Amerika
Pentagon ve güç ideolojisi: Batı medeniyetini kurtarmak

“İsraf” ve “hantallık”… Silikon Vadisi’ndeki muhteris yeni Pentagon müşterilerinin, geleneksel silah şirketlerine ve ürünlerine yönelttikleri eleştiriler böyle özetlenebilir.
Elbette buna bir de “Nietzsche’ci” diyebileceğimiz bir güç ideolojisi eşlik ediyor. Peter Thiel’in “woke” zihniyetini Hıristiyanlığa benzettiğine daha önce işaret etmiştik. Kurbandan yana olma, merhamet, kitle/köle kültürü… Bunlar Nietzsche’nin Hıristiyanlığa atfettiği olumsuz niteliklerdi ve Silikon Vadisi çetesi, bu antidemokratik/antisosyalist “aristokratik isyancının” söylediklerini neredeyse harfi harfine tekrar ediyor.
Pentagon ve genel olarak savunma sanayii, bu güç ideolojisinin hem bir oyun alanı, hem de gerçeklik testine tabi tutulduğu yer olarak öne çıkıyor. Silikon Vadisi’nin transhümanist filozof-kralları, hem kavga ediyor, hem uzlaşıyor.
Önceki yazıda, savunma sanayiinde inovasyon söz konusu olduğunda Vadi’nin abartılı fütürizmine karşı bir de daha konvansiyonel görüşler bulunduğuna değinmiştik. Donald Trump ve birçok Cumhuriyetçinin bu iki anlayışın arasında bir yerde durduğu anlaşılıyor. İşin garibi, bu orta yol, tuhaf sonuçlara yol açıyor.
Tuhaf sonuçların en çok öne çıkanı, ABD’nin İsrail’den devşirdiği “Demir Kubbe” konsepti. Trump ve bazı Kongre üyeleri, ayrıca etkili MAGA’cılar, ABD’nin kendi Demir Kubbe’sine sahip olması gerektiğine inanıyorlar.
27 Ocak’ta Başkan Trump, Pentagon’un “Anavatan’a yönelik herhangi bir yabancı hava saldırısını caydırmak ve vatandaşlarını ve kritik altyapısını bunlara karşı korumak” için “yeni nesil bir füze savunma kalkanı” inşa edeceğini açıkladı.
Başkan Savunma Bakanlığına ABD’yi “eş, yakın ve haydut düşmanlardan gelebilecek balistik, hipersonik, gelişmiş seyir füzeleri ve diğer yeni nesil hava saldırılarına” karşı savunmak üzere “Amerika için Demir Kubbe” önerisinde bulunmak için 60 günü olduğunu söyledi.
Trump’ın başkanlık emrini, makul bir askeri görevden çok pazarlama aldatmacası olarak görenler mevcut. Nitekim Pentagon, Trump’ın duyurusundan dört gün sonra “Amerika için Demir Kubbe” kararnamesini ele almak üzere “endüstrinin yeteneklerini anlamak” için savunma sanayii şirketlerine bir anket gönderdi.
ABD savunma şirketleri, yapabileceklerini abartmalarıyla da biliniyor. “5’li çete” mensubu ve İsrail’deki Demir Kubbe’nin ortaklarından RTX, memnuniyetini gizlemedi. Şirket CEO’su Chris Calio, Trump’ın emrinden bir gün sonra, “Bugün İsrail’in Demir Kubbe’sinin önemli bir ortağıyız. Bu, Raytheon’un temelini oluşturuyor ve bu konuda en iyiler arasında yer alıyorlar… Bunu bizim için önemli bir fırsat olarak görüyoruz, tam da bizim kaptan köşkümüzde olan bir şey,” diye konuşuyordu.
Demek ki askeri-endüstriyel kompleks bozuluyor, yeniden yapılıyor. Ama biz şimdilik Demir Kubbe fantezisine dönelim: “Amerika için Demir Kubbe”, İsrail’in daha az sayıda, daha yavaş ve daha kısa menzilli roket ve füzeleri savuşturmak için kullandığı çok daha mütevazı Demir Kubbe sistemini örnek alıyor. İsrail’in resmi yüzölçümü 21.937 kilometrekare; Atlantik’ten Pasifik’e, Alaska’dan Meksika sınırına kadar uzanan ABD’ninki ise 9.867.000 kilometrekare!
Ama daha önemlisi, maliyet. Nükleer uzman Joe Cirincione’nin hesaplamalarına göre, başta Pentagon olmak üzere tüm devlet kurumlarında “israf”ın önüne geçmek ve devleti küçültmek için harekete geçen Trump yönetiminin bu askeri proje için yaklaşık 2,5 trilyon dolara ihtiyacı var.
