Bizi Takip Edin

Amerika

Pentagon ve güç ideolojisi: Batı medeniyetini kurtarmak

Yayınlanma

“İsraf” ve “hantallık”… Silikon Vadisi’ndeki muhteris yeni Pentagon müşterilerinin, geleneksel silah şirketlerine ve ürünlerine yönelttikleri eleştiriler böyle özetlenebilir.

Elbette buna bir de “Nietzsche’ci” diyebileceğimiz bir güç ideolojisi eşlik ediyor. Peter Thiel’in “woke” zihniyetini Hıristiyanlığa benzettiğine daha önce işaret etmiştik. Kurbandan yana olma, merhamet, kitle/köle kültürü… Bunlar Nietzsche’nin Hıristiyanlığa atfettiği olumsuz niteliklerdi ve Silikon Vadisi çetesi, bu antidemokratik/antisosyalist “aristokratik isyancının” söylediklerini neredeyse harfi harfine tekrar ediyor.

Pentagon ve genel olarak savunma sanayii, bu güç ideolojisinin hem bir oyun alanı, hem de gerçeklik testine tabi tutulduğu yer olarak öne çıkıyor. Silikon Vadisi’nin transhümanist filozof-kralları, hem kavga ediyor, hem uzlaşıyor.

Önceki yazıda, savunma sanayiinde inovasyon söz konusu olduğunda Vadi’nin abartılı fütürizmine karşı bir de daha konvansiyonel görüşler bulunduğuna değinmiştik. Donald Trump ve birçok Cumhuriyetçinin bu iki anlayışın arasında bir yerde durduğu anlaşılıyor. İşin garibi, bu orta yol, tuhaf sonuçlara yol açıyor.

Tuhaf sonuçların en çok öne çıkanı, ABD’nin İsrail’den devşirdiği “Demir Kubbe” konsepti. Trump ve bazı Kongre üyeleri, ayrıca etkili MAGA’cılar, ABD’nin kendi Demir Kubbe’sine sahip olması gerektiğine inanıyorlar.

27 Ocak’ta Başkan Trump, Pentagon’un “Anavatan’a yönelik herhangi bir yabancı hava saldırısını caydırmak ve vatandaşlarını ve kritik altyapısını bunlara karşı korumak” için “yeni nesil bir füze savunma kalkanı” inşa edeceğini açıkladı.

Başkan Savunma Bakanlığına ABD’yi “eş, yakın ve haydut düşmanlardan gelebilecek balistik, hipersonik, gelişmiş seyir füzeleri ve diğer yeni nesil hava saldırılarına” karşı savunmak üzere “Amerika için Demir Kubbe” önerisinde bulunmak için 60 günü olduğunu söyledi.

Trump’ın başkanlık emrini, makul bir askeri görevden çok pazarlama aldatmacası olarak görenler mevcut. Nitekim Pentagon, Trump’ın duyurusundan dört gün sonra “Amerika için Demir Kubbe” kararnamesini ele almak üzere “endüstrinin yeteneklerini anlamak” için savunma sanayii şirketlerine bir anket gönderdi.

ABD savunma şirketleri, yapabileceklerini abartmalarıyla da biliniyor. “5’li çete” mensubu ve İsrail’deki Demir Kubbe’nin ortaklarından RTX, memnuniyetini gizlemedi. Şirket CEO’su Chris Calio, Trump’ın emrinden bir gün sonra, “Bugün İsrail’in Demir Kubbe’sinin önemli bir ortağıyız. Bu, Raytheon’un temelini oluşturuyor ve bu konuda en iyiler arasında yer alıyorlar… Bunu bizim için önemli bir fırsat olarak görüyoruz, tam da bizim kaptan köşkümüzde olan bir şey,” diye konuşuyordu.

Demek ki askeri-endüstriyel kompleks bozuluyor, yeniden yapılıyor. Ama biz şimdilik Demir Kubbe fantezisine dönelim: “Amerika için Demir Kubbe”, İsrail’in daha az sayıda, daha yavaş ve daha kısa menzilli roket ve füzeleri savuşturmak için kullandığı çok daha mütevazı Demir Kubbe sistemini örnek alıyor. İsrail’in resmi yüzölçümü 21.937 kilometrekare; Atlantik’ten Pasifik’e, Alaska’dan Meksika sınırına kadar uzanan ABD’ninki ise 9.867.000 kilometrekare!

