Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya: Rusya’nın nükleer doktrinindeki değişiklikler dikkate değer değil

Yayınlanma

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Rusya’nın nükleer doktrinindeki değişikliklerin Berlin ve NATO’nun genel politikasını etkilemeyeceğini belirterek, Berlin’in bu konuda herhangi bir tepki vermesine gerek olmadığını söyledi. Pistorius’a göre, Almanya’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in adımlarına ‘fazla odaklanmasına’ gerek yok.

Pistorius Litvanya’da düzenlenen basın toplantısında, “Tüm bu tartışmada ve konunun sürekli gündeme getirilmesinde bizim bir rolümüz olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda yorum yapmanın da bir anlamı yok, zira yarın başka bir şey gündeme gelecek,” dedi. Ayrıca Almanya’nın ‘kendi yolunu izlediğini’ ve doğru bildiği şeyleri yapmaya devam ettiğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 25 Eylül’de yapılan Güvenlik Konseyi toplantısında, nükleer doktrinde bir değişiklik önerdi. Buna göre, nükleer bir güç tarafından desteklenen herhangi bir devletin Rusya’ya karşı giriştiği bir saldırı, doğrudan Rusya’ya yönelik bir saldırı olarak kabul edilecek.

Ayrıca, Rusya’ya yönelik stratejik havacılık, seyir füzeleri, hipersonik silahlar ve insansız hava araçları gibi saldırı araçlarının toplu olarak fırlatılacağına dair ‘güvenilir bilgiler’ alınması durumunda, Rusya’nın nükleer silah kullanabileceği belirtildi. Bunun yanı sıra Putin, Belarus’a yönelik bir saldırının konvansiyonel silahlarla yapılması durumunda dahi bu ülkenin Rusya’nın nükleer kalkanıyla korunacağını ifade etti.

ABD ve Avrupa Birliği (AB), Putin’in bu önerilerini sorumsuzluk olarak değerlendirdi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bu tür söylemlerin kabul edilemez olduğunu savundu ve Putin’in daha önce de nükleer silahları tehdit unsuru olarak kullandığında, Çin de dahil olmak üzere dünya çapında pek çok aktörün bu tür tutumların sorumsuzluğunu açıkça dile getirdiğini öne sürdü.

AB Komisyonu’nun Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Sözcüsü Peter Stano ise, Brüksel’in bu tür tehditleri ‘kesin bir dille reddettiğini’ ve Ukrayna’ya desteğini sürdüreceğini söyledi.

Stano, Putin’in nükleer kartı daha önce de oynadığını belirterek, ‘son derece sorumsuz ve kabul edilemez bu davranışın’ tüm dünyaya Putin’in gerçek yüzünü gösterdiğini ifade etti. Ukrayna Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andriy Yermak ise Rusya’nın nükleer doktrinindeki değişiklikleri ‘şantaj’ ve ‘gözdağı’ olarak nitelendirerek, bunun Ukrayna’ya karşı herhangi bir etkisi olmayacağını vurguladı.

Rusya nükleer doktrinini neden değiştiriyor?

Avrupa

Avrupalı otomobil üreticileri Çinli rakiplerine yöneliyor

Yayınlanma

Zor günler geçiren ve birçok üretim bandında üretimi durduran Avrupa otomotiv sektörü, durumu toparlamak için Çinli firmalara yöneliyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan haberde başta İtalya olmak üzere birçok ülkede yer alan fabrikaların zor durumu anlatılıyor.

Örneğin, bir zamanlar yerel ekonominin motoru olan ve Roma’nın sadece 130 km güneydoğusunda yer alan Fiat’ın geniş Cassino otomobil fabrikası, neredeyse terk edilmiş gibi ıssız bir havaya bürünmüş durumda.

Fabrikanın 2.200 çalışanı ayda sadece birkaç gün işe çağrılıyor. 2026 yılının ilk yarısında sadece 6.700 otomobil üretildi ki bu rakam, 300.000 adetlik yıllık kapasitenin çok küçük bir kısmı.