ABD’nin şu anda füze savunması için harcadığı yıllık meblağ yaklaşık 10 milyar dolar.
Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Roger Wicker da, bu kapsamda Pentagon’a 200 milyar dolar ek bütçe ayrılmasını istiyor. Demir Kubbe’nin yanı sıra gemi inşası, denizaltılar ve yeni nesil savaş uçakları gibi alanlardaki kilit yatırımlar da senatör için önemli sayılıyor.
Burada bir gariplik daha bulunuyor. ABD Kongresi’ndeki senatörler ve temsilciler, kendi eyaletlerindeki savunma sanayii tesislerinin üretime devam etmesi için bazen Pentagon’un istemediği ürünlerin bile piyasaya sürülmesine izin verebiliyorlar. 14 Şubat tarihli bir Wall Street Journal makalesi de buna dikkat çekiyor: Geçmişte Pentagon servisleri, finansmanı kendi istedikleri daha yeni programlara kaydırmak amacıyla potansiyel kesinti listeleri ortaya koyuyorlardı. Bölgelerindeki askeri harcamaları tutmak isteyen Kongre üyeleri ise daha sonra bu kesinti önerilerini rutin olarak reddediyorlardı.
WSJ, “Sonuç, 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana sürekli büyüyen bir Pentagon bütçesi oldu,” diye yazıyor.
Elon Musk’ın DOGE’si geldiğinde işler tersine dönebilir mi? Trump yönetiminin, Pentagon’un 850 milyar dolarlık bütçesinin %8’ini, yani yaklaşık 68 milyar dolar, büyük ölçüde bürokratik şişkinlikten yeni silahlara kaydırmak istediği söyleniyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, DOGE’yi memnuniyetle Pentagon’a davet ettiklerini söylüyor ve “Karargâhta ele alınması gereken israflar, fazlalıklar ve personel sayısı var,” diyor.
Demek ki Amerikan savaş kapasitesi daha keskin hale getirilmek isteniyor. Bunun için eski ile yeninin, geleneksel ile hiper-modernin iç içe geçmesi gerekiyor. Forbes şubat ayında şöyle yazıyor: Bir araştırma şirketine göre, havacılık ve savunma alanındaki küresel yapay zeka pazarının bugün yaklaşık 28 milyar dolar iken 2034 yılına kadar 65 milyar dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Bu da %9,91’lik bir yıllık bileşik büyüme oranı anlamına geliyor. Kuzey Amerika tek başına bu pazarın 10,43 milyar dolarını temsil ediyor ve yıllık %10,02 ile daha da hızlı büyüyor.
Ama öncelik Silikon Vadisi çetesinde. Vadi, oynayacağı yeri biliyor: Palantir’in baş teknoloji şefi Shyam Sankar, ABD ile Çin arasındaki rekabeti, “Yapay Zeka silahlanma yarışı” olarak tanımlıyor.
Geleneksel donanım yerine yazılım, insansız hava araçları ve robotlara öncelik vererek askeri tedariki modernize etmeye yönelik bir baskı görme ihtimali artıyor.
Dolayısıyla, Trump yönetimi çelişkili dünyamızın cisimleşmiş hali gibi görünüyor. Musk “israf” diyor, ama Hegseth savunma harcamalarını Biden döneminde son kabul edilen bütçenin (895 milyar dolar) dahi çıkarmaktan söz ediyor. Pentagon’un başına da USAID’e olanların geleceğinden korkanlara, bakanlığının USAID olmadığını söyleyerek garanti veriyor ve ekliyor: “USAID’nin pek çok sorunu var… Önce Amerika ile bağlantısı olmayan küreselci gündemleri takip ediyor. Savunma Bakanlığı böyle değil.”
Demek ki tüm dünyaya yayılan üsleriyle, işgal ve darbe girişimleriyle Pentagon, “küreselci” bir gündemi takip etmiyor.
***
Perry Anderson, New Left Review’un son sayısında “fikirlerin gücü” üzerine yazdığı makalede, “doktrini daha zayıf ve çığırtkanları daha az” olduğu halde, neoliberalizmin dayanak aldığı liberalizmden çok daha güçlü ve yaygın bir ideoloji haline nasıl geldiğini sorduktan sonra, “her marksistin” bildiği bir cevap olduğunu söylüyor:
“Her marksistin aşina olduğu cevap, gelişmiş bir toplumun maddi altyapısının, geri kalan her şeyin dayandığı şey olduğudur; bu olmadan bürokrasi, ordu, meclis, medya, hastane ya da okul, hapishane, yüksek ya da alçak kültür olamaz: her işin yürüyebilmesi için, işleyen bir ekonomiye ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, istenmediği takdirde liberal anayasalardan ya da parlamentolardan, liberal gazetelerden ya da podcast’lerden, liberal sanatlardan ya da inançlardan vazgecilebilirken, işleyen bir iktisadi sistemden vazgeçilemez. Bu, herhangi bir siyasi ya da kültürel düzenin olmazsa olmazıdır.”
