Avrupa
1.100’den fazla sanatçı İsrail nedeniyle Eurovision’u boykot edecek

Roger Waters ve Peter Gabriel’in de aralarında bulunduğu 1.100’den fazla sanatçı, İsrail’in bu yıllık etkinliğe katılımını protesto etmek amacıyla 2026 Eurovision Şarkı Yarışması’nın boykot edilmesi çağrısında bulunan açık mektubu imzaladı.
Aralık ayında, Avrupa Yayın Birliği (EBU), önümüzdeki ay Viyana’da düzenlenmesi planlanan yarışmaya İsrail’in katılımına izin verilmesi konusunda oylama yaptı.
Bu karar, İspanya, İrlanda, Hollanda ve Slovenya dahil olmak üzere birçok ülkenin Eurovision’dan çekildiğini açıklamasına neden oldu.
Bu oylamada EBU temsilcilerinin yüzde 65’i oylama ve tanıtım sürecine yönelik kural değişikliklerini destekleyerek İsrail’in katılımına ilişkin tartışmaların devam etmesine karşı çıktı. Yüzde 23 karşı oy kullanırken, yüzde 10 çekimser kaldı.
Etkinliği boykot etme kampanyası, sanatçıları ve müzik hak sahiplerini İsrail’deki yayın platformlarından içeriklerini kaldırmaya teşvik eden No Music For Genocide adlı bir kuruluş tarafından yürütülüyor.
No Music For Genocide’ın mevcut kampanyası, sanatçıları, yayıncıları ve genel kamuoyunu yarışmanın 2026’daki versiyonunu boykot etmeye çağırıyor.
Salı günü yayınlanan mektupta, “Eurovision’un, İsrail’in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırımı, kuşatmayı ve acımasız askeri işgali aklamak ve normalleştirmek için kullanılmasını reddediyoruz,” deniyor.
Waters ve Gabriel’in yanı sıra, açık mektubu Brian Eno, Hot Chip, Sigur Rós, Massive Attack ve Kneecap da imzaladı.
İmza sahipleri arasında, “Only Teardrops” şarkısıyla 2013 Eurovision’u Danimarka adına kazanan Emmelie de Forest ve “Rock ‘n’ Roll Kids” şarkısıyla 1993 yarışmasını kazanan İrlandalı şarkıcı Charlie McGettigan da yer alıyor.
Mektupta ayrıca, EBU’nun İsrail’in kamu yayıncısı Kan’ın yarışmaya katılımını yasaklayana kadar Filistinlilerin yarışmayı boykot etme çağrılarına destek verdikleri de ifade ediliyor:
“EBU, İsrail’in suç ortağı olan KAN yayın kuruluşunu yasaklayana kadar, kamu yayıncıları, sanatçılar, gösterim partisi organizatörleri, ekip üyeleri ve hayranların Eurovision’u boykot etmeleri yönündeki Filistinli çağrılara destek veriyoruz.”
Kampanya ayrıca, EBU’nun Ukrayna savaşının ardından Rusya’yı dışlama kararını örnek göstererek, İsrail’e de aynı muamelenin uygulanması gerektiğini savunuyor.
Mektupta, etkinliği yayınlamamayı veya kendilerini temsil edecek bir sanatçı göndermeyi tercih etmeyen Avrupa ülkeleri de övülüyor.
Mektupta, “Tıpkı sanatçıların Güney Afrika’da baskıya karşı durdukları gibi, biz de şimdi bir arada duruyoruz,” deniyor.
Organizatörler ayrıca, “Rusya ve İsrail’in suçlarına yönelik ikiyüzlü tepkileriyle Eurovision’un iddia ettiği ‘tarafsızlık’ yanılsamasını ortadan kaldıran” EBU’yu sert bir dille eleştirdi.
2022’de EBU, Rusya’nın katılımının “yarışmanın itibarını zedeleyeceğini” söylemişti.
Mektup şöyle devam etti:
“İsrail’in soykırımcı şiddeti Filistinlilerin hayatlarını bastırıp sustururken sessiz kalmayı reddediyoruz. İsrail hapishanelerindeki çocuklar bir melodi mırıldandıkları için dayaklara maruz kalırken. Gazze’deki neredeyse tüm sahne, stüdyo, kitapçı ve üniversitelerden geriye sadece moloz yığınları kaldığında, bunların altında katledilmiş cesetler hala kurtarılmayı ve uygun bir şekilde gömülmeyi beklerken.”
İrlandalı rap grubu Kneecap sosyal medyada, ”Sesimizi yükselttiğimiz için bedel ödedik –iptal edilen konserler, davalar, vize yasakları– ve yarın yine aynısını yapardık. Sessizlik suç ortaklığıdır. Soykırıma sahne yok. Özgür Filistin,” diye yazdı.
No Music For Genocide organizatörleri, İsrail’in Eurovision’da yer aldığı 53 yıl boyunca Filistinlilere karşı “apartheid, işkence, toprak gaspı ve askeri işgal” sistemlerini sürdürdüğünü ekledi.
İsrail, 1973’te ilk kez katıldığından bu yana 47 Eurovision yarışmasına katıldı ve dört kez birincilik kazandı. Bu yıl İsrail’i Noam Bettan temsil edecek ve Avusturya’da sahneye çıktığında “Michelle” şarkısını seslendirecek.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog o dönemde, ülkesinin “dünyanın her sahnesinde temsil edilmeyi hak ettiğini” belirtmiş ve yarışmanın “kültür, müzik, halklar arası dostluk ve sınır ötesi kültürel anlayışı” teşvik eden bir etkinlik olarak kalacağını umduğunu dile getirmişti.
İngiltere’de BBC, yarışmayı yayınlayacağını açıkladı ve “EBU üyeleri tarafından alınan ortak kararı” desteklediğini belirtti. Alman yayıncı SWR de katılımını teyit etti.
Avrupa
AfD’li ismin BSW liderlerine yönelik sözleri tepki çekti

AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosundaki grup başkanvekili Oliver Kirchner, BSW liderilerine yönelik ırkçılığa varan sözler sarf etti.
Kirchner birkaç gün önce sağcı Compact dergisine verdiği röportajda BSW ile işbirliği yapmayı düşünüp düşünmediği sorusuna yanıt verdi.
Bu fikri reddeden AfD’li siyasetçi, “Önümüzdeki beş yılı, Mohamed Ali’nin liderliğindeki ve ‘hepsi Nazi’ diyen bu yarı İtalyan adamın liderliğindeki insanlarla siyasette geçirmem mi gerekiyor?” diye sordu.
Amira Mohamed Ali ile “yarı İtalyan” Fabio De Masi, BSW’nin eş genel başkanları.
“Bu insanları” yeterince iyi tanımadığını belirten Kirchner, olası bir AfD-BSW koalisyonunda sorunlar çıkarsa, “onlara güvenilemeyeceğini” söyledi.
Kirchner daha sonra konuşma sırasında “yarı İtalyan” ifadesini ikinci kez vurguladı.
De Masi, Kirchner’e sert eleştiriler yönelitti. SPIEGEL’e konuşan De Masi’ye göre, Kirchner’in “her gece hobi odasında Varus Savaşı’nı canlandırıp canlandırmaması” yalnızca onu ilgilendirir.
BSW lideri, “Saksonya-Anhalt’taki insanların büyük çoğunluğu için, ister Magdeburg’da ister Milano’da olsun asıl önemli olan ara sıra bir İtalyan restoranına gitmektir!” diye konuştu.
Diğer bazı üst düzey AfD isimleri de daha önce BSW’yi önemsiz göstermeye çalışmıştı.
BSW: Saksonya-Anhalt, İsrail savaş sanayisinin merkezi olmamalı
Thüringen AfD lideri Björn Höcke, Saksonya-Anhalt’taki seçimlerden önce, BSW Erfurt’ta CDU ile koalisyon kurduğu için onu “en yeni kartel partisi” olarak nitelendirmişti.
AfD Eşbaşkanı Tino Chrupalla, seçim gecesi BSW’nin “partizan olmayan bir başbakan” çağrısına alaycı bir şekilde yanıt vererek Siegmund’a sadık kalacaklarını söyledi.
Chrupalla, “Neden şimdi oyların yüzde 6’sına bile ulaşamayan bir partinin liderliğini takip edelim ki?” diye sordu.
Siegmund da BSW ile ilk ön görüşmelerden önce, özellikle silahlanma konusunda söylemini sertleştirmeye çalışmıştı.