Ama daha önemlisi, maliyet. Nükleer uzman Joe Cirincione’nin hesaplamalarına göre, başta Pentagon olmak üzere tüm devlet kurumlarında “israf”ın önüne geçmek ve devleti küçültmek için harekete geçen Trump yönetiminin bu askeri proje için yaklaşık 2,5 trilyon dolara ihtiyacı var.

ABD’nin şu anda füze savunması için harcadığı yıllık meblağ yaklaşık 10 milyar dolar.

Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Roger Wicker da, bu kapsamda Pentagon’a 200 milyar dolar ek bütçe ayrılmasını istiyor. Demir Kubbe’nin yanı sıra gemi inşası, denizaltılar ve yeni nesil savaş uçakları gibi alanlardaki kilit yatırımlar da senatör için önemli sayılıyor.

Burada bir gariplik daha bulunuyor. ABD Kongresi’ndeki senatörler ve temsilciler, kendi eyaletlerindeki savunma sanayii tesislerinin üretime devam etmesi için bazen Pentagon’un istemediği ürünlerin bile piyasaya sürülmesine izin verebiliyorlar. 14 Şubat tarihli bir Wall Street Journal makalesi de buna dikkat çekiyor: Geçmişte Pentagon servisleri, finansmanı kendi istedikleri daha yeni programlara kaydırmak amacıyla potansiyel kesinti listeleri ortaya koyuyorlardı. Bölgelerindeki askeri harcamaları tutmak isteyen Kongre üyeleri ise daha sonra bu kesinti önerilerini rutin olarak reddediyorlardı.

WSJ, “Sonuç, 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana sürekli büyüyen bir Pentagon bütçesi oldu,” diye yazıyor.

Elon Musk’ın DOGE’si geldiğinde işler tersine dönebilir mi? Trump yönetiminin, Pentagon’un 850 milyar dolarlık bütçesinin %8’ini, yani yaklaşık 68 milyar dolar, büyük ölçüde bürokratik şişkinlikten yeni silahlara kaydırmak istediği söyleniyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, DOGE’yi memnuniyetle Pentagon’a davet ettiklerini söylüyor ve “Karargâhta ele alınması gereken israflar, fazlalıklar ve personel sayısı var,” diyor.

Demek ki Amerikan savaş kapasitesi daha keskin hale getirilmek isteniyor. Bunun için eski ile yeninin, geleneksel ile hiper-modernin iç içe geçmesi gerekiyor. Forbes şubat ayında şöyle yazıyor: Bir araştırma şirketine göre, havacılık ve savunma alanındaki küresel yapay zeka pazarının bugün yaklaşık 28 milyar dolar iken 2034 yılına kadar 65 milyar dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Bu da %9,91’lik bir yıllık bileşik büyüme oranı anlamına geliyor. Kuzey Amerika tek başına bu pazarın 10,43 milyar dolarını temsil ediyor ve yıllık %10,02 ile daha da hızlı büyüyor.

Ama öncelik Silikon Vadisi çetesinde. Vadi, oynayacağı yeri biliyor: Palantir’in baş teknoloji şefi Shyam Sankar, ABD ile Çin arasındaki rekabeti, “Yapay Zeka silahlanma yarışı” olarak tanımlıyor.

Geleneksel donanım yerine yazılım, insansız hava araçları ve robotlara öncelik vererek askeri tedariki modernize etmeye yönelik bir baskı görme ihtimali artıyor.

Dolayısıyla, Trump yönetimi çelişkili dünyamızın cisimleşmiş hali gibi görünüyor. Musk “israf” diyor, ama Hegseth savunma harcamalarını Biden döneminde son kabul edilen bütçenin (895 milyar dolar) dahi çıkarmaktan söz ediyor. Pentagon’un başına da USAID’e olanların geleceğinden korkanlara, bakanlığının USAID olmadığını söyleyerek garanti veriyor ve ekliyor: “USAID’nin pek çok sorunu var… Önce Amerika ile bağlantısı olmayan küreselci gündemleri takip ediyor. Savunma Bakanlığı böyle değil.”

