Avrupa
Almanya’da Sparkasse ve ‘aşırı sağcı’ müşteri baş ağrısı

Doğu Almanya’nın küçük bir tasarruf bankası Sparkasse, aşırı sağcı bir partinin açtığı hesap nedeniyle zor zamanlar yaşıyor.
Financial Times’a (FT) göre bankanın yönetim kurulu üyesi Sven Mücklich, öz savunma dersleri almaya başladı.
Mücklich, “Yabancı düşmanlığını eleştiren pankartlar asarken bir kişi öfkeyle bana bağırarak geldi. Fiziksel bir çatışmayı önlemek için içeri girmek zorunda kaldık,” diyor.
Mücklich, Saksonya eyaleti dışında doğanları eyaletten sınır dışı etmek isteyen ve Alman istihbaratının gözetiminde olan Freie Sachsen (Özgür Saksonya) partisiyle bankanın ilişkilerini kesme çabalarıyla, aşırı sağın yükselişine nasıl karşı koyulacağına dair federal bir tartışmanın merkezine yerleşti.
ABD ve Birleşik Krallık’ta Donald Trump ve Nigel Farage, kredi kuruluşlarını siyasi nedenlerle bankacılık hizmetlerini kesmekle suçluyor. Almanya’da ise tartışma, daha katı yasal yükümlülükleri nedeniyle özel kredi kuruluşlarından finansal hizmet alamayan gruplara açık olan, kamuya ait ve bölgesel köklere sahip bir banka türü olan Sparkassen üzerinde odaklandı.
Bu sorun, özellikle doğu Almanya’da, sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üyeleri denetim kurullarında koltuk kazanmaya başlamasıyla birlikte giderek daha da keskinleşiyor.
Bu kurullar genellikle yerel politikacılardan oluşur ve kamu hesap verebilirliğini sağlamak için tasarlanmış bir yapı ama şu anda siyasi değişimlere karşı savunmasız.
2021 yılında, Freie Sachsen bir hesap açmak için başvurduğunda, Sparkasse Chemnitz, çoğu göçmen olan çalışanlarını koruma görevini gerekçe göstererek bunu reddetti. Bankanın toplamda yaklaşık 600 çalışanı var.
Mücklich, “Çalışanlarımızı korumak zorundayız. Burada 80 farklı ülkeden müşteriler ve çalışanlar bir araya geliyor,” diyor.
Karl Marx’ı maskotu olarak benimseyen Sparkasse Chemnitz, aşırı sağcı bir parti için özellikle olası bir seçim gibi görünmüyor. Hatta banka bir keresinde, Chemnitz’in sosyalist Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) döneminde Karl-Marx-Stadt (Karl Marx Şehri) olarak yeniden adlandırılmasına atıfta bulunarak, komünizmin babasının yüzünün bulunduğu bir kredi kartı bile çıkarmıştı.
Avukat ve Freie Sachsen’in başkanı Martin Kohlmann, Sparkasse Chemnitz’in ilk tercihi olmadığını itiraf ediyor. Mücklich’in eski bir üniversite arkadaşı olan Kohlmann, başka hiçbir bankanın partiye hizmet vermeyeceğini düşündüğü için Sparkasse’den bankacılık hizmetleri talep etmekten başka seçeneği olmadığını savunuyor.
Kohlmann, Freie Sachsen’in genel merkezinin bulunduğu Chemnitz’deki eski bir binada hukuk bürosunu işletiyor. Kapılarına antifaşist grafitiler var. Koridorda, üç yıl önce Alman hükümetini devirme planının lideri olduğu iddia edilen XIII. Heinrich Prinz Reuss’un portresi asılı.
Kohlmann, partisinin bağışları ve seçim sonuçlarına bağlı devlet sübvansiyonlarını almak için bir banka hesabına ihtiyacı olduğunu, bu tutarın yılda 100.000 avroyu aştığını söyledi.
Kohlmann, özel bankalara başvurmadıklarını çünkü “farklı siyasi görüşlere sahip kişilere karşı özellikle temkinli oldukları bilindiği” için başvuru yapmadıklarını söyledi. Kendisi, diğer tüm kredi kuruluşları tarafından reddedildikten sonra Sparkasse’nin müşterisi olmaya devam ediyor.
2021 yılında kurulan Freie Sachsen, Saksonya’nın daha fazla özerkliği için kampanya yürütüyor ve buna Almanya’dan ayrılma olasılığı da dahil; bu olasılığa “Säxit” adı veriliyor.
Kohlmann, partisinin Almanya’nın anayasal düzenini meşruiyetinden mahrum bırakmayı amaçladığını kabul ediyor ama Saksonya’nın iç istihbarat teşkilatı tarafından kendisine yapıştırılan “aşırı sağcı” etiketini reddediyor. Sğacı lider, 1989 öncesindeki DDR döneminde, “Almanya’nın birleşmesini destekleyenlere Nazi dendiğini” öne sürüyor.
Sparkasse Chemnitz, Freie Sachsen’in başvurusunu mahkemeye taşıyarak 2021’de başlayan uzun bir mücadeleye girişince, Mücklich bankanın şansının az olduğunu biliyordu.
2018’de Almanya Anayasa Mahkemesi, ülkedeki 340’tan fazla Sparkasse’nin, resmi olarak yasaklanmadıkça aşırıcı gruplar da dahil olmak üzere herkese temel bankacılık hizmetleri sunması gerektiğine hükmetmişti.
Dava, bankacılık sektörünün yaklaşık üçte birini oluşturan Almanya’nın kamu kredi kuruluşları içindeki nüfuz mücadelesinin bir simgesi haline geldi.
Halle Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü başkan yardımcısı Michael Koetter, “Seçimlerdeki başarıları artan sağ partiler, Sparkasse yönetim kurullarına atamalarda etki sahibi olmaya başlıyor. Şu anda bu bir sorun değil ama AfD’nin başarıları devam ederse, sorun haline gelebilir,” diyor.
AfD’nin birçok doğu Alman bölgesinde geleneksel ana akım partileri geride bırakmasıyla, Mücklich’in çabaları nihayetinde bankacılık hizmetlerinden mahrum bırakmanın aşırı sağın yükselişiyle mücadele için geçerli bir yol olmadığını gösterdi.
Bu yılın başlarında, Chemnitz idare mahkemesi, Sparkassen’in resmi olarak yasaklanmadıkça siyasi partilere hesap açmayı reddedemeyeceği yönündeki yüksek mahkeme kararını onaylayarak banka aleyhine karar verdi.
Yargıçlar, “Sadece hesap yönetimi, çalışanların temel haklarını tehlikeye atmaz,” sonucuna vardı.
Banka, Freie Sachsen’e karşı sadece sembolik adımlar atabilir. Öte yandan Mücklich, bankanın eylemlerine ilişkin çalışanlarından aldığı “olumlu geri bildirimleri” gerekçe göstererek kararlılığını sürdürüyor.
Sağcı grupların protestoları sırasında banka, genellikle cepheye demokrasi ve çoğulculuğu savunan pankartlar asıyor.
Geçen yıl, Freie Sachsen’in ödediği hesap ücretlerini eşcinsel mülteciler için yerel bir girişime bağışladı. Mücklich, bu yıl bankanın başka bir demokrasi yanlısı projeyi finanse etmeyi planladığını söyledi.
Mücklich, “Mahkeme bize, çalışanlar kapıda valizleriyle bekledikten sonra hizmet vermeyi reddedebileceğimizi söyledi. O zamana kadar tek söyleyebileceğimiz şey: ‘Evet, bunu üzüntüyle karşılıyoruz, ancak elimiz kolumuz bağlı’,” diye konuşuyor.
Avrupa
Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.
İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.
AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.
Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.
Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.
Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.
Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”
Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.
SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.
Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.
Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.
Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.
Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.
BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.
Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.
Avrupa
Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.
German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.
NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.
Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.
Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.
Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.
Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.
İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.
Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.
Kitle imha silahlarına açılan kapı
NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.
Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.
Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor.
Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.
Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.
Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.
Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.
Fransa da nükleerde gaza basıyor
Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.
Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.
O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.
Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.
Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.
Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.
Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.
Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.
Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.
O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.
Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.
Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.
Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.
Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”
“Alman bombası” için hararetli çağrılar
Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.
Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:
“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”
Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.
Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.
Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:
“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”
Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.
Avrupa
Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.
Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.
Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:
“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”
Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.
LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.
Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.
Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.
Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.
Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.
Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.
Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.
Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.
Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.
Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.
Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı









