Asya
Avustralya, Çin’e karşı on yılların en büyük savunma değişimine gidiyor

Avustralya, Çin’in bölgede artan askeri etkisine karşı savunma stratejisini yeniledi. İkinci dünya savaşından bu yana askeri duruşundaki en büyük stratejik değişimi açıklayan Avustralya, kuzey üslerini ve uzun menzilli saldırı yeteneklerini güçlendirecek.
Avustralya’nın en önemli askeri stratejik vizyon belgesi olan Savunma Stratejik İncelemesi 2023 yayınlandı. Avustralya’nın önümüzdeki yıllarda izleyeceği savunma stratejisini ortaya koyan belgede, Hint-Pasifik’teki “büyük güç rekabetinin” ülkenin stratejik koşullarını değiştirdiği vurgulandı.
“İttifak ortağımız ABD artık Hint-Pasifik’in tek kutuplu lideri değil” denilen raporda, “yoğun Çin-ABD rekabeti, bölgemizin ve zamanımızın belirleyici özelliğidir” ifadesi kullanıldı.
Avustralya’nın eski savunma kuvvetleri başkanı Angus Houston ve eski savunma bakanı Stephen Smith tarafından yazılan raporda, ABD ile gelişmiş ve genişletilmiş bir ittifak hedefi vurgulanırken, Çin’in askeri yığınağı, “ikinci dünya savaşının sona ermesinden bu yana herhangi bir ülkenin en büyük ve en iddialı yığınağı” olarak nitelendirildi. ABD ile Çin arasındaki rekabetin, “çatışma potansiyeli de dahil olmak üzere” ülkenin çıkarlarını tehdit etme potansiyeline sahip olduğu” uyarısında bulunuldu.
‘Hint-Pasifik’te Çin tehdit, ABD denge ve istikrar merkezi’
“Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik iddiası, Hint-Pasifik’teki küresel kurallara dayalı düzeni tehdit ediyor” denilen metinde, bunun Avustralya’nın ulusal çıkarlarını da olumsuz yönde etkilediği belirtildi. “ABD ile yakın işbirliği” ise, “Hint-Pasifik’te denge ve istikrar sağlamanın merkezi” olarak tanımlandı.
Raporda, Avustralya’nın stratejik kültürünün uzun süredir “büyük güç ittifakı”na dayandığı vurgulanırken, yeni dönemde de bu ihtiyacın “merkeziliği”nin bir kez daha teyit edildiği ifade edilerek şöyle denildi: “Amerika Birleşik Devletleri ile olan ittifakımız, Avustralya’nın güvenliği ve stratejisi için merkezi olmaya devam edecek.”
“Kamuya açık bazı analizlerin aksine, ABD ile ittifakımız Avustralya için giderek daha da önem kazandı” denilen raporda, bu olgunun ABD ve diğer partnerlerle daha yakın çalışmayı da beraberinde getireceğine işaret edildi.
Ülkedeki ABD askeri güçlerinin artırılması hedefi
Yeni savunma stratejisinde, daha yetenekli bir orduya, tamamen birleşik ve entegre bir gücün geliştirilmesine, hükümet çapında risk yönetimine dair yeni bir yaklaşıma, savunma istihdamı ve iş gücünde temel değişiklikleri yönetmeye, kilit alanlarda geliştirilmiş bağımsız savunma sanayi kapasitesine, gelişmiş askeri teknoloji geliştirmeye yönelik yeni bir yaklaşıma ve savunma hazırlığı için ulusal planlamaya odaklanıldığı kaydedildi.
Ayrıca, bu kapsamda, Hint-Pasifik’te Japonya, Hindistan ve ABD ittifakını içeren QUAD da dahil olmak üzere, bölgesel, çoklu ve ikili ortaklıkları geliştirme, Avustralya’daki ABD kuvvetlerini, denizaltılar da dahil, artırma ve AUKUS aracılığıyla bölgesel askeri tatbikatların güçlendirilmesi hedefleri vurgulanıyor.
Belge, ABD ve İngiltere ile nükleer enerjili denizaltılara odaklanan üçlü savunma ortaklığı AUKUS’un yanı sıra, Avustralya hükümetinin askeri stratejisini ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik yeni bir çabasını ortaya koyuyor.
Rapor, bir yıl önce seçilen ve son on yılda askeri harcamalara ve satın almalara yönelik yaklaşımı “verimsiz ve kopuk” diye eleştiren İşçi Partisi hükümeti tarafından hazırlatıldı.
Daha önceki raporlar 10 yıllık bir planlama çizerken, bu savunma planlaması için dönemler şöyle belirlendi: “2023-2025 üç yıllık dönem” (öncelik verilip acilen ele alınması gereken hususlar için); “2026-2030 beş yıllık dönem”; ve “2031 dönemi ve sonrası”.
