Bizi Takip Edin

Diplomasi

Arap Birliği’nin “Esad’ı Zelenski ile dengeleme” çabası

Yayınlanma

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın 12 yıl aradan sonra katıldığı 32. Arap Birliği Zirvesi’nin sürprizi Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski oldu. Batı’dan yönelen eleştirilere rağmen Ukrayna krizinde tarafsızlık politikası izleyen Arap Birliği’nin Zelenski hamlesi, ABD’nin açıktan karşı çıktığı Esad ile normalleşmeyi dengeleme çabası olarak görünüyor.

Suriye lideri Beşar Esad, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne katıldı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Esad’ı zirve girişinde sarılarak karşıladı.

Zirve öncesi birçok lider ikili görüşmeler yaptı. Esad da Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said ile bir araya geldi. İkili ilişkilerin ele alındığı görüşme sırasında Said, Tunus’un Suriye’nin teröre karşı savaşında ve dış müdahalenin önlenmesinde elde ettiği başarılardan duyduğu büyük memnuniyeti dile getirdi. Liderler fotoğrafı çekimi sırasında Esad ile Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah es-Sisi’nin ayak üstü samimi bir diyalog kurdukları görüldü.

Katar Emiri salonu terk etti

Suriye’nin resmi ajansı Sana, Esad’ın Arap Birliği’ne geri dönmesine karşı çıkan ülkelerden biri olan Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad el Sani’nin Esad’ın elini sıktığı ve aralarında kısa bir diyalog yaşandığını aktardı. Ancak bin Selman’ın Esad’ı karşıladığı sırada Katar televizyonlarının canlı yayını kesmesi dikkat çekti. Öte yandan el Sani, zirvede konuşma sırası Esad’a geldiğinde salondan ayrıldı. El Sani’nin Cidde’den de ayrıldığı bildirildi. On yıl önce Katar’ın ev sahipliğinde düzenlenen Arap zirvesinde Suriye’nin koltuğuna Suriye muhalefeti oturtulmuştu.

Krize çözüm umudu

Zirvenin açılışında Arap Birliği Dönem Başkanlığını Cezayir’den devralan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönüşünü memnuniyetle karşıladığını ve bunun Suriye’deki krizi sona erdirmenin yolunu açmasını umduğunu dile getirdi. Suudi Arabistan’ın bölgenin çatışma sahasına dönüştürülmesine izin vermeyeceğini söyleyen Selman Filistin sorununun Arapların ‘temel davası’ olmaya devam ettiğini söyledi. Sudan’ın çatışan taraflar arasında geçen hafta varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını belirtirken krizi sona erdirmek için diyaloğa duyulan ihtiyaca dikkat çeken Selman, “Cidde görüşmelerinin Sudan’da etkili bir ateşkes sağlanmasına yardımcı olacağını umuyoruz” dedi.

Zirvenin ev sahibi Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed Bin Selman (solda), zirve toplantısına katılan Suriye lideri Beşar Esad’ı (sağda) karşıladı.

 “İç işlerine müdahale” vurgusu

Suriye lideri Esad zirvede yaptığı konuşmada, “Umarım bu zirve, aramızdaki dayanışma, bölgemizde savaş ve yıkım yerine barış, kalkınma ve refah için Arap eylemlerinde yeni bir dönemin başlangıcı olur” dedi. “Bu zirveyi çalkantılı bir dünyada gerçekleştiriyoruz” ifadelerini kullanan Suriye lideri, Arap devletleri arasındaki yakınlaşmaların umutlarını artırdığını ve bu yakınlaşmaların bu zirvede doruğa ulaştığını söyledi.

Esad şunları ifade etti: “Bugün Batı hegemonyasının bir sonucu olarak ortaya çıkan prensipten, ahlaktan, dostluktan ve ortaklıktan yoksun durumu, filizlenmekte olan çok kutuplu dünyada değiştirme fırsatıyla karşı karşıyayız. İnsanın doğuştan gelen aidiyetlerini hedef alan, onu ahlakından ve kimliğinden mahkûm bırakan modern liberalizme karşı kültürümüzü pekiştirmek ve Arap kimliğimizi medeniyet boyutunda tanımlamak için bir fırsattır.”

Esad, Muhammed bin Selman’a “oynadığı büyük rol ve bölgemizde uzlaşmayı teşvik etmek için sarf ettiği yoğun çabalar için” teşekkür etti. Esad, Suriye’nin her zaman Arap dünyasına ait olacağını söyledi ancak Arap devletlerinin iç işlerine karışılmaması çağrısında bulundu, “İçişlerini ülke halkına bırakmak önemlidir zira kendi işlerini en iyi onlar yönetebilir” dedi. Esad şöyle devam etti: “Libya’dan Suriye’ye, Yemen’den Sudan’a, oradan da farklı coğrafyalardaki birçok meseleye kadar her gün bizi ilgilendiren meselelere gelince, semptomları tedavi ederek hastalıkları tedavi edemeyiz. Tüm bu sorunlar, daha önce ele alınmamış daha büyük başlıkların sonuçlarıdır. Son yılda Arap sahnesinde ortaya çıkan çatlakları ele almak gerekiyor. Ve Birliğin yaraları saran değil, yaraları iyileştiren rolünü yeniden kazanması ve en önemlisi de iç meseleleri halka bırakması gerekiyor.”

Zelenski sürprizi

Zirve’nin sürprizi Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski’nin ‘onur konuğu’ olarak ağırlanması oldu. Muhammed Bin Selman, Suudi Arabistan’ın Ukrayna’da çözüm için uluslararası çabaları desteklediğini ve Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu belirterek Zelenski’ye söz verdi.

İlk kez Suudi Arabistan’ı ziyaret eden Zelenski konuşmasında Ukrayna’nın, halkının ve Ukrayna’da yaşayan Müslümanların korunması çağrısında bulundu. Ukrayna Devlet Başkanı, “Savaşmayı Ukraynalılar seçmedi. Biz başka bir ülkeye saldırmadık. Teslim olmayacağız ve hiçbir yabancı işgalciye boyun eğmeyeceğiz. Topraklarımızı geri almak için savaşmayı sürdüreceğiz” ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’a esir değişimindeki arabulucu rolünden dolayı teşekkürlerini ileten Zelenski, Arap turistlerin, Rus işgalinden arınmış bir halde ülkesini yeniden ziyaret etmesini umduğunu dile getirdi.

ABD, Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımlarına ve Suriye’nin Arap Birliği’ne yeniden kabul edilmesine açıktan karşı çıkmıştı. Batı’dan yönelen eleştirilerden sonra Zirve’ye sürpriz bir şekilde Zelenski’nin davet edilmesi dikkat çekti. ABD, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerine petrol üretimini artırmaları yönünde baskı yapmış ancak Arap ülkeleri Rusya’nın elini zayıflatmayı amaçlayan bu hamleye karşı direnmiş ve üretimi artırmamıştı. Ukrayna krizinde tarafsız kalmaya çalışan Körfez’in Zelenski hamlesinin, Esad’la normalleşme gündemi nedeniyle Batı’dan yönelen eleştirileri hafifletme çabası olduğu düşünülüyor.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English