Demek ki tüm dünyaya yayılan üsleriyle, işgal ve darbe girişimleriyle Pentagon, “küreselci” bir gündemi takip etmiyor.

***

Perry Anderson, New Left Review’un son sayısında “fikirlerin gücü” üzerine yazdığı makalede, “doktrini daha zayıf ve çığırtkanları daha az” olduğu halde, neoliberalizmin dayanak aldığı liberalizmden çok daha güçlü ve yaygın bir ideoloji haline nasıl geldiğini sorduktan sonra, “her marksistin” bildiği bir cevap olduğunu söylüyor:

“Her marksistin aşina olduğu cevap, gelişmiş bir toplumun maddi altyapısının, geri kalan her şeyin dayandığı şey olduğudur; bu olmadan bürokrasi, ordu, meclis, medya, hastane ya da okul, hapishane, yüksek ya da alçak kültür olamaz: her işin yürüyebilmesi için, işleyen bir ekonomiye ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, istenmediği takdirde liberal anayasalardan ya da parlamentolardan, liberal gazetelerden ya da podcast’lerden, liberal sanatlardan ya da inançlardan vazgecilebilirken, işleyen bir iktisadi sistemden vazgeçilemez. Bu, herhangi bir siyasi ya da kültürel düzenin olmazsa olmazıdır.”

İşleyen bir iktisadi sistem, şimdilerde kimileri “askeri Keynesçilik” de diyor(*), büyük veri-yapay zeka-risk sermayesi üçgeninde şekilleniyor. Amerikan “güvenlik devleti”nin ve Pentagon’un yarattığı ucube, Silikon Vadisi, “hakkı olanı” talep ediyor.

Bu tezgahta yer çok ve uzlaşının adresi Pentagon: 7 Mart’ta Bloomberg’in geçtiği bir habere göre, Palantir 178 milyon dolarlık sözleşmesinin bir parçası olarak ABD ordusuna mobil savaş istasyonları teslim etmeye başladı. “İnovatif” Anduril ve “5’li çete” mensubu Northrop Grumman gibi alt yüklenicilerle birlikte geliştirilen ürün, dışarıdan bakıldığında sağlam bir askeri kamyon gibi görünüyor. İçeride ise açılır kapanır masalar, çoklu ekranlar ve sunucularla tamamlanmış bir çalışma alanı hissi veriyor.

Palantir’in Titan isimli (Taktik İstihbarat Hedefleme Erişim Düğümü”nün İngilizce kısaltması) aracını geliştirmesi, ilk kez bir yazılım şirketinin Pentagon’un ana savunma yüklenicisi olarak çalışması anlamına geliyor.

Risk sermayedarları destekli yeni şirketlerin savunma sektörüne girmesiyle birlikte, yapay zekanın militarize edilmesi ve Pentagon’un Çin’le “Büyük Güç Rekabeti” için var olan hevesinin hızlandırılması gibi “ayrıcalıkları” da ortaya çıkıyor. Risk sermayesi, Büyük Teknoloji ve özel sermaye arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, bu birlikteliğin yakın zamanda bazı geleneksel Pentagon yüklenicilerini satın almaya başlayabileceğine bile işaret ediyor.

Sen Jose Devlet Üniversitesinden Roberto J. González, Büyük Teknoloji’nin ezici mali gücü göz önüne alındığında, Microsoft ve Amazon gibi şirketlerin “geleneksel” askeri-endüstriyel kompleksin parçalarını satın almaya başlaması ve Northrop Grumman ve RTX gibi “geleneksel” firmaların gelecek vaat eden savunma teknolojisi girişimlerini satın almaya başlamasının daha olası bir senaryo olduğunu düşünüyor. 

Örneğin Pentagon’un seçkin “emektarları”, Red Cell Partners ve Shield Capital gibi girişim sermayesi şirketlerini tercih ediyor. Özel sermaye devi KKR’nin ortaklarından biri de eski CIA şefi David Petraeus.

