Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya ve göç politikası: Komşuların tepkisi büyüyor

Yayınlanma

Almanya ve yeni federal hükümetin sığınmacıların ülkeye girişini engellemek için aldığı yeni önlemlerin komşu ülkelerle çatışmalara yol açabileceği endişesi hakim.

Berlin’in sığınmacıların ülkeye girişini tamamen engelleme kararının yasallığı AB düzeyinde sorgulanırken, Almanya’nın bu önlemlerine karşı yasal işlem başlatılması bekleniyor ve Avrupa Adalet Divanı’nın (AAD) Berlin aleyhine karar vermesinin muhtemel olduğu ileri sürülüyor.

Geçen hafta potansiyel sığınmacıları tespit etmek için getirilen daha sıkı sınır kontrolleri, hem yurt içinde hem de yurt dışında protestolara neden oldu. Örneğin Kehl belediye başkanı, kontrollerin Fransa’nın Strasbourg kentiyle özenle kurulan işbirliğini sabote ettiğini savunuyor.

Komşu ülkelerin hükümetleri de öfkeli. Örneğin Polonya Başbakanı Donald Tusk, “Polonya’ya göçmen grupları gönderenleri kabul etmeyeceklerini” söyledi. Şansölye Friedrich Merz ise taviz vermeyeceklerini belirtti.

Federal hükümetin hukuki dayanağı

Schengen bölgesinde kalıcı sınır kontrolleri AB hukuku ile uyumlu olmadığından, federal hükümet, eylemlerini Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (TFEU) 72. maddesine dayandırıyor.

Bu madde, AB üye devletlerine, “kamu düzenini korumak” veya “iç güvenliği korumak” için gerekli olması halinde, AB yasaları yerine ulusal yasalara başvurma hakkı tanıyor.

Federal hükümetin şu anda dayandığı ulusal yasa, Alman İltica Kanunu’nun 18(2) maddesi. Bu madde, “yabancıların güvenli bir üçüncü ülkeden giriş yapmaları halinde girişlerinin reddedileceğini” açıkça belirtiyor. Almanya’nın tüm komşu ülkeleri resmi olarak “güvenli üçüncü ülkeler” olarak sınıflandırılmış durumda.

Berlin şimdi iltica başvuru sahiplerini prensip olarak reddetme yoluna gidiyor. Sadece çocuklar ve hamile kadınlar için istisna yapılacak. Dahası, prosedürün “orantılı” olması gerektiği belirtiliyor.

Bu, sığınmacıların AB’ye girdikleri üye ülkeye geri gönderilmesine izin veren, ama aynı zamanda menşe ülkenin tespit edilmesini de gerektiren Dublin Antlaşması’nı açıkça ihlal ediyor. Berlin ise Dublin’in “pratikte işlevsel olmadığı” için göz ardı edilebileceği yanıtını veriyor.

Berlin zaman kazanmaya çalışıyor

Federal hükümetin eylemlerini meşrulaştırmak için kullandığı hukuki yapının hukuken savunulabilir olup olmadığı konusunda pek çok kişi şüphe duyuyor.

Ayrıca Avrupa Komisyonu’nun tüm bu sürece “eleştirel” yaklaştığı söyleniyor. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, cuma günü Brüksel’i ziyaret eden Şansölye Friedrich Merz’e, Komisyon’da hakim olan “hukuki şüpheciliği” kamuoyuna açıklamayarak “iyilik” yaptığı söyleniyor.

Ne var ki bu, şüpheciliğin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Bu hamleye karşı yasal işlem başlatılacağı kesin olarak görülüyor. Gözlemciler, Berlin’in bu durumda sığınmacıların kabulünü “iç güvenlik” için ciddi bir tehdit olarak neden gördüğünü açıklamak zorunda kalacağını söylüyor.

Merz şimdiye kadar “aşırı kalabalık sığınmacı barınakları, aşırı yüklenmiş okullar ve şiddet” nedeniyle bu kararı aldıklarını söyledi. Avrupa Adalet Divanı’nın (AAD) bunu, özellikle mevcut “azalan sığınma başvuruları sayıları” göz önüne alındığında, yeterli gerekçe olarak kabul edip etmeyeceği henüz belli değil fakat kararların verilmesinin yıllar alabileceği de söyleniyor.

