Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Amerikalı yapay zeka şirketleri, Gazze’nin savaş sonrası gözetim altyapısını planlıyor

Yayınlanma

Amerikan yapay zeka ve gözetim şirketleri Palantir ve Dataminr, İsrail’in güneyinde kurulan bir askeri koordinasyon merkezinde Gazze’nin savaş sonrası yönetimi için aktif rol alıyor. Donald Trump’ın “barış planı” çerçevesinde şekillenen bu yapı, bölgede yapay zeka destekli tam gözetim ve kontrol üzerine kurulu yeni bir işgal modeli oluşturuyor.

Ekim ayının ortasından bu yana yaklaşık 200 Amerikan askeri personeli, Gazze Şeridi’nin kuzey ucuna 20 kilometre mesafedeki bir depoda görev yapıyor.

Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) olarak adlandırılan bu yapı, görünüşte eski Başkan Donald Trump’ın 20 maddelik “barış planını” hayata geçirmek amacıyla kuruldu.

Planın ilan edilen hedefleri arasında Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze’nin yeniden imarı ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkıyla devletleşme yolunda ilerlemesi bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de geçen hafta bu plana onay verdi.

Ancak Gazze’nin geleceğine ilişkin bu görüşmelerde hiçbir Filistinli yapı yer almıyor.

Buna karşılık, Beyaz Saray’ın savaş sonrası Şerit tasarımı içinde en az iki Amerikan özel gözetim şirketi şimdiden kendine yer bulmuş durumda.

Savaş sonrası tasarımda iki Amerikan gözetim şirketi

+972 Magazine‘in ulaştığı belgelere göre, merkezde bir “Maven Saha Hizmet Temsilcisi” bulunuyor.

Amerikan teknoloji şirketi Palantir tarafından geliştirilen Maven projesi, savaş bölgelerinden toplanan gözetim verilerini analiz ederek ölümcül hava saldırıları da dahil olmak üzere Amerikan askeri operasyonlarını hızlandırmayı amaçlıyor.

Platform; uydu, casus uçak, insansız hava aracı (İHA), ele geçirilen iletişim kayıtları ve internet verilerini bir araya getirerek bunları “komutanlar ile destek birimleri için ortak, aranabilir bir uygulamada paketliyor”.

Amerikan ordusu, Maven’i “yapay zeka destekli muharebe alanı platformu” olarak nitelendiriyor. Bu sistem daha önce Yemen, Suriye ve Irak’taki Amerikan hava saldırılarına rehberlik etti.

Palantir, teknolojisini askeri hedeflerin belirlenip bombalanması sürecini kısalttığı iddiasıyla pazarlıyor. Şirketin teknoloji müdürü bu süreci kısa süre önce “öldürme zincirini optimize etmek” olarak tanımlamıştı.

Palantir, yaz aylarında Amerikan silahlı kuvvetleri için Maven platformunu güncellemek ve geliştirmek üzere 10 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Şirket, Ocak 2024’ten bu yana İsrail ordusuyla da yakın bir iş birliği içinde ve taraflar “savaşla ilgili görevler” için stratejik ortaklık anlaşması yaptı.

Savaş suçu ve soykırım suçlamalarına rağmen İsrail’e bağlılığını açıklayan Palantir CEO’su Alex Karp, şirketinin “tamamen uyanıklık karşıtı” olduğunu söylemişti.

Sosyal medya izleme uzmanı Dataminr de devrede

Merkezdeki sunumlarda adı geçen bir diğer Amerikan gözetim şirketi ise Dataminr oldu.

Bu yapay zeka girişimi, X (eski adıyla Twitter) gibi sosyal medya platformlarıyla kurduğu yakın ilişkiler sayesinde devletlerin ve şirketlerin internet kullanıcılarını izlemesine olanak tanıyor.

Şirket, hizmetini “gerçek zamanlı olay, tehdit ve risk istihbaratı” olarak tanıtıyor.