Pentagon, “Stratejik Sermaye Ofisi” adında bir bölümü de sessiz sedasız açtı. Bu ofis, kamu fonlarını savunma sanayii tabanının “kârlı olmayan” yönlerine yatırmak ve Pentagon’un çok önemli “ulusal güvenlik” uygulamalarına sahip olduğunu düşündüğü teknolojilerin geliştirilmesini hızlandırmak için var gibi görünüyor.

Pentagon’un araştırma bütçesini artırmasıyla birlikte, sadece 2021 ve 2023 yılları arasında risk sermayesinin savunma firmalarına 100 milyar dolar civarında fon sağladığı hesaplanıyor. González, “Günümüzün teknoloji devlerinin neredeyse tamamı savunma sanayinden bir DNA taşıyor ve Pentagon ile uzun bir işbirliği geçmişine sahipler,” diyor. González’in araştırmasının başlığı: “Büyük Teknoloji ve Silikon Vadisi Askeri-Endüstriyel Kompleksi Nasıl Dönüştürüyor?” Tablo tamamlanıyor.

***

Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki sözümona “kültür savaşları”nın en silik olduğu yerin de savaş sanayii olduğu anlaşılıyor.

Trump’ın ve Hegseth’in ordudaki “trans ideolojisini” tersine çevirmeye yönelik hamleler yaptığını reddetmiyorum. Ama bunun, yani Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki sözde “kültür savaşının” Amerikan ulusal çıkarlarını baltaladığına ilişkin anlatının tamamen palavra olduğunun altını çizmek istiyorum.

“Kültür farklılıkları”, California-Silikon Vadisi şirketleri ile ordu arasındaki ortaklıkları hiç engellemiyor. González hatırlatıyor: NSA’in en uzun süre görev yapan direktörü olan Keith Alexander, Amazon’un yönetim kurulu üyesi. Google’ın eski yöneticilerinden Eric Schmidt, hâlâ LinkedIn’den Reid Hoffman’ın da üyesi olduğu Pentagon’un Savunma İnovasyon Kurulu’nun kurucu başkanıydı.

González’e göre var olan “kültürel bölünme” bu şirketler ile Pentagon arasında değil, bu şirketlerdeki çalışanlar ile Pentagon arasında; bu çalışanlar, yaptıkları iş “terörle mücadele” görevlerinde insansız hava araçları tarafından derlenen video görüntülerini tarayan veri eleme yazılımı gibi şeylere katkıda bulunduğunda ahlaki tehlike yaşarlar: “Ben buna kültürel bir bölünme demezdim. Ben buna sınıf savaşının, ironik hale getirecek kadar gerçek bir mekanda tezahürü derdim.”

***

Güç ideolojisi ve “Nietzsche’ci yıkım projesi” uzlaşmanın zeminini oluşturuyor. Somut çıktıları ise Batı medeniyetini korumak, Amerika’nın küresel hegemonyasını garanti altına almak ve Çin’e karşı bir haçlı seferini örgütlemek.

Yine González yazıyor. Biraz uzun ama alıntalamaya değer:

“[Bu üstyapı] birkaç unsurdan oluşuyor: yapay zekanın etkinliği hakkında görkemli iddialarda bulunan bir yapay zeka yutturmaca makinesi; Çin’in askeri ve teknolojik yeteneklerinin abartılması; Amerika’nın tek başına dünyanın demokratik toplumlarını koruma yeteneğine (ve görevine) sahip olduğu fikri; ve ABD hakimiyetini korumanın en iyi yolunun, şirketlerin ihtiyaçlarına öncelik veren büyük ölçüde düzenlenmemiş bir serbest piyasadan geçtiğine dair sarsılmaz bir inanç. Askeri yapay zekaya olan talebin artmasında rol oynayan bu bakış açıları, teknoloji yöneticileri, risk sermayedarları, düşünce kuruluşu analistleri, akademik araştırmacılar, gazeteciler ve Pentagon liderlerinden oluşan birbirine bağlı bir şebeke tarafından yayılıyor. Birkaç yıl içinde bu grup, medya ortamını korkutucu bir senaryo ile doyurdu: Amerika’nın, ‘Yapay Zeka silahlanma yarışında’ Çin’i geride bırakamazsa küresel jeopolitik ve iktisadi üstünlük için destansı bir mücadeleyi kaybetmenin eşiğinde olduğunu iddia ediyorlar. Bu cazip fikir Soğuk Savaş anlatılarını anımsatıyor ve ABD’nin teknoloji sektöründeki askeri harcamalarını meşrulaştırmaya ve hızlandırmaya hizmet ediyor.”