Federal hükümet, o zamana kadar Almanya’ya gelen göçmen akınının önemli ölçüde azalacağını umuyor. Berlin, muhtemelen kendi yaklaşımının tartışmalı niteliğinin farkında olarak zaman kazanmaya çalışıyor.

İçeride tartışma büyüyor

Tedbirlerin hukuki geçerliliğine yönelik şüphelerin yanı sıra, federal hükümetin eylemlerine yönelik büyük bir siyasi eleştiri de var.

Bu eleştiriler, Fransa’nın Strasbourg kentiyle çok yakın işbirliği içinde olan Baden-Württemberg eyaletindeki Kehl gibi, doğrudan etkilenen belediyelerden geliyor.

Kehl’in bağımsız belediye başkanı Wolfram Britz, Avrupa adına “her zaman ortak projeler” gerçekleştirmeleri için çağrıldıklarını, şimdi ise “ortak bir tramvay, ortak köprüler, ortak bir anaokulu” olduğunu açıklıyor.

Britz’in “Strasbourg’dan insanlar Kehl’de çalışıyor, Kehl’den insanlar Strasbourg’da çalışıyor” dediği aktarılıyor. Sınır kontrollerinin büyük ölçüde artırılması, iki şehir arasında uzun trafik sıkışıklıklarına neden oldu. Kontrollerin, Strasbourg’daki tramvay trafiğini de aksattığı vurgulanıyor.

Britz, devamla, “Bu eylemi şiddetle kınayabiliriz. Uzun zamandır aştığımızı sandığımız zamanlara geri döndüğümüzü hissediyoruz,” dedi.

Komşu ülkelerin Berlin’e yönelik öfkesi artıyor

Komşu ülkelerde de artan hoşnutsuzluk dile getiriliyor. Lüksemburg İçişleri Bakanı Léon Gloden, her gün Almanya’dan Lüksemburg’a iş için gidip gelen yaklaşık 52.000 kişi göz önüne alındığında, Almanya’nın sınır kontrollerini reddettiğini geçen hafta dile getirmişti.

Gloden, “sınır ötesi trafiğin gereksiz şekilde aksatılmasının önlenmesini” istemişti.

İsviçre’den de protestolar geliyor. Geçen hafta sonu yapılan açıklamalara göre, yeni kontroller henüz büyük trafik sıkışıklığına yol açmamış olsa da, temel itirazlar var.

Adalet Bakanı Beat Jans, “Almanya’nın planladığı gibi sınırda sistematik olarak geri çevirmeler yapılması, İsviçre’nin bakış açısından yürürlükteki yasaları ihlal ediyor,” dedi ve Berlin’in uygulamalarına karşı olası “önlemler”den söz etti.

Avusturya da eleştirilerini dile getirdi. Avusturya İçişleri Bakanlığı geçen çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Almanya’nın alacağı tüm önlemlerde Avrupa hukukuna uyacağını varsayıyoruz. Alman makamlarının bundan sapacak herhangi bir önlem alması kabul edilmeyecektir,” denildi.

Fakat Viyana, AB çapında ortak bir çabayla sınır kontrollerinin daha da sıkılaştırılması konusunda istekli olduğunu da dile getirdi.

Polonya’dan sert açıklama

Polonya Başbakanı Donald Tusk, çarşamba akşamı Varşova’ya ilk ziyaretini gerçekleştiren Şansölye Merz’i kabul ettiğinde özellikle sert eleştirilerde bulundu.

Tusk, diğer hususların yanı sıra, Polonya’da şu anda her gün Almanya’ya iş için gidip gelen yaklaşık 95.000 kişinin ikamet ettiğini belirtti.

Sınırda uzun bekleme sürelerinin günlük yaşamda zaten çok can sıkıcı olduğunu ve azaltılması gerektiğini kaydeden Tusk, “Bu konuda çok ısrarcı olacağım,” dedi.

