Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Amerikalı yapay zeka şirketleri, Gazze’nin savaş sonrası gözetim altyapısını planlıyor

Yayınlanma

Amerikan yapay zeka ve gözetim şirketleri Palantir ve Dataminr, İsrail’in güneyinde kurulan bir askeri koordinasyon merkezinde Gazze’nin savaş sonrası yönetimi için aktif rol alıyor. Donald Trump’ın “barış planı” çerçevesinde şekillenen bu yapı, bölgede yapay zeka destekli tam gözetim ve kontrol üzerine kurulu yeni bir işgal modeli oluşturuyor.

Ekim ayının ortasından bu yana yaklaşık 200 Amerikan askeri personeli, Gazze Şeridi’nin kuzey ucuna 20 kilometre mesafedeki bir depoda görev yapıyor.

Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) olarak adlandırılan bu yapı, görünüşte eski Başkan Donald Trump’ın 20 maddelik “barış planını” hayata geçirmek amacıyla kuruldu.

Planın ilan edilen hedefleri arasında Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze’nin yeniden imarı ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkıyla devletleşme yolunda ilerlemesi bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de geçen hafta bu plana onay verdi.

Ancak Gazze’nin geleceğine ilişkin bu görüşmelerde hiçbir Filistinli yapı yer almıyor.

Buna karşılık, Beyaz Saray’ın savaş sonrası Şerit tasarımı içinde en az iki Amerikan özel gözetim şirketi şimdiden kendine yer bulmuş durumda.

Savaş sonrası tasarımda iki Amerikan gözetim şirketi

+972 Magazine‘in ulaştığı belgelere göre, merkezde bir “Maven Saha Hizmet Temsilcisi” bulunuyor.

Amerikan teknoloji şirketi Palantir tarafından geliştirilen Maven projesi, savaş bölgelerinden toplanan gözetim verilerini analiz ederek ölümcül hava saldırıları da dahil olmak üzere Amerikan askeri operasyonlarını hızlandırmayı amaçlıyor.

Platform; uydu, casus uçak, insansız hava aracı (İHA), ele geçirilen iletişim kayıtları ve internet verilerini bir araya getirerek bunları “komutanlar ile destek birimleri için ortak, aranabilir bir uygulamada paketliyor”.

Amerikan ordusu, Maven’i “yapay zeka destekli muharebe alanı platformu” olarak nitelendiriyor. Bu sistem daha önce Yemen, Suriye ve Irak’taki Amerikan hava saldırılarına rehberlik etti.

Palantir, teknolojisini askeri hedeflerin belirlenip bombalanması sürecini kısalttığı iddiasıyla pazarlıyor. Şirketin teknoloji müdürü bu süreci kısa süre önce “öldürme zincirini optimize etmek” olarak tanımlamıştı.

Palantir, yaz aylarında Amerikan silahlı kuvvetleri için Maven platformunu güncellemek ve geliştirmek üzere 10 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Şirket, Ocak 2024’ten bu yana İsrail ordusuyla da yakın bir iş birliği içinde ve taraflar “savaşla ilgili görevler” için stratejik ortaklık anlaşması yaptı.

Savaş suçu ve soykırım suçlamalarına rağmen İsrail’e bağlılığını açıklayan Palantir CEO’su Alex Karp, şirketinin “tamamen uyanıklık karşıtı” olduğunu söylemişti.

Sosyal medya izleme uzmanı Dataminr de devrede

Merkezdeki sunumlarda adı geçen bir diğer Amerikan gözetim şirketi ise Dataminr oldu.

Bu yapay zeka girişimi, X (eski adıyla Twitter) gibi sosyal medya platformlarıyla kurduğu yakın ilişkiler sayesinde devletlerin ve şirketlerin internet kullanıcılarını izlemesine olanak tanıyor.

Şirket, hizmetini “gerçek zamanlı olay, tehdit ve risk istihbaratı” olarak tanıtıyor.

Dataminr, 2010’ların ortasında FBI’a Twitter’ın tüm kullanıcı verilerine erişim sağlayarak “suç ve terör faaliyetlerini” izleme hizmeti sunmaya başladı.

Şirket, kolluk kuvvetlerine herhangi bir sosyal medya kullanıcısının “geçmiş dijital faaliyetlerini” tarama ve “kişinin diğer kullanıcılarla bağlantılarını” keşfetme imkanı verdi.

O dönemde Twitter, yüzde 5’ine sahip olduğu Dataminr’i “resmi ortak” olarak nitelendiriyordu. CIA’nın risk sermayesi fonu In-Q-Tel de şirketin ilk yatırımcıları arasındaydı.

O tarihten bu yana Dataminr, Amerikan ordusu ve ülke genelindeki kolluk birimleriyle yakın çalıştı.

Trump döneminde Black Lives Matter protestolarını takip eden şirket, Biden döneminde ise kürtaj hakkı eylemcilerini izlemek için kullanıldı.

Bu yılın mart ayında Los Angeles Polis Departmanı, Gazze’de ateşkes talep eden protestocuları gözetlemek için Dataminr’den yararlandı

Yapay zeka güdümlü yeni gözetim rejimi

Palantir ve Dataminr’in merkezdeki varlığı, Trump planında Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkından belirsiz bir şekilde bahsedilmesine rağmen, İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünün derinleşerek süreceğini gösteriyor.

Savaş sonrası güvenlik mimarisinin merkezinde yapay zeka destekli gözetim ve silah sistemleri yer alacak.

Sözde ateşkesin ilk altı haftası, sahadaki Filistinliler için gelecekteki tabloyu özetliyor. CMCC’deki Amerikan askeri yetkilileri, İsrail askerlerini gerçek zamanlı olarak izliyor.

Ancak Gazze Sağlık Bakanlığına göre, 10 Ekim’de yürürlüğe giren anlaşmadan bu yana İsrail askerleri 340’tan fazla Filistinliyi öldürdü.

Han Yunus’taki Nasır Hastanesi hemşirelik direktörü Muhammed Sakr, bu hafta The Guardian‘a yaptığı açıklamada, “Ateşkesten önceki dönemden pek farkı yok” dedi ve ekledi: “Ne yazık ki bombardıman hâlâ sürüyor”.

‘Güvenli topluluklar’ planı

Trump planı çerçevesinde ABD, adı açıklanmayan ülkelerden askerlerin oluşturacağı bir Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) kurulmasını denetleyecek.

Palantir’in Maven sistemi ile Dataminr platformları, ABD ve ISF’ye İsrail’in cephaneliğindeki temel unsurlarla kıyaslanabilir yetenekler sağlayacak.

Bu teknolojiler, İsrail’in savaşın başından beri kullandığı yapay zeka destekli hedefleme ve sosyal medya izleme sistemlerini yansıtıyor.

ABD’nin geçmişte Filistin topraklarındaki İsrail gözetim çabalarını desteklediği düşünüldüğünde, bu şirketlerin topladığı verilerin yalnızca Washington’ın kontrolünde kalması beklenmiyor.

2013’te Edward Snowden’ın sızdırdığı belgeler, NSA’nın İsrail istihbaratına Filistinli sivillere ilişkin ham istihbarat aktardığını ortaya koymuştu.

New York Times‘a göre, iki ülkenin istihbarat teşkilatları 7 Ekim’den bu yana iş birliğini daha da derinleştirdi.

Planın temel önerilerinden biri, Hamas kontrolündeki bölgelerdeki Filistinlilerin “Alternatif Güvenli Topluluklar” olarak adlandırılan yerleşkelere kitlesel olarak nakledilmesi.

Her biri yaklaşık 25 bin Gazzeliye ev sahipliği yapacak bu yerleşkeler, devriye yolları, çitler ve gözetim kameralarıyla çevrilecek.

İsrail, bu yerleşkelere girişin iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in onayıyla yapılmasını ve temel kriterin kişinin ya da akrabalarının Hamas’la bağı olup olmaması gerektiğini belirtiyor.

Fakat Hamas’ın 2007’den beri Gazze’yi yönetmesi nedeniyle yüz binlerce kamu çalışanının örgütle bağı bulunuyor.

Yeni işgal modeli: Dış kaynak kullanımı

Trump planında İsrail’in aşırı sağcı hükümetini rahatsız eden madde, İsrail ordusunun Gazze Şeridi üzerindeki kontrolünün aşamalı olarak kaldırılacağı ve bir Filistin devletinin kurulmasının kolaylaştırılacağına dair muğlak vaat.

Ancak geçmiş deneyimler, bu tür planların İsrail’in işgal altındaki topraklar üzerindeki hakimiyetini daha da pekiştirdiğini gösteriyor.

1990’lardaki Oslo Anlaşmaları, İsrail’in Filistin telekomünikasyon altyapısı üzerindeki kontrolünü kalıcı hale getirmişti.

İsrail’in 2005’teki Gazze’den “çekilmesi” ise askeri kontrolü havadan gözetim ve hedefli suikast politikasıyla sürdürmüş, bu durum o dönem “havadan uygulanan işgal” olarak tanımlanmıştı.

CMCC’deki yetkililer şimdi Gazze üzerinde İsrail kontrolünün yeni bir paradigmasını şekillendiriyor; bu kez iş Amerikan askeri güçlerine ve özel sektör ortaklarına devrediliyor.

Palantir ve Dataminr gibi şirketler, yeni askeri teknolojileri geliştirmek için veri toplarken, İsrail ordusu da istihbarat paylaşımı yoluyla Şerit’i kontrol altında tutmayı hedefliyor.

Son on yılda, özellikle 7 Ekim’den bu yana Palantir, Dataminr, Microsoft, Google ve Amazon gibi Amerikan şirketleri, savaşı bir yatırım ve büyüme fırsatı olarak gördü.

İsrail’in Gazze üzerindeki denetimsiz gücü, bölgeyi militarize olan yapay zeka endüstrisi için ideal bir kuluçka merkezine dönüştürdü.

Amerikan yetkililer, CMCC’yi “kaotik bir start-up” olarak tanımlarken, askeri teknoloji endüstrisinin kurumsal çıkarları bölgenin siyasi gerçekliğine kalıcı olarak kazınıyor.

Ortadoğu

Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Yayınlanma

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.

El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.

Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.

Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.

El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.

Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.

Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.

Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı. 

IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.

Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.

El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.

Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.

El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.

Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.

Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.

Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.

Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.

Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.

Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası

Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.

Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.

Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.

Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.

Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.

Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.

Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.

Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.

Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.

Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”

İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.

Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.

Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.

Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.

Muhalefetten vatana ihanet suçlaması

Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.

Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.

İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.

Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.

Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.

Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.

7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

Yayınlanma

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.

The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.

Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.

Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi

Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.

Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.

Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.

Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.

Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.

Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı

Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.

Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.

Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.

Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.

Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.

Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü

Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.

Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English