Amerika
Pentagon ve güç ideolojisi: Batı medeniyetini kurtarmak

“İsraf” ve “hantallık”… Silikon Vadisi’ndeki muhteris yeni Pentagon müşterilerinin, geleneksel silah şirketlerine ve ürünlerine yönelttikleri eleştiriler böyle özetlenebilir.
Elbette buna bir de “Nietzsche’ci” diyebileceğimiz bir güç ideolojisi eşlik ediyor. Peter Thiel’in “woke” zihniyetini Hıristiyanlığa benzettiğine daha önce işaret etmiştik. Kurbandan yana olma, merhamet, kitle/köle kültürü… Bunlar Nietzsche’nin Hıristiyanlığa atfettiği olumsuz niteliklerdi ve Silikon Vadisi çetesi, bu antidemokratik/antisosyalist “aristokratik isyancının” söylediklerini neredeyse harfi harfine tekrar ediyor.
Pentagon ve genel olarak savunma sanayii, bu güç ideolojisinin hem bir oyun alanı, hem de gerçeklik testine tabi tutulduğu yer olarak öne çıkıyor. Silikon Vadisi’nin transhümanist filozof-kralları, hem kavga ediyor, hem uzlaşıyor.
Önceki yazıda, savunma sanayiinde inovasyon söz konusu olduğunda Vadi’nin abartılı fütürizmine karşı bir de daha konvansiyonel görüşler bulunduğuna değinmiştik. Donald Trump ve birçok Cumhuriyetçinin bu iki anlayışın arasında bir yerde durduğu anlaşılıyor. İşin garibi, bu orta yol, tuhaf sonuçlara yol açıyor.
Tuhaf sonuçların en çok öne çıkanı, ABD’nin İsrail’den devşirdiği “Demir Kubbe” konsepti. Trump ve bazı Kongre üyeleri, ayrıca etkili MAGA’cılar, ABD’nin kendi Demir Kubbe’sine sahip olması gerektiğine inanıyorlar.
27 Ocak’ta Başkan Trump, Pentagon’un “Anavatan’a yönelik herhangi bir yabancı hava saldırısını caydırmak ve vatandaşlarını ve kritik altyapısını bunlara karşı korumak” için “yeni nesil bir füze savunma kalkanı” inşa edeceğini açıkladı.
Başkan Savunma Bakanlığına ABD’yi “eş, yakın ve haydut düşmanlardan gelebilecek balistik, hipersonik, gelişmiş seyir füzeleri ve diğer yeni nesil hava saldırılarına” karşı savunmak üzere “Amerika için Demir Kubbe” önerisinde bulunmak için 60 günü olduğunu söyledi.
Trump’ın başkanlık emrini, makul bir askeri görevden çok pazarlama aldatmacası olarak görenler mevcut. Nitekim Pentagon, Trump’ın duyurusundan dört gün sonra “Amerika için Demir Kubbe” kararnamesini ele almak üzere “endüstrinin yeteneklerini anlamak” için savunma sanayii şirketlerine bir anket gönderdi.
ABD savunma şirketleri, yapabileceklerini abartmalarıyla da biliniyor. “5’li çete” mensubu ve İsrail’deki Demir Kubbe’nin ortaklarından RTX, memnuniyetini gizlemedi. Şirket CEO’su Chris Calio, Trump’ın emrinden bir gün sonra, “Bugün İsrail’in Demir Kubbe’sinin önemli bir ortağıyız. Bu, Raytheon’un temelini oluşturuyor ve bu konuda en iyiler arasında yer alıyorlar… Bunu bizim için önemli bir fırsat olarak görüyoruz, tam da bizim kaptan köşkümüzde olan bir şey,” diye konuşuyordu.
Demek ki askeri-endüstriyel kompleks bozuluyor, yeniden yapılıyor. Ama biz şimdilik Demir Kubbe fantezisine dönelim: “Amerika için Demir Kubbe”, İsrail’in daha az sayıda, daha yavaş ve daha kısa menzilli roket ve füzeleri savuşturmak için kullandığı çok daha mütevazı Demir Kubbe sistemini örnek alıyor. İsrail’in resmi yüzölçümü 21.937 kilometrekare; Atlantik’ten Pasifik’e, Alaska’dan Meksika sınırına kadar uzanan ABD’ninki ise 9.867.000 kilometrekare!
Ama daha önemlisi, maliyet. Nükleer uzman Joe Cirincione’nin hesaplamalarına göre, başta Pentagon olmak üzere tüm devlet kurumlarında “israf”ın önüne geçmek ve devleti küçültmek için harekete geçen Trump yönetiminin bu askeri proje için yaklaşık 2,5 trilyon dolara ihtiyacı var.
ABD’nin şu anda füze savunması için harcadığı yıllık meblağ yaklaşık 10 milyar dolar.
Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Roger Wicker da, bu kapsamda Pentagon’a 200 milyar dolar ek bütçe ayrılmasını istiyor. Demir Kubbe’nin yanı sıra gemi inşası, denizaltılar ve yeni nesil savaş uçakları gibi alanlardaki kilit yatırımlar da senatör için önemli sayılıyor.
Burada bir gariplik daha bulunuyor. ABD Kongresi’ndeki senatörler ve temsilciler, kendi eyaletlerindeki savunma sanayii tesislerinin üretime devam etmesi için bazen Pentagon’un istemediği ürünlerin bile piyasaya sürülmesine izin verebiliyorlar. 14 Şubat tarihli bir Wall Street Journal makalesi de buna dikkat çekiyor: Geçmişte Pentagon servisleri, finansmanı kendi istedikleri daha yeni programlara kaydırmak amacıyla potansiyel kesinti listeleri ortaya koyuyorlardı. Bölgelerindeki askeri harcamaları tutmak isteyen Kongre üyeleri ise daha sonra bu kesinti önerilerini rutin olarak reddediyorlardı.
WSJ, “Sonuç, 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana sürekli büyüyen bir Pentagon bütçesi oldu,” diye yazıyor.
Elon Musk’ın DOGE’si geldiğinde işler tersine dönebilir mi? Trump yönetiminin, Pentagon’un 850 milyar dolarlık bütçesinin %8’ini, yani yaklaşık 68 milyar dolar, büyük ölçüde bürokratik şişkinlikten yeni silahlara kaydırmak istediği söyleniyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, DOGE’yi memnuniyetle Pentagon’a davet ettiklerini söylüyor ve “Karargâhta ele alınması gereken israflar, fazlalıklar ve personel sayısı var,” diyor.
Demek ki Amerikan savaş kapasitesi daha keskin hale getirilmek isteniyor. Bunun için eski ile yeninin, geleneksel ile hiper-modernin iç içe geçmesi gerekiyor. Forbes şubat ayında şöyle yazıyor: Bir araştırma şirketine göre, havacılık ve savunma alanındaki küresel yapay zeka pazarının bugün yaklaşık 28 milyar dolar iken 2034 yılına kadar 65 milyar dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Bu da %9,91’lik bir yıllık bileşik büyüme oranı anlamına geliyor. Kuzey Amerika tek başına bu pazarın 10,43 milyar dolarını temsil ediyor ve yıllık %10,02 ile daha da hızlı büyüyor.
Ama öncelik Silikon Vadisi çetesinde. Vadi, oynayacağı yeri biliyor: Palantir’in baş teknoloji şefi Shyam Sankar, ABD ile Çin arasındaki rekabeti, “Yapay Zeka silahlanma yarışı” olarak tanımlıyor.
Geleneksel donanım yerine yazılım, insansız hava araçları ve robotlara öncelik vererek askeri tedariki modernize etmeye yönelik bir baskı görme ihtimali artıyor.
Dolayısıyla, Trump yönetimi çelişkili dünyamızın cisimleşmiş hali gibi görünüyor. Musk “israf” diyor, ama Hegseth savunma harcamalarını Biden döneminde son kabul edilen bütçenin (895 milyar dolar) dahi çıkarmaktan söz ediyor. Pentagon’un başına da USAID’e olanların geleceğinden korkanlara, bakanlığının USAID olmadığını söyleyerek garanti veriyor ve ekliyor: “USAID’nin pek çok sorunu var… Önce Amerika ile bağlantısı olmayan küreselci gündemleri takip ediyor. Savunma Bakanlığı böyle değil.”
Demek ki tüm dünyaya yayılan üsleriyle, işgal ve darbe girişimleriyle Pentagon, “küreselci” bir gündemi takip etmiyor.
***
Perry Anderson, New Left Review’un son sayısında “fikirlerin gücü” üzerine yazdığı makalede, “doktrini daha zayıf ve çığırtkanları daha az” olduğu halde, neoliberalizmin dayanak aldığı liberalizmden çok daha güçlü ve yaygın bir ideoloji haline nasıl geldiğini sorduktan sonra, “her marksistin” bildiği bir cevap olduğunu söylüyor:
“Her marksistin aşina olduğu cevap, gelişmiş bir toplumun maddi altyapısının, geri kalan her şeyin dayandığı şey olduğudur; bu olmadan bürokrasi, ordu, meclis, medya, hastane ya da okul, hapishane, yüksek ya da alçak kültür olamaz: her işin yürüyebilmesi için, işleyen bir ekonomiye ihtiyaç vardır. Dolayısıyla, istenmediği takdirde liberal anayasalardan ya da parlamentolardan, liberal gazetelerden ya da podcast’lerden, liberal sanatlardan ya da inançlardan vazgecilebilirken, işleyen bir iktisadi sistemden vazgeçilemez. Bu, herhangi bir siyasi ya da kültürel düzenin olmazsa olmazıdır.”