Anderson’ın “işleyen bir iktisadi sistem” ve onun üst yapısına ilişkin tespitini hatırlatalım. Amerikan askeri harcamaları, yapay zeka yatırımları ve vampir risk sermayesi(**) ile desteklenen bir “serbest piyasa” mekanizması bu; sosyal Darwinizm per se de diyebiliriz.


(*) Elbette, Keynesçiliğin tarihte yalnızca askeri yoldan, yani 2. Dünya Savaşı ile, mümkün hale geldiği de iddia edilebilir.
(**) González araştırmasına şu noktaya dikkat çekiyor: “Doğaları gereği, VC [risk sermayesi] firmaları bir ürünü hızlı bir şekilde pazara sunarak ve ardından girişimi satıp veya halka açıp ‘nakde çevirerek’ yatırımdan hızlı geri dönüşler elde etmeye çalışırlar. Bu da VC tarafından finanse edilen savunma teknolojisi şirketlerinin hızlı bir şekilde prototip üretme ve ardından yeterli testler yapılmadan üretime geçme baskısı altında oldukları anlamına geliyor. VC firmaları ‘Pentagon yetkililerine yeni savaş yöntemleri satmakla’, bu yaklaşım stratejik bir çerçeveye uyduğu için değil, kendi iş modelleriyle uyumlu olduğu için ilgilenmektedir.”

Amerika

SpaceX hisseleri bir günde yüzde 10 değer kaybetti

Yayınlanma

Elon Musk’ın uzay şirketi SpaceX’in hisseleri, şirketin tarihindeki ilk yatırım yapılabilir tahvil ihracını duyurmasının ardından bir günde yüzde 10 değer kaybetti. Şirketin piyasa değeri yaklaşık 225 milyar dolar gerilerken, en az 20 milyar dolarlık tahvil ihracıyla köprü kredinin kapatılması hedefleniyor.

Elon Musk’ın uzay şirketi SpaceX’in hisseleri bir günde yüzde 10 değer kaybederek 166,17 dolara geriledi.

The Wall Street Journal gazetesinin aktardığı gelişmeyle birlikte, şirketin piyasa kapitalizasyonu yaklaşık 225 milyar dolar azaldı.

Bloomberg’in haberine göre SpaceX, 22 Haziran’da tarihindeki ilk yatırım yapılabilir tahvil ihracını duyurdu. Şirketin, mevcut bir köprü krediyi kapatmak amacıyla en az 20 milyar dolar değerinde borç senedi ihraç etmesi bekleniyor.

Sürece yakın bir kaynağın aktardığı bilgilere göre, aralarında Goldman Sachs Group Inc. şirketinin de bulunduğu aracı bankalar, pazartesi günü yatırımcılarla telefon konferansları düzenleyecek. Bu görüşmelerin ardından, vadeleri 5 ila 30 yıl arasında değişen tahvillerin satışının gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

SpaceX’in tahvil ihracına ilişkin hazırladığı ve Bloomberg tarafından incelenen memorandumda şirketin hedefleri şu ifadelerle yer aldı:

“Misyonumuz, evrenin gerçek doğasını anlamak, bilincin ışığını yıldızlara yaymak ve yaşamın birden fazla gezegende var olması için gerekli sistem ve teknolojileri yaratmaktır.”

Haziran ayında gerçekleştirdiği halka arz sürecinde 85 milyar dolardan fazla kaynak yaratan SpaceX’in piyasa değeri, halka arzın ardından 2,9 trilyon doları aşmıştı.

