Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman hükümeti 2026’da elektrik sübvansiyonuna 29,5 milyar avro harcayacak

Yayınlanma

Alman federal hükümeti, işletmeler ve özel haneler için elektrik fiyatlarını düşürmek amacıyla gelecek yıl 29,5 milyar avro harcayacak. Bu miktar, rekor bir seviye demek.

Bu rakam, Handelsblatt gazetesi için Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) tarafından yapılan hesaplamalara göre belirlendi. IW’nin enerji uzmanı Andreas Fischer verdiği demeçte, elektrik fiyatlarını kontrol altında tutmak için şu anda çok yüksek sübvansiyonlar ödendiğini söyledi.

Fischer, “Fakat uzun vadede bu çok pahalı bir çözüm ve sorunun kökünü çözmüyor,” dedi.

IW yöneticisine göre elektrik şebekelerinin ve yenilenebilir enerjilerin daha verimli bir şekilde genişletilmesi, elektrik fiyatlarının düşürülmesine yardımcı olabilir.

Fischer, eleştirilerinde yalnız değil. Enerji dönüşümü izleme uzman komisyonu tarafından aralık ayı başında yayınlanan raporda, endüstriyel taşınmayı önlemek ve enerji dönüşümünün geniş kabul görmesini sağlamak için hane halkları ve işletmeler için uygun fiyatlı enerjinin son derece önemli olduğu belirtiliyor. 

Fakat komisyonun raporuna göre, sistem maliyetlerini düşüren ve böylece enerji dönüşümünün verimliliğini artıran önlemler, devlet fonlarından sağlanan yardımlardan daha öncelikli olmalı.

Enerji Dönüşümü İzleme Uzman Komisyonu, Alman hükümeti tarafından atanan ve enerji dönüşümünün ilerlemesini yıllık olarak değerlendiren bağımsız bir kurum. Komisyonun başkanlığını Bochum’da yaşayan enerji ekonomisti Andreas Löschel yürütüyor.

Almanya’da milyonlarca hane faturalarını ödeyemiyor

IW tarafından hesaplanan 29,5 milyar avroluk tutar, Alman hükümetinin elektrik vergisindeki indirimden kaynaklanan gelir kaybını (3,9 milyar avro), 2026’dan itibaren geçerli olacak endüstriyel elektrik fiyatı için ayrılan fonları (1,5 milyar avro) ve 6,5 milyar avro tutarındaki iletim şebekesi ücretleri için planlanan sübvansiyonu içeriyor.

Buna ek olarak, elektrik fiyatı telafisi için 3 milyar avro ayrıldı. Bu araç 2014 yılından beri kullanılıyor.

Yaklaşık 340 şirket bu telafiden yararlanıyor. Elektrik üreticilerinin, gaz veya kömürle çalışan elektrik santrallerini işletmek için ihtiyaç duydukları emisyon izinleri satın alma maliyetlerini müşterilerine yansıtmaları nedeniyle bu şirketler telafi alıyor.

Büyük endüstriyel elektrik tüketicileri bu maliyetlerin bir kısmını geri alıyor. Federal hükümet, yararlanıcıların kapsamını genişletmeyi ve tazminatı artırmayı planlıyor.

Buna ek olarak, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası (EEG) uyarınca yenilenebilir enerjilerin teşviki için iletim sistemi operatörleri tarafından tahmin edilen 14,6 milyar avroluk finansal gereksinim bulunuyor.

Fakat kesin tutar kesin olarak tahmin edilemiyor. Bu tutar, büyük ölçüde toptan elektrik fiyatlarının durumuna bağlı.

2026 için toplam 29,5 milyar avro, önceki yılların tutarlarının oldukça üzerinde. IW’ye göre, elektrik sistemini finanse etmek için kamu fonları 2020 yılında sadece 4,13 milyar avroya ulaştı.