Siegmund, silahlanma meselesini sınır dışı etme planlarıyla ilişkilendirmiş ve “Askeri teçhizat üretimini genel olarak kınamıyoruz, çünkü gelecekteki geri göç ve sınır dışı etme kampanyaları için doğal olarak uygun kaynaklara ihtiyacımız olacak; en azından iç güvenlik, kendi istikrarımız ve ulusal savunma açısından,” demişti.
Fabio De Masi, SPIEGEL’e verdiği demeçte, BSW’nin somut konuları tartışmayı reddetmediğini, “fakat hiçbir koalisyona girmeyeceğini ve Siegmund’a oy vermeyeceğini” söyledi.
Bu tutum hem federal düzeyde hem de Saksonya-Anhalt’ta geçerli.
İki partinin ne kadar farklı olduğu, en son AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un İsrail askeri teknolojisinin kullanımıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı.
Siegmund, Saksonya-Anhalt’ta faaliyet göstermeye başlayan bir İsrail savunma şirketi hakkında olumlu konuşmuştu. Öte yandan BSW, katı bir silah karşıtı politika savunuyor.
Fakat AfD aynı zamanda, Saksonya-Anhalt’taki BSW şubesini görüşmelere davet ediyor. SPIEGEL’in edindiği bilgilere göre, AfD ve BSW milletvekili grupları pazartesi günü ilk tanışma toplantısı için bir araya geldi.
BSW, Saksonya-Anhalt’ın yeni eyalet parlamentosunda temsil edilen ve aşırı sağın diyalog teklifini kabul eden tek parti.
Bununla birlikte BSW için hem yeniden silahlanma hem de AfD’nin “tersine göç” planları kırmızı çizgi.
Dergiye göre bu, “kimin patron, kimin hizmetçi olduğuna dair” bir sinyal. AfD, uzun süredir BSW parlamento grubunun insafına kalarak yönetmektense yeni seçimlerin daha iyi olup olmayacağını değerlendiriyor.
Bir yandan da AfD üyeleri BSW’ye güvenmiyor. AfD milletvekili grubu başkanı Kirchner, seçim kampanyası hâlâ devam ederken BSW’nin yeni milletvekili grubu başkanları Claudia Wittig ve Thomas Schulze ile bire bir görüşme yaptığını söylemişti.
Compact dergisine verdiği demeçte, onlarla konuşmanın kolay olduğunu ama karar verme yetkisine sahip olduklarına inanmadığını belirtti.
BSW ise sakin bir tavır sergiliyor. Eyalet şubesi, savunma politikası konusunda ortak bir zemin bulmak amacıyla, örneğin Die Linke (Sol Parti) gibi partilere yaptığı gibi AfD’ye de görüşme teklifinde bulunduğunu belirtiyor.
Diğer partilerin BSW ile nasıl bir ilişki kurmayı planladıklarını netleştirmeleri gerekecek; ne de olsa bu partinin yüzde beş barajını aşacağını öngörmemişlerdi.
Fakat SPIEGEL’e göre tam da bu baraj, BSW’nin bir kez daha sonunu getirebilir. AfD erken seçim için baskı yaparsa, BSW yine zor durumda kalacak.
Parti böylece, tüm hakaretlere rağmen aşırı sağı tolere edip etmeyeceği ya da, tereddüt ederse, Magdeburg’daki eyalet parlamentosunda bir sandalye kazanıp kazanamayacağı konusunda bir kez daha endişelenmek zorunda kalacak.
Avrupa
AB ve Almanya, “yapay zeka duraklaması”na tepki gösterdi

Avrupa Birliği (AB) ve Almanya, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka araştırmalarını yavaşlatma çağrılarına tepki gösterdi.
Yapay zeka güvenliği konusundaki tartışma, hafta sonu Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin, giderek daha güçlü sistemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte öncü yapay zeka şirketlerinin bağımsız denetime tabi tutulması ve ortak standartlar üzerinde çalışması gerektiğini söylemesiyle yeniden gündeme geldi.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde pazartesi günü yaptığı açıklamada, Avrupa’nın kısmen kendi özerkliğini korumak ve yaşam tarzını sürdürmek için gerekli verimlilik artışını sağlamak amacıyla yapay zeka teknolojisi üreticisi haline gelmesi gerektiğini söyledi.
Avrupalı şirketler yapay zekaya yatırım yapsa da bu teknolojiyi çoğunlukla yurt dışından, özellikle de ABD’den ithal ediyorlar.
