Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya, Hindistan ile ilişkileri derinleştirme arayışında

Yayınlanma

Almanya, Hindistan ile ilişkilerini yoğunlaştırmak istiyor ve bunu yapmak için Hindistan ile ABD arasında şu anda var olan anlaşmazlıktan yararlanıyor.

German Foreign Policy’deki analize göre Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, geçen hafta göreve geldikten sonra Hindistan’a yaptığı ilk ziyaretini tamamladı.

Yeni Delhi’deki görüşmelerinde, iki ülke arasındaki ticaret hacminin iki katına çıkarılması ve Hindistan’dan vasıflı işçi alımının artırılması planları yapıldı. AB ile Hindistan arasında serbest ticaret anlaşması müzakereleri de hızlandırılacak.

Ziyaret, Hindistan’dan yapılan ithalata uygulanan yüksek ABD gümrük vergileri nedeniyle Hindistan ile ABD arasındaki ilişkilerin krizde olduğu bir dönemde gerçekleşti. Trump yönetimi, Yeni Delhi’yi Rus petrolü satın alarak Ukrayna’daki savaşını desteklemekle suçluyor.

Hindistan baskıya boyun eğmeyi reddediyor ve Çin ile ilişkilerini de iyileştiriyor. Alman hükümeti, Hindistan ve ABD arasındaki anlaşmazlığın yarattığı boşluğu doldurmaya çalışıyor. Ayrıca Hindistan’da ABD iş dünyasına alternatifler arıyor.

Dışişleri Bakanı Wadephul Hindistan’da

Wadephul, göreve geldikten sonra geçen hafta Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştirdi.

Gezi, “Hindistan’ın Silikon Vadisi” olarak da bilinen Bengaluru’da başladı ve burada Mercedes Benz ve SAP gibi Alman şirketlerinin Hindistan şubelerini ziyaret etti.

Ayrıca Hindistan Uzay Araştırma Örgütü (ISRO) ve Hindistan Bilim Enstitüsü (IISc) gibi teknoloji kurumlarının temsilcileriyle bir araya geldi ve yerel Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrenen Hintli öğrencileri ziyaret etti.

Daha sonra Yeni Delhi’ye geçerek Hindistanlı mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar ve Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanı Piyush Goyal ile bir araya gelen Alman bakan, Başbakan Narendra Modi ile telefon görüşmesi yaptı.

Her iki taraf da, 2007 yılında başlayan ve uzun gecikmelerle karakterize edilen AB ile Hindistan arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerini sonuçlandırma niyetlerini dile getirdi.

AB, otomobillerin ithalat vergilerinin düşürülmesini ve Hindistan’ın tarım ve süt ürünleri pazarlarına erişimini talep ederken, Hindistan ise çiftçilerini daha iyi korumak istiyor ve iklim ve çalışma standartları konusunda katı taahhütlerden kaçınmak istiyor. 

Fakat Trump’ın AB’den yapılan ithalata uyguladığı gümrük vergileri ve Hindistan’dan yapılan ithalata uygulanan özellikle yüksek gümrük vergileri, her iki tarafa da ABD’deki iş dünyası kayıplarını telafi etmek için ticaretlerini mümkün olduğunca çabuk genişletme teşviki veriyor.

Berlin-Yeni Delhi ticaret hacmi hâlâ çok düşük

Wadephul, ayrılmadan önce Hindistan’ın Federal Cumhuriyet için büyük önem taşıdığını vurguladı ve ülkenin “Hint-Pasifik bölgesinde Almanya için stratejik bir ortak” olduğunu, hatta “küresel ortaklık sisteminde belirleyici bir rol” oynadığını açıkladı.

Stratejik ortaklıklarının 25. yılını kutlayan her iki ülke de, şu anda yaklaşık 31 milyar avro olan ticaret hacmini ikiye katlamayı hedefliyor. Bu rakam, İrlanda veya Danimarka ile yapılan ticaret hacminin altında.

Almanya, vasıflı Hint işgücü peşinde

Bir diğer önemli konu ise Hindistan’dan vasıflı işçi alımıydı.

Wadephul, Hintli profesyonellerin Alman ekonomisinin “önemli bir dayanağı” olduğunu söyledi.

Diğer Batı ülkeleri Hint vatandaşlarının girişini kısıtlarken, Almanya işçi arayışında daha liberal bir politika izliyor. 2015 yılından bu yana Almanya’daki Hintlilerin sayısı 86.000’den 280.000’e yükseldi.

Hintli işçilere bağımlılık, esas olarak Almanya’nın yaşlanan ve azalan nüfusundan kaynaklanıyor. Bu nüfusun işgücü ihtiyacı, 2035 yılına kadar yıllık 400.000 işçinin net göçüyle karşılanabilir.

Berlin ve Yeni Delhi, iki ülke arasındaki öğrenci değişimini ve eğitim ilişkilerini teşvik etmek için yakın zamanda vize muafiyeti konusunda anlaştı.

Savunma ilişkileri son zamanlarda yoğunlaştı

Buna ek olarak, iki ülke arasındaki savunma ilişkileri de son zamanlarda yoğunlaştı.

Bu yılın başlarında, Rheinmetall ve Hindistan’ın Reliance şirketi, hassas güdümlü Vulcano 155 mm mühimmatın ortak üretimi ve orta ve büyük kalibreli mühimmat için patlayıcı ve itici yakıtların imalatı planlarını açıklamıştı.

Geçen yıl, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un Hindistan ziyaretinde, iki taraf altı adet modern dizel-elektrikli gizli denizaltının inşası olasılığını öngören bir anlaşma imzaladı.

Almanya, Trump’ın Modi’ye “cezasını” fırsat biliyor

Wadephul, ABD ile Hindistan arasında son zamanlarda ortaya çıkan anlaşmazlığı, Almanya’yı Hindistan için daha güvenilir bir ortak olarak sunmak için kullanmaya çalıştı.

Alman dışişleri bakanı, iki ülke arasındaki ilişkileri “karşılıklı güven ve güvenilirliğe dayalı” olarak nitelendirdi.

Hindistan ile iktisadi işbirliği, Almanya ve AB’nin ABD’deki ticaretin gümrük vergileriyle ilgili düşüşlerini telafi etmesini de sağlıyor.

Trump’ın ikinci döneminin başlangıcından bu yana, AB içinde Brüksel’den “alternatif jeopolitik ilişkiler” kurmasını isteyen sesler giderek artıyor ve Hindistan bu alternatiflerden biri olarak öne çıkıyor. 

Bu bağlamda, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve çok sayıda diğer AB komiseri, geçen şubat ayında Yeni Delhi’ye gitti ve her iki taraf da planlanan serbest ticaret anlaşmasını yıl sonuna kadar imzalamayı kararlaştırdı.

Ayrıca, AB’nin Japonya ve Güney Kore ile imzaladığı anlaşmalara benzer bir “güvenlik ve savunma ortaklığı” anlaşması imzalanması olasılığını da araştırdılar.

Şimdiye kadar, AB’nin Hindistan’a yönelik tutumu, Hindistan’ı Çin’e karşı konumlandırma ve Yeni Delhi ile Moskova arasına “nifak sokma” niyetiyle de karakterize ediliyordu.

Örneğin, 2024 yılında Alman hükümeti “Hindistan’a Odaklanma” başlıklı bir belge kabul etti ve bu belgede “Hindistan’ı Alman silah şirketleriyle daha yakın bir ilişkiye sokma” ve “Rusya’ya yönelik silah yönelimini azaltma” niyetini açıkladı.

Ne var ki Wadephul, son ziyaretinde daha temkinli bir üslup kullandı ve Hindistan’ın Rusya ve Çin ile işbirliğini sert bir şekilde eleştirmedi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English