Varşova, Alman sınır yetkililerinin sığınmacıları tek taraflı olarak reddetmesine de itiraz ediyor. Tusk, Almanya da dahil olmak üzere hiç kimsenin artık Polonya’ya göçmen gruplarını göndermek istediği gibi bir durumun ya da izleniminin olmamasına “büyük önem verdiğini söyledi ve Polonya’nın bunu kabul etmeyeceğini vurguladı.

Merz eleştirilere kulak asmıyor

Merz’in yanıtı, Almanya’nın yeni sınır politikası konusundaki anlaşmazlığın sertleşeceğini gösteriyor.

Haberlere göre, şansölye tüm AB üye devletlerinin “kendi topraklarına girişi düzenleme” hakkını savundu ve bu nedenle, komşu ülkelerle uzlaşmanın gereksiz olduğunu ileri sürdü.

Cuma günü Brüksel’de Merz,sığınmaıcları geri çevirmeye devam edeceklerini fakat bunun “Avrupa hukukuna uygun olarak” yapılacağını da belirtti.

Şansölye, “Almanya bu konuda tek başına hareket etmiyor” diyerek, Avrupalı komşularının Berlin’in adımları hakkında “tamamen bilgilendirildiğini” savundu.

Avrupa

Cebelitarık ve İspanya arasındaki fiziki sınır kalkıyor

Yayınlanma

Brexit nedeniyle on yıldır süren belirsizliğin ardından Cebelitarık ile İspanya arasındaki 118 yıllık fiziki kara sınırı çarşamba günü tamamen ortadan kalkıyor. İngiltere, Avrupa Birliği, Cebelitarık ve İspanya arasında varılan uzlaşıyla havalimanına kurulacak ortak kontrol noktası sayesinde iki bölge arasında pasaportsuz geçiş imkanı sağlanacak.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma (Brexit) kararının ardından on yıldır süren belirsizlik dönemi, Cebelitarık ile İspanya arasındaki 118 yıllık fiziki sınırın çarşamba günü ortadan kalkmasıyla sona eriyor.

İngiliz Akdeniz toprağı olan Cebelitarık, 2016 yılında yapılan referandumda yüzde 95,9 oranında AB’de kalma yönünde oy kullanmasına rağmen İngiltere’nin kararıyla birlikten ayrılmak durumunda kalmıştı.

Ayrılık sonrasında, bölgede çalışan 15 bin İspanyol vatandaşı dahil her gün sınırı geçen binlerce kişi için pasaport kontrolleri zorlaşmış ve ticari ürünlerin taşınması karmaşık hale gelmişti.

Yaşanan sorunları gidermek amacıyla Brüksel, Londra, Cebelitarık ve Madrid yönetimleri, İspanya sınırındaki fiziki kontrolleri kaldırmak üzere on yıldır müzakereler yürütüyordu.

Havalimanında çift aşamalı kontrol uygulanacak

Varılan anlaşma uyarınca Cebelitarık tamamen İngiliz toprağı ve egemenliğinde kalmaya devam edecek ancak kara sınırı harita üzerinde sadece bir çizgiden ibaret olacak.

Uygulamanın teknik ayrıntıları, Manş Denizi altından geçen Eurostar tren hattındaki prosedürle benzerlik taşıyor. Londra St Pancras istasyonundaki uygulamada olduğu gibi, Cebelitarık Havalimanı’na varan yolcular sırasıyla hem Cebelitarık hem de AB pasaport kontrollerinden geçecek.

Her iki otoriteden de onay alan yolcular, Cebelitarık ve Schengen bölgesinde serbestçe seyahat edebilecek.

Bu mekanizma sayesinde Cebelitarık ve İspanya arasındaki kara sınırında kontroller tamamen son bulacak.

Cebelitarık ayrıca, Brexit sonrası tedariki zorlaşan malların akışını kolaylaştırmak amacıyla AB tek pazarı ve gümrük kurallarının belirli bölümlerine uyum sağlayacak.

Hukuki olarak Schengen bölgesine dahil olmadığını vurgulayan Cebelitarık yönetimi, kendi vize politikasını belirleme yetkisini koruyacak.

Buna karşın, İspanya’ya geçişte pasaport kontrolü yapılmayacağı için uygulama pratikte Schengen rejimine benzer bir kolaylık sunacak.