Lagarde, Viyana’da yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:
“Birkaç yıl içinde (yapay zeka) sınırda malları kontrol edecek, hangi vergi beyannamelerinin denetleneceğine karar verecek, trenleri sevk edecek, koğuşlardaki hastaları izleyecek ve bankalarda ödemeleri gerçekleştirecek. Erişimin kesilmesi ya da erişim koşullarında bir değişiklik, o zaman her sektöre aynı anda yansır. Bu, hiçbir ticaret ortağının Avrupa üzerinde daha önce sahip olmadığı bir tür baskı aracıdır ve örneğin gümrük vergileri veya dijital vergiler gibi herhangi bir müzakerede kullanılabilir.”
ECB liderine göre çözüm, daha fazla Avrupa bilgi işlem kapasitesi oluşturmaktan geçiyor.
Lagarde, yapay zekanın hızlı bir şekilde benimsenmesi halinde on yıl içinde verimlilik düzeyini %4’e kadar artırabileceğini ve bunun kamu maliyesi açısından dönüştürücü bir etki yaratacağını belirtti:
“Avrupa, kendi talebini karşılamak için halihazırda çok yetersiz veri merkezi kapasitesine sahip ve mevcut eğilimlere göre bu açığın on yıl içinde altı katından fazla artacağı tahmin ediliyor.”
Ardından Lagarde, Avrupa’nın çoğu görev için “yeterince iyi” olan ve Avrupa altyapısı üzerinde çalışan modellere ihtiyacı olduğunu, böylece dışlanma tehdidinin etkisini yitireceğini ekledi.
Lagarde, Avrupa’nın bu teknolojinin bedelini zaten ödediğini, bu nedenle onu daha kararlı bir şekilde benimsemesi gerektiğini söyledi.
ABD’li teknoloji şirketlerinin yatırım ihtiyaçları o kadar büyük ki, borçlanmalarının bir kısmını Avrupa’dan karşılıyorlar.
Bu da borç piyasasında diğer aktörleri dışlayarak herkes için maliyetleri artırıyor.
Avrupa emeklilik fonları da ABD teknoloji hisselerine yoğun bir şekilde yatırım yapıyor; bu nedenle piyasada yaşanacak herhangi bir düzeltme, Avrupalıların birikimlerini etkileyecek.
Almanya ise yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini durdurmanın Avrupa için “uygulanabilir bir seçenek” olmadığını belirtti.
Almanya’nın dijital işler bakanlığı, yapay zeka geliştirilmesini durdurmanın gerçekçi olmadığını savundu.
Bakanlık sözcüsü, “Geliştirmeyi durdurmayı Avrupa için geçerli bir seçenek olarak görmüyoruz,” diyerek, Avrupa’nın dijital egemenliğini güçlendirmenin daha fazla yapay zeka geliştirme ve inovasyon gerektirdiğini ekledi.
Aynı zamanda Berlin, küresel yapay zeka gelişmelerini çok yakından takip ettiğini ve önde gelen geliştiricilerin kamuoyuna yönelik uyarılarını ciddiye aldığını belirtti.
Bakanlık, Temmuz ayında OpenAI ajanlarının açık kaynak platformu Hugging Face’i hacklemesi olayında görüldüğü gibi, test ortamlarından çıkabilen ve kendi başlarına diğer sistemlere erişebilen yapay zeka sistemlerinin, yeni bir politika tepkisi gerektiren “tamamen yeni bir tehdit senaryosu” oluşturacağını söyledi.
Sözcü ayrıca yapay zeka yönetişimi konusunda uluslararası koordinasyonu destekledi ve etkili bir denetimin hem ABD’nin hem de Çin’in katılımını gerektireceğini belirtti.
Sözcü, Almanya’nın bu konuyu G7 düzeyinde gündeme getirdiğini de ekledi.
İspanya Dijital Dönüşüm Bakanı Oscar Lopez, yapay zeka risklerini yönetmek için uluslararası bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç konusunda tartışmaların giderek arttığını belirterek, bazı önerileri nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik anlaşmalara benzetti.
Lopez, devlet televizyonu TVE’ye yaptığı açıklamada, “Son günlerde duyduğum sesler, sanki yapay zekanın risklerini sınırlamamıza imkân verecek bir tür uluslararası anlaşma arayışında gibi geliyor,” dedi.