Dataminr, 2010’ların ortasında FBI’a Twitter’ın tüm kullanıcı verilerine erişim sağlayarak “suç ve terör faaliyetlerini” izleme hizmeti sunmaya başladı.

Şirket, kolluk kuvvetlerine herhangi bir sosyal medya kullanıcısının “geçmiş dijital faaliyetlerini” tarama ve “kişinin diğer kullanıcılarla bağlantılarını” keşfetme imkanı verdi.

O dönemde Twitter, yüzde 5’ine sahip olduğu Dataminr’i “resmi ortak” olarak nitelendiriyordu. CIA’nın risk sermayesi fonu In-Q-Tel de şirketin ilk yatırımcıları arasındaydı.

O tarihten bu yana Dataminr, Amerikan ordusu ve ülke genelindeki kolluk birimleriyle yakın çalıştı.

Trump döneminde Black Lives Matter protestolarını takip eden şirket, Biden döneminde ise kürtaj hakkı eylemcilerini izlemek için kullanıldı.

Bu yılın mart ayında Los Angeles Polis Departmanı, Gazze’de ateşkes talep eden protestocuları gözetlemek için Dataminr’den yararlandı

Yapay zeka güdümlü yeni gözetim rejimi

Palantir ve Dataminr’in merkezdeki varlığı, Trump planında Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkından belirsiz bir şekilde bahsedilmesine rağmen, İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünün derinleşerek süreceğini gösteriyor.

Savaş sonrası güvenlik mimarisinin merkezinde yapay zeka destekli gözetim ve silah sistemleri yer alacak.

Sözde ateşkesin ilk altı haftası, sahadaki Filistinliler için gelecekteki tabloyu özetliyor. CMCC’deki Amerikan askeri yetkilileri, İsrail askerlerini gerçek zamanlı olarak izliyor.

Ancak Gazze Sağlık Bakanlığına göre, 10 Ekim’de yürürlüğe giren anlaşmadan bu yana İsrail askerleri 340’tan fazla Filistinliyi öldürdü.

Han Yunus’taki Nasır Hastanesi hemşirelik direktörü Muhammed Sakr, bu hafta The Guardian‘a yaptığı açıklamada, “Ateşkesten önceki dönemden pek farkı yok” dedi ve ekledi: “Ne yazık ki bombardıman hâlâ sürüyor”.

‘Güvenli topluluklar’ planı

Trump planı çerçevesinde ABD, adı açıklanmayan ülkelerden askerlerin oluşturacağı bir Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) kurulmasını denetleyecek.

Palantir’in Maven sistemi ile Dataminr platformları, ABD ve ISF’ye İsrail’in cephaneliğindeki temel unsurlarla kıyaslanabilir yetenekler sağlayacak.

Bu teknolojiler, İsrail’in savaşın başından beri kullandığı yapay zeka destekli hedefleme ve sosyal medya izleme sistemlerini yansıtıyor.

ABD’nin geçmişte Filistin topraklarındaki İsrail gözetim çabalarını desteklediği düşünüldüğünde, bu şirketlerin topladığı verilerin yalnızca Washington’ın kontrolünde kalması beklenmiyor.

2013’te Edward Snowden’ın sızdırdığı belgeler, NSA’nın İsrail istihbaratına Filistinli sivillere ilişkin ham istihbarat aktardığını ortaya koymuştu.

New York Times‘a göre, iki ülkenin istihbarat teşkilatları 7 Ekim’den bu yana iş birliğini daha da derinleştirdi.

Planın temel önerilerinden biri, Hamas kontrolündeki bölgelerdeki Filistinlilerin “Alternatif Güvenli Topluluklar” olarak adlandırılan yerleşkelere kitlesel olarak nakledilmesi.

Her biri yaklaşık 25 bin Gazzeliye ev sahipliği yapacak bu yerleşkeler, devriye yolları, çitler ve gözetim kameralarıyla çevrilecek.