İşleyen bir iktisadi sistem, şimdilerde kimileri “askeri Keynesçilik” de diyor(*), büyük veri-yapay zeka-risk sermayesi üçgeninde şekilleniyor. Amerikan “güvenlik devleti”nin ve Pentagon’un yarattığı ucube, Silikon Vadisi, “hakkı olanı” talep ediyor.
Bu tezgahta yer çok ve uzlaşının adresi Pentagon: 7 Mart’ta Bloomberg’in geçtiği bir habere göre, Palantir 178 milyon dolarlık sözleşmesinin bir parçası olarak ABD ordusuna mobil savaş istasyonları teslim etmeye başladı. “İnovatif” Anduril ve “5’li çete” mensubu Northrop Grumman gibi alt yüklenicilerle birlikte geliştirilen ürün, dışarıdan bakıldığında sağlam bir askeri kamyon gibi görünüyor. İçeride ise açılır kapanır masalar, çoklu ekranlar ve sunucularla tamamlanmış bir çalışma alanı hissi veriyor.
Palantir’in Titan isimli (Taktik İstihbarat Hedefleme Erişim Düğümü”nün İngilizce kısaltması) aracını geliştirmesi, ilk kez bir yazılım şirketinin Pentagon’un ana savunma yüklenicisi olarak çalışması anlamına geliyor.
Risk sermayedarları destekli yeni şirketlerin savunma sektörüne girmesiyle birlikte, yapay zekanın militarize edilmesi ve Pentagon’un Çin’le “Büyük Güç Rekabeti” için var olan hevesinin hızlandırılması gibi “ayrıcalıkları” da ortaya çıkıyor. Risk sermayesi, Büyük Teknoloji ve özel sermaye arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, bu birlikteliğin yakın zamanda bazı geleneksel Pentagon yüklenicilerini satın almaya başlayabileceğine bile işaret ediyor.
Sen Jose Devlet Üniversitesinden Roberto J. González, Büyük Teknoloji’nin ezici mali gücü göz önüne alındığında, Microsoft ve Amazon gibi şirketlerin “geleneksel” askeri-endüstriyel kompleksin parçalarını satın almaya başlaması ve Northrop Grumman ve RTX gibi “geleneksel” firmaların gelecek vaat eden savunma teknolojisi girişimlerini satın almaya başlamasının daha olası bir senaryo olduğunu düşünüyor.
Örneğin Pentagon’un seçkin “emektarları”, Red Cell Partners ve Shield Capital gibi girişim sermayesi şirketlerini tercih ediyor. Özel sermaye devi KKR’nin ortaklarından biri de eski CIA şefi David Petraeus.
Pentagon, “Stratejik Sermaye Ofisi” adında bir bölümü de sessiz sedasız açtı. Bu ofis, kamu fonlarını savunma sanayii tabanının “kârlı olmayan” yönlerine yatırmak ve Pentagon’un çok önemli “ulusal güvenlik” uygulamalarına sahip olduğunu düşündüğü teknolojilerin geliştirilmesini hızlandırmak için var gibi görünüyor.
Pentagon’un araştırma bütçesini artırmasıyla birlikte, sadece 2021 ve 2023 yılları arasında risk sermayesinin savunma firmalarına 100 milyar dolar civarında fon sağladığı hesaplanıyor. González, “Günümüzün teknoloji devlerinin neredeyse tamamı savunma sanayinden bir DNA taşıyor ve Pentagon ile uzun bir işbirliği geçmişine sahipler,” diyor. González’in araştırmasının başlığı: “Büyük Teknoloji ve Silikon Vadisi Askeri-Endüstriyel Kompleksi Nasıl Dönüştürüyor?” Tablo tamamlanıyor.
***
Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki sözümona “kültür savaşları”nın en silik olduğu yerin de savaş sanayii olduğu anlaşılıyor.
Trump’ın ve Hegseth’in ordudaki “trans ideolojisini” tersine çevirmeye yönelik hamleler yaptığını reddetmiyorum. Ama bunun, yani Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki sözde “kültür savaşının” Amerikan ulusal çıkarlarını baltaladığına ilişkin anlatının tamamen palavra olduğunun altını çizmek istiyorum.
