Asya
Bagong Bayani, Kolay Döviz ve Sessiz Çöküş: Filipinler Ekonomisinin Görünmeyen Bedeli

Dubai’nin kavurucu sıcağında, gökdelenlerin gölgesi bazen insanı serinletiyor ancak üstü açık otobüste bize şehri gezdiren tombul, gözlüklü hanımefendi bu fırsattan hiçbir şekilde yararlanamadığı gibi bir elinde mikrofon diğer elinde terini sildiği mendili ile bize Dubai’nin muhteşem binalarını, zenginliğini ve şatafatını anlatıyor. Gezinin mola anlarında sohbet ettiğimiz bu hanımefendi yanımdaki çocuklarıma bakıp gülümserken kendisinin Filipinler’de bıraktığı çocuklarından ve eşinden bahsediyor. Daha sonra tanışma fırsatı bulup konuştuğumuz başka Filipinli kadınların da sürekli bahsettikleri kelime hep aynı “aile.” Çoğu, ülkelerinde iş bulmanın zorluğundan söz ediyor; ama asıl acıyı işsizliğin kendisinden çok, aileye uzak düşmekten dolayı yaşıyorlar. Yine de gülümseyerek anlatıyorlardı: “Burada çalışıyoruz, çünkü çocuklarımız okusun, yaşasın, ayakta kalsın.”
Bu hikâye tekil değil. Filipinler’de yurtdışında çalışan işçilerin sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Ve bu insanların ülkelerine gönderdiği para, sadece hanelerin bütçesini değil; ülkenin ekonomik kaderini de etkileyen bir nehir gibi akıyor. Bu nehir suyu başta bereketi getiriyor ancak kullanımı düzgün yönetilmediğinde toprağın tuzlanmasına yol açması gibi ekonomik yapıda çok daha derin yaralar açılmasına sebep oluyor.
Yurtdışında çalışan Filipinlilere ülke yönetimi tarafından “Bagong Bayani” deniliyor yani modern kahramanlar. Onlar ülkeyi terk eder, başka ülkelerde çalışır ve kazandıklarının önemli bir kısmını geride bıraktıkları ailelere gönderirler. Bu para, evlerinden çok uzaklarda çok zor şartlar altında çalışıp para kazanan Filipinli erkek ve kadınların ailelerinin geçimlerini sağlar ve evleri ayakta tutar. Filipinli emekçilerin bu göçü devlet tarafından da desteklenmektedir ve bu konuda çeşitli ödüller verilmektedir. Bu göç, bir zorunluluktan çok bir “ulusal strateji” gibi kabul edilmektedir.
Ancak ekonomi bilimi romantik hikâyeleri pek sevmez. Çünkü her fedakârlığın, her “kolay” çözümün, zamanla ortaya çıkan bir bedeli vardır.
Ekonomi biliminde bu bedelin adı Hollanda Hastalığıdır.
Kolay Gelen Para, Zor Kaybolan Üretim
Hollanda Hastalığı, ilk kez 1970’lerde Hollanda’da keşfedilen doğalgazın ardından gündeme gelmişti. Büyük döviz geliri ülkeyi zenginleştirmiş gibi görünmüş; fakat sanayi ve tarım zamanla rekabet gücünü kaybetmişti. O günden sonra iktisatçılar şunu fark etti:
Sorun kaynağın ne olduğu değil, paranın ekonomiyi nasıl dönüştürdüğüydü.
Bugün Filipinler’de yerin altından çıkan petrol yok. Ama yerin üstünde, milyonlarca insanın emeği var. Ve bu emekten doğan döviz, milli gelirin yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. Kâğıt üzerinde bu bir başarıdır. Fakat uzun vadede soru şudur:
Bir ekonomi, kendi vatandaşlarını sürekli ihraç ederek ne kadar sürdürülebilir olabilir?
Ekonomik teoriye göre, büyük ve sürekli döviz girişleri yerel parayı değerlendirir. Para değerlendiğinde ithalat ucuzlar; tüketim artar. Ama aynı anda tarım ve sanayi gibi dış rekabete açık sektörler zorlanır. Çünkü yerli üretici, pahalılaşan maliyetlerle küresel piyasada tutunamaz. Üretim yavaşlar, yatırımlar ertelenir.
Buna karşılık, ihracata konu olmayan sektörler büyür: inşaat, ticaret, finans, hizmetler… Yani tüketim ekonomisi genişlerken, üretim ekonomisi daralır.
Bu süreç yavaş ilerler. Gürültü çıkarmaz. Ama bir kez yerleştiğinde, geri döndürülmesi zordur.