Bu yükselişle bir süreliğine Microsoft ve Amazon’u geride bırakarak dünyanın en değerli ilk dört halka açık şirketi arasına giren SpaceX’in piyasa değeri, o dönem ulaştığı haftalık zirve noktasına göre yaklaşık 550 milyar dolar gerilemiş oldu.

İngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak

Okumaya Devam Et

Amerika

Kolombiya Devlet Başkanı: İsrail seçimlere müdahale etti

Yayınlanma

Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, İsrail’in ulusal seçim kayıt sisteminin yazılımını ele geçirerek seçimlere müdahale ettiğini öne sürdü. Sunucuların IP adreslerinin değiştirildiğine dair kanıt bulunduğunu savunan Petro, oyların tüm sandıklarda yeniden sayılmasını talep etti.

Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, İsrail’in ulusal seçim kayıt sisteminin yazılımını ele geçirerek seçimlere müdahale ettiğini öne sürdü. Petro, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, sunucuların IP adreslerinin değiştirildiğine dair kanıt bulunduğunu ve bunun sisteme dışarıdan müdahale edildiğini gösterdiğini savundu.

Petro, yazılımın güvenlik açığına ilişkin ilk uyarıyı 2018 yılında yaptığını belirtti. Danıştay’ın o dönem aldığı karar uyarınca yazılımın kamuya açık bir sistemle değiştirilmesi gerektiğini hatırlatan Petro, uzman denetimi talep ettiğini ancak seçim kayıt yetkilisinin buna izin vermediğini söyledi.

Kolombiya Devlet Başkanı, “Bugün Ulusal Seçik Kaydı’na ait birkaç sunucunun IP adreslerinin değiştiğine dair kanıtımız var. Bu, yazılımın ele geçirildiği ve sandık verilerini başka birinin kaydettiği anlamına geliyor. Dünyada bunu yapabilecek tek ülke İsrail devletidir” ifadelerini kullandı.

Petro, seçim yazılımına yönelik uzman incelemesi yapılmasını ve tüm sandıklardaki oyların yeniden sayılmasını talep etti.

Halka sükunet ve soğukkanlılık çağrısında bulunan Petro, vatandaşların gerçek iradesini yansıtan titiz ve doğru bir sayım yapılmasını sağlamak gerektiğini vurguladı.

İlk sonuçlara göre Kolombiya’da sağcı aday De la Espriella başkan seçildi

BlackCore soruşturmaları

Seçimlere müdahale iddiaları daha önce İsrailli BlackCore şirketine yöneltilmişti. Reuters’ın Mayıs ayı sonunda bildirdiğine göre Paris Savcılığı, mart ayında yapılan yerel seçimlerde Boyun Eğmeyen Fransa partisinden üç adayın mağdur olduğu müdahale vakasına ilişkin soruşturma başlatmıştı.

Fransa’nın yabancı müdahaleyle mücadele birimi Viginum, söz konusu operasyonun arkasında kendisini “etki, siber teknoloji ve teknoloji alanında elit şirket” olarak tanımlayan İsrailli BlackCore’un bulunduğu sonucuna varmıştı.

Viginum, 12 Haziran’da yaptığı açıklamada BlackCore’un başka ülkelerdeki benzer operasyonlarla da bağlantılı olduğunu bildirdi. Birim, şirketin 2025 yılında İskoçya seçimleri ve New York belediye seçimleri sırasında da faaliyet gösterdiğini, ayrıca Angola ve Togo’da “dijital müdahale” operasyonları yürüttüğünü belirtti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Küresel tahmin piyasaları devasa boyutlar kazandı

Yayınlanma

İnsanların gerçek dünyadaki olayların sonuçları üzerine bahis yapmalarına olanak tanıyan tahmin piyasaları, son birkaç yılda popülaritesinde patlama yaşadı.

Görünüşe göre pek çok kişi, seçimler, Kuala Lumpur’daki hava sıcaklığı ve Elon Musk’ın bir hafta içinde ne sıklıkla tweet atacağı gibi konularda bahis yapmak için can atıyor.

Kalshi, ABD tahmin piyasasının %90’ından fazlasını kontrol ediyor ve yıllık geliri 1,5 milyar doları aşıyor.

Pew Araştırma Merkezi’nin dijital varlık şirketi The Block’tan elde ettiği verileri analizine göre, Kalshi ve diğer büyük oyuncu Polymarket’e bakıldığında, bu iki şirketin toplam küresel işlem hacmi şu şekildeydi: Eylül 2025’te 4,5 milyar dolar; Nisan 2026’da 24 milyar dolar civarında.

Kalshi ve Polymarket’in milyonlarca kullanıcısı var fakat sadece çok küçük bir yüzde büyük kazanç elde ediyor.

Örneğin Wall Street Journal’ın yaptığı bir analizde şunlar ortaya çıktı:

  • Polymarket’in kârının yüzde 67’si, hesapların sadece %0,1’ine gidiyor.
  • Ortalama bir Polymarket kullanıcısı 1 ile 100 dolar arasında para kaybetmiş. En alt %10’luk dilimdeki kullanıcılar ise kişi başına yaklaşık 4.000 dolar zarar etmiş.
  • Şirketin açıklamasına göre, para kazanan her bir Kalshi kullanıcısına karşılık 2,9 kâr etmeyen kullanıcı düşüyor.

Bu kadar yüksek bir hacmi görmezden gelmek zor. Wall Street Journal’a göre, yatırımcıların ilgisi Kalshi’nin değerlemesini aralık ayındaki 11 milyar dolardan yaklaşık altı ay sonra 22 milyar dolara çıkardı.

The Information’a göre ise, 2024 yılında 350 milyon dolar değerinde olduğu bildirilen Polymarket, son zamanlarda 15 milyar dolarlık bir değerlemeyle fon toplamak üzere görüşmeler yapıyordu.

Morning Consult’un bir araştırmasına göre, ortalama tahmin piyasası kullanıcısı genç kesime ağırlık veriyor ve kullanıcıların %71’i erkek. Pew’e göre spor, kripto para ve siyaset en popüler konular.

Yatırım şirketi Bernstein, tahmin piyasasındaki işlem hacminin 2030 yılına kadar yıllık 1 trilyon dolar seviyesine ulaşacağını öngörüyor

Öte yandan tahmin piyasalarında hâlâ “içeriden bilgi ticareti” (inside trading) en önemli kapı olarak görülüyor. 

Örneğin bir ABD Ordusu Özel Kuvvetler askeri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalama planlarına ilişkin gizli bilgilerini kullanarak Polymarket işlemlerinden 400 bin dolar kazandığı iddiasıyla yargılanacak.

Bir Google çalışanı ise, şirketin iç verilerine erişim hakkını kullanarak Google’da en çok aranan terimlere bahis oynadığı iddiasıyla yakın zamanda dolandırıcılık suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.

Kalshi, işverenin videolarıyla ilgili bahisler yaptığı gerekçesiyle bir MrBeast editörüne 20 bin dolar para cezası kesti.

Ne var ki uzmanları ve kamuoyunu şüpheye düşüren şüpheli işlemler her zaman soruşturmaya yol açmıyor.

Örneğin Bloomberg, birbiriyle bağlantılı gibi görünen yeni açılmış birçok Polymarket hesabından yapılan ve zamanlaması dikkat çeken birkaç İran savaşı bahsinin 1 milyon dolar kâr sağladığını bildirdi.

Hem Kalshi hem de Polymarket, içeriden bilgi ticareti yaptıkları gerekçesiyle kullanıcılara para cezası verdi ve hesaplarını dondurdu.

Kalshi ise yakında hassas işlemler yapabilmek için kullanıcıların işveren bilgilerini paylaşmalarını zorunlu kılacak.

Gelgelelim eleştirmenler bunun yeterli olmadığını söylüyor. Bir grup Demokrat senatör, tahmin piyasalarını düzenlemekten sorumlu federal kurum olan Emtia Vadeli İşlemler Komisyonunu (CFTC), izin verilen bahis türlerini sınırlayarak içeriden bilgi ticaretiyle mücadele etmeye çağırdı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English