Bu tutar, elektrik vergisinden muafiyetler için 3,3 milyar avro ve elektrik fiyatı tazminatı için 830 milyon avrodan oluşuyor. Bu analiz, 2022 ve 2023 enerji fiyat krizi sırasında acil önlemler için yapılan mali harcamaları dikkate almıyor.

Politikacılar, milyarlarca avroluk bu ödemelerle elektrik fiyatlarının düşürülmesine yardımcı olmak istiyorlar. Almanya’da elektrik fiyatları, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla yıllardır çok yüksek seviyede.

Bu durum, hem özel hane halkları, işletmeler, ticaret ve hizmet şirketleri tarafından ödenen elektrik fiyatları hem de endüstriyel elektrik fiyatları için geçerli.

Elektrik fiyatlarının yüksek olmasının çeşitli nedenleri var. Elektrik şebekelerinin genişletilmesi, önemli bir maliyet faktörü haline gelmiş durumda. Şebeke operatörleri halihazırda muazzam miktarda yatırım yaptı ve enerji dönüşümüne uygun hale getirmek için önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca avro harcamak zorunda kalacak. Elektrik tüketicileri için bu durum, artan şebeke ücretlerine yansıyor.

Alman hükümeti, elektrik piyasasında liberalleşmeden vazgeçmeyi planlıyor

Buna ek olarak, yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması için yıllık on milyarlarca avro harcanıyor. Bu nedenle, geçmişte fiyatları düşürmek için alınan önlemlerden biri, 2022 ortasında Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası (EEG) kapsamındaki ek ücretin tamamen kaldırılması.

2021’de, ortalama bir hane halkı hala kilovat saat başına 6,5 sentlik EEG ek ücreti ödemek zorundaydı. 3.500 kilovat saatlik tüketime sahip ortalama bir hane halkı için bu, 227,50 avroluk EEG maliyeti anlamına geliyordu. Bugün, bu fonlar İklim ve Dönüşüm Fonundan (KTF) sağlanıyor.

Mevcut federal hükümet, ilave yardım tedbirleri almaya karar verdi. Bunlar arasında, yılbaşında yürürlüğe girecek olan endüstriyel elektrik fiyatı da bulunuyor. Fakat yardım tedbirleri şirketlerin beklentilerinin çok altında kalıyor. Şirketler, tükettikleri elektriğin sadece bir kısmı için vaat edilen kilovat saat başına 5 sentlik fiyat seviyesine ulaşabilecek.

Federal hükümet koalisyonu, tüm tüketici grupları için elektrik vergisini Avrupa yasaları tarafından izin verilen minimum seviyeye indirme sözünü de yerine getiremedi. Bunun yerine, esasen önceki hükümet tarafından zaten kararlaştırılmış olan sanayi, tarım ve ormancılık için indirimde ısrar etti. 

Geçen yaz, Federal Maliye Bakanı Lars Klingbeil (SPD), daha kapsamlı yardım tedbirleri için yeterli para olmadığını açıkladı.

Fakat hükümet, elektrik iletim şebekesi ücretlerini düşürmek için vaat ettiği 6,5 milyar avroluk sübvansiyonu yerine getirdi.

Rekor miktara rağmen, hükümet hâlâ vaatlerini yerine getiremiyor. Bu bağlamda, uzmanların fiyat indirimi için milyarlarca avro harcamak yerine sistemin genel maliyetlerini düşürme yönündeki uyarıları daha da önemli hale geliyor.

Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche (CDU) bu hususu dikkate almaya çalışıyor. Son aylarda, enerji dönüşümünü daha verimli hale getirmek istediğini defalarca vurguladı.

Eylül ortasında Reiche, genel sistemin maliyetlerini düşürmeye yardımcı olmak için tasarlanmış on temel önlemi sundu.

Önlemler arasında yenilenebilir enerjilerin teşvikinde bir değişiklik ve yenilenebilir enerjilerin yaygınlaştırılmasında şebeke genişlemesine daha fazla odaklanılması yer alıyor.

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English