Bilimin Söylediği Şey Basit ama Rahatsız Edici
Filipinler ekonomisi üzerine yapılan ve 1975 yılından sonraki dönemleri kapsayan ekonometrik analizler, bu teorik çerçeveyi doğruluyor. Yurtdışında çalışan işçilerin ülkeye gönderdiği döviz arttıkça:
- Tarım sektörünün milli gelirdeki payı azalıyor
- İmalat sanayi uzun vadede zayıflıyor
- Hizmetler sektörü ise büyüyor
Bu sonuçlar şaşırtıcı değil; ama rahatsız edici. Çünkü tarım ve imalat, bir ülkenin uzun vadeli kalkınma kapasitesini taşıyan sektörlerdir. Hizmetler elbette önemlidir; ancak üretim temeli zayıf bir hizmet büyümesi, kırılgan bir refah yaratır.
Bir başka ifadeyle:
Para geliyor, ama üretim geri çekiliyor.
Daha da çarpıcı olan, bu etkinin kısa vadede fark edilmemesidir. Analizler gösteriyor ki emeğin ihracından doğan dövizin sanayi üzerindeki olumsuz etkileri, yıllar içinde birikmektedir. Bugün gelen para yarın tüketimi artırıyor ama on yıllar sonra sanayi kapasitesindeki erozyon daha net görünür hale geliyor.
Bu yüzden Hollanda Hastalığı çoğu zaman kanser hastalığı gibi “sessiz”dir. Çok fazla ses çıkarma ancak yapısal gücü aşındırır.
Devletin Kolaycılığı: İşsizliği ve Riski İhraç Etmek
Burada asıl mesele, yurtdışında çalışan işçiler değildir. Onlar, küresel eşitsizliğin en ağır bedelini ödeyen kesimdir. Mesele, devletin bu süreci nasıl yönettiğidir.
Filipinler devleti, uzun süredir emeğin ihracını bir tür denge mekanizması olarak kullanıyor:
- İşsizlik baskısı azalıyor
- Döviz rezervleri güçleniyor
- İç talep canlı tutuluyor
Bu, kısa vadede siyasi olarak son derece konforlu bir tercihtir. Ancak aynı zamanda risklidir. Çünkü üretim kapasitesini güçlendirmek yerine, ekonomiyi dışarıdan gelen paraya bağımlı hale getirir.
Bir ülke, reform yapmak yerine insanlarını yurtdışına çalışmaları amacıyla gönderiyorsa; sanayi politikası üretmek yerine dövizi bekliyorsa; tarımı güçlendirmek yerine ithalatı ucuzlatıyorsa, orada kalkınma erteleniyor demektir.
“Bagong Bayani” söylemi bu noktada iki anlam taşır. Bir yandan emeğe saygıdır. Ama diğer yandan, devletin kendi yapması gerekeni bireylerin fedakârlığıyla örtmesidir.
Hizmetler Büyürken Ne Kaybediyoruz?
Hizmetler sektöründeki büyüme çoğu zaman “ilerleme” olarak algılanır. Daha çok bina, daha çok AVM, daha çok finansal işlem… Oysa üretimle beslenmeyen bir hizmet ekonomisi, bir “Ouroboros” yani kendi kuyruğunu yiyen yılana benzer.
İmalat zayıfladığında:
- Teknoloji üretimi geriler
- Verimlilik artışı sınırlanır
- İhracat kapasitesi düşer
Tarım çözüldüğünde:
- Kırsal gelirler azalır
- Gıda bağımlılığı artar
- Bölgesel eşitsizlik derinleşir
Buna karşılık hizmetler büyür; ama bu büyüme, çoğu zaman ithalata ve tüketime dayalıdır. Döviz azalırsa, bu yapı hızla kırılganlaşır.
Filipinler’in yaşadığı tam olarak budur: Döviz bolluğu üretimi değil, tüketimi beslemiştir.
Emeğin İhracı: Fırsat mı, Kader mi?
Burada kritik bir ayrım yapmak gerekir. Emeğin ihracı, doğru politikalarla geçici bir fırsat olabilir. Yurtdışında çalışanların kazandığı deneyim, beceri ve birikim; doğru yatırımlarla ülkeye döndürülebilir.
Bu ancak şu şartlarla mümkündür:
- Döviz, sanayi ve tarım yatırımlarına yönlendirilirse
- Eğitim ve beceri dönüşümü desteklenirse
- Üretim, iç tüketime kurban edilmezse
Aksi halde emek ihracı, bir kalkınma stratejisi olmaktan çıkar; bir kalkınma alışkanlığına dönüşür. Ve alışkanlıklar, en zor bırakılan şeylerdir.
Gerçek Kahramanlık Nedir?
Filipinler’in modern kahramanları, ülkelerini ayakta tutuyor. Ama hiçbir ülke, sonsuza kadar vatandaşlarının fedakârlığıyla yaşayamaz. Bir gün o döviz azalır. Bir gün dünya değişir. Bir gün o insanlar yaşlanır.
Geride kalması gereken şey, üreten bir ekonomidir.
Gerçek kahramanlık, insanları gitmeye mecbur bırakmayan bir ülke kurabilmektir. Dövizle değil, üretimle; tüketimle değil, sanayi ve tarımla büyüyen bir ülke…
Modern kahramanlara duyulan minnet, ancak böyle anlamlı olabilir.
