Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’nın zor Macaristan seçimi

Yayınlanma

Péter Magyar’ın Tisza partisinin Macaristan seçimlerinde ezici bir zafer kazanmasının ardından, Almanya politik olarak rahatlarken iktisadi olarak sorunlar baş gösterebilir.

German Foreign Policy’deki analize göre Magyar’ın liderliği ile birlikte AB politikası ve Alman şirketlerinin çıkarlarıyla ilgili ilk uyuşmazlık belirtileri ortaya çıkmaya başladı.

Magyar, ülkeyi AB ve NATO içinde sağlam bir şekilde konumlandıracağına söz verdi ve avroya geçmeyi hedeflediğini ilan etti.

Ayrıca, önerdiği kabine kadrosunda transatlantik deneyime sahip büyük şirketlerin yöneticileri yer alıyor.

Bu durum, görevden ayrılan Başbakan Viktor Orbán’ın Rusya ile olan işbirliğinden bir kopuşa işaret ediyor.

Aynı zamanda Magyar, büyük şirketlere verilen sübvansiyonları eleştiriyor ve Macaristan ekonomisini çeşitlendirmeyi hedefliyor.

Böylece, yıllardır Orbán hükümetinin siyasi ve mali desteğinden faydalanan Alman şirketleri için çanlar çalmaya başladı.

Macaristan’da faaliyet gösteren yaklaşık 6 bin Alman şirketi, ülkeyi Almanya’nın endüstriyel arka bahçesinin merkezi haline getirmişti.

Magyar ayrıca AB Göç Paktını da reddediyor. Brüksel baskı uyguluyor: Macaristan, Orbán’ın görev süresi boyunca dondurulan fonların serbest bırakılması için Avrupa Komisyonu tarafından belirlenen 25 reform şartını ağustos ayına kadar yerine getirmek zorunda.

Macaristan’da Almanya ve AB’nin zaferi

Almanya’nın sanayi arka bahçesi olarak Macaristan

Macaristan’da Alman firmaları, yabancı yatırımcıların en büyük grubunu oluşturmaya devam ediyor: 300 binden fazla istihdam yaratmış ve bu süreçte yaklaşık 18 milyar avro yatırım yapmış 6 bine yakın şirket.

Alman şirketleri böylece Macaristan’daki istihdamın yüzde 7’sini, brüt katma değerin yüzde 11’inden fazlasını ve kurumsal sektördeki yatırımların yaklaşık altıda birini oluşturuyor.

Görevden ayrılan Başbakan Viktor Orbán, Alman yatırımcılar için “etkili bir cennet” inşa etmek amacıyla düşük vergilere, deregüle edilmiş iş kanunlarına ve ülkesinin Avrupa’daki merkezi konumuna güvendi.

Macaristan bu nedenle Almanya’nın sanayi arka bahçesinin merkezi bir parçası.

Alman otomotiv devleri Orbán’dan çok faydalanmıştı

Orbán’ın politikalarından özellikle yararlanan bir şirket grubu var: Alman otomotiv devleri.

Örneğin Mercedes, şu anda Kecskemét’teki fabrikasında üretim kapasitesini yıllık 200 bin araçtan 400 bin araca çıkarıyor.

Debrecen’de ise BMW, Doğu Avrupa’da ilk kez üretime başlamak üzere yeni bir fabrikaya 2 milyar avrodan fazla yatırım yaptı.

Birkaç ay önce, VW markası Cupra, Győr’deki Audi Hungaria’da Terramar SUV’nin üretimine başladı. Audi, fabrikayı genişletti ve şu anda orada 11 bin kişiyi istihdam ediyor.

Eurostat verilerine göre, 2024 yılında Almanya’da ortalama işgücü maliyeti saat başına 43,30 avro iken, Macaristan’da ise saat başına sadece 14,19 avro idi.

Mercedes’e göre, Macaristan’daki üretim maliyetleri Almanya’dakinden yüzde 70 daha düşük.

Alman politikacıların aksine, Alman otomobil üreticileri Orbán’a karşı çıkmadı, zira Orbán onlar için ideal yatırım koşulları yarattı.

Alman tedarikçiler de Macaristan’da güçlü bir varlığa sahip. Örneğin Bosch, Almanya dışındaki en büyük Avrupa geliştirme merkezini Budapeşte’deki inovasyon kampüsünde işletiyor.

17 bin çalışanı bulunan Bosch’un 2024 yılına kadar burada 5 milyar avrodan fazla gelir elde etmesi öngörülmüştü.

Henkel Grubu ise 15 yıldır Környe’de endüstriyel yapıştırıcılar üretiyor ve buradan yaklaşık 70 ülkeye tedarik sağlıyor.

Stratejik sektörlere yönelik kısıtlamalar

Fakat Macaristan’ın “yatırımcı cenneti”nin sınırları var. Orbán ihracat sektörünü teşvik ederken, 2008/09 küresel krizinden bu yana telekomünikasyon, bankacılık, lojistik, inşaat ve perakende gibi stratejik olarak tanımlanmış sektörler kısıtlayıcı bir sanayi politikasına tabi tutuluyor.

Bu sektörlerdeki yabancı şirketler o zamandan beri özel vergiler, düzenleyici engeller, fiyat kontrolleri, devlet müdahalesi ve geciken onaylardan şikayet ediyor.

Son yıllarda Macaristan, AB içinde en yüksek enflasyon oranını kaydetti; gıda fiyatları zaman zaman yüzde 45’e kadar yükselmişti.

Orbán hükümeti müdahale ederek, sadece Avusturya’dan Spar ve İngiltere’den Tesco perakende zincirlerini değil, aynı zamanda Alman indirimli marketler Lidl (Macaristan pazar lideri), Aldi ve Penny’yi de etkilemişti.

Fiyat tavanları 40’tan fazla temel gıda ürününe uygulanıyor ve Mayıs 2025’ten itibaren 30 eczane ürününe de uygulanacak; bu durum Alman perakende zincirleri dm ve Rossmann’ı etkiliyor.

Diğer sektörlerde ise daha da güçlü müdahaleler yaşanıyor. Şirketler kum, çakıl ve çimento gibi inşaat malzemeleri için ek vergiler ödemek zorunda kalıyor ve bu durum Alman üreticilere de zarar veriyor.

“Yandaş” ihaleciler topun ağzında mı?

Buna ek olarak, Avrupa Komisyonu’nun Orbán ile olan iktidar mücadelesinde 2022’den bu yana on milyarlarca avroluk sübvansiyonu dondurması nedeniyle kayıplar yaşanıyor.

Örneğin, Budapeşte’deki Almanya menşeli çelik şirketi Thyssenkrupp Materials’ın bir temsilcisi, fonların artık akmaması nedeniyle sektörün zarar gördüğünden şikayet ediyor.

Yetkiliye göre şirketine gelen siparişler dibe vurmuş durumda ve işler “gerçekten kötü” gidiyor: “Seçimlerden sonra AB ile ilişkilerin yeniden düzeleceğini umuyoruz.”

Financial Times’ın bir analizine göre, Orbán’ın 2010’da göreve gelmesinden bu yana tüm devlet ihalelerinin yüzde 14’ü, onun yakın çevresindeki 13 kişinin sahip olduğu şirketlere gitti.

Bu şirketler, Orbán’ın göreve gelmesinden önceki beş yıla kıyasla yıllık ortalama üç kat daha fazla sözleşme aldı. Bunlar arasında bankacılık, lojistik ve inşaat sektörlerinden şirketler bulunuyor.

Orbán’ın halefi Péter Magyar, şimdi yeni bir başlangıç vaat ediyor ve “3 bin oligarkla mücadele” ilan ediyor.

Yeni hükümette iş dünyası ağırlığını koydu

12 Nisan seçimlerinde ezici bir zafer kazandıktan hemen sonra Magyar, Fidesz ve onun yakın çevresine savaş açtı ve Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’u istifaya çağırdı.

Sulyok gönüllü olarak istifa etmezse, anayasa değişikliği yoluyla cumhurbaşkanının görevden alınmasını sağlayacağını tehdit etti.

Magyar, büyük yabancı şirketlerden birkaç yöneticiyi de içeren yeni bir kabineyi beraberinde getiriyor.

Örneğin, sonbaharda Magyar’ın ekonomi danışmanı olan yeni Maliye Bakanı András Kárman, daha önce Avusturya’nın Erste Bank’ında ipotek işlerinden sorumluydu.

Bundan önce ise üç yıl boyunca Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Yönetim Kurulu’nda görev yapmıştı.

Kárman, başlangıçta Orbán’ın ilk hükümetinde çalışmıştı ama başbakanın IMF’ye karşı sergilediği çatışmacı tutuma katılmadığı için kısa süre sonra ayrılmıştı.

Enerji Bakanlığı’nın başına geçmesi planlanan 64 yaşındaki István Kapitány, kariyerinin tamamını İngiliz petrol şirketi Shell’de geçirdi.

Dışişleri Bakanı olarak atanan isim Anita Orbán uzun süre Dışişleri Bakanlığında çalışmıştı.

2010 ile 2015 yılları arasında Macaristan’ın enerji güvenliği konusunda gezici büyükelçisi olarak görev yaptı. 2020 yılında Orbán hükümeti, NATO genel sekreter yardımcılığına adaylığını destekledi.

2015’te ayrıldıktan sonra, 2021’de Vodafone’a lobi uzmanı olarak katılmadan önce birkaç yıl boyunca ABD’li LNG şirketleri Cheniere ve Tellurian’da görev almıştı.

Üst düzey yönetici ve enerji uzmanı olan Orbán, daha önce Fidesz’in transatlantik kanadının bir parçasıydı ve 2010 yılında Macaristan’ın enerji güvenliği özel elçisi olarak atanmıştı.

Yeni bakan Orbán, Başbakan Orbán’ın 2017’de Rusya ile büyük bir anlaşma imzalamasının ardından görevinden istifa etmişti.

Yeni bakanın, 2008 tarihli Power, Energy and the New Russian Imperialism [Güç, Enerji ve Yeni Rus Emperyalizmi] isimli bir kitabı da bulunuyor.

Anita Orbán, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi ve Globsec yönetim kurulu üyesiydi, fakat siyasete atıldığında bu üyeliklerini askıya aldı.

Ayrıca gazeteci olarak çalışmış ve Heti Válasz için dış politika analizleri yazmıştı.

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.

Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.

Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.

Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.

Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”

Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.

Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.

Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.

Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.

Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.

Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.

Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.

Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.

Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English