İsrail, bu yerleşkelere girişin iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in onayıyla yapılmasını ve temel kriterin kişinin ya da akrabalarının Hamas’la bağı olup olmaması gerektiğini belirtiyor.

Fakat Hamas’ın 2007’den beri Gazze’yi yönetmesi nedeniyle yüz binlerce kamu çalışanının örgütle bağı bulunuyor.

Yeni işgal modeli: Dış kaynak kullanımı

Trump planında İsrail’in aşırı sağcı hükümetini rahatsız eden madde, İsrail ordusunun Gazze Şeridi üzerindeki kontrolünün aşamalı olarak kaldırılacağı ve bir Filistin devletinin kurulmasının kolaylaştırılacağına dair muğlak vaat.

Ancak geçmiş deneyimler, bu tür planların İsrail’in işgal altındaki topraklar üzerindeki hakimiyetini daha da pekiştirdiğini gösteriyor.

1990’lardaki Oslo Anlaşmaları, İsrail’in Filistin telekomünikasyon altyapısı üzerindeki kontrolünü kalıcı hale getirmişti.

İsrail’in 2005’teki Gazze’den “çekilmesi” ise askeri kontrolü havadan gözetim ve hedefli suikast politikasıyla sürdürmüş, bu durum o dönem “havadan uygulanan işgal” olarak tanımlanmıştı.

CMCC’deki yetkililer şimdi Gazze üzerinde İsrail kontrolünün yeni bir paradigmasını şekillendiriyor; bu kez iş Amerikan askeri güçlerine ve özel sektör ortaklarına devrediliyor.

Palantir ve Dataminr gibi şirketler, yeni askeri teknolojileri geliştirmek için veri toplarken, İsrail ordusu da istihbarat paylaşımı yoluyla Şerit’i kontrol altında tutmayı hedefliyor.

Son on yılda, özellikle 7 Ekim’den bu yana Palantir, Dataminr, Microsoft, Google ve Amazon gibi Amerikan şirketleri, savaşı bir yatırım ve büyüme fırsatı olarak gördü.

İsrail’in Gazze üzerindeki denetimsiz gücü, bölgeyi militarize olan yapay zeka endüstrisi için ideal bir kuluçka merkezine dönüştürdü.

Amerikan yetkililer, CMCC’yi “kaotik bir start-up” olarak tanımlarken, askeri teknoloji endüstrisinin kurumsal çıkarları bölgenin siyasi gerçekliğine kalıcı olarak kazınıyor.

Ortadoğu

IMF’den Hürmüz Boğazı uyarısı: Normale dönmek aylar alacak

Yayınlanma

Uluslararası Para Fonu (IMF), Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasının ardından petrol sevkiyatının önemli bir kısmının eski seyrine dönmesi için iki ila üç ay gerektiğini bildirdi. Raporda, Ortadoğu’daki savaş sonrası ticari ve stratejik rezervlerin kullanılmasıyla hafifleyen arz baskısının, azalan yedek kapasiteler ve eriyen stoklar nedeniyle yeniden arttığı vurgulandı.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasının ardından petrol sevkiyatının büyük bir kısmının yeniden tesisi için iki ila üç aylık bir zamana ihtiyaç duyulacağı öngörüsünü paylaştı.

IMF tarafından yayımlanan analizde, boğazın ulaşıma açılmasının hemen ardından sevkiyat hacminin eski seviyelerine ulaşamayacağı, zira nakliye şirketlerinin, sigortacıların ve piyasa aktörlerinin olağan çalışma düzenine dönmek için zamana ihtiyaç duyacağı kaydedildi.

Sektör temsilcilerinin tahminlerine dayandırılan raporda, “Sektör yetkililerinin değerlendirmelerine göre, su yolunun tamamen açılmasının ardından petrol sevkiyatının önemli bir kısmının yeniden başlatılabilmesi için iki ila üç aylık bir süre geçmesi gerekecek” ifadesi kullanıldı.

IMF, petrol üretiminde yaşanacak uzun süreli kesintilerin, özellikle sahaların yeniden işletmeye alınması için yeterli finansmanı olmayan bölgelerde üretim kapasitesinde kalıcı düşüşlere yol açabileceği uyarısını yaptı.

Rapora göre, küresel petrol piyasasında fiyatların daha sert bir şekilde yükselmesi birkaç faktör sayesinde engellendi. Ortadoğu’daki savaş başlamadan önce arzın talepten günlük yaklaşık 2 milyon varil daha fazla olduğu hatırlatıldı.

Çatışmaların başlamasının ardından ise özellikle Asya’daki talep düşüşü, ABD, Venezuela, Guyana ve Rusya gibi Basra Körfezi dışındaki ülkelerde üretimin artması ile ticari ve stratejik petrol rezervlerinin kullanılması piyasadaki durumu yumuşattı.

“Bir sonraki şokta dünya daha hassas konumda olacak”

Yedek kapasitelerin devreye alınması ve stokların erimesi nedeniyle esneklik alanının daraldığı belirtilen raporda, şu tespitlere yer verildi:

“Hürmüz Boğazı’nda tansiyonun yeniden yükselmesiyle birlikte hareket alanı giderek daralıyor. Zira yedek kapasiteler kullanılıyor, talep azalıyor ve stoklar eriyor. Eğer stoklar yeniden doldurulmazsa, bir sonraki şok meydana geldiğinde dünya çok daha hassas bir konumda olacak.”

ABD ve İsrail’in İran ile şubat ayında başlayan savaşı, küresel petrol ticaretinin en önemli rotalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının durmasına yol açmıştı.

ABD ve İran, 18 Haziran günü iki aylık ateşkesi, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki ABD ablukasının kaldırılmasını ve Basra Körfezi’nde ticari gemi trafiğinin yeniden başlamasını öngören bir mutabakat zaptı imzalamıştı. Ancak haziran ayının sonuna doğru karşılıklı saldırılar yeniden başladı. ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’daki NATO Zirvesi’nde yaptığı açıklamada ateşkesin sona erdiğini duyurdu.

Trump’ın 13 Temmuz günü Washington’ın İran’a yönelik deniz ablukasını yeniden tesis ettiğini, ancak diğer ülkeler için Hürmüz Boğazı’ndan serbest geçiş hakkının korunacağını açıklamasıyla birlikte, eylül vadeli Brent ham petrolünün varil fiyatı yüzde 5,3 artarak 80 doların üzerine çıktı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Bağdat’tan Hizbullah’a bankacılık yaptırımı

Yayınlanma

Irak Maliye Bakanlığına ait resmi belgeye göre Bağdat yönetimi, ABD Hazine Bakanlığının kararları doğrultusunda IŞİD’in finansman ağları ile Lübnan Hizbullahı ile bağlantılı kişi ve kuruluşlara yönelik yeni bankacılık yaptırımları uygulama kararı aldı.

Irak Maliye Bakanlığına bağlı Irak Dış Kalkınma Fonu tarafından yayımlanan resmi belge, Bağdat yönetiminin ABD Hazine Bakanlığının kararlarına dayanarak IŞİD’in finansman ağları ile Lübnan Hizbullahı ile bağlantılı kişi ve kuruluşlara yeni bankacılık yaptırımları getirdiğini gösteriyor.

Lübnan merkezli el-Ahbar gazetesinin aktardığı belgeye göre yeni yönergeler, Irak Dışişleri Bakanlığı Amerika Dairesinin 30 Haziran tarihli yazısı ve Maliye Bakanlığı Ofisinin temmuz ayı başındaki talimatı uyarınca uygulamaya konuldu.

Söz konusu belge, ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinin (OFAC), IŞİD lehine para transferlerini kolaylaştırdıkları gerekçesiyle Avrupa, Ortadoğu ve Batı Afrika’da faaliyet gösteren üç kişi ve altı kuruluşa yaptırım uyguladığını açıklıyor.

Kararlar kapsamında ayrıca, Lübnan Hizbullahının finansman ve lojistik destek ağlarını hedef almak amacıyla, terörle mücadeleye ilişkin 13224 sayılı değiştirilmiş ABD Başkanlık Kararnamesi uyarınca Hizbullah ile ilişkili çok sayıda kuruluş da yaptırım listesine dahil edildi.

Irak Dış Kalkınma Fonu Başkanı Zafer Mehdi Abdullah ile Ekonomik Daire Genel Müdür Vekili Nadya Reşid Ali’nin imzalarını taşıyan belgeyle söz konusu karar; gerekli işlemlerin yapılması amacıyla Maliye Bakanlığına bağlı tüm dairelere, bankalara, kurullara ve şirketlere tebliğ edildi.

Zeydi’nin Washington ziyaretiyle eş zamanlı adım

Yaptırım kararının duyurulması, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin Washington’a gerçekleştirdiği ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüğü resmi ziyaretle aynı zamana denk geliyor.

Görüşme sırasında açıklamalarda bulunan Başbakan Zeydi, Washington ziyaretlerinin iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı duyurma amacı taşıdığını belirterek “Biz buraya ABD ile ilişkilerimizin geleceğini konuşmak üzere geldik. ABD, dünyadaki en önemli stratejik ortağımızdır” ifadesini kullandı.

Irak’taki direniş gruplarının silahları konusuna da değinen Zeydi, bazı gruplardan çok sayıda silah teslim aldıklarını, siyasi faaliyete yönelen her kesimle işbirliği yapacaklarını kaydetti.

Irak Başbakanı, koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesi için öngörülen tarihe işaret ederek “30 Eylül’den sonra hiçbir grubun varlığına ihtiyaç kalmayacak. Herhangi bir yapının silah bulundurmasına izin vermeyeceğiz. Güvenlik güçlerimiz topraklarımızı koruma kabiliyetine sahiptir” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, İran genelindeki sivil ve askeri altyapıyı vurdu

Yayınlanma

ABD’nin İran genelindeki sivil ve askeri altyapıya yönelik hava saldırılarını 15 Temmuz’da yoğunlaştırması üzerine Tahran, komşu ülkelerdeki Amerikan üslerini hedef alan kapsamlı misilleme operasyonları başlattı. İran’ın mutabakat hükümlerine artık bağlı olmadığını açıklamasından ve ABD’nin İran limanlarına deniz ablukası getirmesinden sonra tırmanan çatışmalarda askeri üsler, limanlar ve kritik enerji tesisleri vuruldu.

ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları 15 Temmuz’da daha da yoğunlaştı. İran’ın, Washington’ın ihlalleri ve saldırıları tırmandırması nedeniyle mutabakatın artık kendisini bağlamadığını açıklamasından saatler sonra ülke genelindeki sivil ve askeri altyapı hedef alındı.

Tahran ise “Zafer II Operasyonu” adı verilen yeni harekat kapsamında bölgedeki ABD unsurlarına yönelik misilleme saldırılarını sürdürdü.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre ABD’nin yeni saldırıları çarşamba sabahı ülkenin güneyindeki Buşehr vilayetini vurdu.

Buşehr Valisi Muhammed Muzafferi, “ABD düşmanı bugün Buşehr’de üç noktaya saldırdı” dedi. ABD ayrıca İran’ın güneyindeki Çabahar kentinde bulunan deniz trafiği kontrol merkezini ikinci kez hedef aldı.

Huzistan Vilayeti Güvenlik İşlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı, Washington’ın çarşamba sabahı ülkenin güneybatısındaki Huveyze ve Deşt-i Azadegan bölgelerinde bulunan tahıl depolama silolarına saldırdığını açıkladı. Saldırıda sivil tesisler hasar gördü.