İşleyen bir iktisadi sistem, şimdilerde kimileri “askeri Keynesçilik” de diyor(*), büyük veri-yapay zeka-risk sermayesi üçgeninde şekilleniyor. Amerikan “güvenlik devleti”nin ve Pentagon’un yarattığı ucube, Silikon Vadisi, “hakkı olanı” talep ediyor.
Bu tezgahta yer çok ve uzlaşının adresi Pentagon: 7 Mart’ta Bloomberg’in geçtiği bir habere göre, Palantir 178 milyon dolarlık sözleşmesinin bir parçası olarak ABD ordusuna mobil savaş istasyonları teslim etmeye başladı. “İnovatif” Anduril ve “5’li çete” mensubu Northrop Grumman gibi alt yüklenicilerle birlikte geliştirilen ürün, dışarıdan bakıldığında sağlam bir askeri kamyon gibi görünüyor. İçeride ise açılır kapanır masalar, çoklu ekranlar ve sunucularla tamamlanmış bir çalışma alanı hissi veriyor.
Palantir’in Titan isimli (Taktik İstihbarat Hedefleme Erişim Düğümü”nün İngilizce kısaltması) aracını geliştirmesi, ilk kez bir yazılım şirketinin Pentagon’un ana savunma yüklenicisi olarak çalışması anlamına geliyor.
Risk sermayedarları destekli yeni şirketlerin savunma sektörüne girmesiyle birlikte, yapay zekanın militarize edilmesi ve Pentagon’un Çin’le “Büyük Güç Rekabeti” için var olan hevesinin hızlandırılması gibi “ayrıcalıkları” da ortaya çıkıyor. Risk sermayesi, Büyük Teknoloji ve özel sermaye arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, bu birlikteliğin yakın zamanda bazı geleneksel Pentagon yüklenicilerini satın almaya başlayabileceğine bile işaret ediyor.
Sen Jose Devlet Üniversitesinden Roberto J. González, Büyük Teknoloji’nin ezici mali gücü göz önüne alındığında, Microsoft ve Amazon gibi şirketlerin “geleneksel” askeri-endüstriyel kompleksin parçalarını satın almaya başlaması ve Northrop Grumman ve RTX gibi “geleneksel” firmaların gelecek vaat eden savunma teknolojisi girişimlerini satın almaya başlamasının daha olası bir senaryo olduğunu düşünüyor.
Örneğin Pentagon’un seçkin “emektarları”, Red Cell Partners ve Shield Capital gibi girişim sermayesi şirketlerini tercih ediyor. Özel sermaye devi KKR’nin ortaklarından biri de eski CIA şefi David Petraeus.
Pentagon, “Stratejik Sermaye Ofisi” adında bir bölümü de sessiz sedasız açtı. Bu ofis, kamu fonlarını savunma sanayii tabanının “kârlı olmayan” yönlerine yatırmak ve Pentagon’un çok önemli “ulusal güvenlik” uygulamalarına sahip olduğunu düşündüğü teknolojilerin geliştirilmesini hızlandırmak için var gibi görünüyor.
Pentagon’un araştırma bütçesini artırmasıyla birlikte, sadece 2021 ve 2023 yılları arasında risk sermayesinin savunma firmalarına 100 milyar dolar civarında fon sağladığı hesaplanıyor. González, “Günümüzün teknoloji devlerinin neredeyse tamamı savunma sanayinden bir DNA taşıyor ve Pentagon ile uzun bir işbirliği geçmişine sahipler,” diyor. González’in araştırmasının başlığı: “Büyük Teknoloji ve Silikon Vadisi Askeri-Endüstriyel Kompleksi Nasıl Dönüştürüyor?” Tablo tamamlanıyor.
***
Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki sözümona “kültür savaşları”nın en silik olduğu yerin de savaş sanayii olduğu anlaşılıyor.
Trump’ın ve Hegseth’in ordudaki “trans ideolojisini” tersine çevirmeye yönelik hamleler yaptığını reddetmiyorum. Ama bunun, yani Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki sözde “kültür savaşının” Amerikan ulusal çıkarlarını baltaladığına ilişkin anlatının tamamen palavra olduğunun altını çizmek istiyorum.
“Kültür farklılıkları”, California-Silikon Vadisi şirketleri ile ordu arasındaki ortaklıkları hiç engellemiyor. González hatırlatıyor: NSA’in en uzun süre görev yapan direktörü olan Keith Alexander, Amazon’un yönetim kurulu üyesi. Google’ın eski yöneticilerinden Eric Schmidt, hâlâ LinkedIn’den Reid Hoffman’ın da üyesi olduğu Pentagon’un Savunma İnovasyon Kurulu’nun kurucu başkanıydı.
González’e göre var olan “kültürel bölünme” bu şirketler ile Pentagon arasında değil, bu şirketlerdeki çalışanlar ile Pentagon arasında; bu çalışanlar, yaptıkları iş “terörle mücadele” görevlerinde insansız hava araçları tarafından derlenen video görüntülerini tarayan veri eleme yazılımı gibi şeylere katkıda bulunduğunda ahlaki tehlike yaşarlar: “Ben buna kültürel bir bölünme demezdim. Ben buna sınıf savaşının, ironik hale getirecek kadar gerçek bir mekanda tezahürü derdim.”
***
Güç ideolojisi ve “Nietzsche’ci yıkım projesi” uzlaşmanın zeminini oluşturuyor. Somut çıktıları ise Batı medeniyetini korumak, Amerika’nın küresel hegemonyasını garanti altına almak ve Çin’e karşı bir haçlı seferini örgütlemek.
Yine González yazıyor. Biraz uzun ama alıntalamaya değer:
“[Bu üstyapı] birkaç unsurdan oluşuyor: yapay zekanın etkinliği hakkında görkemli iddialarda bulunan bir yapay zeka yutturmaca makinesi; Çin’in askeri ve teknolojik yeteneklerinin abartılması; Amerika’nın tek başına dünyanın demokratik toplumlarını koruma yeteneğine (ve görevine) sahip olduğu fikri; ve ABD hakimiyetini korumanın en iyi yolunun, şirketlerin ihtiyaçlarına öncelik veren büyük ölçüde düzenlenmemiş bir serbest piyasadan geçtiğine dair sarsılmaz bir inanç. Askeri yapay zekaya olan talebin artmasında rol oynayan bu bakış açıları, teknoloji yöneticileri, risk sermayedarları, düşünce kuruluşu analistleri, akademik araştırmacılar, gazeteciler ve Pentagon liderlerinden oluşan birbirine bağlı bir şebeke tarafından yayılıyor. Birkaç yıl içinde bu grup, medya ortamını korkutucu bir senaryo ile doyurdu: Amerika’nın, ‘Yapay Zeka silahlanma yarışında’ Çin’i geride bırakamazsa küresel jeopolitik ve iktisadi üstünlük için destansı bir mücadeleyi kaybetmenin eşiğinde olduğunu iddia ediyorlar. Bu cazip fikir Soğuk Savaş anlatılarını anımsatıyor ve ABD’nin teknoloji sektöründeki askeri harcamalarını meşrulaştırmaya ve hızlandırmaya hizmet ediyor.”
Anderson’ın “işleyen bir iktisadi sistem” ve onun üst yapısına ilişkin tespitini hatırlatalım. Amerikan askeri harcamaları, yapay zeka yatırımları ve vampir risk sermayesi(**) ile desteklenen bir “serbest piyasa” mekanizması bu; sosyal Darwinizm per se de diyebiliriz.
(*) Elbette, Keynesçiliğin tarihte yalnızca askeri yoldan, yani 2. Dünya Savaşı ile, mümkün hale geldiği de iddia edilebilir.
(**) González araştırmasına şu noktaya dikkat çekiyor: “Doğaları gereği, VC [risk sermayesi] firmaları bir ürünü hızlı bir şekilde pazara sunarak ve ardından girişimi satıp veya halka açıp ‘nakde çevirerek’ yatırımdan hızlı geri dönüşler elde etmeye çalışırlar. Bu da VC tarafından finanse edilen savunma teknolojisi şirketlerinin hızlı bir şekilde prototip üretme ve ardından yeterli testler yapılmadan üretime geçme baskısı altında oldukları anlamına geliyor. VC firmaları ‘Pentagon yetkililerine yeni savaş yöntemleri satmakla’, bu yaklaşım stratejik bir çerçeveye uyduğu için değil, kendi iş modelleriyle uyumlu olduğu için ilgilenmektedir.”
Amerika
New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.
New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.
Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.
New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.
Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.
Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.
Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.
Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.
Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.
Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.
New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.
Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.
Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.
New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.
CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.
Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.
New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.
Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.
Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.
Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.
Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.
Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.
Amerika
Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.
Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.
Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.
İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.
“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler
Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.
İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.
Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.
Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.
Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.
Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti
YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.
Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.
Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.
Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.
1,8 milyar dolarlık fon tartışması
İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.
Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.
Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.
Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.
Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”
Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.
Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.
The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.
Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.
Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.
Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor
Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.
Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.
Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.
Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.
Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.
Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.
Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.
Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.
Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.
Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.
Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.
Amerika
Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.
ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.
Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.
Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.
Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.
Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.
MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.
Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.
Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.
CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.
Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.
FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.
Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.
MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












