Amerika
Pentagon’da reform planı: Askerleri teknobüyücülere dönüştürmek

Dizinin ilk bölümünde, Palantir CEO’sunun karanlık dünyasına giriş yapmıştık. Donald Trump ve Elon Musk’ın Pentagon planlarını anlamak için Palantir’den devam edelim.
Geçen aralık ayında Palantir, havacılık ve uzay devi RTX’in yerini alarak dünyanın en değerli savunma şirketi oldu. Ukrayna savaşı başladığında Palantir’in piyasa değeri RTX’in piyasa değerinin çok altındaydı.
Ukrayna savaşı gerçekten bir dönüm noktası kabul edilebilir. Pek çok türde sensörle donatılmış uydular ve insansız hava araçları (İHA) savaş alanının her santimini sürekli tararken, yapay zeka (AI) da topladığı verileri anında yorumluyor.
Her iki taraf için de hareket eden her şeyi tespit etmek ve saldırmak bir zamanlar olduğundan çok daha kolay ve büyük, “eski moda” taarruzların kısmen geride kalmasının bir nedeni de bu.
Amerika bu değişimlerde büyük rol oynadı. Örneğin Ukrayna güçlerinin Afganistan ve Irak’ta konuşlandırılanlardan daha yetenekli ve daha ucuz İHA üretmesine ve hedeflerin belirlendiği ve mühimmatların genellikle düşman hatlarının derinliklerinde onlara yönlendirildiği bir yapay zeka “öldürme zinciri” geliştirmesine yardımcı oldu.
Economist’e göre, Amerikan şirketleri de bu yeni çağın “öncüleri” arasında yer alıyor. Silahlarının nasıl performans gösterdiğini gözlemlemek ve buna göre uyarlamak için düzenli olarak Ukrayna’yı ziyaret ediyorlar. Özel sermaye fonları, konvansiyonel savaş alanını kökten değiştirmeyi hedefleyen Amerikan şirketlerine akın ediyor.
Pentagon da bu eğilimden nasibini alıyor. Özel sektörden, ama özellikle de risk sermayesinin aktığı Silikon vadisi startup’larından yararlanma çabası, ABD savunma sanayisinin, araştırma için devlet fonlarına bel bağlayan birkaç büyük şirkete bağımlılığa yol açtığı ve inovasyonu engellediği yönündeki endişelerini takip ediyor.
Bu nedenle CIA bünyesinde bile bir “risk sermayesi” kolu inşa edildi: In-Q-Tel. Departmanı yöneten Gilman Louie, “Siber, yapay zeka ve yazılım alanlarına hakim olanlar daha genç, yenilikçi şirketler,” diyor.
Biden yönetiminde Pentagon’un satın alma şefi olarak hizmet veren Bill LaPlante ise 2023 yılında yaptığı açıklamada geleneksel savunma üreticilerine üretimdeki gecikmelerden dolayı, Silikon Vadisine ise Avrupa’daki topçu savaşının ortasında ‘yapay zeka ve kuantum hesaplama’ gibi teknolojilerin uygunluğunu sorgulayarak tepki göstermişti.
RAND’da yayınlanan bir incelemede de, Pentagon’un artık ‘daha esnek’ özel sermaye sözleşmelerine izin vermesi gerektiği vurgulanıyor, CIA’in de benzer bir yöntem izlediği hatırlatılıyordu.
Dolayısıyla, Pentagon ihalelerinin gittiği tekeller, “5’li çete” de diyebiliriz, bir süredir topun ağzında.
Yukarıda da değindiğim gibi, mesele Trump ile başlamadı. 2023’ün sonlarına kadar ABD Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Mark Milley, dört yıl boyunca yönettiği askeri makinenin özünde amaca uygun olmadığını savunuyordu.
Geçen yıl Google’ın eski CEO’su ve askeri teknolojiye yatırım yapan bir fonun destekçisi olan Eric Schmidt ile birlikte yazdığı bir makalede, Amerikan firmalarının en iyi yapay zeka sistemlerini ürettiğini, fakat silahlı kuvvetlerinin bunları özümsemekte ve dağıtmakta zorlandığını belirtiyordu: Askerler “dronlara doymuş” bir savaş alanıyla başa çıkabilecek ekipman ve eğitimden yoksundu.
Silahlar, her ay, her hafta, her gün güncelleniyordu ve Amerikan ordusunun satın alma süreçleri ve silahların geliştirilmesi yıllar alıyordu. İkili, Pentagon’un nasıl savaştığı, ne satın aldığı ve alışverişini nasıl yaptığı konusunda “sistemik bir revizyona” ihtiyacı olduğu sonucuna varıyordu.
Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’den Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker de bu süreçlerinin tamamen reforme edilmesinden yana. Wicker, Pentagon’u, Bakanlığın “çılgın tedarik süreci” dışında ticari olarak daha fazla alım yapmaya zorlamanın büyük faydalar sağlayabileceğini savunuyor.
Bu konuda Demokrat hizmetkârlar ile yeni Trump yönetimi arasında bir uyum olduğu görülüyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, geçen ayki onay oturumunda Pentagon’un “çok dar görüşlü olduğundan [ve] yeni teknolojilerin gelmesini engellemeye çalıştığından” şikayet ediyordu.
Hegseth 7 Şubat’ta yaptığı açıklamada, “Burada çok para harcadığımız pek çok program var ki, aslında savaş oyunu oynadığınızda, istediğiniz etkiyi yaratmıyorlar,” diyor ve Savunma Bakanlığı bürokrasisinin de sorunun bir parçası olduğuna işaret ederek şöyle devam ediyordu:
“Son 20 yılda yaratılan binlerce ek Pentagon pozisyonu, karargâh pozisyonları ve diğer pozisyonlar var ki bunların savaş alanında başarıya dönüşmesi gerekmiyor. Sorun sadece dolandırıcılık, israf ve suiistimal değil; sistemler, hiyerarşiler, gözden geçirebileceğimiz ve azaltabileceğimiz katmanlar var.”
Yeni ulusal güvenlik danışmanı Mike Waltz da kısa süre önce verdiği bir mülakatta, “Büyük beyinlere ve iş dünyasının liderlerine ihtiyacımız var ki Pentagon’un satın alma sürecinde reform yapabilsinler,” diyordu.
Economist’e göre, Trump’ın yeni savunma yetkililerinin, dünyayı yenme kapasitesine sahip bir askeri güç olarak kalabilmek, Çin’le bir savaş yürütebilmek ve kazanabilmek için üç şeyi değiştirmeleri gerekecek.
Birincisi silahlı kuvvetlerin kendisi; yani nasıl ve neyle savaştıkları değişmeli.
İkincisi, onlara tedarik sağlayan ve daha yeni, daha “inovatif” şirketlere doğru yönelmesi gereken savunma sanayii.
Üçüncüsü ise, biraz serbest bir çeviri ile, “ballı börek” olarak dağıtılan savunma harcamaları.
Bu konuda Trump yönetiminin “ayaklı bir çelişki” olduğuna daha sonra değineceğiz. Ama geçerken bu konuda iki kamp olduğunu hatırlatmakta fayda var. Örneğin, Başkan’ın daha sonra arasına mesafe koyduğu Heritage Vakfı’nın “Project 2025” raporundaki savunma bölümü yazanlar, Pentagon için daha fazla bütçe ve daha fazla nükleer silah istiyordu. Elon Musk gibi “yenilikçiler” ise, örneğin F-35 türü yeni nesil savaş uçaklarını ve konvansiyonel araçları “aptalca” buluyor, Çin’in İHA teknolojileri karşısında bunların şansı olduğunu düşünüyor ve bunlara yatırım yapmanın “israf” olduğunu ileri sürüyor.
Musk’ın eleştirilerinde haklılık payı olduğu kesin. ABD Operasyonel Test ve Değerlendirme Direktörü (DOT&E) tarafından Şubat 2024’te gizliliği kaldırılan bir değerlendirme, F-35 programının “teknoloji odaklı, son teknoloji yetenekler” vaat etmesine rağmen önemli zorluklarla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
Kamuya açık değerlendirme raporuna göre, F-35’in “Blok 4” olarak adlandırılan geliştirme ve operasyonel testleri, programın etkinliğini ve operasyonel uygunluğunu engelleyen birkaç kritik sorunun altını çiziyor.
Rapora göre ilk olarak, Blok 4 kabiliyetlerini her altı ayda bir artırarak sunmayı amaçlayan Sürekli Kabiliyet Geliştirme ve Teslimat (C2D2) süreci beklentileri karşılayamamış ve önemli gecikmelere neden olmuş durumda.
Tech Refresh 3 (TR-3) aviyonik yükseltmesi, yeni sensör takımları, uzun menzilli silahlar, elektronik harp, veri füzyonu ve platformlar arası birlikte çalışabilirlik dahil olmak üzere Blok 4 yetenekleri için yeterli bilgi işlem gücü sağlamayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, TR-3 yazılım sürümü 30R08, iki yılı aşkın bir süredir geliştirilmesinin ardından, daha önce teslim edilen yeteneklere eklenen eksiklikler bir yana, tamamlanmamış durumda.
