Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya-Brezilya işbirliği derinleşiyor

Yayınlanma

Almanya ve Brezilya, özellikle hammadde sektörü ve savunma sanayinde işbirliğini genişletiyor ve yeni ortak projelere odaklanıyor.

Pazartesi günü (20 Nisan) Hannover’de Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile Brezilya Devlet Başkanı Luis Inácio Lula da Silva arasında yapılan görüşmelerde, diğer hususların yanı sıra, Alman gemi üreticisi TKMS’den halihazırda dört fırkateyn siparişi vermiş olan Brezilya Donanması, dört fırkateyn daha satın alacak.

Müzakereler, Brezilya’nın bu yıl konuk ülke olduğu Hannover Fuarının yanı sıra üçüncü Almanya-Brezilya hükümet istişareleri kapsamında gerçekleşti.

İşbirliğinin yoğunlaşmasının temel nedenlerinden biri, ABD Başkanı Donald Trump’ın Brezilya’ya uyguladığı yoğun baskı.

ABD bir yandan, ülkenin nadir toprak element rezervlerine münhasır erişim talep ediyor. Öte yandan, ekim ayında yapılacak Brezilya cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinde doğrudan etki kurmaya çalışıyor.

Lula, ABD’nin müdahalelerine karşı destek arıyor, çok taraflılığı açıkça savunuyor ve “Trump dünyanın imparatoru seçilmedi” diyor.

ABD’nin yeni “Amerika Kalkanı”na karşı işbirliği arayışları

Lula’nın Berlin ziyareti, siyasi açıdan hassas bir ortamda gerçekleşti.

Trump yönetimi, Latin Amerika’nın mevcut bölgesel örgütlerini (Amerika Devletleri Örgütü – OAS ve Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu – CELAC) bölmeye ve bunların yerine yalnızca sağ ve aşırı sağ hükümetlerden oluşan yeni bir örgüt kurmaya başladı: Amerika Kalkanı ittifakı. 

Şu ana kadar, ABD’nin yanı sıra, Javier Milei yönetimindeki Arjantin, Nayib Bukele yönetimindeki El Salvador ve muazzam bir servete sahip muz hanedanının varisi olan Başkan Daniel Noboa yönetimindeki Ekvador da dahil olmak üzere on iki devlet bu ittifaka üye.

Resmi olarak, Amerika Kalkanı uyuşturucu kartelleriyle mücadeleye hizmet ediyor. Bu amaçla, Trump yönetiminin Karayiplerde yaptığı gibi, odak noktası öncelikle askeri harekatlar.

Karayiplerde ABD ordusu şu ana kadar uyuşturucu taşıdığı iddia edilen veya gerçekten uyuşturucu taşıyan teknelere 52 füze saldırısı düzenlemiş ve en az 180 kişiyi öldürdü.

Gözlemciler, uzun vadede aşırı sağ ittifakın, Washington’un kıtadaki Çin etkisine karşı mücadelesine de katkıda bulunmayı amaçladığından şüpheleniyor.

En kalabalık üç ülke olan Brezilya, Meksika ve Kolombiya şu anda sol/sosyal demokrat eğilimli yönetimler tarafından yönetiliyor ve ittifakın bir parçası değil.

Trmp’tan Flávio Bolsonaro’ya seçim desteği

Elbette bu durum değişebilir. Brezilya’da ekim ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. 

Lula’nın tekrar aday olup olmayacağı henüz resmi olarak teyit edilmedi. Eski Başkan Jair Bolsonaro, 2023’ün başlarında gerçekleştirdiği darbe girişimi nedeniyle gözaltında olduğundan ve başlangıçta siyasi halefi olarak görülen oğlu Eduardo, adaleti engellemekle suçlanıp ABD’de sürgünde yaşadığından, ona karşı yarışacak olan kişi en büyük oğlu Flávio olacak.

Lula, 2025’in sonlarında Flávio Bolsonaro’nun arayı kapatmaya başlamasına kadar anketlerde uzun süre önemli bir üstünlük sağlamıştı. Lula’nın zaferi artık kesin görünmüyor.

Trump, tüm Bolsonaro ailesi gibi kendisine siyasi olarak yakın olan Flávio Bolsonaro’yu açıkça destekliyor. Birkaç hafta önce, etkili bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi olan Darren Beattie, halkla ilişkiler amacıyla hapishanedeki Jair Bolsonaro’yu ziyaret etmeye ve aynı zamanda Flávio ile görüşmeye çalıştı.

Lula yönetimi, ülkesinin iç işlerine yönelik bu açık müdahaleye itiraz etti ve Beattie’nin girişine izin vermedi.