40 yaşında ve üç çocuk annesi olan Denise Tisci, mayıs ayından beri hiç vardiyaya çıkmadı ve fabrikadaki diğer işçiler gibi devletin geçici işten çıkarma programına bağımlı durumda.

2007 yılından beri fabrikada çalışan Tisci, “Birçok şeyden tasarruf ettik, çocukları pizza yemeye götürmek gibi temel ve basit bir şeyden bile. Çocuklarımızın yüzüne bakmak zorunda kalmak çok aşağılayıcı,” diyor.

Fiat çalışanları, otomobil üreticisinin sahibi Stellantis’in, İspanya ve Fransa’da Leapmotor ve Dongfeng ile yaptığı son anlaşmalara benzer şekilde, Cassino fabrikası için bir Çin çözümü aramasını bekliyor.

Avrupa otomotiv sektörü krizde

Bu durum sadece Fiat’a özgü değil; çünkü giderek daha fazla Avrupalı otomobil üreticisi, kısmen bu bölgeye yaptıkları hızlı girişten kaynaklanan sorunları çözmek için Çinli rakiplerine yöneliyor.

Stellantis’in Avrupa operasyonları başkanı Emanuele Cappellano, FT’ye verdiği demeçte, şirketin Çin’deki son ortaklıkları hakkında şunları söyledi:

“Bu sadece hayatta kalmak ve yeni rakiplerimize yetişmek için bir yol değil, aynı zamanda Avrupa’da satış hacmini artırmak ve büyüme sağlamak için bir fırsat.”

Grubun İtalya’daki fabrikaları için tam kapanma seçeneği gündemden çıkarıldı ve Cappellano, Cassino için yıl sonuna kadar bir çözüm bulunacağını belirtti.

Şirket, zor günler geçiren Maserati markasını yeniden canlandırmak için bir ortak ararken, olası senaryo, halihazırda birlikte çalıştığı bir Çinli grupla işbirliği yapmak.

Bu, ya elektrikli araç (EV) ortak girişim ortağı Leapmotor ya da devlet şirketi Dongfeng olabilir.

Cassino Belediye Başkanı Enzo Salera, “Üretimini bu fabrikalara taşıyan herhangi bir iş ortağı bizim için sorun değil. Otomotiv sektöründeki kriz tüm ekonomiyi etkiliyor,” derken, yerel perakendeciler ve restoranların da bu durumdan ciddi şekilde etkilendiğini belirtti.

Avrupa otomotiv üretimi, kıtanın GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 7’sini oluşturuyor ve yaklaşık 14 milyon kişiye istihdam sağlıyor.

Bölgedeki otomobil satışlarının hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık 3 milyon altında kalması ve Çinli rakiplerin pazar payını artırması nedeniyle, diğer şirketler de hayatta kalmak için yeni stratejileri benimsemeye başladı.

Alman otomotiv sektörü yol ayrımında

Nissan, Birleşik Krallık’ta Chery ile işbirliği yapıyor; Volkswagen, Xpeng ile görüşmelerini sürdürüyor; Ford ise İspanya’da Geely ile bir anlaşma imzaladı.

Ford’un Avrupa başkanı Jim Baumbick, geçen hafta Geely ile yapılan iş birliğini açıklarken, “Avrupa’daki ortam sonsuza dek değişti. Hedef, en düşük maliyete ulaşmak,” demişti.

AlixPartners’a göre, Avrupa otomotiv sektöründe tesis kullanım oranının yüzde 60’ın altında seyretmesi nedeniyle, toplamda yaklaşık 2,5 milyon araçlık üretim kapasitesi potansiyel olarak boşta kalmış durumda.

Stellantis, bazı sektör yöneticilerinin kısa vadeli bir çözüm olarak gördüğü fakat yerel tedarik zincirleri ve teknolojik bilgi birikimi güçlendirilmediği takdirde nihayetinde kendi kendini yok etmeye giden bir yol olarak değerlendirdiği bir stratejiye daha da ağırlık veriyor.