ABD ordusu ayrıca Basra Körfezi’ndeki Kiş Adası’nda bulunan Kiş Su ve Elektrik Şirketine ait santrali hedef aldı. İran medyasına göre bölge yaklaşık bir saat boyunca yedi mühimmatla vuruldu.

Patlamalar, santraldeki bazı üretim birimlerinde kesintilere ve elektrik üretim sisteminde arızalara yol açtı.

Tasnim Haber Ajansı, Kiş Elektrik Şirketine dayandırdığı haberinde hasar gören bazı birimlerin onarım için tamamen devre dışı bırakılmasının gerekebileceğini bildirdi. Bu nedenle adada geçici ve planlı elektrik kesintilerinin kaçınılmaz olduğu belirtildi.

Askeri üs saldırısında 7 asker öldü

Washington, gece saatlerinde İran’ın güneydoğusundaki Bampur’da bulunan bir askeri tesisi de vurdu. Saldırıda yedi İranlı asker öldü.

İran ordusundan yapılan açıklamaya göre ABD’ye ait 13 füze, Kara Kuvvetlerine bağlı bir üssün kışlalarını ve konaklama tesislerini hedef aldı.

Ordunun açıklamasında, mümkün olan en yüksek can kaybını vermek amacıyla üssün yatakhanelerinin, misafirhanesinin ve nöbetçi tesislerinin vurulduğu belirtildi.

Çok sayıda personelin yaralandığı ve tedavi altına alındığı kaydedildi. İran ordusu saldırıya “kararlı bir karşılık” verileceğini duyurdu.

Devrim Muhafızlarından art arda misilleme

Washington’ın gece boyunca ve çarşamba sabahına kadar saldırılarını artırması üzerine İran, bölgedeki ABD askeri tesislerine yönelik art arda misilleme dalgaları başlattı.

Devrim Muhafızları Ordusu, Bahreyn, Ürdün ve Kuveyt’teki üslerin ve kritik askeri unsurların hedef alındığını açıkladı.

Kuveyt’te uydu haberleşme merkezleri, füze ve hava savunma radar sistemleri, Patriot hava savunma bataryaları, ikmal merkezleri ve HIMARS fırlatma platformlarının vurulduğu bildirildi.

Devrim Muhafızları bir gece önce de Bahreyn’deki Şeyh İsa Hava Üssü’nde bulunan ABD deniz ve hava unsurlarını, ayrıca Kuveyt’teki Ali el-Salim Hava Üssü’nde MQ-9 insansız hava araçlarının konuşlandırıldığı rampaları hedef aldığını açıklamıştı.

İran limanlarına deniz ablukası yeniden uygulamaya konuldu

Washington’ın sözde ateşkesin sona erdiğini açıklamasının ve son günlerde İran’a yönelik saldırılarını büyük ölçüde artırmasının ardından ABD Merkez Komutanlığı, İran’ın bütün limanlarına yönelik yasa dışı deniz ablukasının resmen yeniden uygulamaya konulduğunu duyurdu.

Hürmüz Boğazı da İran tarafından bütün gemi trafiğine kapalı tutuluyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, salı gecesi yaptığı açıklamada, “ABD yalnızca anlaşmayı ihlal etmekle kalmadı, bu gece attığı adımlarla, yani deniz ablukasıyla, anlaşmayı tamamen hükümsüz hale getirdi” dedi.

Garibabadi, “İran artık bu anlaşmayla bağlı değildir” ifadelerini kullandı. İran Meclisi de 14 Temmuz’da 180’den fazla milletvekilinin imzasıyla yayımladığı bildiride İran ile ABD arasındaki mutabakatın “öldüğünü” ilan etmişti.

ABD’nin son birkaç gündür saldırılarını tırmandırması sonucu onlarca İranlı öldü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English