Sadece bu da değil. Programın on yıldan fazla bir süredir gerisinde ve başlangıçta tahmin edilenden 209 milyar dolar daha pahalı. Hava Kuvvetleri, Deniz Piyadeleri ve Donanma için 442 milyar dolara (ve bunları uçurmak için 1,5 trilyon dolardan fazlaya) 2.456 jet satın almanın, bugünün ve özellikle de yarının savaş alanı göz önüne alındığında mantıklı olmasının hiçbir yolu yok gibi görünüyor.
Pentagon halihazırda istediği F-35’lerin %36’sını satın almış durumda (2.456 uçağın en az 881’i). Bu, F-22’lerin %25’i ve B-2’lerin %16’sı ile karşılaştırıldığında hiç de fena bir ortalama değil!
Yine Economist’in aktardığına göre, Pentagon bünyesindeki Savunma İnovasyon Birimi’nin (DIU) kurucuları Raj Shah ve Christopher Kirchoff da, “Hipersonik silahların ve anti-gemi füzelerinin bir donanma gemisini kolayca yok edebildiği bir dünyada,” diye yazıyorlar, ”artık muhrip ve savaş gemileri inşa etmek için milyarlarca dolar harcamak mantıklı değil.”
Yine de, ABD’nin savunma harcamalarının neredeyse %86’sı “5’li çete”ye gidiyor: Lockheed Martin, RTX, Boeing, Northrop Grumman, General Dynamics.
Amerikan savunma sözleşmeleri genellikle tek bir alıcıyı, gereklilikleri belirleyen ve tüm araştırma ve geliştirme (AR-GE) maliyetlerini üstlenen hükümeti içeriyor.
Bu yapı, özel firmaların aksi takdirde çok riskli olacak büyük maliyetli ve uzun zaman çizelgeli projeleri üstlenmelerine olanak tanıyor. Fakat bu yaklaşım, etkinliğini sürdürebilmesi için sürekli güncellenmesi gereken daha küçük ve yazılımla beslenen teçhizat alımları için hiç uygun değil.
Palantir’in baş teknoloji sorumlusu Shyam Sankar’ın geçen ekim ayında kaleme aldığı “Savunma Reformu” başlıklı raporu da buna işaret ediyor.
Pentagon’a silah satan büyük savunma firmalarının sayısının 1993’te 51 iken bugün beşe düşmesinden yakınan Sankar, “Konsolidasyon konformizmi doğurdu ve çılgın kurucuları ve yenilikçi mühendisleri dışarı itti,” diye yazıyordu.
DIU’nun eski başkanlarından ve şu anda bir girişim sermayesi fonu olan Shield Capital’in ortağı Michael Brown ise, Pentagon’un ilk on tedarikçisinin işlerinin üçte ikisinin sadece savunma amaçlı olduğunu; Çin’de ise bu oranın %3 olduğunu belirtiyor.
Sankar da, eskiden savunma sanayiine iş yapan şirketlerin aynı zamanda ticari firmalar da olduğuna, bunun da “rekabetçiliği” ve inovasyonu getirdiğine inanıyor.
Silikon Vadisi’nin büyük firmaları da bu nedenle Savunma Bakanlığı ile çalışmak için sıraya girmiş durumda. Google, 4 Şubat’ta yapay zeka araçlarının askeri amaçlarla kullanılmasını yasaklayan ve uzun süredir devam eden politikasını tersine çevirdi.
OpenAI, Anthropic ve Meta gibi teknoloji devleri ve en iyi yapay zeka model üreticileri de askeri işlere akıyor.
Yatırımcılar da Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki bağları perçinliyor: Danışmanlık şirketi Bain & Company’nin verilerine göre, savunma sanayindeki girişim sermayesi anlaşmaları son on yılda 18 kat arttı: 2014’te 500 milyon dolardan 2024’te yaklaşık 8,7 milyar dolara.
Satın almalarda gecikmeler, Kongre’deki bitmek bilmeyen tartışmalar ise Silikon Vadisi’nin hiç hoşuna gitmiyor. Pentagon’un bütçe sürecinin başlaması ile herhangi bir fonun ortaya çıkması arasındaki boşluk en az iki yıl. Siyasi çıkmaz, bütçelerin nadiren zamanında kabul edilmesi anlamına geliyor ve bu da yeni programların başlatılamadığı “sonsuz kararlara” yol açıyor.
Yakın zamana kadar savunma bakan yardımcısı olan Mike Horowitz, tüm bunları basitleştirmenin ve hızlandırmanın “inovasyon sorununu çözmenin sırrı” olduğunu söylüyor.
Savunma sanayiinin devlerini ürkütmekten kaçınan Pentagon’un, şimdiye kadar “riskten kaçınan bir kültürü” tercih ettiği düşünülüyor.
Pentagon’un donanım satın almasının iki temel yolu bulunuyor: tedarikçilerin yaptıkları iş için Savunma Bakanlığı’na artı bir kâr marjı fatura ettikleri “maliyet+” sözleşmeler ve yüklenicilerin üzerinde anlaşmaya varılan bir fiyat karşılığında silah üretmek için imza attıkları sabit fiyat anlaşmaları.
Son yıllarda maliyet+ anlaşmalarında yaşanan büyük fon aşımları Pentagon’da bazılarının daha fazla sabit fiyatlı tedarik için bastırmasına neden oldu. Bu da yüklenicilerin maliyet aşımlarını ödemek zorunda kalması anlamına geliyor.
Örneğin Boeing, KC-46 hava tankerini geliştirmek için 4,9 milyar dolarlık sabit fiyatlı bir sözleşme kazandı, fakat görevi tamamlamak için kendi cebinden 7 milyar dolar daha fazla harcadı. Pentagon tedarikçileri sabit fiyatlı sözleşmelere imza atma konusunda giderek daha temkinli davranıyor.
Yaklaşık 30 milyar dolarlık yıllık bütçesinde maliyet aşımlarından endişe eden Uzay Kuvvetleri, maliyet+ anlaşmalardan sabit fiyat anlaşmalarına geçişte değişimin öncüsü olmak istiyor.
Sözleşmelerinin yaklaşık yarısını bunlar oluşturuyor. Hava Kuvvetleri’nden Tümgeneral Stephen Purdy 11 Şubat’ta yaptığı açıklamada, “Bundan nasıl kurtulacağımızı bulmaya çalışacağız ve bu her iki taraf için de acı verici olacak. ‘Hey, bunu nasıl sabit fiyata dönüştürebiliriz?’ gibi tartışmalar yapacağız,” diyordu.
Bu sürecin bir parçası da ordunun “en son ve en iyi teknolojiye” yönelik “refleksif talebini” azaltmak olacak. Purdy, “Oldukça sert gereksinimlere sahip olma eğilimindeyiz. Bunların bir kısmını geri çekmeye çalışıyoruz,” diye itiraf ediyordu.
Bunun sonucunda verimlilik artışı sağlanamaması, diyor Economist, Amerika’da savaş gemisi inşa etmenin neden Japonya ya da Güney Kore’dekinden çok daha pahalıya mal olduğunu açıklamaya yardımcı oluyor.
Ve Anduril, Palantir ve Shield AI gibi yeni nesil askeri teknoloji firmaları artık Pentagon’un kapısına dayanmış durumda. Elon Musk’ın SpaceX’inin NASA ile yaptığı anlaşmalar kapsamında üstlendiği rol de “öncülük” yapıyor. Öyle ki, geçen şubat ayında Anduril (yine Yüzüklerin Efendisi!), Microsoft’un ABD ordusu için karma gerçeklik başlığı programının geliştirilmesi ve üretimini devralacağını duyurdu.
Şirketler, Anduril’in üretimin yanı sıra Integrated Visual Augmentation System (IVAS) projesi için gelecekteki donanım ve yazılım geliştirme ve teslimat zaman çizelgelerinin kontrolünü üstleneceğini söyledi.
Ama gelin, Silikon Vadisi distopyasına bağlayarak bu yazıyı bitirelim.
IVAS olarak bilinen sistem, askerlere savaşmak, prova yapmak ve eğitim almak için tek bir platform sunmayı, durumsal farkındalığı artırmayı ve karar verme mekanizmasını geliştirmeyi amaçlayan bir artırılmış gerçeklik başlığı.
Microsoft’un program yönetimi, 80.000 dolarlık süper gözlükleri test eden askerler arasında baş dönmesi, baş ağrısı ve mide bulantısı da dahil olmak üzere gelişimsel sorunlarla boğuşmuştu.
Anduril’in kurucusu Palmer Luckey bir blog yazısında IVAS’ın “insan güçlendirmede yeni bir yolun başlangıcına işaret ettiğini, bu yolun Amerika’nın savaşçılarının insan formu ve bilişsel [cognition] sınırlarını aşmasına, zenginleştirilmiş [enhanced] insanları büyük robotik ve biyolojik takım arkadaşlarıyla sorunsuz bir şekilde bir araya getirmesine olanak tanıyacağını” söylüyordu.
IVAS, Anduril’in şefine göre, askerleri “teknobüyücülere” [technomancer] dönüştürecekti.
Luckey’in yazısının başlığını söylemeyi unuttum: “Askerleri Süper Kahramanlara Dönüştürmek.”
Amerika
Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.
Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.
Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.
Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.
Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.
America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.
Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.
En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı
Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.
Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.
Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.
Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.
SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.
The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.
Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.
Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.
Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Rusya2 hafta önceYandex veri merkezine saldırı Rusya’da dijital hizmetleri vurdu