Trump daha önce, cezai gümrük vergileri uygulayarak Jair Bolsonaro aleyhindeki ceza davasının askıya alınmasını sağlamaya çalışmış fakat başarısız olmuştu.

Lula’dan Trump’a: Bizi sürekli savaşla tehdit etmeyin

Washington ile tırmanan çatışmaya paralel olarak Lula, dün başlayan üçüncü Almanya-Brezilya hükümet istişareleri öncesinde Trump yönetiminin politikaları hakkında birkaç sert açıklama yaptı.

Geçen hafta Der Spiegel dergisine verdiği röportajda, “Trump dünya imparatoru seçilmedi. Sürekli olarak diğer ülkeleri savaşla tehdit edemez,” demişti.

Dünyanın “tek bir savaş sahnesine dönüşme” sürecinde olduğunu ve bu nedenle acilen “düzen altına alınması gerektiğini” savunan Lula, Tagesspiegel gazetesindeki bir köşe yazısında ise, “Çok taraflılığa alternatif olmadığına ikna oldum,” dedi.

Bu nedenle Brezilya, Almanya ile birlikte çok taraflı politikaya yeni bir güç kazandırmak istiyor. 

Pazar günü Hannover Fuarının açılışında Lula, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın “delilik” olduğunu ilan etti; sayısız insan yoksulluk içinde yaşamaya devam ederken, hatta açlık çekiyorken, dünya çapında savaşlara yıllık yaklaşık 2,7 trilyon ABD doları harcanmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.

Nadir toprak elementlerinde Almanya-Brezilya işbirliği

Çok taraflı bir düzen ruhu içinde, ABD’nin Brezilya’nın hayati önem taşıyan hammadde sektörü üzerindeki artan etkisini dengelemek amacıyla Lula, Friedrich Merz’e maden kaynakları konusunda daha yakın işbirliği önerisinde bulundu.

Brezilya, güneş pillerinin üretiminde gerekli olan niyobyum gibi özellikle rağbet gören hammaddelerin yanı sıra nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere büyük miktarda hammaddeye sahip.

Özellikle nadir toprak elementleri konusunda şiddetli bir rekabet başladı. Şimdiye kadar bu elementler Brezilyalı Serra Verde şirketi tarafından çıkarılıyordu. Şirket, nadir toprak elementlerini şimdiye kadar Çin’de işletiyordu.

Fakat son zamanlarda ABD’den aldığı büyük bir kredi karşılığında, nadir toprak elementlerini yalnızca ABD’ye ya da en fazla müttefiklerine tedarik etmeyi kabul etmek zorunda kaldı.

Brezilya’da hammadde tahsis hakları hükümete ait olduğu için bunun sonuçları tam olarak net değil.

Hükümet, değer zincirlerinin daha büyük kısımlarını kontrol edebilmek amacıyla ülkede nadir toprak elementleri işleme tesisleri kurulması için bastırıyor.

Bu bağlamda Lula, Amerikan ve Çinli şirketlerin yanı sıra Alman şirketlerin de bu sürece katılmasını önerdi.

Brasília, Alman savaş gemilerine talip

Buna ek olarak, Almanya ve Brezilya askeri ve savunma işbirliğini genişletiyor.

Alman Savunma Bakanlığının bildirdiğine göre, Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira pazartesi günü Hannover’de bir mutabakat zaptı imzaladı.

Bu mutabakat zaptı, bir yandan Berlin ve Brasília’nın “çeşitli deniz, kara ve hava temelli tedarik projelerinde işbirliğini yoğunlaştıracağını” öngörüyor.

Bu, tedarikin “sözleşme müzakereleri ve eğitimden sistemlerin entegrasyonu ve işletilmesine kadar” “tüm sürecini” kapsamayı amaçlıyor.

Ayrıca, her iki taraf da Brezilya Donanması’na dört adet ek fırkateynin teslimatı konusunda anlaştı.

Almanya, geleneksel olarak bu Güney Amerika ülkesinin en önemli silah tedarikçileri arasında yer almamıştı.

Brezilya, savunma teçhizatını şimdiye kadar genellikle Fransa, İtalya ve ABD’den temin etme eğilimindeydi. 

Fakat 2019’da TKMS, Brezilya’ya dört adet MEKO A-100 sınıfı fırkateyn teslim etmek üzere bir sözleşme imzalamayı başardı.

Gemiler, São Paulo’nun birkaç yüz kilometre güneyindeki Itajaí’de, TKMS ve Brezilyalı Embraer şirketi tarafından kurulan Águas Azuis konsorsiyumu tarafından Brezilya’da inşa edilecek.

Águas Azuis, savunma işbirliğinin daha geniş çaplı genişlemesinin bir ön göstergesi olarak dört adet ek fırkateyn inşa etmeye hazırlanıyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English