‘Füze çağında tehdidin doğası değişti’
Metinde, uzun süredir doğal bir savunma unsuru olarak gördüğü coğrafi uzaklığına güvenen Avustralya’ya yönelik tehdidin doğasının, füze teknolojisinin geliştirildiği bu çağda değiştiği ortaya konuluyor:
“Uzun menzilli hassas vuruş silahlarının yaygınlaşmasıyla belirginleşen modern savaşta ‘füze çağı’nın yükselişi, Avustralya’nın coğrafi faydalarını, mesafe konforunu ve niteliksel bölgesel yetenek üstünlüğümüzü radikal bir şekilde azalttı.”
Avustralya Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Richard Marles, ülkenin savunma duruşunun “artık amaca uygun olmadığını” söyledi ve silahlı kuvvetlerin yaklaşımlarını yeniden şekillendirmesini istedi.
Canberra’da Başbakan Anthony Albanese ile birlikte konuşan Savunma Bakanı Richard Marles, incelemeyi savunma için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi.
Marles açıklamasında, ülkenin kuzeyindeki üsleri güçlendirme ve “Avustralya’nın kıyı şeridini, ticaret yollarını ve bölgedeki çıkarlarını korumak için ölümcül projeksiyonunu ve uzun menzilli saldırı yeteneklerini geliştirme” planlarını detaylandırdı.
Ordunun öncelikleri
Avustralya savunma kuvvetlerinin yeni öncelikleri ise şöyle sıralandı: Avustralya’nın nükleer enerjili denizaltı kabiliyetini, daha uzun menzilli saldırı kapasitesini geliştirmek, yeni teknolojilerin orduya entegrasyonunu hızlandırmak, işgücünü elde tutma ve askere almayı sağlama ve Hint-Pasifik’te stratejik işbirliğini geliştirmek.
Rapora göre, Avustralya ordusu, “kuzey kara ve deniz sahalarında kıyısal operasyonlar için optimize edilmeli ve uzun menzilli saldırı kabiliyeti kazanmalıdır”. Bu, daha uzun menzilli ateş eden silahları (Himarlar) ve karaya dayalı deniz saldırısı yeteneklerini içermektedir. Buna göre, ordunun mermi mühimmatlarını ateşleme menzili, başlangıçta 40 km’den 300 km’ye çıkacak ve hassas vuruşlu füzenin satın alınmasıyla, menzil 500 km’yi aşacak.
Kuzey Avustralya’daki hava üslerinin, limanların ve kışlaların büyütülmesi de büyük bir öncelik olarak tanımlandı. İncelemede, “Bu üslerdeki çalışmaların kapsamlı bir şekilde yükseltilmesi derhal başlamalı ve yakıt depolama ve ikmal sorunları düzeltilmelidir” denildi.
İnceleme ayrıca, 2024’ün ikinci çeyreğine kadar sağlanacak bir yerli füze endüstrisi geliştirme seçenekleriyle birlikte, güdümlü silahların “yerli üretiminin hızla kurulması” çağrısında bulunuyor. Hükümet bunun bir öncelik olduğunu kabul etti.
Raporun amacı, Avustralya’nın uzay ve siber yetenekler de dahil olmak üzere “en ciddi ve beklenmedik durumlara odaklanan daha entegre bir savunma gücüne sahip olması” olarak belirtildi.
Bütçe, 19 milyar Avustralya doları
Yeni Savunma yaklaşımının önümüzdeki dört yıl içinde 19 milyar Avustralya Doları’na (12,7 milyar ABD Doları) mal olması bekleniyor. Yeni planlar kapsamında Alman ve Güney Koreli müteahhitlerden 450 piyade aracı tedarik etmeye yönelik mevcut planların ve obüs siparişinin “derhal” azaltıldığı kaydedildi.
Askeri uzmanlar, bu iptallerin yeni savunma stratejisini yansıtan bir hamle olduğunu ve Çin’in bölgeye hakim olma yeteneğini reddetmeye odaklandığını vurguladığını söyledi.
Financial Times’a konuşan Lowy Enstitüsü düşünce kuruluşunun uluslararası güvenlik programı yöneticisi Sam Roggeveen, iptallerle ilgili, “Uzaklardaki askeri maceralarla daha az ilgilendiğimizin bir işareti” dedi.
İlk tebrik ABD savunma bakanından
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Avustralya’nın Savunma Stratejik İncelemesi’nin yayınlanmasını memnuniyetle karşılıyoruz – bu, AUKUS ve Quad’a katılım da dahil olmak üzere, Avustralya’nın özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i korumada oynadığı önemli rolün son örneğidir” ifadelerini kullandı.
We welcome the release of Australia’s Defence Strategic Review — it’s the latest example of the pivotal role Australia plays in preserving a free and open Indo-Pacific, including through participation in AUKUS and the Quad. https://t.co/A5zTzP1Dn2
— Secretary of Defense Lloyd J. Austin III (@SecDef) April 24, 2023
Asya
Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.
Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.
Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.
Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.
South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:
Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?
Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.
Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.
Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.
Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.
Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.
Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.
Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.
Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?
UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.
Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.
Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.
Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.
Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.
Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?
Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.
Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.
Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.
Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.
Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.
Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.
Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.
Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.
Asya
Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.
Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.
Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.
Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.
Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.
Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.
Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.
Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.
Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.
Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.
Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.
Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.
Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.
Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.
Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Asya
Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.
Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.
Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.
Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.
Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.
Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.
Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.
Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.
Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.
Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.
Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.
Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.
Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.
Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor











