Avrupa
Alman ordusu ve istihbaratından sivilleri savaşa hazırlama raporu – 2

Almanya’da ordu, bakanlık yetkilileri, istihbarat servisleri ve bazı özel kurumlar tarafından hazırlanan bir “yeşil kitap”, doğu cephesinde Rusya ile bir kriz ya da savaş durumunda Almanya’daki sivillerin askeri lojistiğe entegrasyonunun ana hatlarını çiziyordu.
Yeşil Kitap, sabotaj ve “genel huzursuzluğu” önlemek için kapsamlı baskıcı önlemler alınmasını öngörüyor.
Örneğin, belgenin dayandığı senaryoda anlatıldığı gibi Rusya ile gerilim tırmanırsa, belgede sadece ulaşım yollarını ve kritik altyapıyı korumak için adımlar atılması gerekmeyeceği; “sivil toplum” üzerinde beklenen yüklerin “huzursuzluğa” ve hatta “siyasi istikrarsızlığa” yol açmamasını sağlamak için de önlemler alınması gerekiyor.
Bu durum da istihbarat servislerinin kapsamlı faaliyetlerini ve polis ve Federal Ordu ile daha yakın işbirliğini gerektirecek. Buna ek olarak, halkın “dayanıklılığını”, yani krizlerin ve savaşların dayatmalarına katlanma istekliliğini güçlendirmek zaten gerekli olacak.
Kaçınılmaz sivil-asker işbirliğinin (ZMZ) şimdiden “okullarda öğretilmesi” çağrısında bulunan Yeşil Kitap’tan bir yıl önce, Alman Silahlı Kuvvetleri Genel Müfettişi Carsten Breuer de, halk arasında buna uygun bir “zihniyet değişikliği” talebini dile getirmişti.
“Yeşil Kitap ZMZ 4.0” adındaki belge, aralarında çok sayıda askeri personel, çeşitli federal ve eyalet bakanlıkları ile üç Federal Anayasayı Koruma Teşkilatının (BfV) temsilcileri ve danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers’ın (PwC) dört çalışanının da bulunduğu 20 kişilik bir çekirdek ekip tarafından hazırlandı.
Alman ordusu ve istihbaratından sivilleri savaşa hazırlama raporu
Kritik altyapı: Demiryolları ve köprüler savaş için onarılıyor
German Foreign Policy’nin aktardığı Yeşil Kitap’ta belirtildiği üzere, bir kriz ya da savaş durumunda NATO birliklerinin “merkezi Almanya” üzerinden doğuya naklinin öncelikli olarak güvence altına alınması gerekiyor.
Bunun için de sınır kapılarının “gecikme olmaksızın” geçilebilir olması, yani sınırlardaki olası trafik sıkışıklıkları, mülteci hareketleri ve hatta “barış aktivistlerinin gösteri ve ablukaları” tarafından mümkün olduğunca engellenmemesi isteniyor.
“Yeşil Kitap” daha sonra karayolu ya da demiryolu ile ulaşımın sağlanması gerektiğini belirtiyor; Leverkusen yakınlarındaki Ren köprüsünün kapatılması senaryosunda olduğu gibi, köprülerin durumu da dikkate alınıyor.
Buna istinaden, halihazırda Almanya’daki yollar, demiryolları ve köprüler şu anda askeri hareketliliği artırmak ve kolaylaştırmak için onarılıyor.
Savaşa karşı protesto, abluka ve sabotajlara karşı önlemler
Yeşil Kitap sabotaj eylemlerinin yanı sıra, örneğin demiryolu hatlarının bloke edilmesini de içerebilecek protestolara karşı da uyarıda bulunuyor.
Aynı durum limanlar ve havaalanları için de geçerli. Belgenin yazarları kritik altyapının korunmasına yönelik tedbirleri özellikle vurguluyor; elektrik santralleri veya trafo merkezleri gibi enerji altyapısının yanı sıra iletişim ağları ve veri merkezlerinden de bahsediyorlar.
Yeşil Kitap’ın yazarlarına göre kritik altyapının “aşırılık yanlıları, teröristler” ve “gizlice faaliyet gösteren askeri özel kuvvetler” tarafından gerçekleştirilen saldırılara karşı korunması “istihbarat servisleri ve özel sektör arasında yakın işbirliği” gerektiriyor.
“Sivil genel huzursuzluk” ve “siyasi istikrarsızlık” ihtimali
Yeşil Kitap’ın yazarları prensip olarak, birliklerin konuşlandırılması ve buna bağlı lojistik çabaların “sivil yaşam üzerinde büyük bir etki yaratacağını” kabul ediyorlar.
Bu sadece “toplu taşıma ve nüfusun hareketliliğine yönelik” her türlü kısıtlamadan ibaret değil. Yalnızca bu kısıtlamalar bile sivil nüfusa yönelik “tedarikin” “ancak sınırlı ölçüde ya da gecikmeli olarak sürdürülebileceği” anlamına gelebilir; yani olası seferberlik hali, Alman halkının maddi ve manevi gereksinimlerinin ikinci plana atılmasına yol açacak.
Yeşil Kitap, savaşın neden olduğu altyapı tahribatı ya da ölü sayısındaki büyük artış gibi başka yüklerden bahsetmiyor. Fakat yazarlar, sivillere yönelik “kısıtlamalar” nedeniyle “ülkede kamu güvenliği ve düzeninin sağlanmasına yönelik taleplerin artması gerektiğini” varsayıyor.
Bunun nedeni, müşkül durumun devam etmesi halinde, sadece halk arasında “huzursuzluk” çıkması ihtimalinin bulunması değil, aynı zamanda “huzursuzluğun” kasıtlı olarak “genel bir huzursuzluk durumuna”, yani “siyasi istikrarsızlık” durumuna ulaşması için “zorlanması ve kışkırtılması” ihtimalinin de göz ardı edilememesidir.
Yazarlara göre, böyle bir durumdan her ne pahasına olursa olsun kaçınılması gerekiyor.
Halka karşı polis-asker-istihbarat baskı kampanyası
Bu doğrultuda, Yeşil Kitap kapsamlı baskı önlemlerine odaklanıyor.
Örneğin, “polis varlığını artırarak iç güvenliği sağlamanın” önemli olduğu belirtilirken, polis ve silahlı kuvvetler arasında yakın işbirliği gereksinimine de işaret ediliyor; örneğin asker nakillerine ilişkin bir “durum raporunun” oluşturulması ve güncellenmesi, “sınırların kontrolü ve izlenmesinin” güçlendirilmesi gibi.
Gerekirse Alman Silahlı Kuvvetlerinin askeri polisi ya da diğer NATO güçlerinin askeri polis birimlerinin de bu sürece dahil edilebileceği vurgulanıyor.
Yeşil Kitap’ın yazarları federal ve eyalet düzeyindeki iç istihbarat servislerine (Federal ve Eyaletlerdeki Anayasayı Koruma Teşkilatları) büyük önem atfediyor.
Örneğin, “Dezenformasyon kampanyalarını hızla fark etmeli ve toplumsal bölünmelere karşı koymak için karşı önlemler önermelidirler,” diyorlar. “Hibrit tehditlerin tespiti ve bunlara karşı savunma” için istihbarat servisleri ile Alman silahlı kuvvetleri ve polisi arasında “sistematik yakın koordinasyon” şart görülüyor.
Yeşil Kitap’ın yazarları, polis ve istihbarat servislerinin kesinlikle birbirinden ayrı çalışması gerektiği şeklindeki ayrım şartının, “kamu güvenliğinin kaybına yol açmayacak” şekilde “tasarlanmasını” talep ediyor. Bu durum, ayrılma şartının fiilen iptal edilmesine kapı açıyor.
Alman toplumunun yeniden eğitimi
Genel olarak, Yeşil Kitap’ın yazarları, krizlerin ve savaşların kaçınılmaz olarak beraberinde getirdiği her türlü dayatmaya karşı “dirençli”, “dayanıklı” hale getirmek amacıyla tüm Alman toplumunun kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmesini öneriyor.
Belgeye göre, dayanıklılığın sağlanması için “sivil aktörlerin” ve sivil toplum kuruluşlarının sürekli olarak dahil olması gereken yoğun bir “devlet kademeleri arasında dikey ve yatay ağ” oluşturulmalı; çünkü, “dayanıklı bir toplum”, “yerel halktan devlet kurumlarına kadar” “tüm aktörlerin dayanışmasını” gerektirir.
Siviller bu bağlamdaki rolleri konusunda “eğitilmeli ve duyarlı hale getirilmeli”; her bireyin katkıda bulunması gerektiğine dair “kolektif bir farkındalık yaratılmalı.”
Belgeye göre örneğin, siviller şu soruyu sormalı: “Kişisel dayanıklılığımı nasıl güçlendirebilirim?” Bu, “erzak stoklamakla” başlıyor, fakat genel olarak “kıtlıklara hazırlanmayı” da içeriyor.
Yeşil Kitap, başarılı sivil-asker işbirliğinin “katılıma, birlikte düşünmeye” ve aynı zamanda “koşulları kabul etmeye” bağlı olduğunu belirtiyor. Bu kapsamda, sivil-asker işbirliği “ilgili aktörlerle düzenli olarak uygulanmalı” ama aynı zamanda okullarda da öğretilmeli.
Avrupa
Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.
Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”
Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.
CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.
Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.
Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.
Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.
Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:
“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”
Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”
Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.
Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.
Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.
Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:
“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”
Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.
Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor.
Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.
Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi.
Avrupa
Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.
“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.
Merz şunları söyledi:
“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”
Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.
Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.
Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.
Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.
Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.
Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.
Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.
“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:
“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”
Avrupa
AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.
Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.
Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.
Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.
Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.
AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.
Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.
Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.
Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.
Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.
Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.
Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.
AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.
Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.
Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.
Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.
AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