“Kültür farklılıkları”, California-Silikon Vadisi şirketleri ile ordu arasındaki ortaklıkları hiç engellemiyor. González hatırlatıyor: NSA’in en uzun süre görev yapan direktörü olan Keith Alexander, Amazon’un yönetim kurulu üyesi. Google’ın eski yöneticilerinden Eric Schmidt, hâlâ LinkedIn’den Reid Hoffman’ın da üyesi olduğu Pentagon’un Savunma İnovasyon Kurulu’nun kurucu başkanıydı.
González’e göre var olan “kültürel bölünme” bu şirketler ile Pentagon arasında değil, bu şirketlerdeki çalışanlar ile Pentagon arasında; bu çalışanlar, yaptıkları iş “terörle mücadele” görevlerinde insansız hava araçları tarafından derlenen video görüntülerini tarayan veri eleme yazılımı gibi şeylere katkıda bulunduğunda ahlaki tehlike yaşarlar: “Ben buna kültürel bir bölünme demezdim. Ben buna sınıf savaşının, ironik hale getirecek kadar gerçek bir mekanda tezahürü derdim.”
***
Güç ideolojisi ve “Nietzsche’ci yıkım projesi” uzlaşmanın zeminini oluşturuyor. Somut çıktıları ise Batı medeniyetini korumak, Amerika’nın küresel hegemonyasını garanti altına almak ve Çin’e karşı bir haçlı seferini örgütlemek.
Yine González yazıyor. Biraz uzun ama alıntalamaya değer:
“[Bu üstyapı] birkaç unsurdan oluşuyor: yapay zekanın etkinliği hakkında görkemli iddialarda bulunan bir yapay zeka yutturmaca makinesi; Çin’in askeri ve teknolojik yeteneklerinin abartılması; Amerika’nın tek başına dünyanın demokratik toplumlarını koruma yeteneğine (ve görevine) sahip olduğu fikri; ve ABD hakimiyetini korumanın en iyi yolunun, şirketlerin ihtiyaçlarına öncelik veren büyük ölçüde düzenlenmemiş bir serbest piyasadan geçtiğine dair sarsılmaz bir inanç. Askeri yapay zekaya olan talebin artmasında rol oynayan bu bakış açıları, teknoloji yöneticileri, risk sermayedarları, düşünce kuruluşu analistleri, akademik araştırmacılar, gazeteciler ve Pentagon liderlerinden oluşan birbirine bağlı bir şebeke tarafından yayılıyor. Birkaç yıl içinde bu grup, medya ortamını korkutucu bir senaryo ile doyurdu: Amerika’nın, ‘Yapay Zeka silahlanma yarışında’ Çin’i geride bırakamazsa küresel jeopolitik ve iktisadi üstünlük için destansı bir mücadeleyi kaybetmenin eşiğinde olduğunu iddia ediyorlar. Bu cazip fikir Soğuk Savaş anlatılarını anımsatıyor ve ABD’nin teknoloji sektöründeki askeri harcamalarını meşrulaştırmaya ve hızlandırmaya hizmet ediyor.”
Anderson’ın “işleyen bir iktisadi sistem” ve onun üst yapısına ilişkin tespitini hatırlatalım. Amerikan askeri harcamaları, yapay zeka yatırımları ve vampir risk sermayesi(**) ile desteklenen bir “serbest piyasa” mekanizması bu; sosyal Darwinizm per se de diyebiliriz.
(*) Elbette, Keynesçiliğin tarihte yalnızca askeri yoldan, yani 2. Dünya Savaşı ile, mümkün hale geldiği de iddia edilebilir.
(**) González araştırmasına şu noktaya dikkat çekiyor: “Doğaları gereği, VC [risk sermayesi] firmaları bir ürünü hızlı bir şekilde pazara sunarak ve ardından girişimi satıp veya halka açıp ‘nakde çevirerek’ yatırımdan hızlı geri dönüşler elde etmeye çalışırlar. Bu da VC tarafından finanse edilen savunma teknolojisi şirketlerinin hızlı bir şekilde prototip üretme ve ardından yeterli testler yapılmadan üretime geçme baskısı altında oldukları anlamına geliyor. VC firmaları ‘Pentagon yetkililerine yeni savaş yöntemleri satmakla’, bu yaklaşım stratejik bir çerçeveye uyduğu için değil, kendi iş modelleriyle uyumlu olduğu için ilgilenmektedir.”
Amerika
Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.
ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.
Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.
Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.
Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.
Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.
Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.
Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.
ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.
Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.
The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.
Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.
Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