Anlaşma Brüksel’de resmiyete kavuşuyor

İngiltere’nin Avrupa Bakanı Stephen Doughty ile AB Komisyonu Kıdemli Başkan Yardımcısı Maroš Šefčovič, anlaşmayı salı günü Brüksel’de resmi olarak imzalıyor.

İngiltere kanadında partiler üstü bir çabayla yürütülen süreçte, eski Dışişleri Bakanı David Cameron da görev süresi boyunca anlaşmanın tamamlanması için mesai harcamıştı.

Anlaşma, 2024 yılının ilkbahar aylarında imza aşamasına gelmiş ancak dönemin İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın erken seçim kararı alması ve ardından yaşanan hükümet değişimi süreci bir yıl geciktirmişti.

İngiliz Muhafazakar Partili Avrupa şüphecileri anlaşmanın Cebelitarık’ın egemenliğine zarar verdiğini savunurken, Cebelitarık hükümeti ise planın hayata geçmesini destekliyor.

Cebelitarık Başbakanı Fabian Picardo, sınır kontrollerinin kaldırılması öncesinde Telegraph gazetesine verdiği demeçte Brexit’i sert dille eleştirdi.

Picardo, “Brexit, Birleşik Krallık’ın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kendisine verdiği en büyük zarar oldu. Brexit İngiliz halkına yanlış vaatlerle sunuldu. Birleşik Krallık, üyeliğe geri dönmek ya da çok daha yakın bir ortaklık kurmak dahil, Avrupa Birliği ile ilişkisini ciddi şekilde yeniden değerlendirmelidir” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Radev: Bulgaristan Ukrayna koalisyonunda yer almayacak

Yayınlanma

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna için kurulan “gönüllüler koalisyonuna” katılmayacağını açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan şahsen davet aldığını belirten Radev, Ukrayna’ya mali ve askeri yardımın sürdürülmesini savunan bir yapıda yer almayacaklarını ifade etti.

Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkesinin Ukrayna’ya yönelik destek kapsamında oluşturulan “gönüllüler koalisyonunda” yer almayacağını duyurdu.

Fransa’nın milli günü vesilesiyle Paris’te düzenlenen askeri geçit töreni öncesinde Bulgaristan Ulusal Radyosuna (BNR) açıklamalarda bulunan Radev, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan bu yapıya katılmaları için şahsi davet aldığını aktardı.

Radev, “Ukrayna’ya yönelik mali ve askeri yardımın devam etmesi konusunda ısrarcı olan bir koalisyonda yer almıyoruz” dedi.

Ukrayna’daki çatışmanın askeri araçlarla uzatılmasını doğru bulmadığını ifade eden Radev, çözümün askeri yöntemlerle süreci uzatmak değil, tansiyonun yükselmesini nihayet nihayete erdirecek “güçlü bir diplomatik misyon” yürütmek olduğunu kaydetti.

Bulgaristan, Paris’te düzenlenen “gönüllüler koalisyonu” toplantısına katılım göstermedi.

Kararların alınacağı yerler AB ve NATO

Paris’te gündeme gelen “anti-balistik koalisyon” oluşturulması yönündeki kararı da değerlendiren Radev, “Kolektif güvenliğimizi ilgilendiren tüm kararlar farklı bir formatta ve başka yerlerde alınıyor. Çok sayıda öneri ve fikirle karşılaştık. Bulgaristan karar alma süreçlerinde aktif olarak rol alıyor. Bu kararlar, Bulgaristan’ın da ağırlığa sahip olduğu ve aktif temsil edildiği AB ve NATO çerçevesinde alınıyor” ifadelerini kullandı.

Bulgaristan Başbakanı, geçen hafta yaptığı açıklamada ise Sofya’nın Kiev’e yardımlarını kendi imkanları sınırında tutacağını belirtmişti.

Radev bu sınırın, vatandaşlara yönelik sosyal yükümlülükler ve önceki hükümetlerin geride bıraktığı yüksek bütçe açığı gözetilerek belirleneceğini vurgulamıştı. Bulgaristan Başbakanı haziran ayında da Ukrayna’ya silah sevkıyatını durduracaklarını açıklamıştı.

Dolaylı mühimmat tedariki sürüyor

Bloomberg’in verilerine göre Bulgaristan, Avrupa Birliği bünyesinde Sovyet dönemi standartlarındaki mühimmatın en büyük üreticileri arasında yer alıyor.

Ukrayna ordusunun çatışmaların ilk aşamasında bu mühimmatlara önemli ölçüde bağımlı olduğu biliniyor. Sofya yönetiminin doğrudan sevkıyat yapmayı reddetmesine rağmen, Bulgar üretimi askeri malzemelerin üçüncü ülkeler üzerinden Ukrayna’ya ulaştığı belirtiliyor.

Bulgaristan, 2022 yılından bu yana Kiev’e 13 askeri yardım paketi gönderdi ancak bu yardımların hacmi ve mali değeri hakkında resmi bir açıklama yapmadı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Paris’teki “gönüllüler koalisyonu” toplantısına tepki gösterdi.

Bu oluşumu “savaş kışkırtıcıları koalisyonu” olarak nitelendiren Peskov, “Bu yapı, barış istemeyen, savaşın sürmesini arzulayan ve ülkemizi stratejik bir yenilgiye uğratabilecekleri yönündeki derin bir yanılgıya kapılan ülkeler grubudur” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz savunma şirketlerine AB fonundan pay yolu açıldı

Yayınlanma

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İngiliz savunma şirketlerinin Avrupa Birliği’nin Ukrayna’yı desteklemek amacıyla oluşturduğu 90 milyar euroluk program kapsamındaki ihalelere katılabileceğini duyurdu. İngiltere hükümetinin basın servisinden yapılan açıklamaya göre bu anlaşma, Londra ile Brüksel arasında savunma ve güvenlik alanındaki işbirliğini geliştirmek adına önemli bir adım niteliği taşıyor.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesindeki savunma sanayisi şirketlerinin Avrupa Birliği (AB) tarafından Ukrayna’ya destek amacıyla yürütülen 90 milyar euro (yaklaşık 102,6 milyar dolar) hacimli program kapsamındaki sözleşme ihalelerine katılabileceğini açıkladı.

İngiltere hükümetinin resmi internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında, bu uzlaşmanın mayıs ayında düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nin ardından Londra ile Brüksel arasında başlatılan müzakerelerin bir sonucu olduğu belirtildi.

İngiliz hükümeti, varılan anlaşmayı Londra ve Brüksel’in savunma ile güvenlik alanlarındaki işbirliğinde ileriye dönük önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Başbakan Starmer, sağlanan mutabakatın İngiliz savunma işletmelerine yeni siparişler garanti edeceğini, istihdam olanakları yaratacağını ve ülkenin savunma sanayi kompleksini tahkim edeceğini kaydetti. İngiltere’nin bu programa yapacağı mali katkının boyutu, İngiliz şirketlerinin kazanacağı sözleşmelerin toplam değerine göre belirlenecek.

Londra yönetimi, bu yıl Ukrayna’ya hali hazırda 3,75 milyar sterlin (yaklaşık 4,8 milyar dolar) tutarında askeri yardım sağladığını hatırlattı.

Yapılan açıklamada ayrıca, Kiev’e her yıl 3 milyar sterlin (yaklaşık 3,8 milyar dolar) değerinde askeri destek sağlama taahhüdünün “gerektiği sürece” yürürlükte kalacağı vurgulandı.

Bloomberg’ün konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı daha önceki haberinde, AB’nin Ukrayna’ya İngiliz şirketlerinden silah satın alabilmesi için 60 milyar euro (yaklaşık 69 milyar dolar) tutarındaki kredi imkanını kullanma izni vermeye hazırlandığı belirtilmişti.

Habere göre anlaşma, Ukrayna tarafının İngiliz savunma üreticileriyle imzalayacağı sözleşmelerin maliyetinin İngiltere tarafından tazmin edilmesini öngörüyor.

Haberde paylaşılan diğer ayrıntılara göre bu mutabakat, tarafların İngiltere’nin Avrupa savunma fonu SAFE programına katılımı konusunda ortak bir paydada buluşamaması üzerine geliştirilen bir uzlaşı formülü niteliği taşıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English