Bakan, yapay zekanın yeni ilaçların keşfi ve tedavilerin iyileştirilmesi gibi muazzam fırsatlar sunduğunu ama finans ve siber güvenlik gibi alanlarda da önemli riskler oluşturduğunu belirtti.
Lopez, yapay zeka araştırmacıları ve geliştiricileri tarafından dile getirilen endişeleri göz ardı eden ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirdi.
Avrupa Komisyonu ise inovasyon ve güvenliğin el ele gitmesi gerektiğini belirtti.
Komisyon sözcüsü Thomas Regnier, “Avrupa Birliği, yapay zeka alanında inovasyonun geliştirilmesinden yana; ancak şirketler, hizmetlerinin vatandaşlar için güvenli olduğunu kanıtlamak zorundadır ki bu hizmetler Birlik içinde faaliyet gösterebilsin,” dedi.
İngiltere, giderek daha güçlü hale gelen sistemlerin oluşturduğu riskler konusunda önde gelen yapay zeka şirketleri arasında yürütülen tartışmayı olumlu karşıladı fakat gelecekteki herhangi bir düzenleyici önlemin spekülasyonlardan ziyade kanıtlara dayandırılması gerektiğini belirtti.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın bir sözcüsü, “En gelişmiş yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin artık hem riskleri hem de fırsatları açıkça tartışıyor olması olumlu bir gelişmedir,” dedi ama ekledi:
“Fakat yapay zeka yetenekleri geliştikçe mevcut çerçevenin her zaman yeterli olacağını varsaymamalıyız.”
Avrupa’nın yapay zeka yatırımları ve girişimler açısından en büyük merkezi olan İngiltere, düzenleme konusunda genel olarak daha esnek bir yaklaşımı tercih etmiş ve bu konuda Avrupa Birliği’nden çok ABD ile daha yakın bir çizgide hareket etmişti.
Avrupa
Macaristan hükümeti, Orbán’ın LGBT karşıtı düzenlemelerini geri almak istiyor

Macaristan hükümeti, eski Viktor Orbán hükümeti tarafından 18 yaş altı gençlere yönelik “eşcinselliğin teşvik edilmesini” yasaklayan anti-LGBT düzenlemelerini kaldıracak bir yasa tasarısı sundu.
Nisan ayında yapılan seçimlerde 16 yıllık iktidarın ardından devrilen Orbán hükümeti, 2021 yılında 18 yaşından küçüklerin erişebileceği medya içeriklerinde “eşcinselliğin gösterilmesini ve teşvik edilmesini” ile cinsiyet değiştirmeyi yasaklamıştı.
Orbán, LGBT karşıtı yasaların çocukları korumak amacıyla çıkarıldığını söylemiş ama bu kısıtlamalar insan hakları örgütleri ve Avrupa Birliği’nden şiddetli eleştirilere yol açmıştı.
Macaristan’ın yeni Adalet Bakanı Marta Gorog, AB’nin en yüksek mahkemesinin Nisan ayında verdiği kararda, bu kısıtlamaların AB hukukunu ihlal ettiğini ve eşcinsel ile trans bireylerin damgalanmasına ve marjinalleşmesine katkıda bulunduğunu belirtmesinin ardından, hükümetin LGBT içeriğine erişimi kısıtlayan mevzuatı revize etmesi gerekeceğini söylemişti.
Nisan ayında iktidara gelen Başbakan Peter Magyar, AB ile ilişkileri düzeltme sözü verdi.
Macaristan’ı yeniden AB’nin ana akımına dahil etmek için, demokratik standartlar ve azınlık haklarına ilişkin endişelerin de giderilmesi gerekiyor.
Taslak yasa tasarısı, “çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimini ciddi şekilde bozabilecek” materyalleri yasaklayacak.
Tasarıda şöyle yazıyor:
“Teklif, çocukların karşı karşıya olduğu gerçek tehlikelere odaklanmaktadır. Koruma, pornografik ve yaşa uygun olmayan cinsel içerik, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı, cinsel taciz ve manipülasyonun yanı sıra çocukların fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimine ciddi zarar veren diğer içeriklere odaklanmaktadır.”
Başbakan Magyar da cumartesi günü yaptığı açıklamada, hükümetinin eşcinsellerin evlat edinmesini fiilen yasaklayan kuralları da değiştireceğini söyledi.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri
Rusya2 hafta önceRusya’da Duma seçimlerine beş kala: Neler biliyoruz?