Stellantis, İspanya ve Fransa’daki fabrikalarında Leapmotor ve Dongfeng’i bu tesislerde model üretmeye davet etti.

Dongfeng anlaşması, Brittany bölgesindeki Rennes’te bulunan 1960’lardan kalma bir fabrikayı kurtarmaya yardımcı olabileceği için Fransa’daki işçiler tarafından da geniş çapta kabul gördü. 

Ülkedeki diğer birçok Stellantis fabrikası gibi, bu fabrika da tek bir montaj hattına indirgenmiş ve çevresindeki araziler satılmıştı.

Stellantis’te Fransız CFE-CGE sendikasının temsilcisi Laurent Oechsel, “Şu anda Çin yapımı otomobiller limanlarımızda bulunuyor. Tekstil sektörünün bir dönem yaptığı gibi buna karşı mücadele etmeye devam etmek mi istiyoruz, yoksa Çinlilerle birlikte Fransa’da otomobil üretimine devam etmek mi istiyoruz?” diye soruyor.

Avrupalı politika yapıcılar, otomobil üreticileri ve sendikalar için önündeki zorluk, üretim ortaklıklarının istihdamı korurken, Çin teknolojisiyle bölgenin tedarik zincirlerini güçlendirmesini sağlamak.

Toyota ve Jaguar’dan “Made in Europe” uyarısı

Şu anda, Avrupa’da üretilmiş olarak tanıtılan birçok Çinli otomobil, çoğunlukla Çin’de üretilen parçalarla donatılıyor ve daha sonra son montaj için AB’ye sevk ediliyor.

İtalya Sanayi Bakanı Adolfo Urso, FT’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Amaç, fabrikayı doldurup ayakta tutabilecek ve tedarik zincirini korumaya yardımcı olabilecek teknolojik bir endüstriyel ortaklık kurmaksa, bu memnuniyetle karşılanır. Tabii ki insanlar İtalya’ya üretim yapmak için geliyorsa; montaj yapmak için değil.”

Ortaklıklar otomobil üreticileri arasında olağan bir durum ama Avrupalı otomobil üreticileri, Çinli ortaklıklar sayesinde otomobil üretimini daha hızlı ve daha ucuza yapmayı öğrenmeyi umuyor.

Karşılığında ise Çinli markalar, kıtaya yönelik yatırım akışını artırmak, yeni istihdam olanakları yaratmak ve teknoloji ile beceri transferinin önünü açmak amacıyla Brüksel’in 2027 yılının ortalarında yürürlüğe koymayı planladığı katı yeni yerel içerik kuralları öncesinde Avrupa’daki üretimlerini artırmak istiyor.

Sanayi Hızlandırıcı Yasası kapsamında AB, otomobil parçalarının sübvansiyonlardan veya kamu ihalelerinden yararlanabilmesi için yüzde 70’lik bir yerel içerik eşiği getirilmesini öneriyor. Ayrıca ileride yerel batarya üretiminin de başlaması bekleniyor.

En büyük belirsizlikler arasında, Çinli şirketlerin teknolojik bilgi birikimini ve fikri mülkiyet haklarını ne ölçüde devredecekleri ve Avrupa menşeli bileşenleri ne kadar çabuk kullanmaya başlayacakları yer alıyor.

Hükümetin, pil üreticisi CATL, Chery ve MG’nin sahibi SAIC gibi Çinli şirketleri fabrika kurmaları için başarıyla ikna ettiği İspanya’da ise, teknoloji transferleri ile kullanılacak yerel işgücü ve bileşenlerin oranı konusunda henüz bir garanti alınamadı.

Stellantis, “talep azlığı” nedeniyle Torino’da Fiat 500’ün üretimini durduracak

Parça üreticilerinin istihdam ettiği işçi sayısı otomobil üreticilerinin istihdam ettiği işçi sayısının iki katı olduğu otomotiv tedarik zincirinde büyük bir endişe hakim.

Cassino fabrikası için metal çamurluk üreten bir şirkette çalışan 62 yaşındaki Marco Leone, “Tedarik zincirinde çalışan bizler risk altında olabiliriz,” dedi.

Benzer endişeler, Nissan’ın gelecek yıldan itibaren Sunderland fabrikasındaki üretimi Chery ile paylaşma anlaşmasını da çevreliyor.

Görüşmelerden haberdar olan kaynaklar, Jaecoo ve Omoda markalarının da sahibi olan Çinli grup için üç modelin üretileceğini belirtti.

AutoAnalysis danışmanlık şirketini yöneten otomotiv üretim uzmanı Ian Henry, “Diyelim ki ilk yıl, otomobiller esasen Çin’den gelen kitlerden üretiliyor. Bu, montaj hattındaki işçiler için harika bir durum fakat Nissan’ın pres atölyesi, karoseri atölyesi ve boyahane çalışanları ile yerel dış tedarikçiler için mutlaka o kadar da iyi olmayabilir,” diye uyarıyor.

Henry, Chery’nin AB’ye ihracat yapabilmesi için yerelleştirme oranını hızla artırması gerektiğini ama zaman çizelgesinin belirsiz olduğunu ve Birleşik Krallık’ta üretilen otomobillerin “Made in Europe” çerçevesine dahil edilip edilmeyeceği konusunda görüşmelerin sürdüğünü ekledi. 

Görüşmelere yakın bir kaynak, Birleşik Krallık’taki tedarikçilerden yararlanmanın daha yüksek maliyetinin de bir sorun olduğunu belirtti.

Çinli otomobil yöneticileri, yerel tedarik zincirlerini kullanmaya kararlı olduklarını vurguluyorlar fakat bu geçişin bir gecede gerçekleşmeyeceğini kabul ediyorlar.

Chery International’ın icra başkan yardımcısı Charlie Zhang, FT’ye yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Yerelleştirme kademeli bir süreç; bu süreç takvime göre değil, tedarik zincirlerinin olgunluğuna, maliyet yapılarına ve yerel endüstriyel ekosistemin bir parçası olmaya hazır olup olmadığımıza göre ölçülür.”

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Analistlere göre, Çin’deki durgun talep ve ihracatı artırma baskısı, Avrupa’daki yerelleşmeyi engelleyen başlıca faktörler.

Hükümetin üreticilere atıl kapasitelerini kullanmaları yönünde baskı yapmasıyla, Çin’in küresel ihracatı bu yıl yüzde 41 artarak 10 milyon adedin üzerine çıkacak.

Kepler Cheuvreux’un otomotiv araştırma başkanı Thomas Besson, “Çin’deki yerel talep beklentilerin çok altında kaldığı için Çinli otomobil üreticileri üzerinde ihracat yapma baskısı çok daha büyük. Çinli otomobil üreticileri, bu konuyu ve niyetlerini sıkça dile getirmelerine rağmen, Avrupa’da henüz ciddi miktarda otomobil üretmeye başlamadılar,” diyor.

“Made in Europe” önerileri, Avrupa’da otomobil üretiminin maliyetlerini daha da artıracak ve satış hacmi daha küçük olan bazı Çinli üreticileri, Avrupa’daki sübvansiyonlardan yararlanmaktan vazgeçip yakın vadede ihracata devam etmeye zorlayacaktır.

Bir Çinli otomobil üreticisinin üst düzey yöneticisi, “Eğer mali açıdan çok pahalı hale gelirse, gümrük vergisini öder ve [Çin’den] otomobil sevkiyatına devam ederiz,” dedi.

BYD gibi bazı Çinli otomobil üreticileri için işbirlikleri stratejik açıdan mantıklı gelmiyor.

BYD’nin uluslararası faaliyetlerden sorumlu en üst düzey yöneticisi Stella Li, bir ortak girişimi “imkansız” olarak nitelendirerek, “Bence kendi başımıza yönetmek daha iyi. İzin istemek çok zor. Biz kararlarımızı beş dakika gibi bir sürede alıyoruz,” diyor.

BYD, bu yılın sonuna kadar Macaristan’da araçlarının seri üretimine başlamayı planlıyor. Fakat “Made in Europe” önerisi, şirketi daha önce duyurulduğu gibi Türkiye’deki fabrikayı tamamlamadan önce İspanya veya Fransa’da ikinci bir tesis aramaya zorladı.

Tüm Avrupalı otomobil üreticileri Çinli ortaklıklar aramıyor. Bazı analistler, şirketlerin kendi başlarına piyasa değişikliklerine daha hızlı tepki verebileceğini ve Çinli ortaklarının Avrupa’da başarılı olacağının garantisi olmadığını söylüyor.

JPMorgan analisti José Asumendi, “Bağımsız kalan şirketlerin çok daha fazla kontrolü olduğunu düşünüyorum,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü İHA bulundu

Yayınlanma

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı taşıyan bir İHA’nın bulunmasının ülke için yeni bir tehlike seviyesine işaret ettiğini duyurdu. Yetkililer, kargo operasyon bölgesinde tespit edilen düzenek sonrası olayın profesyonel bir hibrit tehdit senaryosu kapsamında planlanıp planlanmadığını inceliyor.

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, stratejik bir kargo ve askeri lojistik merkezi olan Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı taşıyan küçük bir insansız hava aracının (İHA) bulunmasının ülke için “yeni bir tehlike seviyesi” oluşturduğu uyarısında bulundu.

Yetkililer engellenen saldırının yabancı bir devlet tarafından planlanıp planlanmadığını araştırıyor.

Kargo operasyon alanının güney pisti yakınındaki güvenlik bölgesinde bir havalimanı çalışanı tarafından fark edilen patlayıcı yüklü Dört pervaneli İHA (kuadrokopter), çarşamba sabahı havalimanında alarma yol açtı ve uçuşların başka meydanlara yönlendirilmesine neden oldu.

Alman polisi patlayıcı düzeneği etkisiz hale getirmek ve imha etmek için bir bomba imha robotu sevk etti.

Çarşamba akşamı kamuoyuna açıklama yapan İçişleri Bakanı Dobrindt, olayın amatörlerin işi gibi görünmediğini ve soruşturmacıların meseleye “profesyonel bir hibrit tehdit senaryosu” çerçevesinde yaklaştığını kaydetti.

Dobrindt, “Burada, Almanya’da belirgin bir belirsizlik yaratmak isteyen ve aralarında yabancı devletlerin de bulunabileceği bir rekabetle karşı karşıyayız; bu durum soruşturmanın bir parçası olacak” dedi.

Olay sırasında, havalimanına inişini iptal etmek zorunda kalan bir DHL kargo uçağı, pistten uzaklaşarak tırmandığı sırada havada bilinmeyen bir cisimle çarpıştı. Uçak daha sonra başka bir havalimanına güvenli bir şekilde indi.

Soruşturmacılar, “Şüpheli bir ikinci tanımlanamayan uçan cisim, pistin kapatılmasının ardından yeniden havalanan bir kargo uçağıyla çarpıştı. Uçağın Hannover’e inmesinden sonra hafif hasar tespit edildi” bilgisini verdi.

Dobrindt ve diğer Alman yetkililer açıklamalarında olası bir şüpheli olarak Rusya’nın adını doğrudan anmadı.

Ancak havalimanının NATO ve Alman ordusu için bir lojistik merkezi olması ve Ukraynalı Antonov Airlines şirketinin Avrupa’daki üssü konumunda bulunması, şüpheleri daha önce Avrupa’da sabotaj eylemleri düzenlemekle suçlanan Rusya’ya yöneltti.

Basında yer alan haberlere göre patlayıcı düzenek monte edilmiş kuadrokopter tipi İHA, Ukrayna’ya ait bir Antonov kargo uçağının yakınında bulundu.

Bu Ukrayna uçaklarının bazılarının üzerinde “Herson Gibi Cesur Ol” ve Rusya’nın askeri müdahalesinin başlarında katliamın yaşandığı yere atıfla “Buça Gibi Cesur Ol” şeklinde sloganlar yer alıyor.

Alman Bild gazetesi, patlayıcının gübre ve benzinden yapılmış olabileceğini öne sürdü. Kamu yayıncıları NDR ve WDR ile Süddeutsche Zeitung’un ortak haberinde ise düzenekte, nitrogliserin ile aynı kimyasal aileden gelen ve semteksin ana bileşenlerinden biri olan pentaeritritol tetranitrat (PETN) bulunduğu kaydedildi.

Ukrayna’nın Berlin Büyükelçisi Oleksii Makeyev, özel televizyon kanalı Welt TV’ye yaptığı açıklamada Moskova’yı suçlayarak “Rusya’dan başka kim olabilir ki?” ifadelerini kullandı. Moskova olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Muhalefetteki Yeşiller partisinin istihbarat denetimi sözcüsü Konstantin von Notz, soruşturmanın en yüksek aciliyetle yürütülmesini talep etti ve olası bir Rusya dahiline işaret etti.

Von Notz Der Spiegel’e verdiği demeçte, “Bu eylemin arkasında bir devletin olduğu ortaya çıkarsa, bu sadece terör değil, Almanya Federal Cumhuriyeti’ne ve yurttaşlarına yöneltilmiş devlet terörü niteliği taşır” dedi.

Almanya Federal Meclisi İstihbarat Denetim Komisyonu’nun CDU’lu Başkanı Marc Henrichmann, son olayın “Ukrayna açısından önem taşıyan bir şirketi hedef alma girişimi” gibi göründüğünü söyledi.

Henrichmann Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada, ayrıntıların doğrulanması halinde bunun “bu tür saldırılarda yeni bir tırmanma seviyesini temsil edeceğini” ifade etti.

Olay nedeniyle Palma de Mallorca’dan gelen bir yolcu uçağı da dahil olmak üzere birden fazla uçak başka havalimanlarına yönlendirildi.

Havalimanının kuzey bölümündeki operasyonlar iki saat sonra yeniden başladı. İHA’nın bulunduğu güney pisti ise kapalı kaldı.

Polis ve savcılık tarafından yapılan ortak açıklamada, “Yolcuların veya havalimanı personelinin hayatı ya da güvenliği için bir tehlike bulunmamaktadır. Yolcu hava trafiği etkilenmemiştir” denildi.

Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde son dönemde havalimanları, askeri tesisler, limanlar ve lojistik şirketleri üzerinde izinsiz İHA uçuşları gerçekleşti.

Avrupalı yetkililer bu uçuşların bazılarının arkasında Rus ajanların olduğunu ileri sürerken Moskova bu iddiaları reddetti.

Ukrayna’ya en çok askeri yardım sağlayan tekil Avrupa ülkesi konumundaki Almanya, Rusya’yı kendisine karşı sabotaj, casusluk ve dezenfeksiyon kampanyası yürütmekle suçluyor; Kremlin ise bu suçlamaları kabul etmiyor.

Gelişmelerin yanı sıra, geçen yıl bir Çin vatandaşı, Leipzig/Halle havalimanındaki uçuş takvimleri ve kargo hareketleri hakkındaki bilgileri Pekin adına casusluk yapan bir kişiye aktardığı gerekçesiyle mahkum edilmişti.

Ayrıca Die Zeit gazetesi, Rus gizli servislerinin Alman İHA üreticisi Donaustahl’ın yöneticisi Stefan Thumann’a yönelik bir suikast planladığını yazdı.

Haberde, Alman soruşturmacıların geçen yılın sonunda yabancı bir istihbarat servisi tarafından uyarıldığı ve bu ilkbaharda bir Ukraynalı erkek ile bir Rumen kadını gözaltına aldığı kaydedildi. Thumann’ın polis koruması altında olduğu aktarıldı.

2024 yılında ABD istihbarat servislerinin, Almanya’nın önde gelen silah üreticisi Rheinmetall’ın icra kurulu başkanı Armin Papperger’e yönelik bir Rus suikast planını engellediği bildirilmişti.

Papperger’e yönelik planın, Ukrayna’nın savaş çabalarını destekleyen çeşitli Avrupa ülkelerindeki savunma sanayisi yöneticilerini öldürmeye yönelik Rus hükümeti şemalarından biri olduğu ve aralarında en ilerlemiş seviyedekini oluşturduğu ifade edilmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Palantir’in Avrupa’daki faaliyetlerine vergi incelemesi

Yayınlanma

Avrupa’daki birçok hükümetle sözleşmesi bulunan Palantir’in, yeni bir rapora göre Avrupa’da nispeten az vergi ödediği ortaya çıktı.

Kâr amacı gütmeyen Uluslararası Vergi Hesap Verebilirliği ve Araştırma Merkezi (CICTAR) ile sendika federasyonu olan Avrupa Kamu Hizmetleri Sendikası’ndan (EPSU) araştırmacılar, Palantir’in bazı gelirlerini yurtdışına aktararak bölgedeki vergi yükümlülüğünü azalttığını tespit etti.

Peter Thiel’in kurucu ortağı olduğu yazılım şirketi, eleştirmenlerin gizlilik endişelerini artırdığını iddia ettiği teknolojisinin gözetim yetenekleri nedeniyle yıllardır tartışmalara konu oluyor.

Palantir’in birlikte çalışmayı tercih ettiği müşteriler –örneğin ordu, kolluk kuvvetleri ve göçmenlik hizmetleri– de bu tartışmalara katkıda bulunuyor.

Palantir, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İsveç, İspanya ve İtalya başta olmak üzere Avrupa genelindeki hükümetlere veri analizi hizmetleri satma konusunda oldukça başarılı oldu.

Büyük devlet ihalelerini kazanması, şirketin bölgedeki gelirlerini artırdı. Fakat CICTAR ve EPSU’nun raporuna göre, Palantir, Avrupa’da ödediği vergi miktarını azaltmasına olanak tanıyan ve “vergi matrahının aşınması” olarak adlandırılan durumu kolaylaştıran vergi stratejileri uyguluyor.

Avrupa’nın Palantir bağımlılığı

Rapora göre, şirket bunu ABD’deki iştiraklerine hizmet bedelleri ödeyerek ve Avrupa’daki vergilendirilebilir kârını azaltan indirilebilir giderler ekleyerek yapıyor.

Dolayısıyla, Palantir’in Avrupa’daki faaliyetlerine uygulanan efektif vergi oranları yüksek olsa da, şirket düşük vergi öncesi kârlar kaydetmeyi başarabiliyor.

Öte yandan ABD’deki vergi oranları, Avrupa’dakinden çok daha düşük seviyede kalıyor.

Bu uygulama, AB dışında yer alan Palantir’in Birleşik Krallık’taki faaliyetlerine de uzanıyor.

Raporda ayrıntılı olarak ele alınan uygulamaların hiçbiri yasa dışı değil ve birçok büyük çok uluslu şirket, vergi yükümlülüklerini azaltmak için faaliyetlerini bu şekilde yapılandırıyor.

Fakat CICTAR ve EPSU, Palantir’in durumunda vergi tabanının aşınmasının özellikle sorunlu olduğunu savunuyor ve şirketin hizmet sunumu karşılığında hükümetlerden ödeme alırken, bu hizmetlerin finansmanını sağlayan vergilere katkısını en aza indirdiğini belirtiyor.

EPSU Genel Sekreteri Jan Willem Goudriaan yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Hükümetler ulusal güvenliği güçlendirmek için Palantir ile sözleşme yapıyor; fakat Palantir, vergiden kaçınarak ulusal iktisadi güvenlik de dahil olmak üzere kamu hizmetlerini baltalıyor.”

Palantir, bölgesel kamu hizmet sunumuna derinlemesine entegre olsa da, Fransa’nın Chapsvision gibi Avrupalı alternatifler giderek daha fazla ilgi görüyor.

Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı, Palantir’den Chapsvision’a geçeceğini açıkladı. Haziran ayında Fransız istihbarat teşkilatı da bu yerel şirketle çalışmaya başlayacağını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English