyı iyi bir seçim sonucuna dönüştürmek istemesi halinde partiyi birleştirmesi, yani Helferich taraftarlarına listede seçilebilecek sıralar vermesi gerektiği savunuldu.
Avrupa
Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.
Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.
Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.
Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.
Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.
Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.
Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.
Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.
Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.
Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.
Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.
Sınırlı hukuki denetim imkanı
Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.
Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.
Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.
Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.
Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.
Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.
Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.
Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.
Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.
Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.
Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.
Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik










