Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’nın zor Macaristan seçimi

Yayınlanma

Péter Magyar’ın Tisza partisinin Macaristan seçimlerinde ezici bir zafer kazanmasının ardından, Almanya politik olarak rahatlarken iktisadi olarak sorunlar baş gösterebilir.

German Foreign Policy’deki analize göre Magyar’ın liderliği ile birlikte AB politikası ve Alman şirketlerinin çıkarlarıyla ilgili ilk uyuşmazlık belirtileri ortaya çıkmaya başladı.

Magyar, ülkeyi AB ve NATO içinde sağlam bir şekilde konumlandıracağına söz verdi ve avroya geçmeyi hedeflediğini ilan etti.

Ayrıca, önerdiği kabine kadrosunda transatlantik deneyime sahip büyük şirketlerin yöneticileri yer alıyor.

Bu durum, görevden ayrılan Başbakan Viktor Orbán’ın Rusya ile olan işbirliğinden bir kopuşa işaret ediyor.

Aynı zamanda Magyar, büyük şirketlere verilen sübvansiyonları eleştiriyor ve Macaristan ekonomisini çeşitlendirmeyi hedefliyor.

Böylece, yıllardır Orbán hükümetinin siyasi ve mali desteğinden faydalanan Alman şirketleri için çanlar çalmaya başladı.

Macaristan’da faaliyet gösteren yaklaşık 6 bin Alman şirketi, ülkeyi Almanya’nın endüstriyel arka bahçesinin merkezi haline getirmişti.

Magyar ayrıca AB Göç Paktını da reddediyor. Brüksel baskı uyguluyor: Macaristan, Orbán’ın görev süresi boyunca dondurulan fonların serbest bırakılması için Avrupa Komisyonu tarafından belirlenen 25 reform şartını ağustos ayına kadar yerine getirmek zorunda.

Macaristan’da Almanya ve AB’nin zaferi

Almanya’nın sanayi arka bahçesi olarak Macaristan

Macaristan’da Alman firmaları, yabancı yatırımcıların en büyük grubunu oluşturmaya devam ediyor: 300 binden fazla istihdam yaratmış ve bu süreçte yaklaşık 18 milyar avro yatırım yapmış 6 bine yakın şirket.

Alman şirketleri böylece Macaristan’daki istihdamın yüzde 7’sini, brüt katma değerin yüzde 11’inden fazlasını ve kurumsal sektördeki yatırımların yaklaşık altıda birini oluşturuyor.

Görevden ayrılan Başbakan Viktor Orbán, Alman yatırımcılar için “etkili bir cennet” inşa etmek amacıyla düşük vergilere, deregüle edilmiş iş kanunlarına ve ülkesinin Avrupa’daki merkezi konumuna güvendi.

Macaristan bu nedenle Almanya’nın sanayi arka bahçesinin merkezi bir parçası.

Alman otomotiv devleri Orbán’dan çok faydalanmıştı

Orbán’ın politikalarından özellikle yararlanan bir şirket grubu var: Alman otomotiv devleri.

Örneğin Mercedes, şu anda Kecskemét’teki fabrikasında üretim kapasitesini yıllık 200 bin araçtan 400 bin araca çıkarıyor.

Debrecen’de ise BMW, Doğu Avrupa’da ilk kez üretime başlamak üzere yeni bir fabrikaya 2 milyar avrodan fazla yatırım yaptı.

Birkaç ay önce, VW markası Cupra, Győr’deki Audi Hungaria’da Terramar SUV’nin üretimine başladı. Audi, fabrikayı genişletti ve şu anda orada 11 bin kişiyi istihdam ediyor.

Eurostat verilerine göre, 2024 yılında Almanya’da ortalama işgücü maliyeti saat başına 43,30 avro iken, Macaristan’da ise saat başına sadece 14,19 avro idi.

Mercedes’e göre, Macaristan’daki üretim maliyetleri Almanya’dakinden yüzde 70 daha düşük.

Alman politikacıların aksine, Alman otomobil üreticileri Orbán’a karşı çıkmadı, zira Orbán onlar için ideal yatırım koşulları yarattı.

Alman tedarikçiler de Macaristan’da güçlü bir varlığa sahip. Örneğin Bosch, Almanya dışındaki en büyük Avrupa geliştirme merkezini Budapeşte’deki inovasyon kampüsünde işletiyor.

17 bin çalışanı bulunan Bosch’un 2024 yılına kadar burada 5 milyar avrodan fazla gelir elde etmesi öngörülmüştü.

Henkel Grubu ise 15 yıldır Környe’de endüstriyel yapıştırıcılar üretiyor ve buradan yaklaşık 70 ülkeye tedarik sağlıyor.

Stratejik sektörlere yönelik kısıtlamalar

Fakat Macaristan’ın “yatırımcı cenneti”nin sınırları var. Orbán ihracat sektörünü teşvik ederken, 2008/09 küresel krizinden bu yana telekomünikasyon, bankacılık, lojistik, inşaat ve perakende gibi stratejik olarak tanımlanmış sektörler kısıtlayıcı bir sanayi politikasına tabi tutuluyor.

Bu sektörlerdeki yabancı şirketler o zamandan beri özel vergiler, düzenleyici engeller, fiyat kontrolleri, devlet müdahalesi ve geciken onaylardan şikayet ediyor.

Son yıllarda Macaristan, AB içinde en yüksek enflasyon oranını kaydetti; gıda fiyatları zaman zaman yüzde 45’e kadar yükselmişti.

Orbán hükümeti müdahale ederek, sadece Avusturya’dan Spar ve İngiltere’den Tesco perakende zincirlerini değil, aynı zamanda Alman indirimli marketler Lidl (Macaristan pazar lideri), Aldi ve Penny’yi de etkilemişti.

Fiyat tavanları 40’tan fazla temel gıda ürününe uygulanıyor ve Mayıs 2025’ten itibaren 30 eczane ürününe de uygulanacak; bu durum Alman perakende zincirleri dm ve Rossmann’ı etkiliyor.

Diğer sektörlerde ise daha da güçlü müdahaleler yaşanıyor. Şirketler kum, çakıl ve çimento gibi inşaat malzemeleri için ek vergiler ödemek zorunda kalıyor ve bu durum Alman üreticilere de zarar veriyor.

“Yandaş” ihaleciler topun ağzında mı?

Buna ek olarak, Avrupa Komisyonu’nun Orbán ile olan iktidar mücadelesinde 2022’den bu yana on milyarlarca avroluk sübvansiyonu dondurması nedeniyle kayıplar yaşanıyor.

Örneğin, Budapeşte’deki Almanya menşeli çelik şirketi Thyssenkrupp Materials’ın bir temsilcisi, fonların artık akmaması nedeniyle sektörün zarar gördüğünden şikayet ediyor.

Yetkiliye göre şirketine gelen siparişler dibe vurmuş durumda ve işler “gerçekten kötü” gidiyor: “Seçimlerden sonra AB ile ilişkilerin yeniden düzeleceğini umuyoruz.”

Financial Times’ın bir analizine göre, Orbán’ın 2010’da göreve gelmesinden bu yana tüm devlet ihalelerinin yüzde 14’ü, onun yakın çevresindeki 13 kişinin sahip olduğu şirketlere gitti.

Bu şirketler, Orbán’ın göreve gelmesinden önceki beş yıla kıyasla yıllık ortalama üç kat daha fazla sözleşme aldı. Bunlar arasında bankacılık, lojistik ve inşaat sektörlerinden şirketler bulunuyor.

Orbán’ın halefi Péter Magyar, şimdi yeni bir başlangıç vaat ediyor ve “3 bin oligarkla mücadele” ilan ediyor.

Yeni hükümette iş dünyası ağırlığını koydu

12 Nisan seçimlerinde ezici bir zafer kazandıktan hemen sonra Magyar, Fidesz ve onun yakın çevresine savaş açtı ve Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’u istifaya çağırdı.

Sulyok gönüllü olarak istifa etmezse, anayasa değişikliği yoluyla cumhurbaşkanının görevden alınmasını sağlayacağını tehdit etti.

Magyar, büyük yabancı şirketlerden birkaç yöneticiyi de içeren yeni bir kabineyi beraberinde getiriyor.

Örneğin, sonbaharda Magyar’ın ekonomi danışmanı olan yeni Maliye Bakanı András Kárman, daha önce Avusturya’nın Erste Bank’ında ipotek işlerinden sorumluydu.

Bundan önce ise üç yıl boyunca Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Yönetim Kurulu’nda görev yapmıştı.

Kárman, başlangıçta Orbán’ın ilk hükümetinde çalışmıştı ama başbakanın IMF’ye karşı sergilediği çatışmacı tutuma katılmadığı için kısa süre sonra ayrılmıştı.

Enerji Bakanlığı’nın başına geçmesi planlanan 64 yaşındaki István Kapitány, kariyerinin tamamını İngiliz petrol şirketi Shell’de geçirdi.

Dışişleri Bakanı olarak atanan isim Anita Orbán uzun süre Dışişleri Bakanlığında çalışmıştı.

2010 ile 2015 yılları arasında Macaristan’ın enerji güvenliği konusunda gezici büyükelçisi olarak görev yaptı. 2020 yılında Orbán hükümeti, NATO genel sekreter yardımcılığına adaylığını destekledi.

2015’te ayrıldıktan sonra, 2021’de Vodafone’a lobi uzmanı olarak katılmadan önce birkaç yıl boyunca ABD’li LNG şirketleri Cheniere ve Tellurian’da görev almıştı.

Üst düzey yönetici ve enerji uzmanı olan Orbán, daha önce Fidesz’in transatlantik kanadının bir parçasıydı ve 2010 yılında Macaristan’ın enerji güvenliği özel elçisi olarak atanmıştı.

Yeni bakan Orbán, Başbakan Orbán’ın 2017’de Rusya ile büyük bir anlaşma imzalamasının ardından görevinden istifa etmişti.

Yeni bakanın, 2008 tarihli Power, Energy and the New Russian Imperialism [Güç, Enerji ve Yeni Rus Emperyalizmi] isimli bir kitabı da bulunuyor.

Anita Orbán, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi ve Globsec yönetim kurulu üyesiydi, fakat siyasete atıldığında bu üyeliklerini askıya aldı.

Ayrıca gazeteci olarak çalışmış ve Heti Válasz için dış politika analizleri yazmıştı.

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English