Asya
Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.
Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.
Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.
Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.
Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.
Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.
Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.
Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.
Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.
Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü
Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.
O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.
Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.
Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.
Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.
Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.
Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor
Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.
Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.
Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.
Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.
Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.
Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.
Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.
Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.
Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor
Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.
Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.
Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.
Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.
Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.
Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.
Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.
Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.
Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.
Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.
Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.
Asya
Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.
Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.
Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.
Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.
Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.
Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.
Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.
Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.
Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.
Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.
Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.
Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.
Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.
Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.
Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.
Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.
Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.
Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.
Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.
SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.
Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.
Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.
Asya
Çinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu

Çinli matematikçi Sun Zhiwei, çözülmemiş binden fazla hipotezi 400 sayfalık derlemede toplayarak bazı problemlerin kanıtı için maaşından ödül vadetti. Yapay zekayı araştırmalarında yardımcı olarak kullanan Sun, meslektaşlarına panik yapmama çağrısında bulunurken 25 Fields Madalyası sahibi matematikçi modellerin sektöre zarar verebileceği uyarısında bulundu.
Çin’deki Nankin Üniversitesi profesörlerinden matematikçi Sun Zhiwei, binden fazla çözülmemiş hipotezi içeren 400 sayfalık derleme yayımlayarak bilim dünyasına bu problemleri kanıtlama çağrısı yaptı.
South China Morning Post gazetesinin haberine göre Çinli araştırmacı, bu yıl çıkan derlemedeki bazı problemlerin çözümü için kendi maaşından para ödülü vadetti.
Yapay zekayı araştırmalarında rutin hesaplamaları otomatikleştiren, yeni yöntem ve teoriler geliştirmeye odaklanmayı sağlayan faydalı bir yardımcı olarak niteleyen Sun, sistemi “oldukça bilgili, çalışkan ve akıllı bir yüksek lisans öğrencisine” benzetti.
Karmaşık matematiksel problemleri çözerken teknolojiyi bizzat yönlendirdiğini belirten profesör, modelin üzerinde çalıştığı problemin henüz çözülmediğini anlayıp işlemi reddetmesini önlemek için sistemin internet bağlantısını kapalı tuttuğunu kaydetti.
Hesaplama araçlarına 2005 yılında ilgi duymaya başlayan ve 2009’da binlerce özel durumu test etmesine imkan tanıyan Mathematica programında uzmanlaşan Sun, bilimsel gelişimin yalnızca cevap bulmaya değil, merak duygusuna ve yeni sorular ortaya koyma becerisine dayandığı değerlendirmesini yaptı.
Hakikati aramak amacıyla çalışan matematikçilerin yapay zekadaki ilerlemeden endişe duymaması gerektiğini vurgulayan Sun, “Yapay zekanın her matematiksel problemi çözmeye gücü yetmez, dolayısıyla matematikçilerin paniğe kapılması gerekmiyor” dedi.
Madalya sahibi 25 matematikçi ortak uyarı mektubu yayımladı
Akademik dünyadaki tartışmalar ise farklı bir boyutta sürüyor. Fields Madalyası sahibi 25 matematikçi, eylül ayında yayımladıkları açık mektupta yapay zekadaki kontrolsüz yönelimin matematik bilimine zarar verebileceği uyarısını dile getirdi.
Geliştirici şirketlerin modelleri yalnızca bilinen problemleri çözme performansı üzerinden ölçtüğünü savunan araştırmacılar, bilim insanları için asıl değerli olan unsurun yeni yöntem ve fikirler geliştirmek olduğunu kaydetti.
Yapay zekanın araştırmaları hızlandırabileceğini kabul eden bilim insanları, sistemler aracılığıyla elde edilen sonuçların aceleyle yayımlanmasının içeriklerin sağlıklı analizini zorlaştırabileceğine, yazarlık hakkının tespitini güçleştirebileceğine ve intihallerin ortaya çıkarılmasını engelleyebileceğine dikkat çekti.
Mektuptaki itirazların öncesinde OpenAI, geliştirdiği dahili modelin “milenyum problemleri” arasında sayılan Navier-Stokes denklemlerinin çözümlerinin varlığı ve pürüzsüzlüğü problemini çözdüğünü açıklamıştı.
New York Üniversitesi Profesörü Tristan Buckmaster, OpenAI şirketini, Anthropic bünyesinde görev yapan matematikçi Levent Alpöge ile yürüttükleri ortak projenin çıktılarını kullanmakla itham etti.
Buckmaster, OpenAI şirketinin kendilerine sonucu yayımlamak için çeşitli seçenekler sunduğunu ve Alpöge’nin yazar kadrosundan çıkarılmasını iki kez talep ettiğini öne sürdü.
Şirketin iddia ettiği kanıtı görmediğini ve OpenAI Codex sistemindeki taslaklarının izinsiz kullanıldığını doğrudan iddia etmediğini de ekleyen Buckmaster, “Ben yalnızca bana ne söylendiğini, ne zaman ve ne teklif edildiğini aktarıyorum” açıklamasını yaptı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum












